285- SORUMLULUK DERECELERİ:

 

Yukada gördük ki şer’i bakımdan cezai sorumluluğun mevcud olması; isyan durumunun mevcudiyetine bağlıdır. Öyleyse sorumluluk derecesinin de isyan derecesine bağlı olması gayet tabidir.

Bu konuda esas şudur; islam hukuku daima fiilleri niyetlerle karşılaştırır. Ve herkesi fiiline niyetinden bir pay ayırır. Bu konunda Allahın Resulü şöyle buyumuştur: “Ameller niyetlere göredir. Her kişiye niyet ettiği şey vardır.” Neyetin mahalli ise kalbdir, yani niyet demek kasıt demetir. Nitekim Arablar Allah seni muhafazaya niyet etsin, anlamından Allah seni korusun demek isterler. Binaenaleyh kalbiyle hukukun yasaklamış olduğu bir fiili işlemeye niyet eden bir kişi; niyetini gerçekleştirecek olursa suçu kastetmiş demektir.

İslam hukukunda amellerin niyetlerle ölçülmesi prensibinin tatbiki olarak suçluya sorumluluk takarrür etmesi halinde sadece cezaya bakılmaz. Önce suça, sonra da suçlunun maksadına bakılır, buna göre sorumluluk yüklenir298.

(298) İlam’ül-muvakkiin, C: 3, S: 101-104. El-İhkam fi Usul’ül-Ahkam, İbn Hazm, C: 5, S: 141 ve devamı. El-Eşbah Ven’nazir, S: 8 ve devamı.

İdrak ve ihtiyar sahibi olan bir insana nispet edilebilen ve cezai sorumluluk yükleyen suçlar iki türlüdür:

a) Bir nevi suç vardır ki insan onu yapmaya niyet eder ve kanun koyucunun buyruklarını dinlememek ister.

b) Bir nevi suç da vardır ki, insan onu yapar, ama niyeti kanun koyucunun buyruklarını  çiğnemek değildir. Veya şöyle de diyebiliriz. O suçu işlemek istemez, maksadı da kanun koyucunun emirlerine karşı çıkmak değildir, ancak suç kendisine has bir eksiklik yüzünde meydana gelir. İşte birinci tür suç kasıtlı suçtur, ikincisi ise hataen işlenen suçdur.

İslam hukuku amellerle niyetleri ölçtüğü için, cezai sorumluluk konusunda da suçlunun kasten yaptığı fiille hatası sonucu yaptığı fiil arasında yarım yapar. Kasıtlı suç işleyenin sorumluluğunu ağırlaştırır, hatalı  olarak suç işleyenin sorumluluğunu hafifleştirir. Kasıtlı suç işleyenin sorumluluğunu ağırlaştırmasının sebebi; onun fiilen, kalben ve niyetiyle suç işlemeyi kasttemiş olmasıdır binaenaleyh işlediği suç tam bir suçdur. Hatalı suç işleyinin sorumluluğunu hafifletmesinin sebebi ise, suçlunun içinden isan duygusunun geçmemesi ve suç olan fiili önceden tasarlamamış olmasıdır ki, bu takdirde onun suçu bütün unsurlarıyla tamamlanmış bir suç değildir.

Kur’anı Kerim de kasıtlı ve hatalı suç işleyenleri birbirinden tefrik etmiştir. Bu hususda Ahzab suresinde buyurulur ki:

“Yanılarak yaptığınızda size bir günah yoktur. Fkaat kalblerinizin bile bile yaptığında günah vardır.” (Ahzab: 33/5)

Allahın Resulü de bu anlama gelmek üzere bir çok hadisi şerifler irad etmiştir. İşte bunlardan birisi: “Benim ümmetimden hata ve nisyan kaldırılmıştır.” Günah yoktur veya hata kaldırılmıştır denilirken; hata işleyen sorumluluğunun hafifletilmesi, yahut da kasıtlı suç işleyenle aynı seviyede tutulmayacağı ifade edilmektedir. Yoksa bu iki ifadeyle cezai sorumluluğun bütünüyle ortadan kaldırılacağı kastolunmamaktadır. Nitekim bunun en açık delili Allahın kasıtlı öldürme halinde kısas cezası koyması, hatalı öldlrme halinde ise diyet ve kefaret cezalaı vazetmiş olmasıdır. Yani kasıtlı öldürenin sorumluluğu ağırlaştırılmış, yanılarak öldürenin sorumluluğu bütünüyle ortadan kaldırılmamış, ama hafifletilmiştir. İşte bu husustaki ayeti celileler:

“Ey iman edenler; öldürmede size kıssa farz kılındı.” (Bakara: 187)

“Onlara; cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşı kısas yazdık.” (Maide: 5/45)

 “Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olur şey değildir. Ancak yanlışlıkla olursa müstesna. Kim yanlışlıkla bir mü’mini öldürürse; mü’minin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine diyet vermesi gerekir. Eğer bağışlarlarsa müstesna. Mü’min; düşmanınız olan birtopluluktan ise mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendilerinin arasında anlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek lazımdır.” (Nisa: 4/92)

Görülüyor ki suçun çeşidine ve derecelerine göre cezai sorumluluk çeşidi ve dereceleri de değişiyor. Binaenaleyh cezai sorumluluğun çeşidini ve derecelerini öğrenmek istiyorsak önce suçun, suçların çeşidine ve derecelerini öğrenmeniz gerekir.

