330- HAK VE VAZİFE KAVRAMI:

 

Aslında hak sahibinin hakkını kullanma veya kullanmama yetkisi vardır. Binaenaleyh hak sahibi hakkını kulanırsa ona bir vebal terettüb etmez. Kulanılmazsa da üzerine bir günah yüklenmez. Şu halde hak; kullanılması caiz olan ve terki cezayı gerektirmeyen fiildir.

Hakkın karşısında vazife bulunmaktadır. Hak ile vazife tabiatları itibarıyla birbirinden ayrılırlar. Hak, bir fiili yapmanın caiz oluşu ise, vazife o fiili yapmayı gerekli kılan  husustur. Hak sahibi hakkını kulanmamakla günahkar olmaz ve bu yüzden cezaya çarptırılmaz. Bu vazifeyle yükümlü olan eğer vazifesini yapmazsa günahkar olur ve vazifesini yapmamakla kendisini cezaya muhatab eder.

Hak ve vazife her ne kadar tabiatları itibarıyla birbirinden ayrı ise de cezai bakımından aynıdır. Çünkü, bir vazifenin ifası veya bir hakkın kulanılması için işlenmiş bulunan bir fiil mubahdır, böyle olduğu için de suç olarak kabul edilmez, ceza açısından aynı hüviyettedirler.

Bir fiil muayyen bir şahıs için hak olarak kabul edilirken bir başka şahıs için vazife olarak değerlendirilebilir. Kıssas yapmak üzere birisini öldürmek -eğer kan sahibi fiiilen bunu kendisi yapmak isterse- bir haktır. Ama aynı fiili kansihibi kendisi yapmak istemezse, celladın yapması bir vazifedir. Hanefi mezhebine göre, edeblendirme ve uslandırma, koca ve babanın hakkı, öğretmenin, müderrisin ve vazifesidir.

Hakla vazifenin ayrılması iki bakımdan önemlidir:

a) İslam hukukçuları hakkı kullananın cezalandırılamayacağını, vazifesini yapmayanın cezalanacağını ittifakla kabul ederler.

b) Hakkın kullanılması selamat şartıyla kayıtlı iken, vazifenin yerine getirimesi selamet şartıyla kayıtlı değildir. Ancak bu husus islam hukukçuları arasında ihtilaf konusudur. Yani, hakkını doğrudan doğruya kullanılan kimse hakkını kulanmaya giriştiği mahallin selametinden  sorumludur. Çünkü hak sahibi hakkını kullanmak ve kullanmamak yetkisine haizdir. Üzerine vazife terettüb eden kimse ise vazife mahallinin selametinden sorumlu değildir. Çünkü o görev yapmak zorundadır. Görevini yapmamazlık edemez. İmam Azam ile İmam Şafii bu görüştedir. İmam Ahmed’e, İmam Malik ise, hakkın da vazife gibi selamet şartıyla mukayyet olmadığını ve hakkın kararlaştırılan hududlar içinde kulanılmasının mubah olduğu binaenaleyh hiçbir mesuliyetin terettüb etmeyeceğini kabul ederler.

Herhangi bir fiilin muayyen bir kişiye göre, hak mı yoksa vazife mi olduğunu bimek için o fiil yapmak zorunda olup olmadığına bakınız. Ayrıca fili yapmamak halinde günahkar olup olmamasına dikkat ederiz. Eğer bir kişinin bir fiili yapmak mecburiyeti varsa o vazifedir. Keza, eğer bir kişi bir fiili yapmamakla suçlu, dolayısıyla cezalı duruma düşüyorsa o fiil kişi için vazifedir. Ama bir kişinin bir fiili yapıp yapmamasına hiçbir suç veya ceza terettüb etmiyorsa o fiili, kişi için sadece haktır.

Hak kavramına tahlil ettiğimiz takdirde görürüz ki, hap hududu belirlenmiş olan bir yetkidir ve hak sahibine hak mahallinde belirtilen hududu uygulama yetkisi verilir. Mesela uslandırma hakkı uslandırıcıya uslandırma mahalli ile ilgili bir yetki verir, uslandırma mahalli kadın olabilir, çocuk olabilir, öğrenci olabilir. Vazife kavramını tahlil ettiğimiz zaman görürüz ki, o da vazife ile mükellef bulunan görev mahalli üzerinde bir yetki tanır ve görev mahalli görevini fiilen yerine getirmesini hak olarak kabul eder. Uslandırma vazife olduğunu kabul edenlere göre uslandırma mükellefe bir görev verir. Ki bu görev hak sahibinin öğrenci ve çocuk üzerindeki yetkisinin aynıdır. Şu halde bir görevle mükellef olan kişi realitede görev mahalli üzerinde bir hakka sahibdir. Ancak hakkını kullanmamak yetkisi yoktur. Hak sahibi ile, vazifeli arasındaki biricik fark budur.

Hakların kullanılması ve görevin ifası konusunda söz ederken aşağıdaki hususların ele alınması gereklidir:

 

I-Meşru müdafaa,

II- Tedib, (Uslandırma),

III- Tedavi etme,

IV- Yarış oyunları,

V- Şahısları yok etme,

VI- Hakmimlerin hak ve vazifeleri.

 

Biz bu konulardan her birisi için özel bir bölüm tahsis edeceğiz: