225- MÜSLÜMAN OLMAYAN BİR DEVLETE TESLİM:

 

İslam hukuku; müslüman bir devletin vatandaşlarını; ister müslüman olsun ister zımmi dar’ül harbde yargılanmak üzer suçu işledikleri yere teslim edilmelerine cevaz vermez. Keza hiçbir müslüman devletin bir başka müslüman devletin vatandaşını müslüman olmayan bir devlete teslim etmesini kabul etmez. Zira islam hukuk açısından kendi vatandaşı olmasa da bir başka müslüman devletin vatandaşı kendi vatandaşı sayılır.

İslam hukuku müslüman bir devletin dar’ül-harbden kaçarak dar’ül-islama sığınan muharib bir devletin vatandaşı olan bir müslümanın -teslimi taleb etse de-teslimine cevaz vermez. İki devlet arasında önceden bir anlaşma olması hali müstesnadır. Eğer, bir ittifak varsa sözleşmeye uymak ve batıl olmayan şartlarını uygulamak gerekir. Eğer sözleşmenin makabline şümulü varid ise ve sözleşmeden önce dar’ül- islama sığınmış olan müslümanların teslimi isteniyorsa bu ittifak batıl olarak kabul edilir. Keza müslüman kadınlardan dar’ül-islama sığınanların sözleşmeden önce veya sonra teslimi şart koşan bir ittifak da batıldır. Çünkü hiçbir halde müslüman kadını müslüman olmyan bir devlete teslim etmek caiz değildir. İsterse o kadan teslim edilmek istenen devletin vatandaşı olsun. İsterse dar’ül-harbde onun teslimini, kocası, ailesi ve çocukları bulunsun. Çünkü yüce Allah bu konuda Mümtehine suresinde gayet sarih olarak hükmünü bildirmektedir:

“Ey iman edenler; eğer mü’min kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebeblerini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onlarınmü’min kadınlar olduklarını öğrenirseniz kafirlere geri çevirmeyin. Bu kadınlar onlara helal değildir. Onlar da bu kadınlara helal olmazlar. Kafirlerin bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenize bir engel yoktur. Kafir kadınları nikahınızda tutmayın, onlara verdiğiniz mehri isteyin; kafir erkekle de hicret eden mü’min kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allahın hükmü budur; o aranızda hükmeder. O Hakimdir, Alimdir.” (Mümtehine: 60/10)

Sözleşmede müslüman erkeklerin tesliminin hangi durumlarda sahih olacağı konusunda ihtilaf vardır. İmam Ahmed ve İmam Malik mezhebindeki bazı fakihler sözleşmeden sonra müslüman erkeklerin teslimi gerektiği görüşündedirler211. Ebu Hanife ile Maliki mezhebinden bazı fıkıhçılar teslimin batıl olduğu görüşündedirler. Onlar hiçbir halde gayrimüslimin müslümana hakim olmasına cevaz vermemektedirler212. İmam Şafii ise dar’ül-harbde kendisini koruyacak yakınları bulunan ile kendisini koruyacak yakınları bulunmayanları farklı statüde kabul etmektedir. Birincilerin teslimine cevaz verirken, ikincilere cevaz vermemektedir. Onlara göre teslimden kaçınmanın esası fitneden korunmaktır213.

(211) El-Mugni, C: 10, S: 524. Mevahib’ül-celil, C: 3, S: 386.

(212) Feth’ül-kadir, C: 4, S: 296, Alusi Tefsiri, C: 28, S: 67, 68. Mevahib’ül-celil, C: 3, S: 387.

(213) El-mühezzeb, C: 8, S: 277. Esna’el-metalib, C: 4, S: 227.

Dar’ül-harbde müslüman olup dar’ül-islama sığınan ve dar’ül-islama girince dar’ül-islam halkından olup arazisine girdiği islam devletinin vatandaşlığına geçenlerin durumuna gelince; müslüman devletin onu iadeden imtina etmesi kendi vatandaşlarından birisini teslimden imtina etmesi gibidir. Bu durum; islam devletinin kendi vatandaşını gayri müslim bir devlete teslimine cevaz vermeyen islam hukukunun genel kaidelerinden birisini tatbik etmekten ibarettir. Fakat bir islam devletinin vatandaşını diğer bir islam devletine teslim etmek; bu genel kaidenin dışına çıkmak manasına gelmez. Devletlerin çünkü-daha evvel de belirttiğimiz gibi- bütün müslüman devletlerin arazisi dar’ül- islam olarak kabul edilir. Ve bütün müslüman meleketlerde islam hukuku tatbik olunur. Ayrıca her islam devleti bütün kainat içerisinde kendi başına islam nizamının temsilcisi saylır. Müslüman bir devletin topraklarına geçici olarak giriş izni almış olan bir müste’menin bağlı bulunduğu devletin topraklarında işlemiş olduğu suçdan dolayı cezalandırmak istemesi halinde onu kendi devletine teslim etmek caizdir. Sadece iki devlet arasında bu hükmü belirten bir sözleşmenin bulunması gerekir.  Fakat topraklarında geçici giriş izni almış bulunan bir müste’menin kendi devletinden başka bir devlete teslimi caiz değildir. Çünkü bu durumda teslim müste’mene verilen eman aykırı düşer. Müste’mene verilen eman ile o kişi kendisinden emin olmaktadır. Sadece islam devletiyle onu isteyen devlet arasında bir ahidname varsa ve bu da teslimi gerektiriyorsa teslim edilir. Ve eman bu ahid kaydıyla kayıtlı olarak değerlendirilerek bu takdirde teslim ahde vefa olur.

İslam hukukunun devleti vatandaşlarını başka bir devlete teslim etmeyeceği hususundaki hükmü bugün bir çok devletlerce benimsenmektedir. Sadece İngiltere ve Birleşik Amerika Devleti gibi bazı devletler hiçbir şart koşmadan teslimi kabul etmektedirler. Ki bu prensibi islam hukuku ancak islam devletleri arasında geçerli saymaktadır. Şu halde bugün yeryüzünde geçerli olan her iki prensip aslında islam hukukunda mevcuttur. Şu farkla islam hukuku prensipten her birini belirli şartlarda tatbik alanına kor. Ne var ki bugünkü dünya devletleri bu prensiplerden birisini almakta diğerini reddetmektedir. İslam hukukunun yaptığı gibi ikisini birlikte ve yeri geldiğince uygulama yoluna gitmemektedirler.

Modern devletler; bugün teslimi istenen suçlunun işlediği suçu cezalandırıyorsa, suçluyu yabancı da olsa teslim etmemektedirler. Bu ise islam hukukunun koyduğu kaidenin ta kendisidir. Zira devlet bir fiili suç sayıyorsa onu işleyleni cezalandırır. Cezalandırdığı takdirde artık yeniden bir diğer devlete tesliminin manası yoktur.