206- BİRİNCİ İSTİSNA:

 

Amme nizamını ve emniyetini alakadar eden önemli suçlarda hükümlerin makabline teşmili caizdir.

Her na kadar islam hukukunun cezai hükümler için makabline teşmil olunamıyacağı pernsibi umumi bir kaide ise de amme nizamını ve emniyetini alakadar eden önemli suçlarda cezai hükümlerin makabline teşmilinin caiz oluşu bu genel kaidenin bir istisnasıdır. Bu istisnanın örnekleri arasında iftira suçu, harebe ve zihar suçları da bulumaktadır. Zira bu suçlar için nassın nüzülünden önce geçmiş vakalar dolayısıyla cezalar tatbik olunmuştur.

İftira suçu ile ilgili hükümde ihtilaf vardır. Bazıları bu ayetlerin ifk hadisesinden önce nazil olduğunu kabul etmişlerdir. Nitekim hadisenin cereyanı üzerine yüce Allah Hz. Ayşe’yi ifk hadisesinden teberri etmiş, bunun üzerine iftira atanlara nassı Kur’anı tatbik olunmuş, Allah tarafından belirtilen ceza verilmiştir. Bu görüş doğru olsa bile ifitira suçu için verilen hükmün makabline teşmil edileceği hususu vaki olamaz. Zira bu hükmün nüzulünden önceki bir vaka için tatbik olunup olunmadığı kesinlikle bilinmemaktedir.

Bir diğer gurub ise (ki bunların görşü tercih olunmaktadır) bu ayetin ifk hadisesi münasebetiyle nazil olduğunu kabul etmektedir. Bu görüş doğruysa iftira suçunun makabline teşmili variddir. Zira tartışmasız kabul edilmektedir ki, Allahın Resulü iftira edenlere haddi Kur’anıyi tatbik etmiştir. Yani ayetin nüzulünden önce işlenmiş bulunan suça bu hükmü uygulamıştır.

Bu Hükmün makabline teşmiline neden olarak ayetin hakında nazil olduğu hadisenin önemli bir hadise oluşu gösterilebilir. Nitekim bir gurub kimseler Resulün eşine iftira etmiş, namusuna halel getirecek şeyler atfederek hem Resule, hem de Resulün eşine eziyet etmişlerdir. Bu söylentiler yüzünde müslüman topluluk arasında şiddetli huzursuzluklar meydana gelmiş ve müslümanlar birbirlerini öldürmeye kadar gitmişlerdi. Rivayet edildiğine göre Allahın Resulü halkın bu konuda birbirine düşmesi üzerine yüksek bir yere çıkarak buyurmuş ki: “Ey müslümanlar topluluğu; ailem hakkında eziyeti bana kadar ulaşmış olan bir kişi konusunda kim beni mazur görebilir.” Allaha andolsun ben ailemden ancak hayır görürürüm. Hakkında hayırdan başka birşey görmediğim birk işiden söz ediyorlar. Ailem ancak benimle beraber.” Bunun üzerinde Ansar’dan Saad İbn Muaz kalkarak der ki: “Ben seni mazur görüyorum ey Allahın Resulü! Eğer o kişi Evs kabilesindense (Medine’li bir kabile) onun boynunu vururum. Eğer Hazrec kabilesindense (yine Medeine’li bir kabile) sen bize emredersin, biz de senin emrine itaat ederiz.) Bunun üzerine Hazrec kabilesinin reisi olan Saad İsn Ubade kalkarak der ki “Ey Muazoğlu Saad! Allaha andolsun ki sen onu öldüremezsin, öldürmeye gücün yetmez.” (Saad İbn Ubade salih bir şi olmakla beraber hamiyeti kendisini altetmiştir.) Bunun üzerine Saad İbn Muaz’ın halasıoğlu Üseyd ibn Hudayr kalkarak Saad ibn Ubade’ye der ki; “Allaha andolsun ki biz onu öldürürüz elbette. Sen ise bir münafıksın ve münafıkları korumaktasın.” Bunun üzerine Evs ve Hazrec kabilesi birbirine düşmüş ve savaşacak hale gelmişlerdi. Allahın Resulü onları dindirmeye ve susturmaya çalışıyordu185.

