İKİNCİ BAHİS

KASTA BENZER ÖLDÜRME

 

101- Daha önce kasta benzer öldürme konusunda ihtilaf olduğunu belirtmiştik.

İmam Malik, ölümün iki bölümde mütalaa edileceğini kabul etmekte ve bunların da kasıt ve hatalı olarak ifadelendirilebileceğini belirtmektedir. Ona göre bu şıkkın dışında ayrı bir şey söyleyen kişi nassın üzerine yeni bir şey eklemiş demektir. İmam Malik; bu görüşünü desteklemek için demektedir ki: Kur’anı Kerim’de, sadece kasıtlı ve hatalı öldürmeden bahseden hüküm bulunmakta ve bunun dışında bir hüküm bulunmamaktadır. “Kim de bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse...”

“Hata ile olması müstesna, bir mü’minin diğer bir mü’mini öldürmesi olur şey değildir.”

Ebu Hanife, Şafii ve Ahmed İbn Hanbel ise, kasta benzer öldürmeyi kabul ederek öldürme filini, kasıtlı öldürme hatalı öldürme, kasta benzer öldürme diye üçe ayırmaktadırlar. Bu görüşlerini destekleyici delil olarak da, Allah Resulunun şu hadisi şerifini bildirmektedirler: “Dikkat edin, kasıttaki hata dolayısıyla öldürmede, sopa, kırbaç ve taşla öldürmede yüz deve diyet vardır.”

Keza bu iki imam; Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin, Hz. Osman’ın,  Zeyd İbn Sabit’in, Ebu Musa el-Ensari’nin, Muğire’nin, kasta benzer öldürmeyi kabul ettikleri ve onların görüşüne sahabeden kimsenin muhalefet etmediğini belirtmektedirler. Ayrıca, kastın suçlunun niyetine bağlı bulunduğunu, niyetleri de ancak Allahın bileceğini, hükümlerin niyetlere göre değil, zahire göre verilebileceğini öne sürmekte, niyetin en açık delilinin öldürme için kulanılan alet olduğunu ifade etmektedirler. Binaenaleyh, bir kimseye genellikle öldürücü nitelikte olan bir aletle vuran kişi, o aletin genellikle kullanıldığı gaye için verilen cezaya çarptırılır. Yani, öldürme kastına hükmolunur. Genellikle öldürücü olmayan bir aletle başkasını döven kişinin hükmü hata ile kasıt arasında değişmektedir. Kasta benzemektedir; çünkü, kişi vurmayı kastetmiştir, hataya benzemektedir, çünkü, genellikle öldürücü olmayan bir aletle vurmuştur. Genellikle öldürücü olmayan bir aletle vurmak suçlunun öldürme kastının bulunmadığının delilidir437.

İşte, bu nedenle sözünü ettiğimiz üç mezheb imamı bu tip öldürmelere kasta benzer öldürme adnı vermişlerdir438. Zira, suçlunu fiili her bakımdan kasıtlı öldürmeye benzemekte, ancak öldürürken güttüğü maksat bakımından kasıtlı öldürmeden ayrılmaktadır. Farazi olarak, kasıtlı olarak öldürmek isteyen kişinin maktule öldürmek katıyla saldırması gerekir. Kasta benzer öldürme fiilini işleyen kişi ise, maktule öldürmeyi düşünmeden sırf tecavüz kastıyla saldırmaktadır439.

(437) İmam Azam Ebu Hanife bu düşünceyi şöyle ifade eder: Hazırlıksız bir vasıtayla öldürmek, katilin kasıtlı olmadığının delilidir. Çünkü her fiilin elverişli ve hazırlanmış aletle yerine getirilmesi normaldır. Binaenaleyh elverişsiz ve hazırlıksız bir aletle öldürme kastın bulunmadığına delildir.

(438) Bidayet’ül-Muçtehid C: 2, S: 332, 333.

(439) Kasıtlı; fiildeki kasıtla, kasta benzerlik durumunu iyi anlayabilmek için bu kitabın 89 nolu paragrafına bakınız. 

Şu halde kasıtlı öldürmeyle kasta benzer öldürmeyle kasta benzer öldürme arasındaki fark; suçlunun niyetidir. suçlunu nniyetinin delili ise, suçu işlerken kullandığı alettir. Binaenaleyh, her iki öldürme fiili arasında çok yakın benzerlikler bulunmaktadır. Bu yüzden birisine kasıtlı öldürme adı verilirken, diğerini kasta benzer öldürme adı verilmektedir.

