294- İKİNCİ GÖRÜŞ:

 

Bu, İmam Azam’ın görüşüdür. Hanbeli mezhebinde tercih edilen görüş de budur. Bu görüşün taraftarları katil, yaralama ve vurma suçlarında kasıtlı suçlarla kasıtsız suçlar arasında ayırım yapmamaktadır. Her iki halde de suçluyu intaç ettiği sonuçtan sorumlu tutulmaktadırlar. Kasıtlı suçlarda kasıtsız suçlar arasındaki esas fark suçlunun maksadıdır. Suçlu eğer isyan kastıyla bir fiili yapmışsa o kasıtlıdır. Eğer işlediği fiili isyan kastıyla yapmamışsa o zaman kasıtsızdır.

Bu fakihler kasıtlı öldürmedeki kasıtla, cana ve candan aşağıya tecavüz suçlarındaki kasdı birbirinden ayırmaktadırlar 320 . Kasıtlı öldürme, suçlunun öldürücü fiili kastetmesini ve tecavüz ettiği kişinin canını alma ve istemesine koşarlar bu iki kasıt suçluyu kasıtlı öldürme sorumlu tutmaktadırlar. Ama birinci şart olur da ikincisi bulunmazsa o zaman bu fiile kasta benzer öldürme suçu adını vermektedirler. Kasıtlı öldürme suçunun dışında kalanlarda sadece umumi manada kasıt, yahut isyan kastının (yani bir fiili yasaka olduğunu bile bile yapma maksadını) şart komaktadırlar. Bu kasıt bulunduğu takdirde suçlu intaç ettiği sonucun hepsini kastetsin etmesin, fiilin neticelerini tahmin etsin, etmesin, işlediği fiilin neticelerinden sorumludur. Bu neticeler ister her zaman vuku bulan cinsden olsun ister uzak ve ender vukubulan neticelerden olsun fark şey yoktur. Mesela bir kimseye dövmek için vuran kişi vuruşuyla onun ölümüne esebeb olursa vurma suçundan değil kasta benzer ölüm suçundan sorumlu tutulur. Keza bir şahsa tokat atıp gözünü kör veya şaşı eden kişi de kastından değil, fiilin neticesinden sorumludur. Diğerleri de buna göre değerlendirilir321.

(320) İslam hukukçuları cana tecavüzle, candan aşağıdaki uzuvlara da yapılan tecavüzleri birbirinden ayırmaktadırlar. Cana tecavüz deyimi ile ölümle sonuçlanan suçları kastetmektedirler. Bu suçlar ister kasıtlı olsun, ister kasıtsız. Candan aşağıya tecavüz ile de ölümle sonuçlanmayan her türlü işkenceyi kastetmektedirler. Bu tabir tasavvuru mümkün olan her tür işkence ve saldırı fiillerini bütün inceliği ve genişliği ile ifade etmektedir. Yaralamak, vurmak, kakmak, itmek, sıkmak, ezmek, saç kesmek gibi fiillerin tümünü ihtiva eder. Mısır ceza kanunu ise aynı manayı, vurma ve yaralama terimleriyle ifade etmektedir ki, bu son derece eksik bir ifadedir. Çünkü vurma ve yaralama fiillerinin dışında kalan tecavüz ve işkence şekillerini içermez.

(321) El-Bahr’ür-raik, C: 8, S: 287. Bedai’üs-sanai, C: 7, S: 233. El-Muğni, C: 9, S: 410. Şerh’ül-kebir, C: 9, S0 428.

Bu görüş taraftarları İmam Malik’le bazı noktalarda birleşmekte, bazı noktalarda ayrılmaktadırlar. Candan aşağı suçlarda suçluyu muhtemel maksadından dolayı sorumlu tutmakla ve kasıtlı fiilin neticelerinen bu neticeleri kastetmese veya tahmin etmese de sorumlu tutmakla, İmam Malikle büsbütün ittifak etmektedirlir. Ama kasıtlı öldüme suçunu muhtemel kastını nazarı itibara almayarak kasıtlı olarak kathl sayılabilmesi için maktulün canını almaya kastetmiş olmasını şart koşarken de İmam Malik’e muhalefet etmiş olmaktadırlar. İmam Malik kasıtlı öldüürmelerde suçlunun muhtemel kastını da nazarı itibara almaz. Bu ihtilafın temel sebebi ise şudur; İmam Malik’den başka bütün fakihler, üç türlü ölüm şeklini kabul etmektedirler:

a) Kasıtlı öldürme,

b) Kasta benzer öldürme.

 c) Hataen öldürme.

Bu taksim her bir türü için birini diğerini ayırna bir sınır tayin edilmesini gerektimektedir. Binaenaleyh kasıtlı öldürmede sınır suçlunun maktulün canını çıkarmayı kastetmesidir. Böylece kasıtlı öldürmeyle kasta benzer öldürme birbirinden ayırdedilir. Şu halde suçlu öldürücü fiili ve maktulun canını çıkarmayı kastederse kasıtlı katildir. Ama sadece öldürücü fiil kastederse o zaman kasta benzer katildir. Halbuki İmam Malike göre her iki halde kasıtlı katildir.