V- HARABE

 

463- MUHARİBİN CEZASI

 

İslam hukuku harabe suçu için dört ceza koymuştur:

a)Öldürme

b) Öldürme ve asma

c)Kesme (kol ve ayak)

d) Sürgün

Bu cezaların kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Nitekim Maide suresinde Yüce Allah buyurur ki:

“Allah ve Rasuluyla savaşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası; ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarını çaprazvari kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette ise onlara büyük bir azab vardır.” (Maide: 5/33)

464- a) ÖLDÜRME

 

Bu ceza yol kesip adam öldüren kimseye verilir. Ve buradaki öldürme cezası kısas değil haddir. Binaenaleyh tecavüze uğrayanın velisinin affıyla sakıt olmaz. Bu ceza insan tabiatına dayanır. Çünkü yol keserek adam öldürme eylemine sevkeden faktör kendisinin hayatta kalabilmesi için başkalarının hayatını yoketmeyi hedef alan bir temayüldür. Ama bu kişi, başkasını öldürmekle aynı zamanda kendisini öldürmekte olduğunu bilecek olursa çoğunlukla öldürmekten vazgeçer. İslam hukuku katile öldürme cezasını koymakla katle sebeb olan psikolojik faktörleri yine suçun işlenmesine engel olabilecek ters yönden psikolojik faktörlerle telafi etmeyi kararlaştırmıştır. Öyle ki insan bir başkasını öldürmeyi düşünecek olursa, hemen ardından bu işlediği fiiline karşı kendisinin de cezalandırılıp öldürüleceğini hatırlar ve çoğunlukla bu yüzden öldürmekten vazgeçer.

Yol kesen kişi yolunu kestiği kimseyi hem öldürür hem de malını alırsa o zaman bu iki ceza birlikte verilir. Bu takdirde verilmekte olan ceza hem öldürme hem de hırsızlık suçuna tekabül eden cezadır. Burada iki suç birleşmektedir. Hatta bu iki suç içiçe girerek bir diğerine sebeb olmuştur. Çünkü öldürmekle mal almak suçunun işlenmesi kolaylaşştır.

Bu ceza da keza had cezasıdır kısas değildir. Bu yüzden tecavüze uğrayan kişinin velisin affıyla sakıt olmaz.

Bu ceza da keza öldürme cezasının dayanıldığı esaslara itinad eder. Fakat madem ki mal elde etmek, suçun işlenmesine sebeb olmaktadır cezanın da aynı şekilde ağırlaştırılması gerekir. Öyle ki suçlu suçu işlemeyi düşündüğü takdirde o suç için verilecek ağır ezayı da hatırlamalı ve böylece suç işlemekten vazgeçmelidir.

Bazı İslam hukukçuları öldürmezden önce asılması gerektiği görüşünü serdederler. Buna göre suçlu canlı olarak asılır sonra asılı bulunduğu halde öldürülür. Bu grubun delili; asmanın bir ceza olduğu ve cezanın da ancak dirilere uygulanabileceği hususudur. Ölüye ceza uygulanmaz. Diğer bazı hukukçular ise önce öldürülüp sonra asılacağı görüşünü serdederler. Onların görüşü ise ayeti kerimenin önce öldürmeyi, sonra da asmayı emretmesine dayanmaktadır. Onlara göre ayetteki lafzi takdim fiili takdimi gerektirir. Ayrıca öldürmezden önce asmak mahkuma işkence etmektir. Şeriat ise -bildiği gibi- işkenceyi yasaklar. Ayrıca asılma katili korkutmak için konulmuş bir ceza değildir. Eğer katili korkutmak için konulmuş bir ceza olsaydı. İslam hukukunun temel kaideleri uyarınca onun öldürülmesi önlenirdi. Bilakis idam burada başkalarını engelleyici bir ceza olarak konulmuştur. İdamdan maksat; durumu herkesin görüp böyle bir fiili işlemekten kaçınmasıdır.185 Birinci görüş İmam Malik ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. İkincisini ise İmam Şafii ve Ahmed İbn Hanbel serdeder.

Öldürmek ve asmak cezalarına günümüzde kurşun sıkarak öldürme cezası tekabül eder. Şöyle ki mahum bir ağaca veya tahtaya bağlanır. Kolu çaprazvari açılır. (haca geriliyormuş gibi)Sonra kurşun sıkılır.

İslam hukukçuları asılan kişinin uzun müddet asılı kalmasına muvafakat etmezler. Hatta bazılarıasılma süresini üç gün olarak tahdid ederken bazıları da asılanın vücudunun kokmaya başlamasıyla tahdid ederler. Onlara göre; kokmaya başlayınca vücud sehpadan indirilir.Diğer bir kısmı ise sadece asılmayı yeterli bulmaktadırlar. Onlara göre asılmış denebilecek durumda olanların asılması yeterlidir. Diğer bazı hukukçular ise, asılanın durumunu herkes tarafından duyulması miktarıyla tahdid etmişlerdir. Onlara göre vücud kokmazdan evvel sehpadan indirilmesi gerekir.186

(185) El-Muğni, C:10, S: 303.