 

102- Hanefi fakihleri kasta benzer öldürmeyi şöyle

tarif etmektedirler:

 

Sopa ile, değnekle, kırbaçla, taşla veya elle, yahut da bunların dışında ölüme sebeb olan bir vasıtayla, kasıtlı olarak vurmaktır. Böyle bir filin iki anlamı olmak gerekir. Birincisi kasıt anlamı. Çünkü, failin vurmayı kastettiği kabul edilmektedir. İkincisi ise, hata anlamı taşır, çünkü şekil bakımından suçlu fiili kastettiği için, suç kasıtlı fiile benzemektedir440.

Şafii mezhebi imaları ise kasta benzer öldürmeyi; şöyle tarif etmektedirler:

“Fiilde kasıt, öldürmede hata olan fiildir” 441. Yani, öldürme kastı güdülmediği halde, sonu öldürmeyle biten fiillerdir. Bazı Şafii fakihleri ise, kasta benzer öldürmeyi şöyle tarif ederler: “Genellikle öldürücü olmayan bir aletle isabet ettirmeyi kastedip, isabet alan kişinin ölmesidir.” Bu fiil, kasıtlı, öldürme fiili olarak cezalandırılamaz. Çünkü, suçlu öldürme maksadı gütmemiştir442. Şafiilerin ekseriyeti ise, kasta benzer öldürme tarifinde şu hususların bulunması gerektiğinde müttefiktirler.Kasta benzer öldürmede genellikle öldürücü olmayan bir alet kullanılmalı, belirsiz dahi olsa, fiil veya şahıs kastedilmiş olmalıdır443.

(440) el-Mebsut C: 26, S: 64, 65.

(441) el-Veciz C: 2.

(442) el-Muhezzeb C: 2, S: 185.

(443) Nihayet’ul-Muhtaç C: 7, S: 237.

Hanbeliler ise, kasta benzer öldürme fiilini şöyle tarif etmektedirler:

“Genellikle öldürücü olmayan bir aletle suçu kastedip öldürmektir. Kişi tecavüzü ya düşmanlık kastıyla yahut da tedip maksadıyla yapar, fakat fiilinde aşarı gider. Sopa, kırbaç, küçük taş el ve benzeri şeylerle vurmak hafif suya itmek veya damda duran bir çocuğun yahut bunağın yanında bağırarak düşürmek, yahut da aklını yitirmesine vesile olmak gibi fiiller kasta benzer fiillerdir. Suçlu burada vurmayı veya diğer fiileri kastetmekte, fakat öldürmeyi kastetmemektedir. Kasta benzer öldürme fiiline kasıtlı hata, yahut hatalı kasıt gibi adlar da verilir. Çünkü, burada, hem kasıt, hem de hata birleşmektedir. Suçlu fiili kastetmekte, ancak öldürmede hata etmektedir444.

(444) eş-Şerh’ul-Kebir’ Derdir’ C: 9, S: 321.

103- İslam hukuku ile beşeri hukuk arasında karşılaştırma:

Yukarda anlatılanlardan ortaya çıkıyor ki, kasta benzer öldürme fiilinin içine, suçlunun düşmanlık kastıyla işlediği, ancak öldürme kastı gütmediği fiillerin tümü girer. İslam hukukundaki kasta benzer öldürme terimi, beşeri hukuktaki ölümle sonuçlanan vurma veya dövme tabirine tekabül eder. Fakat İslam hukukunun kasta benzer öldürme terimiyle ifade ettiği gerçek, beşeri hukukun ölümle sonuçlanan vurma veya dövme tabirinin ifade ettiğinden mantık bakımından daha sahihtir. Çünkü, kasta benzer tabirinin içine; vurma, yaralama, zehirli maddeler verme, boğma, öldürücü gıda yedirme, yakma, yuvarlama, suya atma ve öldürme kastı güdülmeden yapılan bütün ölüm şekilleri girer. Kasta benzer öldürmede suçlunun öldürme niyeti yoktur ama saldırı niyeti yoktur ama saldırı niyeti vardır. Öldürme tabirinin içine ölümle sonuçlanan her fiil girer.

