D- CEZAİ HÜKÜMLERİNİN ŞAHISLARA

TATBİKİ (GEÇERLİLİ⁄İ)

 

233- TARİHİ SEYİR:

18. yüzyılın sonlarına kadar insanlar tarafından yapılan hukuk, fertler arasında ayırım yapmaktaydı.Yönetenlerle yönetilenler arasında bir eşitlik fikrini kabul etmemekteydi. Hatta mahkemelere, ceza vermeden, cezaların uygulanmasında fertlerin durmuna göre faklı muameleler yapmaktaydı. Milletin sınıfları farklı olacağıi çin mahkemeler de farklı idi. İleri gelen soyluların özel mahkemeleri ve belirli bir tabakadan seçilmiş hakimleri vardı. Din adamlarının mahkemesi ayrı halkın mahkemesi ayrıydı. Mahkemelerde görev yapacak hakimlerde farklıydı. Aynı suçu işleyerek  mahkemelerin huzuruna gelen değişik seviyeden kişiler değişik cezalar görürlerdi. Suçlunun şahsiyeti kanunun uygulanmasında büyük rol oynardı. Soylu birisinin işlediği fiile en basit cezalar verilirken normal bir vatandaşın aynı suç işlemesi halinde en ağır cezalara çarptırılması mümkündü. Soyluların cezası da soyluluklarına uygun bir şeklide verilmekteydi. Sokaktan bir kişinin çekeceği bir ceza onun durumuna ve seviyesine uygun şekilde olmaktaydı. Soylu bir kişi ve hernangi bir vatandaş (aşağı tabakadan) idam cezası yediği zaman, soylunun boynu kılçla kesilirken, alt tabakadan olan her hangi bir vatandaş sehpada öldürülür, köpek gibi muamele görürdü. Bazı fiilleri alt tabakadan vatandaşlar işlediği zaman ağır suç olarak kabul edilir ve en ağır cezalar verilirdi. Halbuki aynı fiilleri soylular ve din adamları işledikleri takdirde takibat konusu bile edilmez ve mahkeme olunmazlardı.

18. yüzyılın sonlarına kadar insanlar tarafında konular ceza hukukunun durumu bu idi. Nihayet Fransız devrimiyle birlikte eşitlik prensibi hukukun temel ilkesi halinen geldi. Kanunların herkese aynı şekilde uygulanması prensibi kabul edildi. Ne var ki prensip günümüze kadar tam ve eksiksiz olarak uygulanmadı. Zira kişilerin bir anda  geçmişin kalıntılarından kurtulmaları, geleneklerin baskılarından çıkmaları ve topyekün maziyi inkar etmeleri kolay olmuyordu. Bu yüzden de bir çok ayrıcalıklar ve eşitsizlikler sürüp gitti. Tam bir eşitlik prensibi batıda uygulanmış değildi. Hatta bazı yazarlar ve hukukçular kanuni yollarla bu eşitsizlik örneklerini normalleştirmeye ve kanunileştirmeye çalışan mazaretler uydurma çabası içine girmişledi.

Bir kısmı ise bu eşitsizlik örneklerinin de hukuktan silinip atılmasını öngören teklifler yönelmişlerdi. Ne var ki batı dünyasında ağırlık birinci gurubun yanında blumaktaydı. İçinde yaşadığımız yüzyılda ve ondokuzuncu asırda yapılan yeni yasaların bir kısmında bu eşitsizlik unsurları kaldırılmaya veya istisnaların sınırı daraltılmaya çalışılmıştır. Günümüzdeki düşünürlerin çoğunluğu ise tam bir müsavat için çaba harcamaktadırlar. Kısa zamanda batıda tam bir eşitliğin gerçekleşmesi mümkün olabileceği gibi çok uzaklarda da kalması mümkündür. Ama bugün insanlık eşitlik doğrultusuna koşmakta ve yürekleri eşitlik arzusuyla çarpmaktadır.