Daha yukarda da belirttik ki isyan (suç); ya suçlunun kastı sonucu meydana gelir, yahut da hatası sonucu. Binaenaleyh ya kasten işlenir ya hataen. Kasıt ve hata da büyüklük derecesine göre iki türlüdür. Kasıt; (tam) kasıt veya kasta benzer diye ikiye ayrılır. Hata da, hata veya hatanın yerine geçen diye ikiye ayrılır. Binaenelayh suçun dört derecesi vardır. Öyleyse cezai sorumluluğun da dört derecesi olacaktır. Çünkü cezai sorumluluk suça bağlıdır, suçun büyüklüğü ve basitliğine göre cezai sorumluğun derecesi de ağırlaşacak veya hafifleşecektir.

 

I- Kasıt:

 

Fıkıh ilminde (amd) terimiyle ifade edilen umumi manada kasıt suçlunun yasaklanan bir fiili işlemeyi kastetmesidir. İçki içmek isteyerek içki içen kimse kasıtlı olarak içki içmiş olur. Hırsızlık yapmak kastıyla hırsızlık yapan kimse kasıtlı hırsızlık yapmış olur. Kasıt; suç türleri içerisinde en ağır olanıdır. Bunun için islam hukuku sorumluluğun en ağırını da kasıtlı suçlara yükler ve en ağır cezaları onlara verir.

Cumhuru fukahaya göre katilde kastın özel bir anlamı vardır. O da suçlunun öldürücü fiili ve neticesini kastetmesidir.

Cumhuru-fukaha bu özel anlamın bulunduğu öldürme suçuyla umumi manada kastın mevcut olduğu öldürme suçu arasında bir ayırım yapmaktadırlar. Birincisine kasıtlı öldürme, ikincisine de kasta benzer öldürme adını vermektedirler.

 

II- Kasta benzer (şibhi amd):

 

İslam hukuku kasta benzer davranışı (şibhi amd) ancak öldürme ve ölümle neticelenmeyen bedene saldırı suçlarında kabul etmektedir. Vücuda saldırı islam hukukunda candan aşağıya (ma dun’en-nefis)299 saldırı olarak ifade edilir. Ancak bu nokta üzerinde islam hukukçuları arasında bir ittifak ve icma yoktur. İmam Malik Şibhi amd’i katil ve katilden aşağı olan suçlarda kabu etmemektedir. O Allahın kitabında ancak kasıt ve hata ayırımı yapıldığını bunun ötesinde üçüncü bir ayırım yapmanın ayetin hükmünün dışında bir davranış olacağını belitmektedir. Bu görüşün de Allahın Kur’anı Kerimde kasıtlı öldürme ve yanılarak öldürme terimlerini kullanıp bunun ötesinde herhangi bir ifade kullanmamasına dayandırmaktadır:

(299) Nefisden gerisine saldırı demek vurmak, yaralamak, herhangi bir uzvu koparmak gibi tecavüzler olup, ölümle neticelenmeyen saldırı demektir.

“Kim bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse işte onun  cezası cehennemdir.” (Nisa: 4/93)

“Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olur şey değildir. Ancak hata ile olursa müstesna.” (Nisa: 4/92)

Bu görüşe dayanan İmam Malik öldürmede kastı; düşmanlık maksadıyla öldürme fiilini işlemek olarak tarif etmektedir ki, o suçlunun fiili ve o fiilin neticesini kastetmiş olmasın ışart koşmamaktadır300.

(300) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 241.

İmam Azam, İmam Şafii, İmam Ahmed İbn Hanbel301 katl suçunda kasta benzeri kabul etmekle beraber (madunen-nefs, nefisten aşağı) vücudun diğer kısımlarına yapılan saldırılarda kasta benzerlik hususunun bulunup bulumadığı konusunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii,302  candan aşağıya tecavüze de kastın ya doğrudan doğruya, ya kasta benzer şekilde vücud bulacağını kabul etmektedir ki, İmam Ahmed303 mezhebinde de bu görüş tercih edilmiştir. İmam Azam304 ise kasta benzer durumun candan aşağıya saldırı halinde mevcud olmayacağını kabul etmemektedir ki Ahmed ibn Hanbel’in mezhebinde tercih olunan görüşe bu görüş uyuşmaktadır. Yani Hanbeli mezhebi de İmam Azam’ın görüşünü candan aşağıya olan saldırılarda kabul etmektedir305.

