335- SALDIRIYI DEFETMENİN ŞARTLARI:

 

Saldırıya uğrayan kişinin kendini müdafaa durumunda bulunabilmeli için bazı şartların buluması gerekir. Bu şartlar:

a) Önce ortada bir tecavüz olmalıdır.

b) Bu tecaüz aynı anda olmalıdır.

c) Başka bir yolla saldırıyı defetmek mümkün olmamalıdır.

d) Saldırı yeterli bir kuvvetle defedilmelidir.

a) Birinci şart ortada bir saldırının bulunmasıdır. Teceavüze uğrayan kişiye işlenmiş bulunan fiil saldırı olmazsa onu defetmek caiz olmaz. Mesela, baba çocuğunu koca karısını, öğretmen öğrencisini, uslandırmak için döverse, cellat eli kesilmesine hüküm verilenin elinli keser, hakkında kısas hüküm verilmiş olanın kısas hükmünü tatbik eder, katilin boyunu veya elini kısas olarak keserse, bu hallerde onların fiilleri saldırı ve düşmanlık olarak değil sadece hakkını kullanılması veya görevin ifası olarak kabul edilir.

Meşru müdafanın bulunabilmesi için düşmanlık veya saldırının mevcut olması şarttır. Binaenaleyh islam hukukunun hükmettiği veya ciz gördüğü, hareketi yapma hakkınahaiz olan kişi o hareketleri işlerse tecavüz olarak değerledirilmez. Yakalamak, takib etmek, sopa vurmak, hapsetmek ve benezeri hususlar fertelere veya kolluk kuvvetlerine düşen görevlerdir ve böyle olduğu için bunlarda saldırı dulrumu yoktur.

Saldırının kesinleşmiş bir hudud yoktur. Şiddetli de olabilir, basit de. Saldırının basit olması müdafaa durumunu ortadan kaldırmaz.  Fakat, müdaafaa durumunda olan kişi saldırganın saldırısını defedecek şekilde güç kullanmak zorundadır.

Saldırı tecavüze uğrayanın, namusuna, canına, malına olabileceği gibi, başkasının namusuna, canına ve malına da olabilir. Hatta saldıranın canına ve malına da olabilir. Mesela, kendi kendisnii öldürmeye , bir uzvunu koparmaya, yahut da malınlı telef etmeye çalışan bir insanın hareketine karşı çıkmak meşru müdafaadır375.

(375) Esna’el-metalib, C: 4, S: 167.

İmma Malik, Şafii ve Hanbel’e göre teeavüzün, gayrı meşru bir davranış olması yeterlidir. Ayrıca bu fakihler saldırganın fiilinde cezai sorumluluğa haiz olması zaruretini de kabu etmezler. Saldırganın deli ve çocuk olabilecğini kabul ederler. Saldırganın fiili ne olursa olsun gayrımeşru olmsı meşru müdafa durmunun ortaya çıkması için kafidir. İmam  Azam ve taraftarları ise, saldırının suç sayılan ve cazai sorumluluğa tabi bir fiil olması için saldırganın da cezai sorumluluğa haiz bulunmasını şart koşmaktadırlar. Aksi takdirde meşru müdafaanın zaruret durumuna dayalı olacağını kabul etmektedirler. Bu noktada Ebu Yusuf muhalefet etmekte fiilin suç olmasını yeterli bularak saldırganın cezai sorumluluğa haiz olup olmamasını önemi bulunmadığını ifade etmektedir. İmam Ebu Yusuf’un görüşü fiilin suç oluşunu şart koşan Mısır ceza kanununun hükmüne tamamen uymaktadır.

İmam Malik, Şafii ve Ahmed ibn Hanbel’e göre; saldırının kaynağı ister insan olsun, isterse hayvan, fiil bir saldırıdır. Ebu hanife ve taraftarları ise, hayanın saldırısının meşru müdafaa olarak kabul edilemeyeceğini, çünkü hayvanın fiilinin suç sayılamayacağını öne sürmekte ve hayvanın saldırısına karşı koymanın zaruret esasına dayalı olduğunu kabul etmektedirler. Bu görüş kısmen  Mısır ceza kanununun 355. maddesinde ifadesini bulan “zaruret hali olmadan bir hayvanı öldürme durumunda cezai müeyyidenin kullanılacağını” amir hükümle uyuşmaktadır. Zaruret halini söz  konusu kanunun ihtiyaç tabiriyle ifade ettiğini belitebilirz. Çünkü hayvanın fiili kendiliğinden fiildir. Ancak bazı hallerde hayvanın sahibi için suç olarak değerlendirilebilir. O zaman da meşru müdafaa söz konusudur, bunun dışında meşru müdafaa söz konusu değildir.