İslam hukukçularının bu tabiri seçmeleri adını saydığımız muhtelif saldırı ve işkence türlerinin hepsinin delalet etmesi içindir. Binaenaleyh bu tabir başarılı bir seçmedir. Beşeri hukukda ifade edilen ölümle sonuçlanan vurma ve dövme tabirinin içerisine el veya başka her hangi bir aletle yapılan dövme ve vurma fiilleri girer, ama bunun dışında yukarda saydığımız, boğma, yakma, yuvarlama, suya atma ve diğer saldırı şekilleri girmez. Nitekim, Mısır hukukçuları, bu tabirin kapsamının geniş olmadığını ve bunun bir eksiklik olduğunu itiraf etmektedirler.

 

KASTA BENZER ÖLDÜRMENİN ESASLARI

 

104- Kasta benzer öldürmenin esaları:

 

Kasta benzer öldürmenin esası üçdür:

a) Suçlu tecavüze uğrayanın ölümüne vesile olan fiili işlemiş olmalıdır.

b) Suçlu, öldürme fiilini düşmanlık kastıyla yapmış olmalıdır.

c) Fiille ölüm arasında sebebiyet bağlantısı bulunmalıdır.

105- Birinci esasın oluşabilmesi için, suçlunun -ne şekilde olursa olsun vurma, yaralama veya bunun dışında saldırı ve işkence nevilerinden birisiyle veyahut boğma, yakma ve öldürmek kastıyla yaralayıcı veya zehirli maddeleri vermek gibi- tecavüze uğrayanın ölümüne vesile olan fiili işlemesi şarttır.

106- Vurma ve  yaralama suçlunun belirli bir alet kullanması şart değildir.

Hadda, tekme, tokat, ısırma ve boğma gibi hiçbir vasıta  kullanmadan fiili oluşabilir. Sopa, kılıç, balta, bıçak, ok mızrak keskin veya kör, yaralayıcı veya delici bir alet kullanılarak işlenebilir. Keza, taş, kurşun ve ok atılarak ayı gibi yırtıcı bir hayvanı üzerine saldırtarak veya köpek gibi evcil bir hayvanı üzerine kışkırtarak işlenebilir445.

107- Fiilin tecavüze uğrayanın vücudunda maddi bir iz bırakmasıyla, hayatını etkileyen psikolojik bir tesir icra etmesi arasında fark yoktur. Bir insana kılıç veya tabanca çekerek korkutup ölümüne sebeb olmak bir insanı uçurumun kenarına götürüp ordan atarak dehşetinden ölmesine vesile olmak, hamile bir kadını korkutarak çocuğunu düşürmesine sebeb olmak veya çocuk arasında bir fark yoktur. İsterse, suçlunun fiili tecavüze uğrayanın vücudunda doğrudan doğruya maddi bir iz bırakmasın, mütecaviz kasta benzer katl suçundan sorumlu tutulur446.

(445) Ebu Hanife’nin şahsi görüşü köpeği veya benzeri bir hayvanı bir başkasının üzerine kışkırtan kişi, kasıtlı suç işlemiş olmaz. Sadece hatalı bir fiil işlemiş olur. Binaenaleyh köpek o kişiyi öldürürse hatalı öldürme suçundan sorumludur. Bu görüşte Ebu Yusuf’la İmam Muhammed İmam Azam’a karşı çıkmışlar ve bu fiilin kasta benzer öldürme fiili olduğunu belirtmişlerdir.

(446) 59 ve 60 nolu paragraflara bakınız.

Bu konuda Mısır kanunları ile Fransız yasaları, İslam hukukuna uymaz. Ancak hukukçuların ekseriyeti bu gibi hallerde cezai müeyyideyi uygulamamanın büyük  bir eksiklik olduğunu belirtmektedirler. İngiliz yasaları ise, bu gibi fiillere aynı şekilde ceza uygularlar.

