VI- İRTİDAT VE İSYAN

 

468- İRTİDAT CEZASI

 

İslam hukukunda irtidat için iki ceza vardır. Bunlardan birisi asli cezadır ki öldürmedir. İkincisi ona bağlı olarak verilen cezadır ki o da musaderedir.

 

1- Öldürme cezası

 

İslam hukuku murtede ölüm cezası verir. Bu hükmün dayanağı YüceAllah’ın şu ayeti celilesidir:

“Sizden kim dininden döner veya kafir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır. Ve onlar ateş ehlidir. Orada ebediyyen kalacaklardır.” (Bakara: 2/217)

Allah’ın Rasulü de bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Kim dinini değiştirirse onu öldürünüz.”

İrtidatın manası İslam dinine bağlı olduktan sonra, ona bırakıp terketmektir. Binaenaleyh irtidat ancak müslüman için söz konusudur.

Ve İslam hukuku mürtede ölüm cezasını uygular. Çünkü mürted irtidat etmekle İslam dinine karşı bir durum almış ve İslam toplumunun dayandığı nizama karşı çıkmıştır. Binaenaleyh bu suç için verilecek cezada umursamaz davranmak, düzenin bozulmasına sebeb olabilir. Bu yüzden suçluyu toplumdan tamamen koparmak, toplum düzenini dağıtmaktan korumak ve suça tevessülü azaltmak için cezanın son derece ağır olması gerekir. Şüphesiz ki insanları suç işlemekten alakoyabilen en kuvvetli ceza ölüm cezasıdır. Suça sevkeden faktörler ne olursa olsun, genellikle ölüm cezası insan ruhunda suçu önleyici en önemli unsurdur. Suça sevkeden faktörleri ezerek suçun işlenmesine engel olur.

Bugün devletlerin çoğu kendi  sosyal düzenini ona karşı çıkan, yıkmayı yahut zayıflatmaya çalışanlara karşı uyguladığı en ağır cezalarla korur. Beşeri hukukun toplum nizamını korumak için koyduğu cezaların başında idam cezası gelir. Yani günümüzde sosyal nizamı devirmeyi hedef alan suçlara karşı beşeri hukuk öldürme cezası uygulamaktadır ki İslam hukukunun İslam nizamını korumak için koyduğu cezanın aynıdır.

 

2- Musadere

 

Irtidadın ikinci cezası mürdetin malının musaderesidir. İslam hukukçuları musaderenin miktarı konusunda farklı görüşler serdederler. Mesela İmam malik, Şafii ve Hanbeli mezhebinde kuvvet kazanmış olan görüş; musaderenin mürtedin bütün malına şamil olacağı noktasındadır. Hanefi mezhebiyle Hanbeli mezhebinden bazı fakihlerin desteklediği görüş ise; mürtedin irtidat ettikten sonra kazanmış olduğu malının musadere edilebileceği noktasındadır. İrtidat etmeden önce kazanmış olduğu malı ise müslüman olan varislerinin hakkıdır. İmam Ahmed’den: ırtıdattan sonra kazanılmış olan malın eğer murtedin müslüman varisleri var ise musadere olunmayacağı konusunda nakledilen rivayet pek şöhret kazanmıştır.191

(191) El-Muğni C: 7, S: 274.

 

469- İSYAN CEZASI

 

İslam hukuku isyan suçuna ölüm cezası verir. Bu cezanın esas kaynağı yüce Allah’ın şu ayeti celilesidir:

“Eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle vuruşursa onların arasını düzelt. Şayet biri ötekine saldırırsa Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruş.” (Hucurat: 49/9)

Allah’ın Rasulü de bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Kim bir imama biat eder, el sıkışır, gönlünü ona bağlarsa ona gücünün yettiği kadar itaat etsin. Eğer bir başkası gelir ona karşı çıkarsa onun boynunu vurun.”

“İlerde şöyle ve şöyle şeyler olacaktır. Dikkat edin! Toplu halde bulunan ümmetime karşı çıkan, kim olursa olsun, onun boynunu kılıçla vurun.”

İsyan cezası hakim olan düzene ve düzenin yöneticilerine tevcih olunmuştur. İslam hukuku bu noktada şiddet gösterir. Çünkü bu konuda yavaş hareket fitnelerin, sarsıntıların ve kararsızlıkların yayılmasına sebeb olur ki, bu İslam toplumunun dağılması ve gerilemesi demektir. Şüphesiz ki, insanları yücelme ve ihtiras duygusunun sevkettiği suçları işlemekten alıkoymaya en muktedir ceza; ölüm cezasıdır. İşte günümüzde bütün devletler İslam hukukunca isyan için konulmuş bulunan cezanın aynısını yani idam cezasını asilere tatbik etmektedirler.