281- CEZAİ MESULİYETİN ŞAHSİLİ⁄İ:

 

İslam hukukunun temel kaidelerinden birisi de cezai sorumluluğun şahıslara ait olmasıdır. Bir suçdan ancak onu işleyen sorumludur. Bir kişi, akrabalık veya dostluk derecesi ne olursa olsun, başkasının işlediği suçdan sorumlu tutulmaz. Kur’anı Kerim bu prensibi pekçok ayette dile getirmiştir:

“Herkesin kazandığı yalnız kedisine aittir.” (En’am: 6/164)

“Hiçbir günahkar başkasının günahını çekmez.” (Fatır: 35/18)

“İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm: 53/39)

“Kim birisine iyilik yaparsa kendisi içindir. Kim de kötülük yaparsa bu aleyhinedir.” (Fussilet: 41/46)

“Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır.” (Nisa: 4/123)

Allahın Resulü de buyurur ki: “Kişi ne babasının işlediği suçlardan, ne de kardeşinin işlediği suçlardan muaheze olunur.”

Nitekim Ebu Rumse ve oğlu için de şöyle buyurmaktadır: “sen oun yerine suçlanamazsın, o da senin yerine.”

Cezai sorumluluğun şahsiliği prensibi daha ilk gününden beri islam hukukunda en ince noktalarına kadar tatbik zemini bulmuştur. Bu umumi prensibin bir tek istisnası vardır. O da hataen veya kasten benzer öldürmelerde suçlunun baba tarafından yakınlarının diyeti yüklenmesidir. Çünkü kaste benzer veya hataen öldürmelerde cezanın şahsiliği prensibinin uygulanması, adaleti gerçekleştirmeyeceği gibi, açıkça ve aşırı bir zulme vesile olur281.

(281) 472 nolu paragrafa bakınız.

Bazı islam hukukçuları baba tarafından yakınları cezanın şahsiliği prensibinde istisna olarak kabul etmemektedirler. Onlar, diyetin ancak katile terettüb edeceğini, katilin yerine baba tarafında yakınlarını suçlu olarak diyet yüküyle yükümlü kabul edilemiyeceğini ileri sürmektedirler. Bu fakihler katilin işlediği suçun günahını yüklenmeden baba tarafından yakınlarının iyilik olsun diye diyet yükünü kaldırabileceklerini belirtmektedirler. Nitekim Allahu Teala, iyilik olsun diye zenginlerin mallarından fakirler için bir hak kılmıştır. Mümkün olan her şekilde sıla-rahmi, ana ve babaya iyi davranmayı emir buyurmuştur. Bu gibi durumlar iyi davranşın ve insanlar arasındaki münasebetin gereğidir. İşte bu vecibelerde olduğu gibi aynı şekilde hiçbir sıkıntıya ve zorlamaya girmeksizin, yanılarak öldürme hallerinde katilin diyetini baba tarafında yakınlarını yüklenmelerini emretmiştir. Katilin diyeti baba tarafından akrabaları arasında üç veya dört dirhem gibi miktarlara bölünerek, üç sene içersinde taksit ile ödenir. Bu ahlakı faziletin gereğidir. Nitekim islam öncesi Arablarda akrabaların diyet yükünü yüklendikleri meşhur bir hadise idi ve bu cahileye devri Arablarının iyi huylarının ve güzel fiillerin nümunesi olarak zikredilirdi. Allahın Resulü de bir  hadislerinde şöyle buyurmaktaydı: “Ben ahlakın en güzelini tamamlamak için gönderildim.” Bu gibi fiiller ham akıl bakımından hem de ahlak bakımında makbul sayılan fiillerdir282.

(282) Ahkam’ül-Kuran, Ebu Bekir Razi El Cassas, C: 2, S: 224.

Bugün beşeri hukuk da cezai sorumlulukta şahsilik prensini kabul etmektedir. Bir suçdan ancak o suçu işleyeni sorumlu tutmakta ve suç işleyenden bayşkasına ceza vermemektedir. Genel olarak beşeri hukuk bunu kabul etmekle beraber, bu prensibi henüz bütün incelikleriyle tatbik etmiş olduğunu söyleyemeyiz. Zira modern hukuk metinlerini inceleyenler birçok hallerde bu prensibin dışına çıkıldığını görürler. Mesela Mısır ceza hukuku bir topluluğa, topluluğun gayesini bilerek katılanı topluluk içersindeki herhangi bir kişinin, topluluğun maksadını gerçekleştirmek gayesiyle işlediği suçlardan sorumlu tutmaktadır. Keza, toplantıya katılanlardan herhangi birisinin işlemiş olduğu suçdan dolyı toplantıları tertib edenleri sorumlu kabul etmektedir. Halbuki cezanın şahsiliği prensibi tatbik edilecek olsa, ancak toplululuğa katılanlardan -katılanların kabul ettiği veya teşvik ettiği takdirde- diğerlarinin de sorumlu olması icab eder.

Aynı misali Mısır ceza kanununun basın suçlarıyla ilgili bölümündeki sorumluk prensibinde de görmekteyiz. Gazetenin mesul müdürü ortada bulunmasa da Mısır ceza kanunları gazetede çıkan yazıdan mesul müdürü sorumlu tutmaktadır. Keza Mısır ceza kanunları randevu evlerinde, ceza kanununun 13, 14, 15, 16, 19. maddelerine aykırı olarak davranşılarından o randevu evlerini işletenleri mesul addetmemektedir. Umumi mahallerde işlenen suçları bu mahallin sahilerine yüklemektedir. Mısır ceza kanununun 69. maddesi babaya ve veliye çocuğun ikinci bir defa suç işlemesi halinde teslim etme ve teslim emrini çıkışından bir yıl içerisinnde nereye olursa olsun bulup getirmeden sorumlu kabul etmektedir. Her ne kadar bu durumlarda sebeb olarak cezanın takibat hatası sonucu vukubulduğunu, yoksa başkasının hatasından dolayı vukubulmadığını gösterirlerse de tartışmayı gerektirmeyecek kadar açık olan husus yanlış kovuşturma yapmanın kanunun gereği olduğunu ve kavuşturmaya uğrayan kişin iştirak etmediğinden dolayı taktibata mevzu olduğu kabul edilmektedir.

Beşeri hukuk Fransız devriminden önce bugünkü anlamda cezanın şahsiliği uygulamıyordu. Kişiyi hem kendi yaptıklarından hem de haberi olmasa bile başkalarının yaptıklarından sorumlu tutuyordu. Ceza sadece suçluya kalmıyor, suçlunun ailesine, dostlarına ve yakınlarına kadar yayılıyordu. Suçlunun yakınları suça iştirak etmedikleri ve suçsuz oldukları halde aynen suça iştirak eden kişi gibi yargılanıyorlardı.

Görülüyor ki, beşeri hukuk islam hukukunun onüç asır önce getirmiş olduğu cezanın şahsiliği prensibini ancak son zamanlarda benimsemiştir. Kaldı ki, beşeri hukukun bu prensibi tatbikte islam hukukunun ulaştığı noktaya varamadığı ve bu prensibin tatbik sahasının beşeri hukukda islam hukukundakinden çok daha dar olduğu açıkça ortadadır.