108- Şafii ve hanbeli mezhebinde ölüm; doğrudan doğruya suçlunun işlediği fiilin sonucu olmasa da, katili kasta benzer katl suçundan sorumlu tutulmasının önleyici hiç bir engel yoktur. Mesela bir kişi kılıcını kınından çıkararak, yahut silahını göstererek  veya korkutucu başka bir aletini izhar ederek bir başkasının peşine düşse ve peşine düşülen kişi de korkarak kaçarken (bir yandan düşerek, bir tavanın altından kalarak, suda boğularak, ateşte yanarak, tökezlenip düşerek veya bir kuyuya, bir çukura düşerek) ölse bütün bu vakalarda, kovalayan kişi -fiili her ne kadar doğrudan doğruya öldürücü değilse de- kasta benzer katil olarak kabul edilir. Sadece hükmün genel ve sınırlı olarak kabulünde Hanbelilerle Şafiiler arasında ihtilaf vardır ki biz bunu yukarda açıklamıştık547.

(447) 67 nolu paraglafa bakınız.

109- Tecavüze uğrayanın masum olması şarttır. Eğer masum olmazsa fiil öldürme suçu olarak kabul edilemez. Sadece amme kuvvetlerinin, yani zabıta ve adliyenin işine müdahele etmiş olarak kabul edilr. Biz masumiyet konusunda kasıtlı öldürmeden söz ederken etraflı açıklamalarda bulunduk548. Ancak kasıtlı öldürme konusunda zikredilmesi gereken hususlar, orada anlatıldığından burada onların dışında kalanları açıklamak istiyoruz. Burada anlatacaklarımız, kasıtlı öldürme suçunun icabı olmayan ve durumları heder sayılan kimselerdir. Hırsız el kesilmesini gerektiren bir hırsızlık yapınca, evli olmayan zani, zina suçu işleyince, iftira ve içki suçu işlenince, cezanın tatbiki bakımından bunların kanları heder sayılır. Binaenaleyh, el kesilmesini gerektiren hırsızlık suçu işleyen hırsızın elini koparan bu koparma suçundan sormlu tutulmaz, sadece kabul edilir. Keza, evli olmayan zaniye sopa, vuran, içki ve iftira suçunu işlemiş olanları cezalandıran bu sopa fiilinen dolayı cezalandırılmaz, ancak bu görevi yapmakla yükümlü infaz kuvvetlerinin görevini üstlendiğinden dolayı cezalandırılır. Bu fiilleri işlemenin mubah oluşunun sebebi, affı imkansız had cezaları olmasındandır. Bilindiği gibi had cezası affedilemez veya geciktirilemez. Bu cezaları tatbik etmesi toplumun vazifesidir ve tatbikinden her fert mesuldur. Tecavüze uğrayanın kanı külli olarak heder olduğu takdirde mesele kolaydır. Ama, şu anda zikrettiğimiz gibi, had cezası ölümü gerektirmeyen cüzi heder şeklinde olursa ve bir kişi had cezasını tatpik ederken tecavüze uğrayan ölecek olursa, fiil, kasıtlı katl olarak mı değerlendirilir, yoksa kasta benzer katl olarak mı?

(448) 17-27 nolu pargraflara bakınız.

 

Hırsızın elini koparmak

 

Elinin kesilmesi icabeden bir fiil işlemiş olan hırsızın kesilmesi gereken uzvu masum değildir. Geriye kalan uzuvları ve canı masumdur449. Şu halde bir insan hırsızın üzerine saldırır ve kesilmesi gereken elini, ayağını koparırsa masum olmayan bir uzvunu kopardığı için, yaptığı bu hareketten dolayı cezlandırılmaz. Ahmed İbn Hanbel’e göre, koparma fiilinin hırsızın elinin koparılmasına dair hüküm verilmezden önce veya sonra olmasında bir fark yoktur. Yeter ki, hırsızın yaptığı sabit olsun. Ancak Ahmed ibn Hanbel, hırsızlık davasının açılmış olmasanı şart koşar. Eğer, dava açılmamışsa, hırsızın kolunu koparan kişi kol koparma suçundan dolayı sorumlu olur. Şayet, kolu koparılan kişinin hakkında şahitler şahadet ederler ve hakim de şahitlerin doğru söyleyip söylemediklerini araştırmak için hükmünü vermezse, şahitlerin adaleti ve dürüstlüğü sabit olunca, hırsızın kolunu koparan kişiye ceza verilmez. Ama, şahitlerin adaleti sabit olmazsa kasıtlı olarak masum bir eli koparma suçundan sorumlu olur. İmam Şafii de İmam Hanbel’in görüşündedir.

(449) Nihayet’ul-muhtaç C: 7, S: 254.

