232- İSLAM HUKUKUNDA IRK KAVRAMI:

 

İslam mhukukunda ırk kavraaı ülke (dar) esasına dayanır. Veya bir diğer deyimle barış ve teslimiyet İslamın hükümlerini kabul veya red esasına dayanır. İster müslüman olsunlar ister zimmi olsunlar, ister bir divletin tebası olsunlar, ister müteaddit devletlerin tebası olsunlar, dar’ül-islamda yaşayan insanların cinsiyeti birdir. Mısır’lı Suriyeli’den, yahut Irak’lı Fas’lıdan her ne kadar ayrı ise de bu ayrılık iklim ve bölge ayrılığına dayanır. Binaenaleyh islam hukuku hükümleri uyarınca aralarında hiçbir fark yoktur. Birini diğerinin dışında bırakacak bir sebeb mevcut değildir.

Dar’ül-harb halkının da ülkeleri ne kadar değişik, devletleri ne kadar ayrı olursa olsun bir tek cinsiyetleri vardır. Bir İngiliz Fransız’dan yahut bir Fransız Amerikalı’dan ne kadar ayrı olulsa olsun bu ayrılı kendi aralarındaki bir ayrılıktır. İslam hukuku nazarında ayrı veya toplu da olsalar aynı hükümlerle muhattabdırlar. Fakat islam hukuku yabancı devletlerin her birine kendi şartlarına ve durumlarına göre ayrı ayrı satatü tatbik etmeyi engellemez. Mesela müslümanlarla İngilizler arasında bir savaş olabileceği gibi aynı anda müslümanlarla Fransızlar arasında bir sözleşme de olabilir. Buna benzer diğer efarklı satüler takib edilebilir.

Dar’ül-islamda cinsiyet esası islama bağlanmakdır. Yahut da islamın hükümlerini kabullenmektir. Kim islama bağlanırsa o müslümandır. Kim islamın hükümlerini kabullenir de müslüman olmazsa o zımmidir. Dar’ül-harbde cinsiyet esası ise islamı inkar ve koyduğu hükmüleri kabullelmemektedir.

İslam hukukunda cinsiyet kavramı; üzerine kaim olduğu esasların değişmesiyle değişikliğe uğrar. Mesela harbinin cinsiyeti (ırk) islama bağlılığı ile değişir. Yahut da zımmi satatüsüne girip islamın hükümlerini kabullenmesi halinde değişir. Zimmi statüsüne girmek için dar’ül-islama grimek şarttır. Binaenaleyh bir harbi kendi memleketinde olduğu halde zımmi satüsüne dahil olamaz. Ancak yaşadığı memleketin tümü dar’ül-islamın zimmetini kabul ederse mümkün olur. Bu takdirde yaşadığı memleketin ahalisi islamın hükümlerini kabullendiklerini ancak islam dinine girmeyi kabullenmediklerini ifade ederlerse o zaman zımmi satatüsüne girmek için dar’ül-islama hicret gereği yoktur. Çünkü islam zimmetini kabul etmekle harbinin bulunduğu belde dar’ül-islam hududu içine girmiş olur. Harbinin cinsiyeti dar’ül-islama hicret etmeden de müslüman olarak değişebilir. Sadece Ebu Hanife, müslüman olsa bile harbinin masum sayılabilmesi için dar’ül-islama hicret etmesi gerektiğini ifade der.

