333- SALDIRIYI DEFETEMEK İÇİN MEŞRU

ŞEKİL ALMA:

 

İslam hukukçuları arasında saldırgana karşı savunmanın ve ırzına karşı tecavüzü önlemesi bakımından meşru müdafaa olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Sadece islam hukukçuları salrdırıya karşı meşru müdafaanın ne şekilde olacağı konusunda ihtilaf vardır. Bu ihtilafı iki bölüm altında toplamak mümkündür:

a) Müdafanın mahiyeti: Müdafaa insan için bir vazife midir? Gücü yeterse müdafaa etmeyebilir mi? Yoksa müdafa bir hak mıdır? İsterse saldırıyı önler, istemezse önlemez mi?

İslam hukukçuları namusa saldırı halinde saldırgana karşı savunmayı saldırana bir görev olarak akbul etmekte ittifak etmişlerdir. Mesela bir erkek herhangi bir kadına saldırsa, kadın onun saldırısını ancak saldırganı öldürmekle önleyecek bir durumda kalsa, o kadının saldırgan erkeği mümkün olursa öldürmesi vazifesidir. Keza, bir başka erkeğin bir kadınla zina ettğini gören veya bir kadını zinaya zorladığını müşahede eden bir kimse saldırganı ancak öldürmekle defedebileceğini kabul ederese mümkün olduğu takdirde onu öldürmesi bir vazifedir. Vazife bir görüşe göre yapılmadığı takdirde kınanan ve levmedilen bir davranaşıtır. Bir başka görüşe göre ise, yapılmadığı takdirde cezalandırılan fiildir363. Vazifenin terkinde doğan cezanın dünyevi veya uhrevi olması farksızdır. Vazifeden doğan müdafaayı yapmama halinde bazı durumlarda dünyevi ceza terettüb etmez. Ama, vazifesini yapmamış olması hasebiyle uhrevi cezayı hakeder. Binaenalelyh vazifenin terki konusunda cezi sorumluluğun bulunması hiçbir zaman vazifenin tabiatını değiştirmez, görevden muaf tutmaz.

(363) El-İhkam fi Usul’el-Ahkam Ahmedi. C: 1, S: 138. ve devamı. El-Mustafa, Gazali, C: 1, S: 65, 66.

Vazifenin terki konusunda cezai sorumluluğun bulunmaması vazifeyle hak arasını birleştirmez. Çünkü hak bir fiili yapmak veya yapmamak konusunda muhayyer olmayı gerektirir. Vazife ise muhayyerlik kabul etmez. Ayrıca hat sahibi bir fiil yaparsa veya yapmazsa günahkar olarak değerledirilmez, ama vazifesini yapmayan kişi şer’an günahkardır364.

İslam hukukçuları nefsi müdafa hususunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Azam ile, Malik’i ve Şafii mezhebinde çoğunluğun kabul ettiği görüş; nefsi müdafaa için saldırıyı defetmenin vazife olduğunu kabul etmektedir365.

Maliki ve Şafii mezhebinde kabul görmüş bir görüşte, Hanefi mezhebine ait başka görüş de nefsi müdafa için saldırıyı defetmek bir vazife veya şeri tabiriyle vacib değil, caizdir366. Bu görüşü benimseyenlerin delili Allahın Resulünün fitne ile ilgili olarak buyurduğu şu hadisi şerifdir: “Evinde otur, eğer sana kılıç parıltılarının değmesinden korkarsan yüzünü kapat ve bir başka tabirle, Allahın öldürülen kulu ol, sakın öldürün kulu olma.” Bunlar ayrıca Hz. Osman’ın asilere karşı kendisini öldürmek istediklerinde, silah kullanması mümkün iken savaşmayıp silah kullanmamasını delil olarak kabul ederler.

Hanbeli fakihlerinden bir kısmı ise, nefsi müdafaa konusunda fitne haliyle diğer halleri birbirinden ayırmaktadırlar. Fitne halinde nefsi müdafaanın caiz olduğunu, bunun dışındaki hallerde ise, mutlak manada bir vazife (vacib) olduğunu kabul etmektedirler367.

Şafii ve Maliki fakihlerinden bir kısmı da bu görüştedirler368.

(364) El-Mustafa, C: 1, S: 74.

(365) Haşiyetü İbn Abidin. S: 483. Tuhfet’ül-muhtac. C: 4, S: 124. Mevahib’el-celil, C: 6, S: 323. Zeylai ve haşiyesi, Şülebi, C: 6, S: 110.

(366) El-Muğni, C: 10, S: 350 ve devamı.

(367) El-ikna, C: 4, S: 290.

(368) Haşiyetü’-Remeli, C: 1, S: 168. Esna’el Metali, C: 4, S: 168, Haşiyetü’l-Benani, C: 8, S: 118.