(186)El-Muğni C: 10, S: 308.

İslam hukuku  yalnız öldürme, hem öldürüp hem mal almak suçlarına verdiği cezada farklılık gözetmekle en güzel yolu tutmuştur. Çünkü her iki suç birbirinden farklıdır. Ve birisi diğerine müsavi değildir. Binaenaleyh akıl ve mantık yönünden her iki suçlunun cezasının birbirinden farklı olması gerekir.

Hususiyetle ölüm cezalarında başka bir cezanın uygulanmasının hiçbir faydası olmayacağı öne sürülebilir. Hem öldürüp hem asmanın dehşet verici bir ölüm şekli olduğu, binaenaleyh öldürmekten sonra asmanın bir anlamı olmayacağı belirtilebilir.Ancak bu söylentiye karşılık vermek gayet kolaydır. Şöyle ki her cezanın iki gayesi vardır.

a) Suçluyu uslandırmak

b) Başkalarını suçtan alakoymak

Ne kadar küçük olursa olsun, her cezanın suça engel olmak bakımından etkisi vardır. Öldürme cezasıyla birlikte verilecek her cezanın diğerleri bakımından suçu önleyici sebebleri bulunmaktadır. Öldürdükten sonra asmanın aslında mahkuma pek etkisi olmaz. Ama öldürüldükten sonra bir de asılmış olmanın diğer kitleler üzerinde etkisi pek büyük olur. Hatta halk arasında ve toplum içerisinde öldürme cesanın değerini temin eden biricik metod bu olabilir. Özellikle yol kesmeyi düşünenler için en büyük ibret ve engel unsuru olabilir. Binaenaleyh asmanın başkalarına engel olmak ve suçu önlemek konusunda inkarı mümkün olmayan etkileri vardır.

 

466- c) ORGAN KESME

 

El veya ayağın kesilmesi, yol kesen kişinin kimseyi öldürmeksizin mal alıp kaçması halinde tatbik olunur187. Buradaki kesilmekten maksat suçlunun sağ eli ve sol ayağının bir defada çarpazvari olarak kesilmesidir.

(187) 379. nolu paragrafa bakınız.

Bu ceza hırsızlık cezasının dayandığı aynı esaslar uyarınca vazolunmuştur. Sadece işlenen suç, normal olarak herkesin gelip geçtiği yollarda ve halkın yaşadığı şehir ve yerleşim merkezlerinin uzağında işlendiği için çoğunlukla yol kesen kişinin gözden uzak olarak takibe maruz kalmaksızın rahatlıkla işini başarabileceğine güveni vardır. Bu da suçluyu suça teşvik eden kuvvetli psikolojik faktördür. İşte bunun için normal hırsızlık cezalarında suçu önleyen faktör olan el kesme cezasının daha ağır bir şekilde uygulanması gerekir ki suça engel olacak psikolojik faktörler suça sebeb olan psikolojik faktörlerle denkleşsin.

Yol kesen hırsızın cezası iki kerre üstüste hırsızlık yapan kişinin cezasına denk olmalıdır. Ve şüphesiz ki bu ceza adil bir cezadır. Çünkü yol kesme şeklinde hırsızlık tehlikesi adi hırsızlık tehlikesinden daha az değildir. Ayrıca yol kesicilerin maksatlarını tahakkuk  ettirme, niyetlerini başarma ve kaçıp kurtulma fırsatları normal hırsızlık fırsatlarından iki kat daha fazla olduğu için, cezanın da aynı şekilde iki kat fazla olması adil bir yoldur.

İslam hukuku adi hırsızlık için konmuş bulunan cezanın iki katını yol kesilerek tatbik ederken, Mısır ceza kanunu adi suçlar için konulmuş bulunan cezalardan en az beş misli ağır hükümler tatbik etmektedir. Çünkü Mısır ceza kanunlarına göre, basit şartlar altında yapılan hırsızlık hallerinde üç yıla yakın hapis cezası verilir. Umumi yollarda meydana gelen soyma ve hırsızlık suçlarına ise ağır muebbet çalışma veya ağır muvakkat çalışma cezası verilir.

Muvakkat çalışma cezasının haddi enbeş yıldır. Binaenaleyh normal hırsızlık vakalarına uygulanan üç yılın tam beş misli cezadır. Daha ilerde göreceğiz, ağır çalışma cezası verilen mahkumların hemen hemen yarıya yakını bırakıldıkları tarihten bir yıl sonra normal şartlar altında tekrar suç işlemektedirler ve hapisten çıktıkları anda suça daha çok istekli bulunmaktadırlar. Binaenaleyh onlar hapisten çıkarıldıktan sonra amme güvenliğini ve düzenini tehdit eden tehlike durumuna gelmektedirler. Bu herkes tarafından rahatlıkla kabul edilip doğrulanabilen bir husustur. Ama herhangi bir kimseye eli kesilmiş veya ayağı kesilmiş bir kişinin tekrar suç işlemeye mutemeyil olabileceği söylense kimsenin hayali böyle bir şeyi kabule yanaşmaz. Zira eli kesilmiş bir hırsızın suç işleme arzusu bulunabilir mi?Yahut da amme nizamı veya emniyeti bakımından bir tehlike arzedebilir mi?

