501- CEZA PROBLEMİNİ VE NETİCELERİNİ

ELE ALMA HUSUSUNDA KANUN

KOYUCULARIN BAŞARISIZLIĞI

 

Yukardan beri anlattıklarımızdan şu neticeyi çıkarabiliriz:

Kanun koyucular; hakimler yoluyla ceza problemini pratik olarak tedavi etmek istemekle büyük bir başarısızlığa girişmişlerdir. Bu başarısızlığın iki belirtisi vardır. Her ikisinin de ayrı ayrı önemi ve etkisi bahis mevzuudur:

a) Bu yetki asli cezaların tatbikini önlemektedir. Şöyle ki, hakimlere cezaları seçme konusunda tam yetki tanımak ve suç için asıl olarak konulmuş bulunan cezayı başka bir ceza ile değşitirmek hakkı verilmekle, asli ceza ortadan kaldırılmış ve ilga edilmiş duruma düşmüştür. Zira -söylediğimiz gibi- hakim: önünde hafifletici kapılar kapanmadığı sürece şiddetli cezaları vermeye yanaşmamaktadır. Hafifletici unsurların kapısını kapatmak ise çok ender rastlanan bir haldir. Hakim ihtiyati olarak hafifletici cezayı tatbik etmek imkanına sahib olduğu sürece o suç için konulmuş bulunan asli icezayı uygulamamaktadır. Mesela idam cezası bugün tatbiki ender olan 20 tür suç için konulmuş bir cezadır. Bu yirmi kategorideki suçlardan birisi de öldürme suçudur. Ölüm suçuna verilecek ceza idamdır. Günde yaklaşık olarak, dokuz fiilden beşi tam öldürme, dördü de öldürmeye teşebbüstür. 1936-1937 senesi istatistilerinde öldürme veya ölüme teşebbüs suçlarının sayısı 3093 idi. 1938-1939 yılında bu rakkam 3211 e çıktı ki tehlikeli bir artıştır bu. Bir yıl içerisindeki bu artış idam cezasının çok ağır olmasına rağmen tatbikinde şiddet göstermeyi gerekli kılar. Bunun neticesinde sebebleri ne olursa olsun cezasının şiddetinin suçu ortaan kaldırması icap eder. Ama önümüzdeki istatistikler ne yazık ki aklın öngördüğünü ortaya koymamakta ve bizi eşyanın mantığının gerekli kıldığı sonuçtan başka bir sonuca sevketmektedir. Görüyoruz ki ceza ne kadar şiddetli olursa olsun suç sürekli artmaktadır. 1936-1937 yılında 246 sürekli olarak ağır hükümler azalırken ağır ceza mahkemeleri 148 suç dosyasının idamı gerektiren türden suçlar olduğu gerekçesiyle ayrılmasını kararlaştırmıştır. Bu davalarda 222 kişi sanık olarak yer almaktadır.

(246) 88. nolu pragrafa bakınız.

Ağır ceza mahkemeleri bu 222 kişiden sadece 17 sine idam cezası vermiştir. Geriye kalanların idam cezasını başka cezalara çevrilmiştir. Bu demektir ki, idam cezası verilmesi gereken suçlardan % 7,6 oranında ceza hükmolunmuştur. 1937-1938 senesinde ağır ceza mahkemeleri 137 dosya hakkında idam cezası verilmesi gerektiğini belirten yazıyla birlikte diğerlerinden ayırdı. Bu davalarda sanık olarak suçlananların saysı 181 idi. Ancak bunların arasında 16 kişiye idam hükmü verildi. Geriye kalanların idam cezası başka cezalara çevrildi. Bu demektir ki, idam cezası verilmesi gereken suçların ancak % 8,8 ine bu ceza uygulanabilmiştir. 1938-1939 yargı senesinde ceza mahkemeleri kurulu 150 dosyayı idam hükmü verilmesi gerekçesiyle diğerlerinden ayırmıştır. Bu davalarda sanıkların sayısı 206 idi. Bu 206 sanıktan sadece dokuzuna idam cezası virildi. Geriye kalanlara hafifletici sebebler nedeniyle idam cezası verilmedi. Yani bu yılda idam cezası verilmesi gereken suçlardan ancak % 4,3 ne bu ceza uygulanmıştır. 1939-1940 yargı yılında ise ağır ceza mahkemeleri kurulu 148 dosyası idam hükmü verilmesi gerekçesiyle ayırdı. Bu davalarda sanıkların sayısı 195 tir. Bunlardan sadece 6 sına idam cezası verildi. Geriye kalanlar hafifletici nedenlerle idam cezasından başka cezalara çarptırıldılar. Yani bu yıl içerisinde de idamı gerekli kılan suçlardan sadece % 3,1 ine ceza hükmedilmiş oldu.

