323- İSLAM HUKUKUYLA BEŞERİ HUKUK ARASINDA KARŞILAŞTIRMA:

 

İslam hukukuyla sebebiyet teorisi beşeri hukukun modern sayılan görüşlerine muvafık olduğu gibi onlardan çok büyük üstünlüklere haizdir.

Fransız hukukçuları bugün bile kasıtlı ölürme suçlarında ancak direkt sebeb kabul etmektedirler. Yani, onlar ölümle, ölüme sürükleyen sebeb arasında; ölüme sürükleyici veya ölümün oluşmasına yardım edici başka faktörlerin bulunmasını kabul etmezler. Buna göre, suçlu bir kişiye vursa veya öldümek kastıyla yaralasa, tecavüze uğrayan kişi tedaviyi ihmal etse veya kötü tedavi olsa yahut da hasta zayıf olup ihmali ve kötü tedavisi sonucu, yahud da hastalığı ve zayıflığı sonucu ölse, Fransız hukukçularına göre, bu olaydaki vurma ve yaralama fiili ölümün direkt sebebi sayılmaz. Çünkü, ölme hadisesinin meydana gelmesini sağlayan başka faktörler de bulunmaktadır. Belki de bu faktörler olmasa ölme hadisesi meydana gelmezdi.

Fransız hukukçuları bu prensibi sadece kasıtlı öldürme hallerine tatbik etmektedirler, ama haatlı öldürme hallerinde endikrekt sebebi kabulde bir sakınca görmemektedirler. Onların yaptıkları bu ayırım bile görüşlerinin sakatlığı açıklayıcı niteliktedir. Zira, adalet kasıtlı öldürmede dolaylı sebebi değil, diket sebebi kabul etmeyi gerektiriyorsa; hatalı öldürmede dolaylı sebebi kabul etmek zulüm olacaktır. Ama, adalet hatalı öldümede endirekt sebebi kabul etmeyi gerektiriyorsa, kasıtlı öldürmede kabul etmemek zulüm olur.

Sebebiyet teorisiyle ilgili en yeni görüşler direkt ve endirekt sebebleri birlikte kabul etmektedir. Nitekim bu yeni görüşü, Almanya’da İngiltere’de, İtalya’da, İsviçre’de geçerlilik kazanmış ve buralardan diğer ülkeler intikal etmiştir. Sebebiyet teorisi konusunda ortaya çokan son görüşlerin en tipik örneği Alman teorisidir. Biz de bir örnek olmak üzüre onu açkılamakla iktifa edeceğiz.

Alman hukuk sisteminin benimsediği görüşü uyarınca sebebiyet teorisinde en çok, kuvvetli sebeb veya etkin sebeb kabul görmektedir. Buna göre suçlu eğer bir olayın meydana gelmesinde esas sebeb olan fiili işlemişse bu filin neticesinden sorumludur. İsterse ortadan neticenin meydana gelmesine yardımcı olan başka faktörler de bulunsun. Onlara göre bu faktörler neticenin meydana gelmesi için gerekli şartlar olrak kabul edilir, temel sebeb olarak kabul edilmez. Çünkü neticenin meydana gelmesinde birinci rolü oynarsa netice ona nispet edilir ve suçlunun fiili neticenin ona sebebi olarak değil şartı olarak kabul edilir. Bu görüş neticeyi meydana getiren faktörler arasında kuvvet ve zaaf açısından bir faklık esasına dayanmaktadır. Halbuki o faktörlerin güçlüsü de güçsüzü de neticenin meydana gelmesi için gereklidir. Ne kadar zayıf olursa olsun o faktörlerden birisi bulunmazsa neticenin çıkan şekilde olması mümkün olmaz.

Bundan sonra denkleştirme teorisi ortaya çıktı. Bununla ilk teorilerin eksiklikleri giderilmek isteniyordu. Bu görüş tarflarları neticeni meydana gelmelsine sebeb olan faktörler arasında bir farklılık gözetmemekle beraber hepsini aynı seviyeye indirgemekteydiler. Onlara göre suçlunu fiili neticeye sebeb olan  ilk faktörse ve o bulunmadığı takdirde netice meydana gelmezse suçulu -yardımcı sebebleri nazara itibara  almaları- neticenin tek sorumlusudur. Bu yan faktörlerin alışılagelen cinsden olmasıyla alışılagelenin dışında olması arasında bir fark gözetmemektedirler. saldırıya uğrayanın fiilinden veya başkasının fiilinden meydana gelmiş olmalarını, tabii veya sıhhi durumdan ötürü doğmalarını, suçlunun fiilini bir yerde kesintiye uğrayıp uğratmamalarını nazarı itibara almamaktadırlar.

Bu teori benimsenince suçlunun fiili başka bir fiil tarafından inkıtaa uğrar ve bu neticenin meydana gelmesine tesir ederse yine de sorumulu kabul edilmez. Bu görüş, sebeblerin süresiz olarak uzanıp devamını kabul etmekte ve netice meydana gelmezden  önce inkitaa uğrayan fiilden dolayı ortaya çıkmış bulunan fiillerden suçluyu sorumlu kabul etmektedir. Alman hukukçularının ortaya attığı en son görüş ise şartlara uyun gelen sebebiyet görüşüdür. Bu görüş denkleştirme teorisinin eksiklerini tedavi etmek için ortaya çıkmıştır. Bu da aslında denkleştirme teorisinin kaim olduğu esaslara dayanmaktadır. Ama suçluyu tüm neticelerden sorumlu kabul etmemekte, sadece suçlunun fiilinin neticenin meydana gelmesi için yeterli sebeb olarak değerlendirilmesi halinde mesul kabul etmektedir. Sebebin uygun olması için örfen kabul edilmesini ve eşyanın tabiatı gereği olarak meydana gelen neticelerin oluşumunda tesiri olmasını kafi görmektedir.

Alman hukukçularının sebeb teorisi olarak ortaya attıkları asılnda islam hukukunun sebebiyet görüşünün aynıdır. Her ikisi de sorumluluğun tertibi bakımından aynı neticeleri vermektedir. Öyle sanıyoruz ki, aralarındaki en önemli fark islam hukukunun Alman hukuk görüşünden onüç asır evvel ortaya çıkmış olmasıdır. Ve Alman hukuk görüşünün ancak birbiri ardınca tekamül eden görüşlerden sonra islam hukuk sisteminin başladığı noktaya ulaşmak için büyük merhaleler katetmiş olmasıdır.