272- KASTOLUNAN SUÇ İŞLELMEDİ⁄İ TAKDİRDE İŞTİRAK VASITALARININ CEZALANDIRILMASI:

 

İslam hukukunda genel kaide şudur: Kişi zihninde geçip niyet ettiği halde yapamadığı şeylerden dolayı cezalandırılmaz. Kişi niyetlerini söz veya fiil haline getirmedikçe bunllrdan dolayı cezalandırılmaz. Bu kaidenin temeli ise Allahın Resulünün şu hadisi şerifidir: “Allahu Teala benim ümmetimin -yapmadıkça veya konuşmadıkça -kalbinden geçen veya içinden geçen vesveseleri affetmiştir.” Bu genel kaide uyarınca kişi bir suçu işlemeyi düşünürse, yahut planlarsa niyeti tatbik sahasın çıkmadıkça cezlandırılmaz. İster tatbik şekli fiil halinde olsun, ister başkasını suça teşvik veya emir yahut da suç işlemek konusunda elbirliği yapmak şeklinde olsun netice değişmez.

İslam hukukunda esasen suç işlemek üzere elbirliği etmek, teşvik ve suçluya suç işlemekte yardım gibi hareketlerin herbiri başlı başına bir suç olarak kabul edilir. Teşvik edilen, sözbirliği yapılan veya yardım edilen hususda ister suç işlensin, sitre işlenmesin bu davranışlar başlıbaşına bir suçdur. Bunun suç oluşlu iki ayrı noktadan kabul edilmektedir:

a) Bir kerre islam hukuku kötü bir hareketi emretmeyi, kötü bir davranış üzerinde ittifak etmeyi veya kötü bir işe yardımcı olmayı yasaklar. Bu tür davranışları en büyük suçlar ve kötülükler arasında sayar.

b) Bir suçu işlemek konusunda elbirliği yapmak, teşvik ve yardımı olmak islam hukukunca yasaklanmış bulunan bir fiili işlemektir ki bu suçdur. Çünkü temel kaide şudur: “Harama sevkeden herşey, haramdır.”

Buna göre suç işlemeye teşvik eden, yardımcı olan veya elbirliği yapmış bulunan kimse bahis konusu olan suç işlenmemiş de olsa cezalandırılabilir. Çünkü sadece ittifak, teşvik ve yardım o kişinin suçlu olması için yeterlidir. Eğer kastolunan husus işlenmiş ve suç olmuş ise elbirliği eden, teşvik veya yardım eden kişi tesebbüben suça iştirak etmiş olur ve yukarda belirttiğimiz kaide uyarınca cezalandırılması gerekir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi suça umumi manada da olsa teşvik islam hukukuna göre cezayı müstelzimdir. Harhangi bir suç üzerinde ittifak etmek de cezayı icab ettirir, ister bu teşvik vyea ittifak kastolunan neticelerin husulüne sebeb olsun, ister olmasın.

İslam hukukunun ittifak, teşvik ve yardım hususlarını başlı başına birer suç olarak kabul etmesi bütünüyle söz veya fiil haline gelmeyen niyetlerin ezalandırılmayacağı prensibiyle uyuşmaktadır. Çünkü, bir suç konusunda elbirliği eden veya teşvik eden kişi suç işlemeye niyet etmekte ve bu niyetin sözüyle ortaya koymaktadır. Sözüyle açıklayışı ittifak veya teşvik biçiminde olmaktadır. Suça yardımcı olan kişi ise niyetini suçluya yardım etmekle fiil halinde açıklamaktadır. Binaenaleyh içinden geçen duygularını fiil veya söz halinde ortaya koydukları için cezalandırılmaları icab eder.

Beşeri hukukla islam hukuku her iki prensipten birisinde uyuşmakta, diğerinde ise ayrılmaktadır. Şöyle ki, başlıbaşına fiil veya söz haline gelmemiş bulunan fiillerde beşeri hukuk bu prensibi uygulamakla beraber bütün inceliklerini gözönünde bulundurmamakta bazı istisnaları kabul etmektedir. Mesela, daha önce planlayarak işlenmiş bulunan kasıtlı suçlarda cezayı ağırlaştırırken, önceden planlanmadan işlenen kasıtlı suçlarda cezayı haifletmektedir. Bu ayırım şu anlama gelir: Beşeri hukuk fiilden ayrı olarak niyeti cezalandırmaktadır. İslam hukuku ise bahis konusu olan prensibi bütün incelikleriyle tatbik etmekte ve hiçbir istisna kabul etmemektedir. İkinci prensibe gelince, bu konuda islam hukukuyla beşeri hukuk birbirinden ayrılmaktadır. Şöyle ki, beşeri hukuk ittifak, teşvik ve suça yardım konusunda eğer kastolunan suç işlenmemişse hiçbir cezauygulanamaz. Ama suç işlenmişse, islter tam olarak işlensin, ister tam olarak işlenmemiş olsun cezalandırır. Bu durumda beşeri huku birçok noktalarda bahis konusu olan prensibin dışına çıkmaktadır. Ve günümüzde elbirliği ile işlenen cinayetleri başlıbaşına suç olarak değerlendirir hale gelmiştir. İsterse kastolunan suçlar tamamen işlenmiş olmasın, isterse başlamamış olsun, netice değişmemetedir. Mesela Mısır ceza kanununun 47. maddesi bu kabildendir. Şu halde beşeri hukuk bu son davranışıyla islam hukukunun ortaya koyduğu nazariyeyei benimsememiş olmaktadır. Bu da islam hukukunun daha ince bir mantık sistemine sahip buluduğunu ve toplulmun gereklerini daha derinliğine ele aldığını göstermektedir. Konuya mantık açısından baktığımız zaman suç üzerinde itifak, teşvik vyea yardım; ya doğrudan doğruya haram olacaktır, yahut da haram olmayacaktır. Eğer doğrudan doğruya yasaklamış (haram) ise, suç ister kastolunan şekilde gerçekleşmemiş olsun cezayı gerektirir. Eğer kendiliğinden yasaklanmamışsa o zaman suçun vukuunda sonra da cezaya gerek yoktur. Zira bu takdirde verilecek ceza yasaklanmamış bir davranışı cezalandırmak demek olacaktır. Hem suç mübaşir suçlu tarafından işlenmiştir ki, suçu işleyen kişi isteklerinde hür ve mümeyyizdir. Binaenaleyh o suçdan başkası sorumlu tutulamaz. Ayrıca teşvik eden, yadım eden ve elbirliği eden kişi, teşvikten, elbirliğinden ve yardımdan sonra bir şey yapmamıştır. Biz zaten elbirliğini, teşviki ve yardımı kendiliğinden yasak olarak kabul etmemekteyiz.

Toplum menfaati bakımından islam hukuku toplum nizamını korumayı ve suçları önlemeyi hedef almıştır. Bunun en güzel örneği beşeri hukukun son zamanlarda cinayet için anlaşma yapılan fiillerde islam hukukunun görüşünü benimsemiş olmasıdır.