(185) Bkz. Taberi tefsiri, C: 18, S: 53. Alusi tefsiri, C: 18, S: 79. ihab alal Beydavi, C: 6, S: 159.

İşte bu hadise müslümlanlar için önemli bir hadise idi. Az kalsın müslümanlar birbirine girecekti ki; Allah, sözü edilen ayeti celileyi inzal buyurdu. Öyleyse vukubulan hadise toplum düzeninin ve güvenini ilgilendiren bir olaydı. Bu sebeple de makabline teşmili gerekirdi. Zira bu gibi hallerde cezalar; azgın ruhların dinmesini ve suçun izlerini silmeyi sağlar.

Harabe konusundaki ayetin nüzül sebebi üzerindede ihtilaf vardır. Cumhuru ulamanın görüşü bu ayetin Arine kavmi hakkında nazil oluşudur. Bunlar Allah’ın Resulünün yanına gelerek Medine civarında bir yer edinmişlerdi. Allah’ın Resulü onlar için develer temin etmiş, südünü içmelerini bildirmişti. Bu kabile mensupları ertesi gün çobanlarını öldürmüşler, develerin südünü çalmışlardı. Bunun üzerine Allah’ın Resulü onların peşinden askerler göndererek huzuruna getirtti. Bu esnada yüce Allah şu ayeti celileyi inzal buyurdu:

“Allah ve Resulleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculukla ugraşanların cezası öldürülmek veya asılmak veyahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek veya yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük bir azab vardır.” (Maide: 5/33)

Bir başka irivayete göre bu ayeti celile Resulle aralarında anlaşma bulunan ehli kitabdan bir kabile hakında nazil olmuştur. Onlar anlaşmalarını bozmuşlar, eşkiyalık yaparak etrafı fesada vermişlerdir. İbni Cerir Taberi ise bu ayetin Hz. Peygamber için nazil olduğunu belirtir. Zira Allahın Resulü Aren kabilesinden onların ellerini kesmiş ve çobanın gözlerini çıkardıkları gibi, onların gözlerini çıkarmıştı. Bunun üzerine başkasına ibret olsun diye kulak, burun, herhangi bir uzuv kesmeyi yasaklayan ayeti kerime nazil olmuştur186.

5186) Bkz. Taberi tefsiri, C: 6, S: 119. El-Menar Tefsiri, C: 6, S: 302. Kurtubi tefsiri, C: 6, S: 108.

İbn Cerir Taberi’nin rivayeti doğru ise ve ayet de Aren kabilesinden olanların cezalanldırılmalsı üzerine nazil olmuşsa Allah’ın Resulü onları yüce Allah’ın :

“Kötülüğün cezası misliyle bir kötülüktür.” (Şura: 42/40)

“Kim size saldırırsa siz ona, size saldırdığı gibi saldırın.” (Bakara: 2/194)

Ayeti celilesi uyarınca cezalandırır. Mümkündür ki bu ayet o fiileri işleyenler için ceza olmak üzere yeni bir hükmü tesbit edici mahiyette nazil olmuştur. Bu rivayetin sıhhati kabul edilince bu hükmün makabline teşmil edilmemiş  olduğu, nüzülünden önce geçmiş bir hadise için uygulanmadığı gerçeği ortaya çıkar.

Bu ayeti celileden Aren kabilesine mensup olanların cezalandırılması veya müşriklerden, bir topluluğun cezalandırılması sadedinde varid olduğunu söyleyen rivayetler sahih ise ayeti celile daha önce vukubulan bir fiili cezalalndırmak için nazil olmuştur, öyleyse hükmü makabline şamil olmaktadır. Cumhuru fukaha ise ayeti celilenin Aren kabilesinin cezalandırılması üzerine nazil olduğu görüşünü benimsemektedir ki bu durumda ayetin makabline teşmili kuvvetlil bir görüş olarak belirtmektedir.