Ardarda gelen bu dört sene içerisinde idam cezası verilen suçların ortalama oranı % 5,9 dur. Bu oranın düşüklüğü sadece katl hadiselerine verilen idam  cezalarında değil kanunun idam cezası verilmesini gerekli bulduğu suçlara göredir.

Eskiden idam hükümlerinin oranının daha yüksek olduğu sanılmamalıdır. Çünkü istatistikler gösteriyor ki bu oran 1926-1927 senesinde % 57 idi. Muteakip senede ise %2,9 idi. Görülüyor ki bu görüş, düzeni daha da bozuk, güveni daha da endişe verecek hale sokmaktadır. Belki de kanun koyucu birgün neticenin bu noktaya geleceğini düşünmemiştir. Eğer böyle bir şey olsaydı ağır cezalara hafifletici cezalar verme prensibinin kabulüne müsamaha göstermezdi elbette.

Yukarda anlattığımız gerçekler gösteriyor ki, idam cezası geçersiz hale gelmiştir. Hemen hemen bu ceza kanunda kabul edilen, kağıt üstünde yazılı ama gerçek de mevcut olmayan bir cezadır.

İdam cezasıyla ilgili söylenilenleri muebbet ağır çalışma cezasıyla ilgili olarak da söylemek mümkündür. Muebbet ağır çalışma cezası hemen hemen asli ceza olarak değil de, idam cezasının yerine geçmek üzere tatbik olunmaktadır.

1936-1937 senesindeki ağır ceza mahkemelerinde verilen cezaların istatistiğine göz attığımızda görürüz ki; bir bu mahkemelerin verdikleri muebbet ağır çalışma cezasının tümü 114 tür. Bu 114 kişiden 19 una muebbet ağır çalışma cezası kendi suçlarının asli cezası olarak verilmiştir. Geriye kalan miktar ise idam cezasının yerine bedeli bir ceza olarak konulmuştur. 1937-1938 senesinde ise muebbet ağır çalışma cezası giyen mahkumlerin sayısı 121 dir. Bunlardan 48 inin asli cezası muebbet ağır hapistir. Geriye kalanlar idam cezasından bu cezaya çevrilmiş olanlardır. 1938-1939 yılında muebbet ağır çalışma cezası verilenlerin sayısı 114 tür. Bunlardan 33 ünün asli cezası budur. Geriye kalanların ki ise idam cezasından hafifletici sebeblerle bu cezaya çevrilmiştir. 1939-1940 yıllarında muebbet ağır çalışma cezası verilenlerin sayısı 123 tür. Bunlardan 31 ine muebbet ağır çalışma cezası asli ceza olarak verilmiş, geriye kalanlar da idam cezasından bu cezaya çevrilmiştir.

Ağır ceza mahkemeleri muebbet ağır ceza hükmünü ancak şartların uygun olmadığı öldürme suçlarıyla, idam cezası verilen ölüm suçlarına teşebbüs eylemlerinde asli ceza olarak vermektedirler. Geriye kalan cinayet suçlarında ise ağır muebbet hapis cezası verildiği haler enderdir. İstatistikler gösteriyor ki 1936-1937 ve 1939-1940 yılarnıda muebbet ağır çalışma cezası öldürme ve ölüme teşebbüs suçları için verilmiştir. Geriye kalan beş kişiye de bu ceza hırsızlık suçundan dolayı verilmiştir.

Muebbet ağır çalışma cezasının şartların uygun olmadığı öldürme suçlarına asli ceza olarak uygulanma nisbetine de koylaca ortaya koyabiliriz. Bu nisbet 1936-1937 senesinde % 7,8 dir. 1937-1938 senesinde % 15,7, 1938-1939 senesinde % 8,9 dur. 1939-1940 senesinde 12,9 dur. Bu dört senenin ortalamaları ise % 11,3 tür.