Müslümanın ve zımminin cinsiyeti de bağlı bulunduğu esasların değişmesiyle değişebilir. Mesela müslüman irtidad edince cinsiyeti de değişir. Zımmi islamın hükümlerini kabullenmezse cinsiyeti değişir. Dar’ül-harbde sürekli ikamet etmesi halinde de islam cinsiyetine tabi olmak durumu ortadan kalkar. Evlilik sözleşmesi karıyı kocaya tabi kılar. Ama tek başına evlilik cinsiyetin değişmesine vesile olmaz. Mesela bir müslüman veya zımmi, harbi bir kadınla evlenirse evlilik onun cinsiyetini değiştirmez, ancak dar’ül-islama girdiği takdirde cinsiyeti de değişir. Binaenaleyh dar’ül-islama girdiğinde evlilik ve hicret dolayısıyle zımmi satütüsüne tabi olur. Muste’men de dar’ül-islamda bir zımmi kadınla evlenirse bu evlilik dolayısıyla zımmi satatüsüne geçemez. Sadece müste’men dar’ül-islamda sürekli ikamet isteğini belirtirse o zaman zımmi statüsüne dahil olur. Aksi takdirde zımmi olan kadın müste’men olan kocasıyla dar’ül-harbe gitmeyi kararlaştırır ve o zaman harbi statüsüne girer. Bir müslüman; harbi bir kadınla evlenir de kadın müslüman olursa hicret gereği olmadan islama girmekle kadının cinsiyeti değişmiş olur. Zira tek başına müslümanlıkla cinsiyet mefhumu kökten değişir. Binaenaleyh tek başına evlilik insana islam cnisiyetini kazandırmaz ama tek başına islama girme veya islamın hükümlerini benimseme ve islam diyarında ikamet etme kişiye islam cinsiyetini kazandırır. Kocanın cinsiyetinin değişmesi kadının cinsiyetinin değişmesine tesir etmez. Zımmi dar’ül-harbde ikamet eder de karısı onunla birlikte dar’ül-harbe gitmezse kocası, harbi satüsüne geçer, karısı ise yine zımmi olarak kalır. Müslüman da irtidad ettiği zaman harbi olur. Onun harbi statüsüne geçmesi karısının cinsiyetini değiştirmesine etki etmez, ancak o da kocası gibi irtidad ederse cinsiyeti değişir.

Çocuklar ve deliler gibi çocuk hükmünde bulunanlar; cinsiyet bakımından anne ve babalarına bağlıdırlar. Bir koca müslüman olursa ve zımmi statüsüne girerse mümeyiz olmayan çocuklar onlara bağlı olarak müslüman veya zımmi statüsüne girer. Tek başına baba müslüman olursa veya zımmi statüsüne girerse mümeyiz olmayan çocukları ona bağlı olarak müslüman olurlar veya zımmi’ statüsüne girerler. Yalnız başına anne müslüman olursa veya zımmi statüsüne girerse, Ebu Hanife, Şafii ve İmam Ahmed’e göre, mümeyiz olmayan çocuklar da ona tabi olurlar. İmam Malik’e göre ise mümeyiz olmayan çocuklar babaya tabidirler.

Mümeyiz olmayan çocuklar; ana ve babaları daha aşağı bir cinsiyetten daha üstün bir cinsiyete geçmesi halinde -yukarda belilrttiğimiz gibi- ana ve babalarına tabi olurlar. Bilindiği gibi islam cinsiyeti en üstün cinsiyettir. Çünkü efendimiz buyurur ki: “İslam en üstündür, onun üstüne hiçbir şey çıkmaz.” Ama değişiklik bir üstü cinsiyetten bir alt cinsiyete doğru ise o zaman çocuklar anne ve babalarına tabi olmazlar ve ilk cinsiyetleri üzerine kalırlar. Mesela müslüman karı koca dinden dönüp harbi statüsüne girseler mümeyiz o lmayan çocukları yine müslüman olarak kalır. Baba ve anneden birisinin irtidat etmesi halinde de durum aynıdır221.

(212) El-Muğni, C: 10, S: 93-96. Kanun ve Ekonomi dergisi, Yıl 1, Sayı 1, S: 11, 14. Şerhi Zurkani, C: 8, S: 69. Esna’el-memtalib, C: 4, S: 123.

İslam hukukundaki cinsiyet mefhumunun üzerinde dayandığı kaideler bunlardır. Bu konuda daha geniş hükümmeri burada ele alacak değiliz. İslam hukukunun ortaya koyduğu bu genel kaideler bugün beşeri hukukun cinsiyeti konusunda kabul ettiği kaidelerin aynıdır. Beşeri hukukta cinsiyet bölge esasına dayanır. Bir devletin topraklarında sürekli olarak yaşayan ve ikamet eden herkes o devletin uyruğu altındadır ve devletin vatandaşı olarak o devletin cinsiyetini taşır. Bu islam hukukunda sürekli olarak dar’ül-islamda ikamet hükmünün mukabili olarak yer almaktadır. Bir kişi bir başa devletin toprağında bir süre yaşayıp oranın uyruğuna girmek isterse; o zaman daha önceki devletin vatandaşı olma hakkını yitirr. Yani o devletin cinsiyetine bağlı olma durum ortadan kalkar. Kadın belirli şartlarda kocasının bağlı bulunduğu devletin uyrukluğuna tabi olur. Küçük çocuklar ise, anne ve babalarının uyrukluğuna bağlıdırlar. Ve bu bir genel kaidedir.