 

467- d) SÜRGÜN CEZASI

 

Yol kesip de halkı korkutan, fakta mal almayan ve adam öldürmeyen suçlulara bu ceza verilir. Sürgün cezasının bu tür suçlulara verilmesinin nedeni şudur:Halkı korkutan ama mal almayan ve adam öldürmeyen yol kesici sadece şöhret bulmayı ve ününün ayılmasını istemektedir. Binaenaleyh ona sürgün cezası verilmekle şöhretinin yayılması önlenir. Belki de şer’i sebeb şudur:suçlu halkı korkutmakla yolların emniyetini ortadan kaldırmaktadır. Yol toprağın bir parçasıdır. Binaenaleyh ona verilecek sürgün cezası ile bulunduğu toprakta katiyen emniyet içiresinde bulunmaması sağlanmaktadır.

Gerek sebeb bu olsun, gerek o her halukarda suça sevkeden psikolojik faktörleri İslam hukuku, aynı şekilde suçu önleyici psikolojik faktörlerle ortadan kaldırır. Binaenaleyh suçlu ün kazanmak için suçu işlemeyi düşündüğünde, hemen çarpılacağı cezayı da düşünür ve bilir ki sürgün kendisinin ününü daha azaltacaktır. Eğer halkı korkutmak ve bazı bölgelerde güvenliği ortadan kaldırmak düşüncesiyle suçu işlerse kendisinin bir bölgede kaldırmış olduğu güvenliğin kendisi için her taraftan kalkacağını hatırlayarak suçtan vazgeçer ve çoğunlukla bu durumda suça sevkeden faktörler yerine  suçu önleyen faktörler ağırlık kazanır. Binaenaleyh bu cezanın esası da beşer tabiatının derinliklerini çok iyi bilmenin örneğidir.

Kuvvetli görüş uyarınca sürgün İslam yurdu içerisinde bir beldeden bir başka beldeye olacaktır.188 Ancak iki belde arasındaki mesafe seferi mesafeden az olmamalıdır.189 Ayrıca suçlu bulunduğu beldede hapsolunmalıdır. Bu hapsin belirli bir süresi yoktur. Sadece suçlunun tevbe edip ıslahı hal etmesine bağlıdır. Eğer tevbe ettiği ve durumunu düzelttiği görülürse bırakılır. Hapsedilmesini öngören fakihlerin delili mahkumun cezalandırılması zorunluluğudur.

(188) Bazı İslam hukukçularına göre sürgün, sürülen kişi İslam ülkesinin topraklarından çıkarıp dar’ul-harp topraklarına göndermektedir ki bu ihmal edilmiş bir görüştür.

(189) Sefer mesafesi normal yürüyüşle İmamı Malik’e Şafii’ye ve Ahmed İbn Hanbel’e göre bir günlük mesafedir. Ebu Hanife’ye göre ise üç günlük mesafedir. Bazı İslam hukukçularına göre bu mesafe 17 mildir.

Cezanın onlara göre bir manası olmalıdır. Çünkü yol kesiciyi bir beldeden başka bir belde naklatmenin serbest kaldığı sürece hiçbir anlamı olmaz. Ve daha önce şilediği fiili tekrar etmesini önleyecek bir neden bulunmaz. Binaenaleyh sürgünün anlamı olması için sürgün edilen kişininsürüldüğü yerde hapsolunması gerekir.190

(190) Şerh-i Zürkani C: 8, S: 110. Bidayet’ul-muçtehid C: 2, S: 381. Esnael-Matalib C: 4, S:145 El-Muğni C: 10, S: 313.

İslam hukukunda yukarıda belirttiğimiz şekildeki sürgün cezasının karşılığı olarak beşeri hukukta son zamanlarda kabul edilen, ıslah evlerine gönderme cezası yer alır. Buna göre mahkum özel bir yerde bir süre hapsedilir. Bunun da belirli bir süreden fazla olmaması gerekir. Ancak bu ceza sınırsız cezalandırma prensibinin bir tatbikinden ibarettir. Ve beşeri hukukun en son kabul ettiği cezalandırma tarzlarından birisidir.

Beşeri hukuk sınrısız cezalandırma prensibini ancak 19. yüzyılan sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında kabul etmiş ve tanımıştır. İslam hukuku ise bu görüşünü 13 asır evvel ortaya koymuş ve tatbik etmiştir. Bunun en güzel delili sürgün cezasıdır. Modern hukukun bu hükmü getirmekle yenilik yaptığını sananlar bilsinler ki, İslam hukukunun çok eskilerde koymuş olduğu hükmü kendine maletmekten başka birşey yapmamıştır. Keza İslam hukukunun hükümlerinin ve cezalarının modern çağa uymadığını zannedenler de buradan ve daha ileriki bölümlerden anlasınlar ki İslam hukukunun hükümleri ve cezaları bu asrın gereklerine en uygun olan hükümler ve cezalardır.