Katle teşebbüs suçlarında muebbet ağır çalışma cezasının uygulanma nisbetini belirlemek biraz güçtür. Çünkü istatistikler mahkemelerin sayısını özet olarak vermekte ve muebbet ağır çalışma cezası gerektirenle, gerektirmeyeni ayırmaktadır. Biz bu oranın ölürme suçlarında artacağını değil, eksileceğinik abul ediyoruz. Mesela 1936-1937 yılında 438 kişiye ölüme teşebüs suçlarından ceza verilmiştir. Bunlardan sadece dördüne muebbet ağır hapis ezası hükmolunmuşur.

Hırsızlık suçlarına gelince; bu oran hemen hemen yok gibidir. Mesela 1936-1937 senesinde 128 kişi senesinde bu cezaya çarptırılmıştır. Kanunun açık hümü gereğince bunlara ağır muebbet hapis cezası verilmesi gerekirken hiçbirisine bu ceza verilmemiştir. 1937-1938 senesinde 124 kişi bu suçtan cezalandırılmıştır. Bunlardan sadece ikisine asli ceza oarak muebbet ağır çalışma cezası verilmiştir. Yani bu yılın oranı % 1,6 dır. 1938-1939 sesenide 147 kişiye bu suçtan dolayı ceza verilmiş, bunlardan sadece üçüne ağır muebbet çalışma cezası asli ceza olarak hükmolunmuştur ki bu senenin oranı da % 2 dir. 1939-1940 senesinde 148 kişiye ceza verilmiş, bunlardan hiçbirine muebbet ağır çalışma cezası hükmolunmamıştır. Şu halde istatistikler gösteriyor ki; hırsılık suçlarında muebbet ağır çalışma cezası, asli ceza olarak ortalama % 0,9 nisbetinde verilmektedir.

İdam ve muebbet ağır çalışma cezaları uygulanmadığı gibi muvakkat ağır çalışma ve hapis cezaları da aynı akıbetten kendini kuratarabilmiş değildir. Çünkü muebbet ağır çalışma cezası veya hapis cezası verilmesi gereken suçlar sulh ceza mahkemelerine havale olunmaktaır. Burada suçun durumuna göre cezası tebellür etmektedir. Eğer sanığın belirli mazaretleri ve hafifletici şartları mevcut ise mahkeme kararını ona göre vermektedir. Umumiyetle bu mahkelere havale edilen dosyaların yarısını işgal etmektedir. Bu demektir ki yaklaşık olarak işlenen suçların üçte birine hapis cezası verilmektedir. Halbuki bu suçların asli cezası ağır muvakkat çalışma veya hapis cezasıdır.

Ceza mahkemelerine havale olunan davalar iki türlüdür.

a) Bu davaların cezası idam veya muebbet ağır çalışma cezasıdır. Ancak sanığın şartları hafifletici unsar olarak acınmayı gerektirebilir veya gerektirmez.

b) Bu tür davaların cezası ise muvakkat ağır çalışma veya hapis cezalarıdır. Bu davalarda sanığın hafifletici şartları hakimin acıma duygusunu gerektirmez. Bunun mantıki sonucu olarak, bü tür davalarda sanıklara suçlarının asli cezasının verilmesi icabeder. Ama her zaman gerçek mantıkla uyuşmaz ki. Çoğunlukla bu tür davalarda hapis cezası tercih olunmaktadır. İstatistikler gösteriyor ki bu davalarda asli ceza yerine, hapis cezası verilmesi nisbeti % 38,6 dır.247 Çünkü suçlunun hafifletci şartları her zaman mahkemeye konu olur. Her ne kadar araştırmanın her noktasında bu şart ortaya çıkmamakta ise de konuya bakan mahkemenin önüne bir gerçek olarak zuhur etmektedir. Ayrıca sanıklar kendilerinin acınmaya mustahak olduklarını göstermekten hiçbir zaman uzak durmamaktadırlar.

(247) 1939-1940 yıllarında ağır muvakkat çalışma ve ağır hapis cezası verilenlerle, katil suçları dışında kalan tüm cinayetler ve hapis cezaları verilen mahkumlar arasında bir karşılaştırma yapılarak çıkarılmıştır.