İmam Malik ve İmam Azam ise, koparma fiilinin hükümden sonra olmasını şart koşarlar. Eğer, koparma fili hükümden sonra ise, koparmadan dolayı bir sorumluluk yoktur. Sadece amme kuvvetlerinin vazifesine tecavüz etmiş omaktan mesul olur. Fakat koparma fiili hükümden önce ise koparan kişi koparmaktan mesuldur450.

(450) Mevahib’ül-Celil C: 6, S: 231 el-Bahr’ür-Raik C: 5, S: 62.

Koparma fiili koparılan kişinin ölümüne sebeb olursa koparan kişi koparmaktan mesul olmadığı şartlarda, ölümden de mesul olmaz. Ama koparmaktan mesul olursa kasıtlı öldürmekten de mesul tutulur.

Koparmaktan mesul olmayınca ölümden de mesul olmamanın nedeni şudur: Ölüm hali elin ve ayağın koparılmasından ortaya çıkmıştır. Koparma fiili ise bir vecibedir. Hadleri tatbik etmek vecibe olduğundan tahire tahammülü yoktur. Zaruretler haddın tatpikinden doğan neticeleri müsamaha ile karşılamayı gerektirmektedir. Ki, hadlerin tatpik edilmemesi durumu doğmasın.

Ebu Hanife’ye göre, bu duruma kısas durumundaki fark şuradan gelmektedir: Kısas, kısas yapan kişinin üzerine düşen bir vecibe değil, bir haktır. Kişi bu hakkını kullanmakta muhayyerdir. İsterse uygular, isterse affeder. Hatta, affetmesi daha uygundur. Bilindiği gibi hakkın kulanılması selamet şartına bağlıdır. Vecibenin yerine getirlmesi ise, selamet şartına bağlı değildir. Meğer ki, hakları ikame etmek için toplum adına görevlendirilmiş özel görevliler bulunsun451.

110- Sorumluluk için, fiilin tecavüze uğrayanın ölümüne vesile olması şarttır. Ölümün fiilin neticesinde hemen vukubulmasıyla, sonra vuku bulması arasında fark yoktur. Tecavüze uğrayan, sorumluluk konusu olan fiilden dolayı ölmez ve iyileşirse suçlu, dövme, yaralama veya koparma suçlarından dolayı cezalandırılır. Eğer tecavüze uğrayanın bir uzvunu koparmış, veya kullanamaz hale getirmişse, suçlu bu neticeden dolayı sorumlu tutulur ve cezlandırılır. Bu prensibin tatbikatında beşeri hukukla İslam hukuku uyuşmaktadır. Beşeri hukuk ölümle sonuçlanmayan dövmelerde suçluyu ölümle sonuçlanan dövmeye başlangıç suçundan dolayı mesul tutmaz.  Sadece, tecavüze uğrayanın durumunun aldığı şekle göre, dövme veya zarar verme suçundan sorumlu tutar.

111- Fiilin suçlu tarafından doğrudan doğruya işlenmesiyle (tecavüze uğrayana sopa ile vurması ve taş atması gibi) doğrudan doğruya işlenmeyip, ona sebeb olmak (üzerine bir köpeği kışkırtıp ısırtarak ölümüne sebeb olması veya yolda bir çukur kazıp çukura düşürerek ölümüne vesile olması) arasında fark yoktur. Gerek mübaşeret ve gerekse tesebbüb hallerinde suçlu kasta benzer öldürme sçundan mesuldur? Ebu Hanife’ye göre, kasıtlı öldürmelerde olduğu gibi, kasta benzer öldürmelerde, mübaşereten öldürmeni ncezasıyla, tesebbüben öldürmenin cezası arasında bu fark yoktur.

112- Kasıtlı öldürme konusunda mübaşeret ve tesebbüb ile ilgili olarak belirten mesele ve şartlara dair tüm kaideler kasda benzer öldürme konusunda da intibak eder. Mübaşeret ve sebebiyet durumunun birden fazla olması, toplu öldürme, anlaşarak öldürme, takib ederek öldürme, mübaşeret haliyle sebebiyet halinin birleşmesi gibi452 konularda, kasıtlı öldürmelerdeki kaidelerin hepsi kasta benzer öldürmelerde de caridir. Biz bu hususda yukarda gerekli bilgiyi verdiğimiz için, burada tekrarlamayı lüzumlu bulmuyoruz.

