b-CEZAİ SORUMLULU⁄UN MAHALLİ

280- MESULİYET MAHALLİ İNSANDIR:

 

Madem ki islam hukuku failin idrak ve ihtiyar sahibi olmasını şart koymaktadır, tabiatıyla cezai sorumluluk mahalli olarak yalnız insanı kabul etmesi gerekir. Çünkü varlıklar içerisinde, idrak ve ihtiyar sahibi olan yalnız insandır. Hayvan ve katı maddeler, idrak ve ihtiyardan mahrum oldukları için cezi sorumluluğun muhatabı olamazlar.

Cezai sorumluluğun mahalli sadece canlı insandır. Öyleyse ölü birisinin cezai sorumluluk taşıması mümkün değildir. Çünkü ölen kişi idrak ve ihtiyarını yitirmektedir. Hem islam hukukunun temel kaidesi ölümün mükellefiyetlerini ortadan kaldıracağını amirdir.

Madem ki idrak ve ihtiyar şarttır, öyleyse sadece insanın cezai sorumluluk mevkiinde olması gerekir, bu şartlarla beraber insanın cezai sorumluluk mevkiinde bulunabilmesi için, akıllı, baliğ ve hür olması gerekir. Bunlar bulunmazsa ceza sorumluluğu terettüb etmez. Çünkü aklı olmayan idrak ve ihtiyar gücüne de sahip olmaz. Belirli bir yaşa erişmemiş olan kimsenin idrak ve ihtayarının tam olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durumda çocuğa, deliye, aklını veya idrakini kaybedene, zorlanana ve mecbur bırakılana sorumluluk düşmez.

 

Maneve şahsiyetler:

 

İslam hukuku ta ilk gününden beri manevi şahsiyetlerin varlığını kabul etmiştir. Nitekim islam hukukçuları hazineyi,vakfı, medreseleri, barınakları, hastahaneleri ve benzeri yerleri birer manevi şahsiyet olarak telakki etmişler ve bu maneci şahsiyetlere mülkiyet ve tasarruf hakkı tanımışlardır. Ne var ki bunlara cezai sorumluluk tertib etmemişlerdir. Çünkü mesuliyet idrak ve ihtiyara dayanır. Manevi şahsiyetlerde ise idrak ve ihtiyar bulunmaz. Şu kadar var ki, manevi şahsiyetleri yürütme mevkiinde bulunan kişiler yasaklanan bir fiili işlerlerse bu davranışlarından kendileri sorumlu olurlar. İsterse o fiili yaparken manevi şahsiyete sahip kurumların menfatı için çalışmış olsunlar.

Ceza manevi şahsiyete sahip kurumların yöneticilerine veya manevi şahsiyeti temsil eden gerçek kişilere terettüb ettiğine göre, manevi şahsiyete sahpi olan kurumların (tüzel kişilerin) cezalandırılması mümkündür. boşaltma, yıkma, izale ve müsadere cezaları gibi. Keza manevi şahsiyete sahip müesseseler, toplum düzen ve emniyetini zedelelyici mahiyette olursa sınırlayıcı hükümler getirmek imkanı vardır.

Önüç asır önce gelmiş bulunan islam hukuku bu hükmüler getirmiştir. Ama beşeri hukuk daha son zamanlara kadar insan, hayvan ve cansız varlıkları cezai mesuliyet mahalli olarak kabul ediyor, canlı insanla, ölü insan arasında, mümeyyiz olanla, olmayan arasında, ihtiyar ve kudret sahibi olanla, zorla yaptırılan arasında bir fark gözetmiyordu. Çünkü beşeri hukuk işleyene bakmadan, doğruada doğruya suçu nazarı itibara  alıyordu. Binaenaleyh akıl ve baliğ kimselerle beraber, aklı baliğ olmayan çocuklar, deliler, beyinsizler, durumlarına bakılmaksızın aynı cezalara çarptırılyorlardı. Hayvanlar, cezai fiiller nispet edilmesi mümkün olmayan cansız varlıklara bile ceza veriliyordu. Günümüzde ise beşeri hukukun dayandığı temel prensipler kökünden değişik olduğu halde, beşeri hukuk da canlı insanlardan başka mesuliyeti haiz hiçbir mahal kabul etmektedir. Ayrıca beşeri hukuk tıpkı islam hukukunda olduğu gibi verdiği hükümde idrak ve ihtiyar sahipleriyle, idrak ve ihtyarını yitiren arasında fark gözetmektedir. İşte bu noktada da islam hukukunun seviyesine doğru ulaşmaktadır.