215-  İKİNCİ GÖRŞÜ:

 

Bu görüşün  sahibi ise yine Hanefi mezhebinin büyük imamlarından ve fakihlerinde biris olna İmam Ebu Yusuf’dur. İmam Yusuf islam hukukunun dar’ül-islamda ikamet eden herkes için geçerli olacağını ileri sürmektedir. Dar’ül-islamda ikamete edenleri ister müslüman ve zimmi gibi sürekli mukimler olsun, ister müst’emenler gibi muvakkat mukimler olsun hüküm aynıdır. İmam Ebu yusuf’un bu husustaki delilil şudur: “Müslümanın; müslüman oluşu onun islam hükmülerini kabullenmesini gerektirmektedir ve buna mecbur kılmaktadır. Zımmi ve kendisi için sürekli eman veren can ve mal güvenliği garanti eden zimmet sözleşmesi yapmakla islami hükümlere riayet etmek zorunda kalmaktadır. Müst’emene gelince kendisine dar’ül-islamda muvakkat ikamet hakkı tanımakla ve dar’ül-islama girmeyi kabullenmesiyle yapılmış olan muvakkat eman sözleşmesi uyarınca islmın hükmerine riayet etmek zorundadır ve bundan sorumludur. Çünkü o dar’ül-islama girmeyi istemekle orada kaldığı müddetçe islamın hükmülerine riayet edeceğini önceden kabul etmiş bulunmaktadır ve ona islam ülkesine girme izni verilmesi de bu şarta bağlı bulunmaktadır. Binaenaleyh müste’menin durumu islam ülkelerine sürekli kalan zimmilerin durumu gibidir, arlarında bir afark yoktur. Sadece zımminin eman akti süresizdir, müst’menin eman akdi sürelidir. Öyleyse müst’emeni islam diyarında ikamet süresi ne kadar kısa olunsa olsun orada işlemiş olduğu suçlardan dolayı islam hukkuyla muhakeme edilmesi gerekir. İşlendiği suç ister toplumun hukukunu alakadar etsin, ister fertlerin hukukunu alakadar etsin netice asla değişmez207.

(207) Adı geçen eser, C: 7, S: 184.

Görülüyor ki İmam Ebu Yusuf ile İmam Azam’ın müst’emene islam hukuknun tatbiki konusundaki görüşleri farklıdır. İmam Ebu Yusuf islam hukkunun her halükarda müst’emenlere de tatbik edileceği görüşünü kabul ederken alakadar eden suçlar işlemeleri halinde tatbik olunabileceğini onun dışındaki suçlar için tatbik olunamıyağını kabul etmektedir.  

İslam hukukunun dar’ül-harbde işlenen suçlar için geçerli olup olmayacağı, suç işleyenleri dar’ül-islamın mukimleri de olsa neticenin değişmeyeceği konusunda imam Azam ile Ebu Yusuf aynı görüştedirler. Fakat İmam Ebu Yusuf, İmam Azam’a - İmam-ı Azam’ın görüşünü belirtirken açkıladığımız gibi- iki meselede karşı çıkmaktadır.

a) Ebu Yusuf ister müslüman olsun, ister zimmi; dar’ül-harbde bir harbiyle veya orada ikamet edip de bize hicret etmemiş bulunan bir müslümanla faiz muamelesi yapmanın her ikisi için de caiz olmayacağı görüşündedir. İsterse dar’ül-harbde faiz yasaklanmamış bulunsun. Ebu Yusuf’a göre netice değişmez. Çünkü onlar islamın hükümlerini tatbikten sorumludurlar, nerelerde olurlarsa olsunlar buna riayet etmek zorundadırlar ve islam hukukuna göre faiz kendilerine yasaktır. Yalnız dar’ül-harbde faiz olmaları halinde, suçun işlendiği anda ve suç mahallinde islam devletinin velayet yetkisi bulunmadığı için faiz muamelesinden dolayı cezai müeyyide uygulanmaz. Bu noktada Ebu Hanife Ebu Yusuf’un görüşleri arasındaki fark şudur: Ebu Hanife  faiz fiilini kendiliğinden haram olarak kabul etmezken, Ebu Yusuf kendiliğinden haram olarak kabul etmektedir.

b) İkinci mesele esir meselesidir. Dar’ül-harbde bir müslümanın veya zimminin bir esiri öldürmesi halinde Ebu Hanifeye göre kısas ve diyet gerekmez. Ona göre esir olmakla o kişi masumiyetini yitirmiş demektir. Halbuki Ebu Yusuf dar’ül-harbde esirin öldürülmesi halinde diyetin gerekeceğini kabul etmekte, esirliğin masumiyeti ortadan kaldırmayacağını belirtmektedir. Aslında katil halinde kısas gerekirse de islam devletini velayet yetkisinin bulunmaması yüzünden bunun mümkün olamıyacağını kabul etmekte, binaenaleyh kısas yerine tazminat olarak katil diyet ödemeye mecbur kabul etmektedir. Çünkü suç işleyen ve tecavüze uğrayan kişi dar’ül-islam ahalisinden ise islam mahkemlerinin dar’ül-harbde işlenmiş olan bir suçdan dolayı tazminat verme yetkileri var. Çünkü islam mahkemelerinin suç işleyen veya tecavüze uğrayan kişiler hakkında tazminat talebi anında velayet yetkisi vardır. Suçun işlendiği yerde velayet yetkisinin bulumayışı onun hakkında tazminat  ezasının verilmemesine yeterli sebep değildi. Bu meseledeki görüş ayrılığının esası bir evvelki meseledeki ayrılığın aynıdır.