Ağır ceza mahkemelerinden ve sulh ceza mahkemelrinden çıkmış olan cezalara dikkatla baktığımızda, tüm suçlarda belirli bir nisbete ulaşmamız mümkündür. Mesela 1936-1937 senesinde ceza mahkemeleri 32482 davada 3063 kişiye hükmü vermiştir. Bunlardan 941 kişiye suçlu bularak hafif cezalar verilmiştir. Aynı yıl sulh ceza mahkemeleri ise 1154 mahkemede 1416 kişiye ceza hükmü vermiştir. Bu durumda ceza mahkemesinde hüküm giyen sanıkların sayısı 2122 olmaktadır. Sulh cezada hüküm giyen sanıkların sayısı ise 2375 tir. Yani suçların % 52,6 sının asli cezasının yerine sulh ceza mahkemeleri tarafından verilen hüküm takarrur etmektedir.

1937-38 senesinde ağır ceza mahkemelerinde 2408 davaya bakılmış., 2915 kişiye ceza verilmiştir. Bunlardan 832 si hafif cezalara çarptırılmıştır. Aynı yılda sulh ceza mahkemeri 1045 davaya bakmış ve 1362 kişiye hükmü vermiştir. Bu durumda ağır ceza hükmü giyen mahkumların sayısı 2103 tür. Hafif ceza hükmü giyenlerin sayısı da 2194 tür. Yani suçlarnı % 51 ine asli cezası olan ağır ceza uygulanacağına hafif cezalar uygulanmıştır, 1938-1939 senesinde ise bu oran % 49,7 dir. 1939-1940 yılında bu oran % 49,6 dır. Ağır ceza hükümleri yerine hafif ceza hükmü verilen mahkemlerin ortalaması tüm suçlara göre % 50,7 dir.

Böylece görülüyor ki ceza mahkelerinin verdiği hükümler kötü bir netici ile sonuçlanmaktadır. Mesela suçu idamı gerektiren suçlulardan ancak % 6 sı idam olunabilmektedir. Ağır muebbet çalışma cezası ancak bazı suçlarda asli ceza olarak uygulanmaktadır. Diğer bir kısmında ise bedeli ceza olarak % 11,1 nisbetinde uygulanmaktadır. Muvakkat çalışma ve hapiscezası ancak % 35 nisbetinde konulmuş bulunduğu suçlara tatbik olunmaktadır. Kaldı ki bu suçların yarısı da hafif cezalarla atlatılmaktadır. Arta kalan % 30 nisbetindeki suçlar da hafif cezalarla geçiştirilmektedir.

Bu açıklamalarımızdan anlaşılıyor ki; suçların cezalandırılması derece derece düşmektedir. İdam suçuna ağır muebbet çalışma cezası, ağır muebbet çalışma suçuna ağır muvakkat çalışma cezası veya hapis cezası verilmektedir. Bu iki hapis cezasından da hafif hapis cezasına inilmektedir. Öyle sanıyorum ki bu açıklamalarımızla asli cezaların ne kadar uygulanamaz hale getirildiği ortaya çıkmış oluyor. Bu cezaların uygulanamayışının nedenini bütün detaylarıyla ortaya koymuş bulunuyoruz.

b) Cezaların hafifleştirilmesi temayülü

Dedik ki; kanun her ceza için ve her suç için iki sınır koymuştur. Sınırın birisi cezanın en ağır noktasına diğer de en hafif noktasına çıkar ve iner. Bu iki sınır arasında cezayı takdir etme hakkı da hakimlere tanınmıştır. Ne var ki çoğunlukla hakimler cezanın hafifini tercih etmektedirler. Bunun da yukarda belirttiğimiz gibi bazı nedenleri vardır.

 Ben bu noktada resmi istatatistiklerin dışında bir söz söylemek istemiyorum.248 1936-1937 1165 kişiye muvakkat ağır çalışma cezası verilmiştir. Bu mahkumlerden adı geçen cezanın en alt sınırıyla cezalandırılmış olanların -ki bu üç senedir- oranı % 23,2 dir. 10-15 sene arasında değişen ceza gören mahkumların oranı ise % 15,4 tür. Cezanın ortalma hükmünü giymiş olan mahkumların oranı % 51,4 tür. Aynı yıl içerisnde 744 kişiye ağır hapis cezası verilmiştir. Bu cezanın en alt sınırı olan 3 senelik hüküm giyenlerin oranı % 58 dir, on sene ile on beş sene arasında değişik hüküm giyenlerin nisbeti ise % 1,8 dir.