Şüphesiz ki bu hükmün makabline teşmilini umumun menfaatı gerekitrmekteydi. Zira Aren kabilesinden  olanların yaptıkları hareketler çok feci idi. Eğer onu yapanlar sindirici bir ceza ile cezalandırılmış olmasaydılar müslümanlara saldırabilirler ve yeni kurulan düzeni yıkmaya tevessül edebilirler, yolları kesip emniyet ve nizamı sarsabilirlerdi. Binaenaleyh  bunları işledikleri bu yeni fiile ezici bir ceza verilmesi gerekirdi. Ancak ezici bir cezanın verilmesi için inen hükmün makabline teşmili icab ederdi. Şu halde hükmün makabline teşmili amme nizamının muhafazası ve toplum düzeninin korunması sebebine mebnidir. Tıpkı dillerin kesilmesi, fitnenin dinmesi, azgın ruhların sükunet bulması içni ifitira ile ilgili hükmün makabline teşmil edilmesi halinde olduğu gibi. Şu halde cezai hükümlerin makabline teşmilinin ilk ve son gayesi toplum nizamını korumak, umumun emniyetini muhafaza etmektir.

İftira ve harabe suçu ile ilgili ayetlerin nüzülü konusunda bir ihtilaf olmakla beraber, zihar ayetinin nüzülü konusunda bir ihtilaf söz konusu değildir. İftira ve harabe ayetlerinin nüzül sebebleri üzerindeki ihtilaf islam hukukunun cezai hükümlerde makable teşmil konusunda cevaz verip vermediği hususunu şüpheli bir duruma sürüklemekte ise de, zihar ayetinin nüzül sebebi üzerinde ittifak edilmiş bulunması ve bu hükmün nüzülünden önce bir hadise üzerine indiğinin ve ona tatbik olduğunun kabulü kesin olarak islam hukukunun cezai hükümlerde makable teşmili prensibine cevaz verdiğini ifade eder. Zihar ayetinin verdiği bu kesin hüküm daha önce de geçen vakalar üzerine uygulandığı söylenen ve bu ayetlerin makabline teşmil edildiğini belirtenlerin görüşü iftira ve harabe ayetleri üzerindeki ihtilafı kaldırır.

Cahiliyet döneminde ve islamın başlangıcında zihar187 bir boşanma şekliydi. Yani, zihar ile evlilik bağının koparılıp sana erdirilmesi gereken bir tasarruf kastolunuyordu. Ancak, suç olarak kabul edilmiyordu. Nihayet samit oğlu Evs, karısı Hamle’yi zihar ile boşayınca, yani ona “Sen bana anamın sırtı gibisin,” deyince, karısı Allahın Resulünün huzuruna gledi. Bu sırada Hz. Aişe Hz. Peygamberin başını yıkıyordu. Dedi ki: “Ey Allahın Resulü; eşimle birliğim uzadı, o benim gençliğimi yedi bitirdi.  Ben kendimi onun önüne serdim. Nihayet yaşım ilerledi. Çocuğum olmaz oldu. Şimdi o beni zihar ile boşadı.” Bunun üzerinde Allah’ın Resulü: “Sen ona haram oldun” buyurdu. O zaman kadın: “Ona muhtaç olduğumu belirterek Allaha şikayet ederim” dedi. Sonra devam etti: “Ey Allahın Resulü. Uzun süre eşimle birlikte yaşadım. Karnımı onun uğruna verdim. O ise beni zihar ile boşadı.” Allahın Resulü: “Sen ona haram olmuşsun.” buyurdu. Allah Resulü ona her defasında böyle söyledikçe, kadın yüksek sesle bağırıyor “Durumumu ve muhtaçlığımı Allah’a şikayet ederim” diyordi. Bunun üzerine vahiy nazil oldu. Hz. Aişe Allah’ın Resulünün başının diğer bülümünü yıkıyordu. Vahyin geldiğini anlayan Aişe, “sus” diye işaret eti. Vahiy son bulunca, Allah’ın Resulü: “Kocanı bana çağır” dedi. Kocası gelince yüce Allah’ın şu kavli celilini ona okudu:

