240- YASAMA KURULU ÜYELERİ:

 

(PARLAMENTO MENSUPLARI)

 

İslam hukuku parlamento üyerinin parlamento binasında işleldikleri sözlü suçlardan dolayı bağışlanmalarına müsaade etmez. Çünkü islam hukuku bir ferde apayrı, bir başka ferde ayrı muamele edilmesini kabul etmez. Bir toplulun diğer toplumdan ayrılmasına göz yummaz. Bir ferdin görevi ne olursa olsun veya bir topluluğun sıfatları neyi gerektirirse gerektirsin suç işlemesine müsaade temez, göz yummaz.

Bazıları beşeri hukukun bu noktada islam hukukundan üstün olduğunu zannedebilirler. Ama birazcık düşünüldüğünde kesinlikle görülür ki, islam hukuku bu noktada beşeri hukukdan çok üst vesiyededir. Konuya ister edebi açıdan bakalım, ister sosyal ve ahlaki açıdan bakalım netice değişmez.

Beşeri hukuk sözlü suçlamalarda riya ve nifak kaidesine dayanır. Doğru söyleyeni de eğri söyleyeni de aynı şekilde cezalandırır. Beşeri hukukda bir kişinin bir başkasına küfretmesi, hakaret veya iftira etmesi suçtur.

Bu prensip her ne kadar temiz kimseleri yalancı ve edebsiz kimselerin diline düşmekten korumakta ise de, aynı şekilde kötü, suçlu ve ahlaksız kimseleri de dürüst ve samimi kimselerin diline dolamasını önlemektedir. 

Beşeri hukukun dayandığıbu prensip iyiyle kötü,, iyilik yapanla kötülük yapan arasındaki ayırımı ortadan kaldırmış, rezaletle fazileti ayıran çizgiyi de yok etmiştir. Bu yüzden milletler arasındaki ahlaki seviye düşmüş ve dejenere olmuştur. İyi kötüyü tenkid edemez duruma gelmişken, kötü kötülüğünde gelişme imkanı bulmuştur. Kötü kötülükten en son merhaleye kadar ilerleyebilmektedir. Çünkü toplum tarafından hesaba çekileceğini veya gözetlendiğini kabul ederek endişe hissetmemektedir. Bu kanuni prensip uyarınca hiçbir kişi bir şeyi olduğu gibi adlandıramamakta bütün nitelikleriyle ortaya koyamamaktadır. Mesela, zina eden birine fahişe, ahlaksız, hırsızlık yapana hırsız; iftira atana müfteri diyememektedir. Diyecek olursa cezalandırılmaktadır. Binaenaleyh, zaniye, hırsıza ve yalancı kanuni himaye hakkı tanınmakta, onlara yaptıkları sözü aynıyla söyleyen kimse hakaret davasıyla karşı karşıya kalmakta ve tazminat ödeme zorunda bulunmaktadır. Sözlü suçlarda hukukun kabul ettiği prensip: İnsanların hakikati söylemelerini önlemek, kötülükten uzaklaşmalarını engellemek, iyinin ve iyilik yapanın yükseltilmesi için kötünün kötülenmesine mani olmak. Mısır kanun vazıı bu prensibin halk üzerindeki zararlarını düşünmüş ve dört hali bu prensibin dışında kabul etmiştir. Bunlar sırasıyla şu hususlardır:

I- Sözlü suçlamalarda tazminat davası açmayı önleyen hussulardan birisi parlamenter sıfatına haiz olan veya amme hizmeti gören bir görevilin yahut da şahsın yaptığı işlerden dolayı kınanması. Eğer bu kınama salim bir niyetle yapılmışsa kınayan cezalandırılmaz. Ancak kınayanın kınamalarında amme hizmetleri yahut parlamenter veya diğer görevde bulunan kişinin görevlerinin ötesine geçmemesi gerekir ve kınayan kişinin kınanana atfedilen suçların hepsinin gerçek olduğunu isbat etmesi icab eder242. Mısır kanun koyucusu bu istisnayı kabul ederken, memur ve parlamenterlerle, amme hizmeti gören görevlilere hizmetlerinin her zaman tenkit edilebileceğinin, bu yüzden güçleri yettiğince hizmetlerini tam olarak ifa etmeleri gerektiğini ifade etmektedir.

(242) Mısır ceza kanununun 302. maddesine bkz.