(288) Bu istatistikleri hapishaneler yıllığından aldım ve yüzde oranlarını kendim çıkardım.

Cezanın ortalama haddinin hükmolunduğu mahkumların sayısı ise % 40,2 dir. Aynı yıl 40090 kişiye hapis cezasıyla birlikte çalışma cezası verilmiştir. Bunlardan üç ay hüküm giyenlerin -veya daha az- % 56,3 tür. Üç ayla bir yıl arasında değişen mahkumların nisbeti ise % 11,3 tür. Aynı yıl 23925 kişiye hafif hapis cezası verilmiştir. Bunlardan üç ay veya daha az hapis cezası giyen mahkumların oranı yüzde 99,6 dır. Doksan günden fazla hüküm giyenlerin oranı ise % 0,4 tür.

1938-1939 senesinde muvakkat ağır çalışma cezasının en alt sınırında hükmü verilen mahkumların oranı tüm mahkumlara nisbetle % 8,9 dur. n yıl ile onbeş yıl arasında değişin sürelerle hüküm giymiş olan mahkumların nisbeti ise% 13,4 tür. Bu suçun normal cezası ile tecziye olan mahkumların nisbeti % 37,7 dir. Aynı yılda ağır hapis cezası giyen mahkumlardan bu cezanın en alt sınırıyla cezalandırılanların sayısı % 69,3 tür. On sene ile on beş sene arasında değişen hüküm gyien mahkumların oranı ise % 1,6 dır. Normal ceza giyen mahkumlerni nisbeti ise % 29,1 dir.

Aynı yıl hapis ve çalışma cezasıyla birlikte hafif hapis cezası yine mahkumların oranı 1936-1937 yılındaki oranın hemen hemen aynıdır. İşte yalan söylmeesi kabil olmayan istatistiklerin dili. Görülüyor ki mahkemeler ağır ceza vermekten kaçınmaktadırlar. Mahkemeler normal ceza vermektense daha hafif cezalarla suçları geçiştirmeyi uygun görmektedirler.

Şimdi bütün bunlardan sonra unutmamalıyız ki; bu suçlar  asli cezanın yerine başka ceza verilmekle önce de bir kere daha hafifletilmişti. Bu demektir ki; mahkemeler, cezaları iki kere hafifletmektedirler. Birisinde cezayı seçerken veya mahkumun hafifletici şartlarını gözönünde tutarak ceza verirken, diğerinde de cezayı takdir edip kesinleştirirken cezaları hafifleştirmektedirler.

 

502- CEZALARIN HAFİF VEYA UYGULANAMAZ

HALE GETİRİLMESİNİN NEDENİ

 

Yukarda gördük ki; mahkemeler sanıklara suçları için konulmuş bulunan asli cezayı uygulamamaktadırlar. Mümkün mertebe cezayı hafifletmeye yönelmektedirler. Bunun önemli bir sebebi vardır. O da kanunun cezayı uslandırma ve engelleme vasıtası olarak kabul edip suçlunun şahsiyetinin ve içinde bulunduğu şartların cezalandırmada etkili olmasını benimsemesidir. Hakim ceza verirken önemli ve önemsiz suçlarda bu iki prensibi eşit derecede gözönünde bulundurmak zorundadır. Zira kanun; toplumun yapısını yakından alakadar eden önemli suçlarda -İslam hukukun yaptığı gibi- sanığın kişiliğini bir kenara koymayı  kabul etmemiştir. Yukarda sözünü ettiğimiz her iki prensip birbirinin zıddıdır. Suçu engelleme ve suçluyu uslandırma cezanın ağırlaştırılmasını gerektirir. Sanığın kişiliğinin nazarı itibara alınması ise cezanın hafifleştirilmesini gerektirir. Hakim bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapamaz. Ancak mümkün mertebe iki prensibi uyuşturmaya çalışır. Fakat uyuşturma ameliyesi esnasında her zaman suçludan yana eğilim gösterir. Çünkü maddesi ve manasıyla karşısında duran ve kendisinden şefkat , merhamet bekleyen, şartlarını açıklayan durumunu ortaya koyan bir kişi bulunmaktadır. Toplum ise böyle bir kişilik halinde ortaya çıkmamaktadır. Sanığın menfaatinin ortaya çıkap temsil edildiği nispette, toplumun menfaatı mahkeminin önünde ve hakimin karşısında bütün gücüyle temsil edilmemektedir. Bu da sanığın dikkate alındığı ölçüde, toplumun menfaatinin dikkate alınmaışı neticesini doğurmaktadır ki işte bizim cezaların uygulanamayışında ve tahfifinde  gördüğümüz hatanın en büyük sebebi budur.