Malın müdafaasında ise islam hukukçularının çoğu saldırıya karşı koymanın vacib değil caiz  olduğunu kabul etmektedirler. Binaenaleyh tecavüze uğraya isterse saldırıyı defeder istemezse defetmez. Mal ile nefis arasında ayırım yapılmasının sebebi ise malın mübah kılınabilen türden olması, nefsin ise mübah kılınamayan türde olmasındandır. Bazı fakihler, katı bir madde olmayan canlı malları savunmanın vacib olduğunu kabul etmektedirler. Keza, mal kendinin değil de başkasının malı ise müdafaa edenin yanına emante duruyuorsa bu takdirde de vacib olarak kabul etmekedirler. Emanet bırakılmış, yahut da vakıf malına tecavüaze uğramış durumunda hal böyledir. Yahut da mal müdafaa edenin olmakla beraber başkalarının da hakkını alakadar edese bu durmda müdafaanınn vacib olduğu görüşündedirler. Rehin veya kira gibi369.

b) Çocuğun,delinin ve hayvanın saldırısı:

İmam Malik, Şafii, Ahmed ibn Hanbel, bir insana çocuğun, delinin veya hayvanın saldırısı halinde de, müdafaa durumunun mevcud olacağını kabul etmetedirler. Saldırganın saldılrısından öldürme halini dışında kurtulmak hali olmazsa, çocuğun, deliyi veya hayvanı öldürmenin ceza hukuk ve medeni hukuk bakımından bir sorumluluğu yoktur. Çünkü o nefsi müdafaa için saldırıya karşı vazifesinin yerine getirmiş  olmaktadır370.  

 

(369) Esna’el-metalib, C: 4, S:168.

(370) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 323. Tebairet’ül-Hükkam, C: 2, S: 303. el-Ümm, C: 6, S: 172. el-Mühezzeb, C: 2, S: 243. El-İkna, C: 4, S: 289.

Hanefi mezhebinden İmam Ebu Yusuf’un dışında kalan fakihler, çocuğun delini vaya hayvanın saldırıp birisini öldürmesi halinde çocuğun, delinin diyetini, hayvanın da kıymetini ödemekle sorumlu olduğunu kabul etmektedirler. Onların bu görüşü ise şu esasa dayanır: Müdafaa suçları defetmek için meşru kılınmış bir savunma şeklidir. Çocuğun, delinin hareketleri ise suç sayılmaz. Yabani hayvanların fiili de böyledir. Binaenaleyh, delinin, çocuğun ve hayvanın saldırısı halinde müdafaa için meşru bir zemin bulunmamaktadır. Sadece saldırıya uğrayan kişi saldırganı öldürmek, yaralamak veya onu acındırmakla zorlayıcı nedenlere dayanan hakkını korumaktadır. Zorlayıcı nedenler dolayısı ile kullanılan haklarda tazminat durumu ortadan kalkmaz, ama, ceza ortadan kalkar. Zira kan ve mal her zaman için masumdur ve meşru özürler bu mazuriyet durumunu ortadan kaldırmaz.

İmam Ebu Yusuf ise, saldırıya uğrayaın yalnız hayvanın değerinden sorumlu tutulabileceğini kabul etmektedir. ,Ona göre çocuğun ve delinin fiili suçtur. Ama idrak sahibi olmadıkları için cezalandırılmaları mümkün değildir. Yabani hayvanın fiili ise suç değildir. Öyleyse, saldırıya uğrayan müdafaa halinde olduğu takdirde, saldıran çocuk  veya deli ise meşru müdafaa durumu saldıran bir hayvansa zaruret hali vardır371.

(371) El,Bahr’ür-Raik, C: 8, S: 302.

Her halü karda meşru müdafaa durumunun mevcut olduğunu söyleyenlerini delili ise şudur: İnsanın nefsine karşı vukubulan her türlü tecavüzden gerekkendisini ve gerekse başkasının koruması vazifesidir. Hem kendi malını hem de başkasının malını -ister saldırı şekli suç olsun, ister olmasın- her türlü tecavüzden muhafaza etmesi onun bir hakkı ve vaziifesidir. Saldırı fiili aslında saldıranın kanını doğrudan doğruya helal kılmaz. Ama saldırganlık saldırılan kişiye saldırganı önleme hakkını verir. Eğer saldırıyı önlemenin çaresi öldürmekten başka bir şey değilse, saldırıya önleyebilmek için öldürebilir. Öyleyse, saldırıyı önlemenin mesulilyeti bizatihi saldıranın helal olmasını değil, saldıranın kanının helal olmasını sağlamaktadır. Bu yüzden de saldırının suç olması veya olmaması şartı yoktur372.

(372) El-Ümm, C: 6, S: 172, 173.