282- TECAVÜZE U⁄RAYAN:

 

Tecavüze uğrayan canına, malına veya haklarından herhangi birisine tecavüz edilen kişidir. İslam hukukunda tecavüze uğrayan kişiye de (mecniyyunaleyh) adı verilir283. İslam hukuku tecavüze uğrayan kişinin idrak ve ihtiyar sahibi olmasını -suçluda aradığı gibi- şart koşmaz. Çünkü suçlu cezai sorumluluğa haizdir ve bundan dolayı muaheze olunur. Mesuliyet; şairin (kanun koyucunun) emirlerine başkaldırma suçuna tereddüb eder284. Kanun koyucunun buyraklarına, ancak idrak ve ihtiyar sahibi olan kimse muhatab olur. Tecavüze uğrayan kişi mesul değildir. O tecavüze uğramıştır ve uğradığı tecavüz dolalyısıyla tecavüz edene karşı (suçlu) bir hak elde etmiştir. Hak sahibinin idrak ve ihtiyar sahibi olması şartı yoktur. Onun sadece hakkı elde etmeye ehliyetli olması şartı vardır.

(283) İslam hukukunda cinayet terimiyle suç kastedeilir. Suça verilen ceza ister büyük olsun, ister küçük nazarı itibara alınmaz.

(284) Başkaldırılması cezayı gerektiren emirler ya Allahın ya Resulullahın emri olmalıdır, yahut da halilfe gibi, hükümdar gibi Ululemrin olmalıdır. Emreden eğer Allah olursa ve emre itaat etmek vacibdir, eğer emreden Allahın Resulü veya ululemr ulursa Resulün yahut da ululemrin emretmesinde dolayı itaat vacib değildir, ancak Allah bize Resulüne ve ululemre itaatı emrettiği için onlara da itaat vacibdir. Çünkü Allahu Teala; “Ey iman etmiş olanlar, Allaha itaat edin, Resule ve sizden olan ululemre itaat edin” buyurmaktadır. Allahın Resulüne ve ululemre itaat Allahın emrine itaattır. Binaenaleyh, ululemirde Allahın ve Resulünün emrine muhalif olarak sadır olan her emir batıldır ve itaatı gerektirmez. Daha eniş bilgi için bkz. El-Mustafa, Gazali, C: 1, S: 83 ve Şerh-i Müsellem’üs-sübut, S: 25 ve devamı.

Suçlardan doğan haklar iki türlüdür285.

a) Allahu Telanın286 hakları. 

(285) 74 nolu paragrafa bakın.

(286) Aynı paragrafa bakın.

b) İnsanların hakları.

a) Allahu Tealanın hakları toplum menfatını alakadar eden, cemiyet nizamını ilgilendiren suçlardan neşet eder.

b) İnsanların hakları ise fertlerin hukukunu ilgilendiren suçlardan doğar. Bu durumda tecavüze uğrayan kişi mümeyyiz veya gayrımümeyyiz, akıllı veya deli olabilir. Tıpkı bunun gibi tecavüze uğrayanın bir fert olmayıp bir kitle olması da mümkündür. Tecavüz zina veya irtidad suçu gibi bir suç ise sadece fertlere değil topluma karşı sayılır.

Tecavüze uğrayan özel kişiliğe sahip olabileceği gibi, manevi kişiliğe sahip tüzel kişi de olabilir. Suçlunun bir şirketin, bir vakfın veya devletin malını çalması gibi. Eğer suç mahalli hayvan veya katı madde cinsinden olan bir mülk ise, yahut da inanç değerleri ise o takdirde tecavüze uğrayan hayvan veya malın sahibi, yahut da o inanca bağlı olan grublardır.

Görülüyor ki tecavüze uğrayan her halükarda ya bir fert olarak veya bir grubun temsilcisi olarak insandır.

İsalm hukuku; anasının karnından çıkmamış da olsa insanı tecavüze uğrayan şahıs olarak kabul eder. Mesela, bir kişi hamile bir kadının böğür veya karın boşluğuna287 vursa, çocuğunu düşürse bu takdirde bir suç değil iki suç işlemiş olur. Anneyi yaralama ve yavruyu düşürmekle hem anneye288, hem de karnındaki yavruya tecavüz etmiş olacağından düşürdüğü yavrunun diyetini ödemesi289, yaraladığı annenin de ayrı diyet olarak cezasını vermesi gerekir. Keza anne bir ilaç içerek çocuğunu düşürse düşürdüğü çocuğun diyetini ödemesi icab eder290.

(287) “Caife” tabiriyle göğüs veya karın boşluğuna isabet eden yaralar kastolunur.

(288) Buradaki “ereş” tabiriyle kısmı diyet kastolunmaktadır.

(289) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 89. El-Mugni, C: 9, S: 535, 542.

(290) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 258. Esna’el-metalib, C: 4, S: 92. El-Muğni, C: 9, S: 557.

Bu noktada yavrunun tarifi yapılırken bazı fakihler annenin düşürdüğü et veya  kemikten müteşekkil, süret kazanmış ve çocuk olduğu belirlenen yaratık olarak kabul ederler. Bazıları ise ceninin hilkatı belirlenmiş olan varlık olduğunu belirtirler. Üçüncü bir grub ise ceninin hayati bir varlığa sahip olan cnalı olduğunu ifade ederler.