II- Seçim propagandaları esnasında sözlü suçlamaları ceza dışı bırakan Msır seçim kanununun 68. maddesi seçmenlerin seçim propagandası esnasında seçime katılan kimselerin hareket ve davranışlarını tenkid eden sözler söylemelerini kabul etmekte ve diğer zamanlarda bu fiilleri cezalandırırken seçim esnasında cezalandırmamaktadır. Bu ise her seçmenin veya adayın ceza korkusuyla karşılaşmadan muhalifi olan seçmen veya adayın davranışlarını ve hareketlerini efkari umumiyye açıklamaması ve seçmenlerin adaylardan istediklerini seçebilme imkanlarını sağlanması içindir. Her iki tarafın ahlak ve hareketleriyle ilgili suçlamaları veya eleştirileri seçmen vatandaş gördükten sonra bunlardan en uygun olanının seçmesi için bu hak tanınır.

III- Parlamento toplantıları esnasında söylenen sözler bu hükmün dışıdadır. Çünkü parlamento üyeleri Mısır anayasasının 109. madesi uyarınca parlamentoda açıkladıkları görüş ve düşüncelerinden dolayı sorumlu değildirler. Bu hüküm, parlamenterlerin hiçbir şeyden çekinmeden ve korkmadan düşündüklerini söylemelerini temin için konmuştur.

Bu maddenin bundan önceki iki istisna maddesi olan iftira suçlarıyla ilgili hükme aykırı olduğu düşünülebilir. Ama unutmamak lazımdır ki parlamento üyeleri ister söyledikleri söz gerçek olsun, isterse uydurma olsun söylediklerinden dolayı suçlanamazlar.

IV- Karışlıklı mahkeme hali ve sözlü suçlamalarda bir istisna kaidesidir. Mısır ceza kanununun 309. maddesi mahkemelerin huzurunda hasımların veya vekillerinin şifahi savunmalarında veya yazılı müdafaalarında birbirlerine hakaret etmeleri evya yalan sözler söylemeleri durumunda cezalandırılamayacaklarını, ancak sulh-ceza mahkemellrinde haklarında hakaret davası açıkalabileceğini amirdir.

Görülüyor ki iftira eden veya hakaret eden iftirasına veya hakaretine karşılık, söylediği lsöz; ister doğru olsun, ister yalan cezai sorumluluk altına girmiyor.

Mısır ceza kanununun kabul ettiği bu prensipleri genellikle bütün beşeri hukuk sistemleri de kabul etmektedir. Ancak bu son dört maddelik istisna sadece Mısır’a has olup beşeri hukuk sistemlerinin birçoğunda bu ayrılık göze çarpmaz.   

Mısır ceza hukukundaki eksiklik, çelişme ve tutarsızlık göze çarpmaktadır. Esas prensip fertlerin özel hayatını korumak olduğu halde benimsenen istisnai hükümlerle hususi ve umumi hayatın sırlarına tecavüz normalleştirilmektedir. Hukukda temel prensip; ister doğru olsun, ister yalan, her iki şeklide de dille hakareti yasaklamak iken bazı istisnalar yalnız doğru olan suçlamaları doğru olarak kabul etmekte, bir kısmı da hem doğru hem yalan sözlü suçlamalara müsamaha göstemektedir. Bu ise hukuk  metodolojisi bakımında son derece bir çelişki ve tutarsızlık örneğidir. Bu maddenini hukuki ve sosyal eksikliğine gelince sözü edilen kanun fertlerin özel hayatını korumayı kararlaştırmışken toplumun umumi hayatın fesada verecek neticelere müncer kılmaktadır. Unutulmamalıdır ki toplumu meydana getiren fertlerdir. Fertler iyi olduğu takdirde toplum da iyi olur. Fertleri bozuk ve ahlaksız olan bir toplumun iyi ve sağlam bir toplum olması elbette ki düşünülemez. Şurası şüphe götürmez. bir gerçektir ki fertlerin özel hayatının imtiyazlar yoluyla himayesi onların ahlaki ve ruhi dayanaklarının yıkımına vesile olmaktadır. Binaenaleyh bu gibi ahlaki izmihlale ve dejenerasyona maruz kalmış fertlerden ahlaki bozukluğa gidermeden önce iyi ve sağlam bir toplum meydan agetirmeye çalışan kişi birbirine tutunamayan derme çatma ve kırık dökük tuğlalarla ev yapmaya çalışan kişi gibidir. Böye bir evi yapan kimsenin binası son bulmadan önce çatısı başına çökecek veya yıkılıp kalacaktır.