 

503- CEZA KANUNLARI SUÇLA SAVAŞTA

BAŞARILI OLABİLMİŞLER MİDİR?

 

Dün ve bugün cezalar, suçlar vesuçlularla muharebe için konulmaktadır. Belirli bir fiilin yasaklanması istendiği zaman, halkın o fiili işlemekten vazgeçmesini garantiliyecek ölçüde cezalar vazolunur. Eğer ceza, halkın yasaklanan fiili işlemekten vazgeçmesini sağlamışsa gayesini gerçekleştirmiş ve başarılı olmuş demektir. Ama halkın yasaklanan fiili işlemesini önleyememişse yönetcilerin o cezadan daha ağır cezalar koymaları gerekir.

Herhangi bir cezanın başarılı olup olmamasının en sağlam ve yanılmaz ölçeği suçlular ve suç üzerindeki etkisidir. Eğer suçluların sayısı azalıp ta suçlar artmazsa ceza başarısızlıkla sonuçlanmıştır ve onun yerine suçluları korkutacak sindirecek ve suçu işlemekten alıkoyacak bir başka cezanın konulması gerekir.

Mısır ceza kanunun idam, muebbet ağır çalışma, muvakkat ağır çalışma, ağır hapis hafif hapis ve ıslah evlerine gönderme cezları koyduğunu biliyoruz. Şimdi bu cezaların hangi noktaya kadar başarılı olduğunu ve bunun suçlarla suçlular üzerinde ne gibi etkiler yapığını öğrenmeye çalışalım. Yukarda söylediğimiz cezalar her ne kadar sayı bakımından fazlaysalar da temel iki ana başlık altında toplanılabilir. Bunlar genel hatlarıyla idam ve hapis cezalarıdır.

 

504- İDAMCEZASI

 

İdam cezası; şüphesiz ki sindirici ve korkutucu bir cezadır. Bu ceza vukuu çok az mümkün olan suçlar için konulmuştur. Günlük hayatımızda idam cezası verilecek suçlar ancak öldürme ile suçlanan suçlardır. Yukarda istatistiki rakamlarla kanunda idam cezası verilimesi icabeden suçlara idam cezasının ne derece uygulaandığını açıklamıştık. Ve demiştik ki; ortalama olarak kanunen idam cezası vrilmesi gereken suçlarda bu cezanın uygulandığı mahkumların sayısı % 6 dan daha azdır. Bu nisbet çok küçük olması hasebiyle suçluları, suça teşvik etmekte ve korktucu bir rol oynamamaktadır. Kaza organlarıyla ilişkisi bulunanlar bilmektedirler ki; bugün katil, suçu işlediğini itiraftan hiç çekinmemektedir. Onu alakadar eden husus; idam cezasından kurtulup diğer cezları çekmek üzere hakimin şefkat ve merhamet damarlarını harakete getirmektir ki, geneliklle istediği de olur.

