211- DAR’ÜL-İSLAM: (İSLAM YURDU)

 

Dar’ül-islam; islamın hükümlerinin açıkça yerine getirildiği191 veya o bölgede bulunan yerli müslümlerin islamın hükümlerini192 açıkça ikame edebildikleri diyardır. Öyleyse dar’ül-islam tarifinin hududu içerisine; sakinlerinin hepsi veya çoğu  müslüman olan beldeler girer. Sakınlerinin  çoğu gayrimüslim olsa bile müslümanların hakimiyeti altında bulunan beldeler de dar’ül-islamdır. Keza sakinleri müslüman olup islamın hükümlerini açıkça tatpik edebildikleri veya islamın hükümlerini yapmalarını önleyecek bir engelin bulunmadığı bununla birlikte gayrı müslimlerin egemenliği ve hakimiyeti altında bulunan her ülke de dar’ül-islam hududu içine girer.

(191) Bedai’üs-sanai, C: 7, S: 130.

(192) Esna’el-metalib, C: 4, S: 204.

Dar’ül-islamın sakinleri ikiye ayrılır:

a) Müslümanlar:

İslam dinine inanan herkes.

b) Zimmiler: İslamın hükümlerini kabul eden ve dar’ül-islamda devamlı olarak ikamet eden gayrımüslümler. Bunların inançları gözönünde buludurulmaz. Hıristiyan da olbilirler, Yahudi de olabirler, mecusi de olabilirler, Sabii de olabilirler, istedikleri kimsenin ve nesnenin kulları olabilirler veya hiçbir dine bağlanmamış bulunabilirler.

Dar’ül-islamın sakinleri ister müslüman olsunlar, ister zimmi olsunlar hepisinin de kanları ve malları masumdur, emniyet altındadır. Zira islam hukukunda masumiyet193 iman veya eman ise sözleşme yapmaktadır. Eman zimmet akdiyle, anlaşmayla sulhla ve benzeri şekillerle olabilir. Allah’ın Resulünün risaletine inanan kimse, yani müslüman olan bununla kanını ve malını müslümanlardan korumuş olur. Allah’ın Resulü bunu şu sözlerle belirtir: “Lailaheillallah Muhammedün Resulullah deyinceye kadar insanlarla savaşmam emrolundu. Bunu derlerse benden kanlarını ve mallarını korurlar. Ancak hak ile olmak durumu müstesnadır.” Eman sözleşmelerinden birisiyle müslümanların eman verdiği kimseler arasında bulunanlar bununla mallarını ve kanlarını korurlar. İsterse islam dışında bir dine bağlı bulusunlar. Bu durumda dar’ül-islamda yaşayan müslümanlar islama girmekle mallarının ve kanlarının korunması hakkını kazanmakta; zimmiler de eman dileyerek kanlarını ve mallarını korumaktadırlar194

(193) Buradaki ismet “mubah değildir” manasındadır. Kanı bu malı masum olan kişi demek kanını ve malını akıtmak mubah olmayan kişi demektir.

((194) Bedai’üs-sanai, C: 7, S: 102. Mevahib’ül-celil, C: 6, S: 231. Esna’el-metalib, S: Şerh’ül-kebir, C: 10, S: 630.

İslam hukukunda eman dilemek iki türlüdür195.

a) Süreli (muvakkat) eman; sulh sebebiyle belli bir süre için yapılmış olan sözleşmedir. Belirli bir süre için dar’ül-islama girme izni almak muvakkat emandır.

b) Süresiz eman; (gayri muvakkat) belli bir süreyle son bulmayan emandır ve ancak zimmet akdiyle elde edilebilir. Bundan zimmiler isitifade edebilirler. Onlar da bu meandan faydalanma mukabilinde islamın hükümlerine riayet etmekle sorumlu tutulurlar196. 

(195) Bedaiiüs-sanai, C: 7, S: 106. Esna’el-metalib, C: 4, S: 210. Mevahib’ül-celil, C: 3, S: 360-364. El-Muğni, C: 10, S: 578.

(196) Zimmiler bütün islami hükümleri tatabike zorlanmazlar. Sadece dini inançlarıyla çelişmeyen hükümleri tatbike mecbur edilirler. Can, mal ve ırz garantisini sağlayıcı islami hükümlerden sorumludurlar. Kendi inançlarına göre yasak olan hırsızlık gibi haraketlerinden dolayı had uygulanır. İçki gibi, inançlarınca helal olan şeylerden dolayı had uygulanmaz. Daha geniş bilgi için bkz. Şerh’ül-kebir, C: 10, S: 611. Bedai’üs-sanai, C: 7, S0 11 ve devamı.