İslam hukukunda sözlü suçlar için konulmuş bulunan temel esasas gelince; yalan ve iftira tamamiyle yasaktır. Doğru söz ise her ahvalde mubahtır. Binaenaleyh, zaniye zani deyen bir kimsenin onun zani olduğunu isbat etmesi halinde hiçbir cezası yoktur. Keza, hırsızlığı sabit olan birisine hırsız diyen de cezalandırılmaz. Yalancı bir kişi hak söz söylemeyi kendisine prensip edinmedikçe ona yalancı demek cezayı mücib olmaz.

Bu temel esasın hiçbir istisnası yoktur. Dolayısıyla harkesin; amme görevlilerinin, parlamenterlerin ve diğer hezmet erbabının yaptıkları işi kınaması mümkündür. Kınadığı konunları ispat ettiği müddetçe onların ayıplarının yüzlerine vurabilir. Ayrıca amme hizmetleri dışında özel ve şahsi hayatlarını, işlerini de konu edinerek kınayabilir. Yeter ki kınadığı hususları ispat edebilsin. Bu durumda kınanan kişilerin şahıslarının veya iş durumlarının zarara duçar olması önemsizdir.

İslam hukuku beşeri hukukda olduğu gibi umumi hizmet görenlerin özel hayatını katiyetle korunmaz. Çünkü islam hukuku nifakı, riyayı ve yalanı müdafaa etmez. Hem islam hukukuna göre iyi bir yaşayış seyri takib etmeyen veya edemeyen kişinin umumi hayatında halkın işlerini omuzlaması veya amme hizmeti görmesi mümkün değildir.

İster seçimler esnasında, ister seçimlerden önce ve sonra herkes islam hukuku hükmünce iyiye iyi, kötüye kötü diyebilir. Sadece kötünün kötülüğünü ispat etmesi veya edebilmesi gerekir. İster parlamento üyesi olsun ister başka bir kurula aza olsun, ister hiçbir kurulda üye bulunmasın herkesin dilediği kimseye dilediği suçu -ispat edebildiği sürece- atfedebilme hakkı vardır. Binaenaleyh beşeri hukukda olduğu gibi islam hukukunda seçim zamanında gerçek olanın söylenmesini diğer zamanlarda ise söylenmemesini emreden veya gerektiren hiçbir hüküm yoktur. Çünkü islam hukuku her zaman doğruluğu amirdir. Hiçbir zaman, hiçbir şartta doğru sözü yasaklamaz.

Beşeri hukukda olduğu gibi islam hukukunda mahkeme önünde veya parlamento çatısı altında doğru veya yalan sözü normal kabul etmeyi gerektiren hiçbir hüküm yoktur. Zira böyle bir hüküm doğru ile yalanı aynı şekilde mütalaa etmek manasını taşır. Halbuki islam hukku her halükarda doğruyu emreder ve yalanı yasaklar. Birbiriyle çelişen iki hükmün aynı noktada ortak olmasını kabul etmez. Hem, islam hukukuna göre parlamento üyeleri ehli rey ve şuradır. Onlara yalan söylemek helal kılınacak olursa ve yalan sözleri cezalandırılmazsa herkesin onların her an yalan söyleyebileceği kanaatına kapılması mümkündür. Her halukarda doğru söyleyemeyecekleri ve yalan söyleyecekleri vehmi ve zannı altında bulunan bir topluluğun görüş ve istişaresinin ne değeri kalır. Hem islam hukuk eşitlik esasına dayanır. Bu esnada parlamento üyelerini veya mahkeme salonunu ayırdetmek eşitlik prensibini çiğnemek demektir. İslam hukukunun sözlü suçlamalarda koyduğu prensip, doğrunun helal, yalanın haram olması esasına istinad eder. Böylece eşitlik mantık ve yüce ahlak kaidelerine dayanmış olur. Toplumun islahını, kötülerin ve yükseltilmesini hedef alır, iyilerin alkışlanmasını, kötülerin ezilmesini gaye edinir. Fertleri güzel ahlakla terbiye temek, toplum içerisinde fazilet duygularının gelişmesini sağlamak gayesini takib eder. islam hukukunun koyduğu bu prensibin güçlülüğü ve etkinliği nerede, beşeri hukukun düştüğü tutarsızlık, zaaf ve eksiklik nerede?