Ben katillerin ve kan dökücülerin mazeretlerinin nasıl kabul edildiğini anlayamıyorum. Onlar kurbanlarının  özrünü kabul ediyorlar mı? Onlar pençelerine düşenlere acıma duygusu bulunmadığına, katl fiilini isteyerek planlayarak ve programlayarak işlediğine göre; butün bunlardan sonra hangi şart ve hangi durum nazarı itabara alınarak bizim onlara acımamız ve merhamet etmemiz doğru olabilir? Kavrayamıyorum? Kanun, zehirleyerek öldürmeyle önceden planlı olarak öldürme iştirakle, kendiliğinden suç işleme ve bu tür suçlarla önceden planlanıp vasıta ve aletleri hazırlandıktan sonra işlenen suçlar arasında bir tefrik yaptığına ve birincisine, idam cezasının hududunu nasıl kısabiliriz? % 94’1 i acımaya  veya merhamete layık olmayan suçlara biz nasıl  acıma ve  merhamet duygularımızı tahrik ederek ceza verebiliriz? Böyle bir şeyi onlar haketmekte midirler? Yılda suçların % 35 e yakın katl suçları işlenmektedir. Ancak bu oran her yıl daha fazla artmaktadır.Mesela 1935-36 yıllarında katl suçlarının ve katle teşebbüs fiillerinin cereyan ettiği vakaların sayısı 2852 dir. O yıl işlenen tüm suçlarınsayısı ise 7976 dır. 1936-37 yılında katile katle teşebbüs suçlarının sayısı 3093 tür. Aynı yıl işlenen bütün suçların sayısı 8618 dir. 1937-38 yıllarında katl ve katle teşebbüs suçlarının sayısı 3314 tür. O yıl işlenen tüm suçların sayısı ise 1232 dir. Öyle sanıyoruz ki, her yıl biraz daha artan bu suçların temel nedeni herşeyden önce bu merhamet ve acıma duygusudur.

Şu halde kanunda yer alan idam cezasının kusuru; cezanın tabiatında ve özünde değil tatbikatındadır. Fertlerin ve toplumun hayatı bakımından önemli tehlike arzeden muhtelif suçlarda hafifletici şartları normal kabul etmek en büyük kabahattır. Eğer idam cezasını gerektiren suçlarda veya en azından katl suçlarında hakimlere; bu cezayı -suçlunun durumun nazarı itabara alarak- değiştirme yetkisi verilmezse, yahut da bir başka cezayla değiştirme hakkı tanınmazsa idam cezasının toplumda büyük etki olacaktır ve öldürme suçları azalacaktır. Böylelikle suç işleme probleminin en önemli noktası çözüme kavuşmuş olacaktır.

Gerek muebbet gerekse muvakkat ağır hapis ve çalışma cezaları, ağır hapis cezası ve hafif hapis cezası daha önce de belirttiğimiz gibi özünde farklı neviler olmakla beraber hapis cezası adı altında toplanabilir. Hapis cezası büyük çapta suçlar için uygulanan beli başlı cezadır. Gerek ilk defa suç işleyen suçlulara gerekse suçluluğu ihtisas haline getirmiş olan suçlulara aynı ceza verilir. Erkekler, kadınlar gençler ve yaşlılar hapis cezasına çarptırılmakta, önemli ve önemsiz suç işleyenlere aynı cezalar uygulanmaktadır. Bütün bu suçlara aynı türden ve tarzdan ceza tatbiki; çok önemli problemler doğurmaktadır ki bunları şöylece sıralayabiliriz:

 

I- Devlet hazinesinin tüketilmesi ve üretimin durdurulması.

 

Hangi çeşit olursa olsun hapis cezası verilen mahkum; cezanın süresi tamalanıncaya kadar hayatın hapishanelerde geçirmektedir. Hapishaneler muhtelif adlar altında toplanır. En alt basamakta merkezi hapishaneler yer alır ve bunlara üç ay veya daha az hapis cezası verilmiş olan mahkumlar konur.

Bundan bir üst derced de umumi hapishaneler yer alır ki buraya üç aydan fazla hapis cezası giyen mahkumlarla, ağır hapis cezası, ağır hapis ve muebbet çalışma cezası giyen, yaşlı erkek, kadın mahkumlar konur. Bunların bir üst derecesinde ise umumi liman hapishaneleri bulunur ki buraya ağır muebbet veya ağır muvakkat çalıma cezası verilmiş olan mahkumlar konur. Bunu ötesinde ıslahevleri vardır ki oraya suçluluğu itiyat halinde getirmiş suçlular konur. Genelllikle ileri yaştaki suçlular buraya hapsedilir. İslahevlerine yedi yaşından büyük çocuklar hapsolunur.