Saldırganın, saldırıya uğrayanın müdafaasını reddedip sonra da kendi kendisini müdafa ettğini öne sürmesi söz konusu olamaz. Çünkü saldıran saldırısıyla saldırıya uğrayanı meşru müdafaaya sevketmiştir. Eğer meşru müdafaa hali saldırganın öldürülmesini gerektiryorsa bu takdirde saldırganın kanı heder olur ve saldırıya uğran masumdur. Eğre meşru müdafaa hali saldırganın etkisiz hale getirilmesi için yaralanmasını geretiryorsa, saldırıya ugrayan yine masum ve saldırganın kanı hederdir. Bunun örneği Hz. Ali’nin verdiği bir  hükümdür: Hadise şöyle olur: Bir kadın evlenir, gerdek geçesi gelin bir arkadaşını da eşyalarıyla birlitke getirir. Evlenen kişi zifaf odasına girer ve orada gelinin arkadışını görür karşılıklı çatışma olur ve damat gelinin arkadaşını öldürür. Kadın da bunun üzerine kocasını öldürür. Durum Hz. Ali’ye intikal eder. Hz. Ali kadının öldürülmesine hükmü verir. Ve onun davranışını meşru müdafaa olarak kabul etmez.

Fakat meşru müdafa hareketi düşmanlığın reddi için lazım olan hududu aşacak olursa, hududu aşan kısım düşmanlık olarak kabul edilir. Ve saldırganın bu durumda kendisini müdafaa etmesi hakkı doğar. Meşru müdafaa yapan kimsenin ihtiyaçtan fazla olan davranışı suç kabul edlir ve muaheze olunur. Meşru müdafaa halini doğurması için fiilin vukubulması şartı yoktur. Tecavüze uğrayanın saldırganın tecavüze başlamasını bekleme zorunluğu yoktur. Mütecavizin saldıracağını anlar anlamaz (hareketleri buna delalet ettiği sürece) onu önlemeye çlaşımak saldırıya ugrayanın hakkıdır. Mesela, adam kılıcını veya başka bir silahını çekerek birisinin üzerine yürürse, o kişinin de karşısındaki mütecavize urması hakkıdır. Eğer teceavüz edenin saldıracığnı anlarsa mütecavizin vurmasını beklemeden hemen kendisi vurması normaldır. Ama saldırgan vuracağını tahmin etmezse kedisinin vurması caiz değildir376.

Saldırı ihtimali tahmin olmaktan çıkıp kesinleşirse müdafaa durumun ortaya çıkar. Evham veya zayıf tahmin meşru müdafaa delili olmaz. Mesela bir kişi bir eve girer de ev sahibi silahlı adamın kendisini öldüreciğini tahmin ederse -zannı makul sebeblere dayandığı takdirde -ev sahibi daha evvel davranarak adamı öldürebililr. Yanut ev sahibi eve giren hırsızın acele davranarak kaçacağını zanederse -tamini makul sebeblere dayandığı takdirde- hırsızdan önce davranıp harekete geçebilir ve bu hareketten dolayı sorumlu tutulamaz377.

(376) El-Ümm. C: 6, S: 27.

(377) Aynı kaynak, aynı sahife.

Oyun ve eğlence maksadıyla silah  göstermek gösteriye muhatab olan kişlere meşru müdafaa durmunu doğurmaz. Ve silah gösteren de saldırgan olarak kabul edilmez. Çünkü oyun kastıyla silah gösterisinde bulunmak tecavüz olarak değerlendirilemez. Ama şartlar saldırganın şerrini defetme hakkı doğar ve isterse onu öldürür. Saldırıyı ölümden başka bir hareketle defetmek mümkün değilse, öldürdüğü takdirde ceza yoktur.