İslam hukukunda genel kaide şudur: Ölümle insanın şahsiyeti son bulur. Ölen kişinn varlığı kalmaz. Malı ve hukuku borçlularına ve vereselerine intikal eder. İnsanın malı ve hukuku ile birlikte kendisi suç mahalli olduğuna göre öldükten sonra insanın suç mahalli olabilmesi gerekir.

 

a) Ölünün kemiklerine tecavüz:

 

Ölünün kemiklerine veya çürümüş toprağına vaki olan tecavüz ölüye -bir insan olarak- tecavüz sayılmaz. Ve ölü tecavüze uğrayan kişi olarak kabul edilmez. Sadece ölünün kemiklerine ve çürümüş toprağına tecavüz toplum tarafından saygı beslenilmesi gereken bir değer olarak topluma tecavüz edilmiş olur. Bu takdirde söz konusu tecavüz topluma karşı yapılmış sayılır. İslam hukuku mevzuu bahis suçu işleyeni ölülerin veya kabirlerin hürmetini çiğneyen mütecaviz itibarıyla cezalandırır.

 

b) Ölülere iftira etmek:

 

İslam hukukunun temel kaidelerinden birisi de iftira olunan kişi şikayet ettiği takdirde ancak iftira edene karşı dava açılabilir. Çünkü suç tecavüze uğrayanı ilgilendirir ve onun şerefi, namusu ile alakalıdır. Ayrıca suç işleyen kişinin de iftira ettiği vakayı ispat edebilme hakkı vardır. Eğer iftiracı iftirasını ispat ederse iftira edilen kişi itham olunan suçdan sorumlu olur ve cezalandırılması gerekir. Bunun için iftira davası; iftira olunanın şikayetine bırakılmıştır. Eğer iftira olunan kişi şikayet ederse dava seyrine devam eder. İftira anında itham olunan kişi sağ ise hak istemek yetkisi sadece ona aittir. İftiradan sonra ve şikayet etmeden ölür ise -iftira olunan; iftiraya uğradığını bilmeden önce ölmüş ise- ne vereselerine, ne de baba tarafından akrabalarına dava etme ve şikayet hakkı vardır. Ama iftira olunan kişi şikayet ettikten sonra ölürse, İmam Malik, Şafii ve Hanbel’e göre ise, iftira olunanın ölümüyle dava sakıt olur. Çünkü İmam Azam iftira suçunda dava açma hakkıın mali bir hak mesabesinde olmadığını ve dolayısıyla irsen intikal etmeyeceğini kabul etmektedir291.

(291) Bidayet’ül-müçtehit, C: 2, S: 292.

İftira olunan kişi ölmüş birisiyse, cumhuru fukahaya göre iftira edene karşı iftira olunanın varisleri dava açabilirler.

Bu konuda delilleri şudur: İftira suçu ölüden dirilere intikal edebilir. Çünkü ölünün varisleri onun soyundan gelmişlerdir. Binaenaleyh ölene iftira atan, bir bakıma onun geride kalan varislerine iftira atmış olur. Bunun için de kendi haysiyet ve namuslarını savunmak için iftira atana karşı dava hakkını kulanabilme yetkileri vardır. Bazı fıkıhçılar ise haysiyet ve şeref davasının usul ve furuu alakadar ettiğini, diğerlerini ilgilendirmediğini söyleyerek dava açma hakkının sadece bunlara ait olduğunu ifade eder. Diğer bazı fıkıhçılar ise, haysiyet ve şerefin bütün vereesleri ilğilendirdiğini belirterek bütün varislerin dava açma hakkına sahib olduklarını kabul ederler. Her halukarda; dava açma hakkına haiz olan bir kişi aynı hakka sahip olan öteki varisleri beklemeden dava açabilir. İsterse bu kimseler, akrabalık bakımında ölüye daha yakın olsunlar. Yani ölünün en uzak akrabısı -en yakın akrabası dava açmasa bile- iftira suçundan dolayı dava açabilir292.

(292) Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 305. Zeylai, C: 3, S: 203. Şerh’ül-kebir, C: 1, S: 230 ve devamı. El-Mühezzeb, C: 2, S0 292.

İslam hukukçuları iftira suçundan dava açmayı ölünün usul ve füruundan yahut da bilumum varislerinden davalıya karşı şeref ve haysiyetin savunması olarak kabul etmektedirler. Bunun için de yakın akraba bulunsa bile uzak akrabanın dava açma imkanı vardır. Bu ise şu anlama gelir; davadan maksat ölünün geride kalan varislerini iftiradan korumaktır, ölüyü korumak değil. Şeref ve haysiyetin muhafazası ölü için değil, onun geride kalan yakınları içindir. İftira suçu ise daima iftira olunanı aşarak diğer yakınlarına da ulaşır. Çünkü, islam hukukunda iftira, iftira olunanın nesebini reddetmek, yahut ona zina nispet etmektir. İftira olunan ister erkek olsun, ister kadın olsun, nesebi reddedildiği takdirde bir neseb reddinin neticesi kendisini aşarak usul, furu ve varislerine kadar intikal eder. Eğer iftira olunan kadın ise, ona isnad edilen zina suçu ona aşarak usulüne, füruuna ve varislerine kadar ulaşır.