“Kocası hakkında seninle tartışan ve Alllah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Esasen Allah konuşmanızı işitir. Muhakkak ki Allah semi’dir, basirdir. İçinizde karılarını annelerinin yerine koyarak haram sayanlar bilsinler ki karıları anneleri değildir. Anneleri ancak onları doğuranlardır. Doğrusu söyledikleri kötü ve asılsız bir sözdür. Muhakkak ki Allah affeden, bağışlayanlandır. Karılarını anneleri yerine koyarak haram sayan ve onları boşamak isteyip sonra sözlerinden dönenlerin ailesi ile temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu böylece anlatımaktadır. Allah işlediklerinizden haberdardır.

Azad edcek köle bulamayanın ailesiyle temas etmezden önce iki ay birbiri peşinen oruç tutması gerekir. Buna gücü yetmeyen altmış düşkünü doyurur. Bu kolaylık Allah’a ve Resulüne inanmanızdan ötürüdür. Bunlar Alah’ın hudududur. Çünkü kafirler için can yakıcı bir azab vardır.” (Mücadele: 58/1-4)

     

((187) Zihar; evlenmede helal olan hanımını evlenmek haram olan birisine veya soy, sihriyet veya emişme yoluyla haram olan

birisine benzetmektir. Arablar bunu bel tabiriyle ifade ederlerdi. Ve “karım bana anamın beli gibi.” derlerdi. Bunun için bu talaka zihar talakı adı verilmiştir, çünkü bel kelimesinin karşılığı olarak zahir kelimesinden türetilmiştir.    

Zihar konusunda nazil olan bu ayetlerle yüce Allah kocaların karıları için sarfettikleri zihar lafzının çirkin ve kötü  bir söz olduğunu bildirmiştir. Çirkin söz mahiyeti bilinmeyen sözdür. Kötü söz ise, yalandır. Bunların söyledikleri sözün yalan olduğunu belirtirken Allah onlarını karılarını anneleri gibi kabul etmeleri bildikten sonra karılarının anneleri veya diğer mahremleri gibi olayacaklarını ifade etmiştir. Çünkü mahrem olanlar zihar fiilini normal bir davranış olmaktan çıkarıp suç olarak kabul etmiş ve onu yapanı cezalandırmayı buyurmuştur.

Zihar ayetinin hükmü öne Evs bin Samit’e tatpik olunarak Allah’ın Resulü ona şöyle buyurmuştur: “Bir köle azad edebilir misin?” O hayır deyince, bu sefer Resul: “İki ay ardarda oruç tutmalıdır.” buyruluyor. Sen iki ay adardarda oruç tutabilir misin?” buyurmuş, Evs, ey Allahın resulu! O zaman ben günde üç kerre yemek yemesem korkarım ki gözüm kor olsun. Bunun üzerine Allah’ın Resulu “Gücü yetmiyen altmış miskini doyurmalıdır” buyruluyor. Sen altış miskini doyurabilir misin?” demiş. Adam da, “Hayır ey Allah’ın Resulu. Ancak bana yardımcı olursan doyurabilirim” demiş. Ve bunun üzerine Allah’ın Resulü ona yardımcı olmuş, altmış miskini doyurarak tekrar karısına bulaşmıştır188.

(188) El-Mukaddemat, İbn Raşit, C: S: 140, 141.

Zihar cezası Evs İbn Samit için uygulandığına göre -ki onun suçu ayetin nüzülünden evvel vukubulmuştur- demektir ki zihar ayetinin hükmü makabline teşmil olunur.