Saldırının başlangıcının ve sonucunun bilinmesi çok önemlidir. Çünkü müdafaa hali tecavüz haliyle başlar ve tecavüzün son bulmasıyla nihayete erer. Binaenaleyh tecavüzden önce müdafa ve tecavüzden sora müdafaa durumu kalmaz. Mesela, saldırıya uğrayan kişi sadırgana bir darbe vurur ve onu yaralarsa, bunun üzerine mütecaviz tecavüz edemez hale gelirse artık saldırıya uğrayanın saldırganın peşine düşüp bir kere daha vurması caiz değildir. saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra ikinci bir kere hücum etmek hakkı yoktur. Eğer saldırıya uğrayan böyle bir davranış içine girerse ve saldırganı yaralar veya öldürürse cezasına katlanır. Saldırıya uğrayan saldırganı takib edip kaçırdığı eşyasını ve malını geri alması caizdir.Saldırganın götürdüğü şeyleri geri alıncaya kadar meşru müdafaa hakkı vardır. Saldırıya uğrayanın -saldırganın götürdüğü malı geri almak için başka çare yoksa, saldırganı öldürmesi caizdir.

Saldırı emeli müdafaa halini doğuramaz. Muteber olan saldırı emeli değil, saldırı imkanıdır. Mesela, bir kiş saldırmak ister de buna gücü yetmezse, onu yaralamak veya öldlürümek suçdur. Çünkü müdafaa saldıranıdn efedilmesi için konulmuş bir haktır. Saldırı ise bu durumda mümkün değildir.

b) Saldırı o an içerisinde olmalıdır: Sıldırıya uğrayan kişi ancak saldırının vukubulduğu anda meşru müdafaa hakkına sahib olabilir. Ama saldırı o anda vukubulmazsa saldırıya uğrayanın davranışı müdafaa değil tecavüzdür. Çünkü müdafaa ancak fiilen ve zannen saldırının gerçekleşmesi halinde mevcut olur. Binaenaleyh saldırının olması savunma hakkını ve halini doğurur. Bu durumda ileriye matuf bir saldırı savunma konusu olamaz. Saldırı tehdidi ve savunma sebebi değildir.  Çünkü insanın kısa zamanda kendisini korumak için başvuracağı bir tehlike mevcut değildir. Tehdit her ne kadar kendiliğinden bir sadırı olarak abul edilirse de,  onun münasip şeklide defedilmesi gerekir. tehdidle saldırıya uğrayanın korunması için umumi zabıta kuvvetlerine başvurmak kafidir.

 

c) Saldırıyı başka bir yolla defetmek mümkün olmamalıdır:

 

Müdafaa halinin mevcut olması için saldırganı bir başka yolla defetmek imkanı olmamalıdır. Eğer meşru müdafaa halinin dışında bir yolla saldırganı defetmek mümkün olursa, bu yola başvurmak gerekir. Saldırıya uğrayan bu yolu ihmal derese ve bilfil saldırıyı defetme yoluna giderse o zaman saldırgan durumuna düşer.Mesela, saldırganı feryad ederek, imdat isteyerek defetek mümkün ise, saldırıya uğrayanın onu dövmesi, yaralaması veya öldürmesi caiz değildir. Eğer böyle olduğu halde, döver, yaralar veya öldürürse işlediği fiil suçdur378. 

(378) Haişetü İbn Abidin, C: 5, S: 482. Esna’el-metalib, C: 4, S: 167.

Eğer umumi zabıta kuvvetlerine başvurarak münasib yahut da şiddet yoluna başvurmadan başka bir yolla saldırının defi mümkünse  saldırıya uğrayanın bu yollara başvurması ve meşru müdafaa haletine geçmemesi gerekir379.

İslam hukukçuları saldırıyı defetmek için kaçmanın bir yol olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Saldırıyı def etmek için kaçmanın elvirşli bir yol olduğunu kabul edenler, saldırıya uğrayının kaçmasını gerekli bulurlar. Çünkü saldırının en uygun defedilme yolu bu durumuda kaçmaktır ve saldırıya uğrayanın en uygun yolla saldırıyı defetme  mükellefiyeti vardır380.

Kaçmayı meşru müdafaa yollarından bir yol olarak kabul etmeyenler ise, saldırıya uğrayanın kaçmasını şart koşmazlar. Kaçmak veya müdafaa etmek durumlarından başka bir yol mevcut olmadığı takdide saldırıya uğrayanın diretip müdaafaa etmesi gerektiğini kabul ederler381.

