207- İKİNCİ İSTİSNA: HÜKÜM SUÇULUNUN

FAYDASINA VE MAKABLİNE TEŞMİLİ

İCAB EDER:

 

Suçlu için daha faydalı bir hüküm sudur etmişse bu hükmün ona tatpiki icabeder. İsterse suçlu suçunu, daha ağır cezalar ihtiva eden bir hükmün geçerli olduğu bir sırada işlemiş olsun. Ancak suçlu için daha faydalı olan hükmün tatbik edilebilmesi için önceki hükme göre hüküm verilmemiş olması icap eder. Bir de önceki hükmün nihai hüküm olmaması gerekir. Eğer önceki hükmü nihai hüküm olursa iş bitmiştir. Suçlunun yeni hükme göre yeniden mahkeme edilmesi mümkün olmaz. Suçlu için daha uyğun olan hükmün uygulamasının nedeni ceza ile suçların önlenip, toplumun suçtan korunması gayesinin güdülmüş olmasıdır. Binaneleyh bu içtimai bir zorluktur, toplumun menfaatı bunu gerektirmektedir. Her zorunluluk kendi ölçüsüyle takdir olunur. Eğer toplumun menfaatı suçun tahfifinde ise hünüz hakkında nihai karar verilmemiş olan suçlunun suçu hafifletici hükümden faydalanması gerekir. Zira suçlara ağır cezalar uygulanmasında hiç bir zaman için toplumun menfaatının korunması için konulmaktadır, verilen cezanın toplumun ihtiyacından fazla olmaması gerekir. Ayrıca malül ile birlikte illet de ortadan kalkar.

Öldürme suçunun bu istisnai ile ilgili bariz örneklerinden birisi de; İslam öncesi kavminin durumudur. Bilindiği gibi arablar kendilerini diğer kavimlerden üstün kabul ederlerdi. Onlardan üstün aileye mensup birisiyle diğer komşuları arasında kasten veya haten katil hallerinde üstünlük sahibi olan kimsenin üstünlüğü kabul edilir ve ödenecek diyetler de farklı olurdu. Öyle ki eşraftan birisinin diyeti daha alt tabakadan birsinin diyetinden kat kat fazla olurdu. Bu farklılık gittikçe artmış, fertlerin ötesine geçmiş ve kabileler yayılmıştır. Şöyle ki: Nadir kabilesinin diyeti Kureyza kabilesinin diyetinden iki mislidir. Ve arabların eşraf takımında birisi öldürüldüğünde karşılığında sadece öldürenin öldürülmesiyle yetinilmez, katilin kabilesinin eşraf takımından öldürülene denk kabul ettikleri bir kimsenin öldürülmesini isterlerdi. Bazı hallerde de, eşraftan bir kişinin ölümü halinde karşılığında bir tek kişinin öldürülmesiyle kısasa razı olurdu. Nitekim zengin bir kabileye mensup olan Züheyr oğlu Şasa öldürüldüğünde babası Huzeyme oğlu Züheyr’i öldüren kabileyi toplamış ve öldürülenin kabilesinin ileri geleni ona Şasa ölümüne karşı ne istersin dedikerinde, o üç şeyden başka birsine razı olamama cevabını vermişti. Nedir bunlar denildiğinde, o, ya bana Şasa’mı geri getireceksiniz, veya eteğime fezanın yıldızlarını dolduracaksınız, yahut da bir kabileyi bütünüyle bana vereceksiniz ve onu öldüreceğim. Yine Şasa’nın ölümüne karşılık aldığımı kabul edecek değilim. İşte bir kabilenin bütünyle kendisine verilmesini ve bunları öldürmesi halinde bile oğlunun katilinin olmayacağını kabul eden bir maktul babası. Vail oğlu Küleyb öldürüldüğünde uzun müddet çatıştılar. Kabilelerinden bir kısmı onlardan ayrıldı. Büceyr denilen bir çocuğu yakaladılar ve getirdiler. Dediler ki Küleyb’e karşılık Büceyr’i verelim de savaş son bulsun. Küleyb kabilesi ise Büceyr Küleyb’in pabucu bile olmayacak değerdedir diye karşılık verdiler. Ayrıldıktan sonra da savaşa devam ettiler ve o kabilenin eşraf takımından189 birçok kişi telef oldu.

(189) El-Ümm, C: 6, S: 7. Kurtubi tefsiri, C: 2, S: 244.

İslam geldiği sırada Arab kabileleri kan davası güdüyorladı. İslam cahiliyetin hükmünü ortadan kaldırarak insanlar araslında “hükümde eşitlik” presibini yerleştirdi. İşte bu konuda Allah’ın hükmü:

“Yoksa onlar cahiliyyet hükmünü mü ararlar? Yakinen inanan bir topluluk için hüküm bakımından Allah’dan daha güzel hüküm veren kim vardır.” (Maide: 5/50)      

İslam üstün kişilerin kanıyla alt tabakadan kişilerin kanı arasında bir farklılık olmadığını beliretek kölelerle hürlerin, erkeklerle kadınların kan bedelini eşitleştirdi. İşte Allah’ın bu konudaki hükmü:

 “Ey iman edenler, Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı. Öldüren ölenin kadeşi tarafından bağışlanmışsa kendisine örfe uymak ve bağışlayanla güzellilkle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunanan elem verici azab vardır.” (Bakara: 2/178)

Bu hükmün nüzülünden sora kan bedelinde, yaralamada ve diyetlerde üstünlük ve farklılık ortadan kalktı ve bu ayeti celile ile hakında henüz hüküm bulunmadan vukubulmuş öldürmeler ve yaralamalar konusunda bu hüküm tatpik olunmuştur. Böylece bu hükmün makabline teşmil durumu variddir.

İslam hukukunun suçulunun durumu için en uygun olan hükmün tatpik edilmesinin bir takım önemli mantıki sonuçları vardır:

1- Yeni hüküm suçlunun işlediği suç hakkında karar verilmezden önce çıkmışsa ve suçlunun menfaatını gözetiyorsa- suçlu daha önceki hükmün geçerli olduğu devirde suçu işlemiş olsa da, bu yeni hükmü gereğince mahkeme olunur.

2- Yeni hüküm suçlu hakkında karar verildikten sonra sadır olmuşsa ve hükümlünün menfaatına uygunsa suçluya hükmolunan cezalardan yeni hükmün belirlediği cezalarla uyuşanı tatpik olunur.

3- Yeni hüküm karardan sonra çkımışsa ve işlenen suçu normal kabul edip cezalandırmıyorsa, daha öhceki hükme göre verilmiş olan kararın uygulanmaması icab eder. Eğer karar infaz ediliyorsa infazın durdurulması gerekir.

4- Eğer yeni hüküm cezayı ağırlaştırıyorsa suçluya uygulanmaz. Çünkü o menfaatına değildir. Ve suçlunun işlediği vakitte geçerli olan hükümler uyarınca cezaladırılması bir kuraldır.