310- İSLAM HUKUKUYLA BEŞERİ HUKUK ARASINDA KARŞILAŞTIRMA:

 

Beşeri hukukta tecavüze uğrayanın suça rıza göstermesi katli hadisesini mübah kılmaz ve cezayı ortadan kaldırmaz. Ancak suçun temel esaslarından birisinin ortadan kalkma hali müstesnadır. Görülüyor ki, bu noktada islam hukukuyla beşeri hukuk birleşmektedir. Fakat beşeri hukuk bazı hallerde -tecavüze uğrayanın cezasının tabiatından bir şey eksiltmediği için rızayı, suçun temel esaslarında kabul etmektedir. Mesela zinada, tecavüze uğrayanın rızası suçun tabiatını değiştirmez. Ve zina fiilini ahlaka aykırı bir fiil olmlaktan çıkarıp ahlaka uygun bir fiilin haline getirmez. Homoseksüellik ve namusta tecavüz de bunun gibidir. İşte bu noktada islam hukukuyla beşeri hukuk arasında görüş farklılığı vardır ki aslında bu noktalar beşeri hukuk umumi kaidelerine de aykırıdır. Zira suçun tabii esaslarına müdahale anlamına gelir. Hırsızlık halinde olduğu gibi. Hırsızlıkta tecavüze uğrayanın rızası suç durumunu ortadan kaldırır. Zina suçunda ise tecavüze uğrayanın rızası genel olarak geçersizdir. Rıza olsa da almasa da fiil şüphesiz ki suçdur. Örfte de, adette de, ahlakta da, toplum geleneklerinde de -rıza hali olsa da, olmasa da- işlenen fiil zina suçudur.

Yaralama, koparma ve öldürme olaylarında tecavüze uğrayanın rızasının etkisi bulunmadığını düşünmek mümkündür. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki islam hukukunda rızasının tesiri suçun oluşumuna değil cezasının iskatına münhasırdır. Tecavüze uğrayanın veya yakınlarının suça rıza göstermelerinden dolayı ceza sakıt olmamakta, affetme yetkileri bulunduğundan dolayı ceza sakıt olmaktadır.

İslam hukuku tecavüze uğrayan kişinin veya yakınlarının sözünü ettiğimiz suçlarda af yetkisi bulunduğunu kabul etmekle beşeri hukukun yabancısı olduğu bir prensibi ortaya atmış değildir. Aslında beşeri hukuk tecavüze uğrayana suçdan vazgeçme hakkını prensip olarak şeref ve haysiyetle ilgili suçlarda kabul etmiştir. Mesela, Mısır ceza kanunu kocaya zina eden karısını bağışlama yetkisini tanımaktadır. Bu konuda islam hukukunun görüşüyle beşeri hukuk tabikatı arasında fark vardır. İslam hukuku tecavüze uğrayan veya yakınlarına cezayı afetme yetkisi vermiştir. Yani, işlenen suç için aslında konulmuş bulunan cezayı affedebilir. Fakat, tecavüze uğrayanın afetmesi mutlak manada toplumun suç işleyen kişinin üzerinde bulunan hakkın sukunutu gerektirmez. Tecavüze uğrayan kişi suç için takarrür etmiş bulunan kısas veya diyet cezalarını affettikten sonra, toplum isterse suçluyu suçun asli cezasından daha az şidette olan tazir cezasıyla cezalandırabilir. Şu halde katl ve yaralam suçlarında af; tecavüze uğrayan kişinin taviz hakkının ortadan kalkmasına vesile olur. Bunun yanısıra daha ağır bir cezasının daha hafif bir ceza ile değiştirilmesini mümkün kılar, ama cezayı bütünüyle ortadan kaldıramaz. Halbuki Mısır ceza kanunu uyarınca zina eden kadının kocası tarafından bağışlanması her türlü cezayı ortadan kaldırır. Bu ise, beşeri hukuku tecavüze uğrayana tanıdığı af yetkisinin hiçbir sınırla sınırlı olmadığı anlamını taşır ki, islam hukukunun kabul ettiği af yetkisi bundan tamamen farklı olarak toplumun menfaatıyla sınırlandırılmıştır. Beşeri hukuk tecavüze uğrayan veya yakınlarına katl, yaralama ve vurma suçlarında af hakkı vermemekle beraber pratikte İslam hukukuna yakın bir tatbikat ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki; beşeri hukuk katl ve yaralama suçları için genellikle iki ceza sınırı çizmiş olmaktadır. Hakime bu iki ceza sınırından birisini uygulama yetkisini vermiştir. Hakim suç için takarrür etmiş bulunan asli cezada suçun ve suçlunun şartlarını nazarı itibare alarak daha hafif bir ceza verebilir. Şüphesiz ki tecavüze uğrayanın veya yakınlarının suçluyu afetmeleri, hakimin cezayı hafifletmesini gerektiren en önemli faktörlerden biridir. Tabiatı itibarıyla tecevüze uğrayanların veya yakınlarının affı medeni bakımdan suçluyu herhangi bir taviz durumuyla karşıkarşıya bırakmaz. Böylece beşeri hukuk çerçevesi dahilinde mesele kendiliğinden islam  hukukunun af konusunda serdettiği noktaya gelmiş bulunmaktadır.

Hal böyle iken (Alman ceza kanunları gibi) bazı hukuk sistemleri katl ve katle teşebbüs halinde tecavüze uğrayanların rızası olmadan vuku bulan kasıtlı öldürme hallerini birbirinden ayrı mütalaa etmektedir. Tecavüze katl hadisesinde özel bir statü kullanmakta, kasıtlı öldürme suçunun cezasında daha hafif ceza vermektedir. Bu da islam hukuk sisteminin görüşünden farklı değildir.

Fakat unutmamak gerekir ki, islam hukuk sisteminin görüşü, günümüzde mahkemelerin ve kanun adamalarının karşılaştığı problemleri çözmek bakımında gayet kolay ve rahat bir yoldur. İslam hukuk sistemi  kurtulma ümidi kalmamaş bulunan hastayı ağır, elim ve acılardan kurtarmak için kolay yoldan öldürmeyi yeğ tutan tabiat durumundadır.