(452) 43-56 nolu pragraflara bakınız.

Bir kimsenin bir başkası üzerinde parmak, el, ayak veya kulak gibi her hangi bir uzvu koparmak konusunda kısas hakkı olsa, o kişi kısas sahibi için hakkı olan konuların içerisinde masum sayılmaz. Ancak kısas hakkı olan kişinin benzer uzuv dışında bir uzvunu koparmaması şarttır. Aksi takdirde tasıtlı koparma suçundan sorumlu olur. Eğer benzer uzvu (koparılan uzva kısas olarak koparılması icab eden uzuv) koparırsa sorumlu tutulmaz, sadece amme kuvvetlerinin görevlerini üslenmekten ve kısasda acele davranmaktan mesul olur. Ama kısasa hak kazanmış kişi değil de bir başkası koparacak olursa koparma suçundan sorumlu olur. Zira koparılan uzuv onun için masumdur.

Kısas hakkı olan kişi kısası uygulayarak birisinin uzvunu koparırsa, bu kısas uygulamasından o kişi ölürse kısası uygulayan kişi kasta benzer öldürme suçundan sorumlu olmaz. Çünkü ölen kişi kısas gereken bir fiilin neticesinde ölmüştür453. İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşü budur.

İmam Azam ise, kısas hakkını uygulayan kişinin kasta benzer suçundan sorumlu olacağı görüşündedir. Birinci grubun delili şudur. Ölüm, mezun olunan bir fiilden doğmuştur ve suç olarak kabul edilemez. Çünkü, izin verilen konuda doğan neticeden sorumluluk olmaz. Zira, mubah bir şeyden neşet eden netice de mubahtır. Ebu Hanife’nin delili şudur: Mezun olunan fiil, kısas sahibinin mümasil bir uzvu koparmasıdır. Ve bu onun hakkıdır ama hakkını kullanırken hakkını aşarak, kısas yapılan kişinin ölümüne sebeb olmaktadır. Bunun için fiiilinden sorumludur454.

(453) el-Muhezzeb C: 8, S: 200 Tuhfet’ul-Muhtaç C: 4, S: 28 el-Muğni C: 9, S: 443.

(454) Bedai’üs-Sanai C: 9, S: 305.

113- Suçlunun işlediği fiil, kendisi için yasaklamış olmalıdır. Eğer suçlu hakkı olan veya vazifesi (üzerine vecibe olan bir fiili işlerse), ve bu fiil ölümle neticelenirse, mesuliyet; hakkın hududuna, hak sahiplerine ve hakkı yüklenen şahısların durumuna göre değişir. Aşağıda tedib hakkını, doktorluk hakkını, sportif oyunları, kısas hakkını, tazir, hırsızlık ve had cezasını anlatırken bu noktayı açıklayacağız.

 

İKİNCİ ESAS

 

Suçlu Fiili Kasıtlı Olarak Yapmalıdır:

 

114- Suçlu tecavüze uğrayanı öldürmek kasdı gütmeden ölüme sebeb olan fiili kasdetmelidir. İşte kasıtlı öldürmeyle, kasta benzer öldürme arasında biricik ayırım buradadır. Kasıtlı öldürmede suçlu; tecavüze uğrayanı vurmayı ve öldürmeyi kasteder. Kasta benzer öldürmede ise suçlu, tecavüze uğrayana, vurmayı kasteder, fakat öldürmeyi kastetmez. Şu halde, her iki suç arasındaki ayırıcı çizgi; suçlunun maksadıdır. Suçlu öldürmeyi kastaderse, fiil kasta benzer öldürmedir. Suçlunun niyetini gösteren delil her şeyden önce öldürme için kullandığı vasıtadır. Eğer, alet genellikle öldürücü ise -suçlu öldürme kastı gütmediğini başka bir delile isbat edemediği takdirde- fiil kasıtlı katildir. Alet genellikle öldürücü nitelikte değilse, suçlu katl fiilini kastetmiş olsa bile, fiil katle benzer öldürmedir. Çünkü fiil ancak öldürücü olan bir aletle yapılabilir. Şayet kullanılan alet, öldürmeye elverişli değilse, öldürmeye niyeti yok demektir455.

(455) 86 nolu paragrafa bakınız.