Bazı fakihler kaçmanın ayıplanacağı hallerle ayıplanmayacağı helleri birbirinde ayırmaktadırlar. Ayıplanma durumu olmadığı takdirde saldırıyı defetemk için kaçmanın gerekeceğini, ayıplanma durumu mevcut olduğu takdirde gerekmiyeceğini ileri sürmektedirler382.

Kaçmanın müdafaa şekli olduğunu kabul edenlere göre her halükarda kaçmanın müdafaanın yerine geçmesi şartı vardır. Binaenaleyh malın ve namusun müdafaası söz konusu ise, müdafaa durmuunda olan kimse malını veya namusunu kaçırmaya muktedir değilse, kaçmak meşru müdafaa olarak kabul edilmez ve tecavüze uğrayan bununla yükümlü sayılmaz383.

(379) El-Ümm, C: 6, S: 27. Esna’el-Metalib, C: 4, S: 167.

(380) El-Muğni, C: 10. S: 353.

(381) El-Muğni, C: 4, S: 353. El-Ümm, C: 6, S: 28.

(382) Tuhfet’ül-muhtac, C: 4, S: 126.

(383) Tuhfet’ül-muhtac, C: 4 S: 126. Esna’el-metalib, C: 4, S: 167.

 

d) Savunmanın, saldırıyı defetmek için yeterli kuvvetle yapılması gerekir:

Meşru müdafaanın saldırıyı defetmeye yeterli miktarda olması gerekir. Eğer bu miktarın üzerinde bir hareket olursa müdafaa durumu değil yeni bir saldırı durumu olur. Şu halde, har zaman için saldırıyı defedebilmesi mümkün olan en kolay yolla defetmek zorundadır. Eğer saldırı az bir kuvvetle defedilebilecekse ve saldırıya uğrayan bunun yerine çok kuvvet kullanmışsa bu takdir haksızdır. Mesela; bir kişi bir başkasının evine izni olmadan girse, ev sahibi kızarak eve giren kişinin hemen evi terketmesini emretse veya terketmediği takdirde dövmekle tehdit etse, hemen dövmesi ev habinin hakkı değildir. Eğer tehdide rağmen adam çıkmazsa onu çıkarabilmenin en kolay yoluna başvurur ve en yugun şekilde dövebilir. Çünkü asıl maksat adamın dövülmesi değil evden çıkarılmasıdır. Eğer az bir hareketle çıkması mümkün ise fazlasına başvurmak gerekmez. Şayet eve giren kişinin sopayla çıkması mümkün olduğunu anlarsa demirle dövmesi caiz olmaz. Çünkü demir, sopanın aksi en ölüdürücü bir alettir. Eğer adam arkasını dönüp gidecek olusa onu öldümesi veya takib etmesi gerekmez. Şayet adama bir darbe vurup etkisiz hale getirirse ikincisini vurmaması gerekir, çünkü şerrini önlemiştir. Eğer adama vurur ve sağ elini koparırsa adam arkasına dönüp kaçınca bir daha vurup ayağını koparırsa ayağını koparmaktan sorumludur, kısas veya diyet ödemek mecburiyetindedir. Çünkü vurması gerekmediği halde adama vurmaktadır384.

(384) El-Muğni, C: 10, S: 351, 352.

Eğer adamın ölümden başka bir yolla çekip gitmesi imkanı olmadığını kabul ederse veya kendisi öldürmediği takdirde onun kendisini öldüreceğini sanır ve korkarsa adamı öldürecek veya bir uzvunu koparacak şekilde vurması caizdir, verdiği zarar hederdir, şerrini defetmek için telef olmuş demektir385.