( 301) Nihayet’ül-muhtac, C: 7, S: 235. Zeylai, C: 6, S: 97. El-Muğni, C: 9, S: 32.

(302) El-Ümm, C: 6, S: 45.

(303 El-İkna, C: 4, S: 189.

(304) El-Bahr’ür-raik, C: 8, S: 287.

(305) El-Muğni, C: 9, S: 410.

Katilde kasta benzerlik demek suçlunun niyetinin katil olayını meydana getirmeye yönelik olmasına bakılmaksızın düşmanlık kastıyla öldürücü fiil yapması demektir. Suçlu ölüm olayını kastetmese de işlediği fiil neticede ölümle sonuçlanmaktadır. Katilde kasta benzerlik durumunun mevcudiyetini kabul edenlerin delili Allahın Resulünün şu hadisi şerifidir: “dikkat ediniz, kasıtlı hata ile öldürülmüş olanların diyeti sopa, değnek ve taşla öldürülmüş olanların diyeti gibi yüz devedir.” Burada “kasıtlı hata” tabiri ile kasta benzer öldürme fiili ifade edilmiştir. Çünkü fiili kastetmek  bakımından bir kasta benzerlik durumu vardır, ama kastettiği fiilin oluşmaması bakımından da kasta benzerilk durumu yoktur. Candan aşağıda kasta benzerilk durum, suçlunun niyetinin fiilin neticesini meydana getirmeğe yönelmeksizin düşmanlık maksadıyla bir fiili yapmasıdır. Kasta benzer katil suçu daha küçük olduğu için (şibhi amdin) cezası kasıdlı suçun cezasında daha hafif olacaktır. Binaenaleyh kasıtlı katl suçunun cezası kısasdır. Kasda benzer katil suçunun cezası diyettir. Devlet reisi suçlunun tazir cezası ile cezalandırılmasını isterse ayrıca tazir cezası da verilir.

 

III- Hata:

 

Suçlunun bir fiili suç kastı gütmeksizin yapmasıdır. Fiilli yaparken ya fiilinde ya da kastında yanılır. Fiilde yanılmanın örneği kuş zannıyla ok atıp bir kişiyi vurmaktır. Kasıtta yanılmanın örneği ise; düşman askerlerinden olduğunu kabul ederek ok atıp masum bir müslüman askeri öldürmektir. Müslüman asker bir görev dolayısıyla düşman saflarında veya düşman kıyafeti içinde bulunur.

 

IV- Hata yerine geçen:   

     

İki durumda fiil hata yerine geçer ve ona hata adı verilir:

 

a) Suçlu; suç mevzuu olan fiili kastetmediği halde kusuru neticesi işler. Uykuda iken bir yana dönüp yanında yatan küçük çocuğu ezerek ölümüne sebeb olmak gibi.

b) suçlu; yasaklanan fiili yapmak istemediği halde fiilin vukuuna sebeb olur. Yolda su akıtmak için kazılan bir çukara yoldan geceleyi geçen birisinin düşüp ölmesi gibi.

Hata; suçun büyüklügü bakımından hata yerine geçen suçdan daha ağırdır. Çünkü hatada suçlu; fiili kasteder, ama yasaklanan sonuç taksiratı veya ihtiyatsızlığı yüzünden olmuşur. Hata yerine geçen fiilde ise, suçlu söz konusu fiili kastetmez ama fiili taksirati sonucu olarak vuku bulur.

Yanılarak işlenen suçları hata ve hata yerine geçen diye ikiye ayıran ilk hukuk bilgini Ebu Bekir el-razi’dir. O, hataen işlenen bir fiilde kastın bulunduğunu ancak hatanın; bazan fiilde, bazan da failin kastında mevcut olduğunu görmüş, hata durumunun; uyuyan, unutan ve sebeb olan kişiye intibak etmediğini müşahede etmiştir. Uyuyan, unutan ve sebeb olanın fiillerinde kasıt bulunmadığına göre o hiçbir zaman hata statüsüne girmeyecektir. Kasıt veya kasta benzerlik durum uzaten mevcut değildir. Şu halde uyuyan, unutan veya sebeb olanın hükmü ceza bakımında hatanın hükmü gibi olduğu için Ebu Bekir El-Rakzi bunu da hata yerine geçmiş olaraka kabul edip hatayı ilave etmeyi uygun görmüştür306.

(306) Ahkam’ül-Kuran, Cassas, C: 2, S: 223.