Kullanılan aletlerden sonra, suçlunun kastını gösteren diğer deliller; şahitlerin şahadetiyle kendileriyle itirafıdır. Kasta benzer öldürme suçu, hatalı öldürme suçundan failinin kastı ile tefrik olunur. Kasta benzer öldürme suçunda; fail, fiili öldürme kastıyla değil saldırı kastıyla işler. Hatalı öldürme suçunda ise, fail, fiili saldırı kastıyla işlemez veya fiil failin ihmali ve ihtiyatsızlığı neticesinde ve maksatsız olarak vukubulur.

 

115- İhtimali kasıt:

 

Kasta benzer öldürmede; suçlu ihtimali kastından dolayı sorumludur. Çünkü, suçlu hadiseyi irtikab ederken tecaevüze uğrayanı öldürmek niyetinde değildir. Ve hadisenin ölümle sonuçlanmasını da beklememiştir. Fakat, fiilinin neticesi değerlendirilerek suçlu öldürmeden ötürü sorumlu tutulur. Çünkü fiilin ölümle neticeleneceğini tahmin etmesi gerekirdi456.

(456) 98 nolu pragrafa bakınız.

 

116- Mahdud veya gayri mahdud kasıt:

 

Kasta benzer öldürme vakalarında suçlunun ölüme vesile olan fiili muayyen bir şahıs için kastetmesiyle gayri muayyen şahıs için kastetmesi arasında İslam hukukçularına göre bir fark yoktur. Her iki halde de fail sorumludur. Ve fiili ölümle sonuçlanırsa, kasta benzer öldürme suçundan dolayı cezalandırılır457.

(457) 95 nolu paragrafa bakınız.

 

117- Kişide hata, kişilikte hata:

 

Suçlu, muayyen bir kişiyi kasteder ve hata ederek başka birisine isabet ettirirse (Mesela, bir kişiye taş atar fakat attığı kişiye isabet ettiremez ve başka birisine isabet ettirirse, yahut bir şahsın Zeyd olduğunu zannederek atar, fakat attıktan sonra onun Amr olduğu ortaya çıkarsa) suçlu tecavüze uğrayanın ölümü halinde hatalı öldürmeden sorumlu tutulur. Bu gibi hallerde kasta benzer öldürme hali söz konusu olmaz. Hanefi, Şafii mezhebinin görüşü budur. Hanbeli mezhebinden bazı fakihlerin görüşleri de bu merkezdedir. Ancak diğer bir kısmı fakihler suçlunun, kastettiği fiilin yasak olması halinde kasta benzer öldürme suçundan sorumlu tutulur, derler. Bu gibi hallerde kasta benzer öldürme hali söz konusu olmaz. Hanefi, Şafii mezhebinin görüşü budur. Hanbeli mezhebinden bazı fakihlerin görüşü de bu merkezdedir. Ancak diğer bir kısım fakihler suçlunun, kastettiği fiil yasak olması halinde kasta benzer öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği noktasındadır. Suçlunun kastettiği fiil yasak değilse, bu takdirde hatalı öldürme suçundan sorumlu tutulur458.

 

118- Tecavüze uğrayanın rızası:

 

Tecavüze uğrayan şahıs ölümle sonuçlanan fiile izin vermiş ise, fiil de ölümle neticelenmiş ise Ebu Hanife, suçlunun kasta benzer öldürme suçundan sorumlu olduğu görüşündedir. Ona göre suçlu, öldürmeye değil yaralamaya mezundur. Tecavüze uğrayan öldüğüne göre, fiil yaralama olarak değil, katl olarak cereyan etmiş bulunmaktadır. Bu görüşüne İmam Yusuf ve Muhammed muhalefet ederler. İmam Şafii ve İmam Hanbel de muhalif görüştedirler. Onlara göre bu durumda suçluya sorumluluk yoktur. Kasıtlı öldürme konusunu açıklarken bu hususda yeterli bilgi vermiştik459.

(458) 96 nolu paragrafa bakınız.

(459) 92 nolu paragrafa bakınız.

Suçluyu fiili işlemeye sevkeden faktörlerin hiçbir değeri yoktur. Suçluyu fiili işlemeye sevkeden sebebler ister değerli olsun, ister değersiz, suç ve ceza üzerinde tesiri olamaz. Çünkü, had cezasının, tahfifi, durdurulması ve affı caiz değildir.