Bir kimse bir adamın malına, canına ve ailesine haksız olarak kastederse o kişinin canını, malını ve ailesini koruma hakkı vardır. Eğer çağırıp bağırmayla veya yardım istemeyle korunması mümkün ise, eliyle dövmesi gerekmez. Eğer feryadın fayda vermeyeceği bir durumda ise eliyle defedebilir. Şayet eliyle defetmeze sopayla defeder, sopayla defetmezse silahla defeder. Herhangi bir uzvuna zarar vermeden defolup gitmesi mümkün olmazsa bir uzvuna zarar vererek defedebilir. Öldürmekten başka bir yolla defetemek mümkün olmazsa öldürerek defedebilir. Ama sopayla defetmek imkanına sahip olduğu takdirde bir uzvunu koparacak olursa veya bir uzvunu kopararak defetemeye muktedir olduğu halde öldürecek olursa o zaman  tazminat ödemesi gerekir. Yani, bu fiil suçdur. Çünkü haksız yere bir cinayet işlenmiştir. Bu davranışı müdafaasız bir kimseye tecavüz demektir. Eğer bir kimse birisine saldırmak isteyip de sonradan vaz geçerse ona karşı konmaz. Şayet vurup etkisiz hale getirirse bir başka darbe vurmak caiz olmaz. Çünkü maksat saldıranın hareketini engellemektir386.

Bir kimse birinin elini ısırsa ve eli ısırılan kişi elini ancak karşısındakinin sakalını çekmekle kurtarabilse, bu takdirde onun sakalını çekmesi caizdir. Bundan daha fazla bir hareketle elini kurtarmak zorunluluğu varsa onu yapar ve bunun yapmış olduğundan ötürü üzerinde bir sorumluluk yüklenmez387.

(385) Aynı kaynak, aynı sahife.

(386) İslam hukukçuları çoğunlukla cezayı tazminat olarak ifade ederler. Tazminat bedeni ceza da olabilir, mali de.

(387) El, Mühezzeb, C: 2, S: 241.

Bir kimse bir kadına sahip olmak isterse, kadın kendisini müdafaa etmek için onu öldürse kadına hiçbir sorumluluk yüklenmez. Bu konuda Hz. ömer’in bir hükmü vardır. Şöyle ki: Hüzeyi kabilesinden bir adam bir kadına sahip olmak ister, kadın taşla vurup adamı öldürür. Hadiseyi muttali olan Hz. Ömer hükmün verir ve der ki: “Allah’a andolsun ki ebediyyen bir şey ödemez.” Bir hayvan insanın üzerine saldırırsa hayvanın saldırısını önleyecek ölçüde müdafaa yapılır. Eğer hayvan öldürülmekten başka bir yolla önlenemezse öldürülür. Ve öldüren kişiye ne cezai hukuk bakmından, ne de medeni hukuk bakımından bir mesluliyet terettüb eder. Ancak İmam Azam, medeni hukuk bakımıdan öldürünin sorumlu olması gerektiğini kabul eder ve der ki, müdafaa meşru ve savunma şeklinde değil zaruret halilnden doğmuştur. Zaruret hali ise cezai sorumluluğu ortadan kaldırır. Bir kişi harhangi bir kimsenin evine delikten veya kapı yarığından veya benzer bir noktadan bakmak isterse, ev sahibi onun yaptığı hareketten nehyeder, şayet vazgeçmezse onu en  uygun yolla defeder. Şayet gözünü çıkarmaktan başka bir yolla önlemesi mümkon olmazsa gözünü çıkarır ve hiçbir sorumluluk altına girmez. Bu noktada Hanbeli ve Şafi mezhebinde icma vardır389. Her iki mezhebin adyandığı delil Allah Resulünun şu hadisi şerifidir: “Bir kişi izinsiz olarak seni görmek istese, sen ona bir taş atarak gözünü çıkarsan sana bir günah yoktur.”

(389) El-Muğni, C: 10, S: 255. El-Mühezzeb, C: 2, S: 242.

Ayrıca adı geçen mezhebler Sehl ibn Saad’den rivayet olunan şu hadisi şerifi delili gösterirler: “Adamın birisi Resluulahın kapısında bulunan deliklerden içeri bakıyordu. Allahın Resulü ise elinde bir tarakla başını tarıyordu. Adamın baktığını görünce buyurdu ki: “Senin baktığnı bilseydim elimdekiyle gözünü çıkarırdım. Çünkü izin isteme göz için konulmuştur.” Bu iki hadisin hükmünden de öte, Hanbeli ve Şafii mezhebinin görüşü, meşru müdafaa prensibinin tatbikinden başka bir şey değildir. Maliki ve Hanefi mezhebinden bir azınlık da bu görüşü benimser. Her iki mezhebden çoğunluk ise, ev sahibinin sırf bakması yüzünde bakanın gözünü çıkarmsı gerekmediğini kabul ederler. Onlara göre, bir insan bir başkasının izni olmadan saklı bir noktasına baksa onun gözünü çıkarmak mübah olmaz. Bu durumda insanın evine bakılması halinde göz çıkarmanın mübah olmaması akla daha yakındır. Hanefilere göre yukardaki hadislerle bir şeye fazla bakmamak kastolunmuştur389. Malikiler ise, hadisi şerifde çakıl atmanın ihtar ve müdafaa etmek olduğunu, eziyet vermek ve gözü çıkarmak maksadına dayanmadağını kabul etmektedirler. Eğer taş atan kişi adamın gözünü kastederse suçludur, ama ikaz etmek ister de gözüne isabet ederse bu, hatalı bir isabettir kasıtlı olarak değil, hatalı olarak değerlendirilir ve sorumlu tutulur390. 

