288- SUÇ KASTIYLA, SUÇLUYU SUÇA İTEN

AMİL ARASINDAKİ FARK:

 

İslam hukuku daha ilk geldiği günden beri kasıtla amil arasında fark gözetmiştir. Yani suça kastetmekle sulçluyu suça iten amiller arasını ayırmıştır. İslam hukuku suçun işlenmesine amil olan faktörün suçun oluşmasında veya kararlaştırılmış bulunan cezada hiç bir tesiri olmayacağını kabul eder. İslam hukuku suçluyu suça iten faktörün intikam duygusu, ırz ve namus meselesi gibi şerefli bir duygu olmasıylapara veya hırsızlık içini öldürmek gibi aşağılık bir amil olması arasında fark gözetmemiştir. Suça iten faktörün suçlunun suçu işlemek kastıyla alakası olmayacağı gibi, suçun oluşumunda, cezasında da hiçbir etkisi bulunmaz.

Pratikte her ne kadar suça iten faktörün haddi, diyeti ve kısası gerektiren suçların cezasında tesiri olur. Çünkü suça iten faktör  ne olursa olsun suçu oluşturan fiilin tabiatına etki eder. Ayrıca kanun koyucu had ve kısası gerektiren suçlarda hakimin yetkisini sınırlandırmşıtır. Öyleki hakim had ve kısası gerektiren suçlarda suçu işlemeye sevkeden amili değerlendirme yetkisine haiz değildir. Tazir suçlarında ise islam hukuku hakime cezanın seçiminde ve takdirinde suça iten hakime cezanın seçiminde ve takdirinde suça iten faktörü gözönünde tutabilme imkanını sağlayan geniş yetkiler tanımıştır.

Şu halde islam hukukunda pratik bakımından suça iten amillerin tazir cezalarında etkisi vardır, fakat diğer cezalarda etkisi yoktur. Bunun sebebi ise, tazir cezalarının önceden takdir edilmemiş buluması ve cezalarda hakime geniş selahiyet tanınmış olmasıdır. Tazir cezalarında hakim cezanın nevini ve kemmiyetini tayin edebilir. Suça iten amilleri dikkate alarak cezayı hafifletebilir, veya ağırlaştırabilir. Bunu yapmak onun yetkisi dahilindedir. Had ve kısası gerektiren suçları önceden kesinleştirilmiştir. Hakimin bu cezaları artırma veya eksiltme yetkisi yoktur. Ayrıca suça iten faktör ne olursa olsun, ister şerefli ister düşük bir sebebden dolyı suçlu suçu işlemiş olsun, önceden takdir olunmuş bulunan ceza asla değişemez, hakimin bu cezları verme mecburiyeti vardır.

Bu konuda beşeri hukuk sistemlerinden birçoğu islam hukukuyla uyuşmaktadır. Onlar da suça sevkeden faktörle suç kastını ayırmamaktadırlar. Genel bir kaide olarak suçun oluşmasında veya cezasında suça sevkeden faktörün tesiri olmadığnı kabul etmektedirler. Sadece pratik açısından cezanın tayininde suça iten faktörün etkisini kabul etmektedirler. Çünkü hakim suçlunun durumuna uygun gelen cezanın alt veya üst sınırlarından birini takdir etme yetkisine haizdir. Ayrıca iki cezadan birini de seçebilir. Suçlunun durumuna uygun bulduğu cezanın kemmiyetini takdir edebilir. Hakim bu tayinde suçun ve suçlunun şartlarını, suçu işlemeye sevkeden faktörleri gözönüne alarak cezanın hafifileltilmesi gerekiyorsa hafifiletilmesine, ağırlaştırılması gerekiyorsa ağırlaştırmasına hükmedebilir. Böylece suça iten saikin pratikte ceza üzerine tesiri olmuş olur. Farnsız ve Mısır kanunları bu görüşü benimsemişlerdir.

Bunun yanısıra Polonya ile İtalya308 kanunlarında olduğu gibi bazı hukuk sistemleri de suça sevkeden faktörü cezayı hafifletici veya ağırlaştırıcı bir unsur olarak kabul etmetedirler. Hakimin bu faktörleri cezayı tayinde dikkate almasını gerekli bulmaktadır. Hukuk sistemleri her ne kadar cezalarda suça sevkeden faktörün etkisi olduğunu kabul etmekte iseler de pratik açıdan teoride suça sevkeden faktörü kabul etmeyen hukuk sistemlerinin vardığı sonuçlardan farklı bir neticeye varamamaktadırlar. Çünkü hakim pratikte hiçbir zaman için cezayı tayinde suça sevken faktörleri gözönünde bulundurmaktan uzak kalamaz. İster kanun faktörleri cezalarda etkili saysın, ister saymasın.

(308) Ceza Kanunu, Ali Bedevi S: 340 ve devamı. Ceza hukuku Ansiklopedisi, C: 3, S: 68.

İslam hukukuyla beşeri hukuk arasındaki fark; islam hukuku suça sevkeden faktörü kabul etmemekte, toplum nizamını cemiyet hayatını alakadar eden önemli suçlarda tesirli saymamaktadır. Bunun dışında kalan suçlarda ise islam hukuku teoride her ne kadar suça iten amili kabul etmemişse de hakimin pratik bakımdan suça iten faktörü dikkate almasını öneleyecek bir hüküm de getirmemiştir. Hukuk sistemlerinin çoğu suça iten amiller üzerinde durmazlar ve teoride bunu kabullenmezler ama, hakimin önemsiz ve basit suçlarda her zaman için suçluyu suça sevkeden amilleri değerlendirmesini önleyici bir hüküm de getirmezler. Şüphesiz ki İslam hukukunun tuttuğu yol en doğru yoldur. Çünkü o toplumun menfaatını alakadar eden suçları en tehlikeli suçlar olarak kabul etmekte ve her türlü değerlendirilmelerin üzerinde tutmaktadır. Binaenaleleyh hakimin toplumun menfaatından suçlunun menfatını üstün tutmasına müsaade vermemektedir. Bunun toplumun menfaatlarının fertlerin arzu ve heveslerine bağlı kılma anlamına geleceğini kabul etmektedir.