(389) Haşiyetü ibn Abidin, C: 5, S: 485.

(390) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 322, 323.

Alaedin el-Kasani der ki; bütün bu olaylarda aslolan bir insanın bir insanı öldürme kastı yüzünde öldürülenin kanının heder olmamasıdır. Ancak saldırıya uğrayan kendisini öldürmekten başka bir şeyle müdafaa etmek imkanına haizse öldürmek mübah olmaz. Ama öldürmekten başka bir yolla kendisini müdafaa etmek imkanına sahip değilse öldürmek mübah olur. Çünkü öldürmek bu takdirde meşru müdafanın zaruri gereği sayılır. Mesela, saldırgan saldırıya uğrayana kılıcını çekerek hücum ederse onu öldürmesi caizdir. Çünkü öldürmekten başka bir yolla kendisini savunmaya gücü yetmez. Zira saldırıya uğrayan savunmayıp feryat etse ve yardım dilese yardım gelmezden önce saldırganın kendisini öldürmesi mümkündür. Binaenaleyh bu takdirde öldürmek müdafanın zaruri gereğidir ve dolayısı ile mübahtır. Saldırganı öldürdüğü takdirde saldırıya uğrayan kişi, kanı mübah olan bir kişiyi öldürmüş demektir ve üzerine hiçbir sorumluluk terettüb etmez391.

Saldılqrıya uğrayanın saldırganın saldırısının beklemeden müdafaa haline geçmesi durumunda bir sorumluluk terettüb etmez. Yeter ki saldırganın hali ve tavrı saldırı kastına delalet etsin. Eğer saldırganı sopayla defedilmesi mümkün de, saldırıya uğrayanın yanında kılıç veya bıçaktan başa birşey yoksa bunlardan herhangi birisiyle saldırıyı defetmesinde bir beis yoktur. Çünkü başka şekilde saldırıyı defetme imkanı mevcut değildir. Bu takdirde saldırıya uğrayanı yanına sopa almamasından dolayı mesul tutmak mümkün tdeğildir. Saldırıya uğrayanın başlangıçda saldırganı öldürmek veya yaralamak isteği caiz değildir392. Yaralamanın veya öldürmenin saldırının def edilemsi için gerekli biricik yol olduğunu anlarsa o zaman caiz olur393.

Saldırıyı defetmek için gerekli kvvetin en doğru ölçüsü makul esaslara dayalı olarak saldırıyı defedenin tahminidir. Binaenaleyh saldırının defi için gerekli olan kuvvet bu ölçüyle ölçülür, yoksa vukubulan gerçek zararla veya saldırganın yapmak istediği zararla kıyas olunmaz. Bu durumda saldırıya uğrayanın saldırganı defedebileceğini tahmin ettiği en kolay yolla defetmesi gerekir. Tabiatı itibarıyla saldırıya uğrayanın tahmininin makul sebeblere dayalı olmlası şarttır.

(391) Bedai’üs-sanai, C: 7, S: 93.

(392) Esna’el-metalib, C: 4, S: 167.

(393) Şerhi Zürkani ve Benani haşiyesi, C: 8, S: 118.

Saldırganlar bir grub olursa meydana gelecek çatışma halinde kontrolü elde tutmak mümkün olmayabilir. Çünkü saldırganlardan herbirini en uygun yolla defetmeye çalışmak şerrin defolmasını temin etmeyebilir. Ve bu durumda saldırıya uğrayanın helak olması neticesi doğabilir394. İşte bu gibi hallerde saldırıyı önleme gücünün takdirini her olay için ayrı ayrı yapmak gerekir.