VI 

 

YÖNETİCİLERİNHAKVEVAZİFELERİ99

 

385- Yönetcilerin vazifeleri:

 

İslam hukuku, amme kuvvetlerinin omuzuna bazı vazifeler yükler ve bunları toplumun menfaatları için kulanmaya mecbur eder. Amme görevlileri muhtelif ihtisas sahalarına ve derecelerine göre bu vecibeleri ifa ederler. Bir görevli vazifesini yaptığı zaman cezai zorunluluğa maruz kalmaz. İsterse yapmış olduğu fiili genel niteliği itibariyle şeriatın yasakladığı bir fiil olsun. Mesela öldürme umumiyeti itibariyle yasak bir fiil olduğu halde, ceza olarak verildiği zaman mübah olur, çünkü ceza düşmanlık kasdi güdülerek vazolunmaz. Hem  hakimin vazifesi belirli suçlar için ölüm cezası vermek ve yürütme organının vazifesi de bu cezaları infaz etmektir. Sopa cezasına hükmetmek hakimin görevidir. Birisine sopa vurmak her ne kadar yasak bir fiil ise de hakim tarafından verilen sopa cezasının infazı yöneticilerin görevleri arasındadır. Ve bundan dolayı hiç bir hakim ve yönetici sorumlu tutulamaz. Ceza hükmünü vermek hakimin bu hükmü uygulamak ta yürütme organının vazifesidir. Hiç birisi için bu görevi yapıp yapmama konusunda serbestlik yoktur.

(99) Hakimler de birer ferd  olarak; fertlerin tüm haklarından yararlanırlar. Ayrıca yukarda belirttiğimiz görevleri hak ve vecibeleri vardır.

İslam hukukunda genel kaide şudur: Bir görevli görevini o görev için çizilen hudutlar dahilinde yerine getirdiği takdirde cezai sorumluluğa maruz olmaz. Ama görevinin hududunu aşarsa ve bunun kendisinin hakkı almadığını bilirse yaptığı şeyden dolayı sorumludur. Ama iyi niyyetli olur da görev hududunun dışında kalan fiili yapmak mecburiyetinde olduğunu kabul ederek yaparsa bu takdirde, cezai sorumluluğa maruz kalmaz.

Hadlerin tatbiki de bu genel kaidenin içinde yer alır. Hadleri tatbik etmenin vacib (görev) olduğu konusunda islam hukukçuları arasında ihtilaf yoktur. Haddi aşkın olan fiil de eğer haddin normal olarak iflasından fazla veya eksik olarak neşet etmişse, meydana gelen zarar ve telafattan haddi tatbik eden kişiye mesuliyet terettüb etmez. Çünkü vacibin ifası selamat kaydıyla mukayyet değlidir. Mükellef olan kişini vacibi ifası şarttır.

Mesela bir kişi bekar bir zaniye haddi şeriyi tatbik eder ve meşru yolla yüz sopa vurulan kişi ölse bile vurana mesliiyet yoktur. Ama sopayı vuran kişi kasıtlı kavranır da yüzden fazla sopa vurursa veya hataen vurduğu sopalar yüzü aşarsav e sopa vurulan kişi de ölürse her iki halde de sopayı vuran kişi fazlalıktan sorumludur, isterse vurduğu sopalar ölüme vesile olmasın. İmam (devleti yöneten) haddi şeriyi tatbik eden görevliye yüz sopadan fazla vurmasını emrederse ve görevli de imama itaatın mecburi olduğunu kabul ederek yüz sopadan fazla vurmanın haram olduğunu bilmeyerek vurursa mesuliyet imamındır. Ama sopayı vuran kişi fazla sopa vurmanın haram olduğunu bilirse, mesuldur, amirin emretmesi onu mesuliyetten kurtarmaz100.

(100) El-Muğni C: 101, S: 334 Şerh’ü feth’ul-Kadir C: 4, S: 217 218-251 Esna’el-matalib C: 4, S: 163.

Bu genel kaide uygulanarak devlet reisinin zulmen yaptığı her fiiline kısas hükmü tatbik olunur. Mesela devlet başkanı zulmen birisini öldürürse o da öldürülür, bir insanın zulmen elini keserse onun da eli kesilir. Gerek devlet reisi bizzat o fiili yapmış olsun, gerekse fiilin yapılmasına sebep olsun (ister kılıçla birisini vurup ölürsün, ister zulmederek hakkında ölüm hükmü verdirsin)  netice farksızdır101.

Devlet reisi kasıtlı fiilinden sorumlu, tutulacağı gibi hatalı fiilinden de sourmlu tutulur. Ancak İslam hukukçuları hatalı fiilin tanzimi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre hatanın tanzimi devlet reisine ve baba tarafından yakılarına aittir çünkü bu tazminat hatalı fiilin mesuliyeti gibidir. Diğer bazı fakihlere göre ise devlet reisinin hatasından doğan tazminat hazineden verilir Çünkü devlet reisinin hatası pek çok olur, eğer işlediği her hatadan dolayı mali tazminat kendisine veya baba tarafından akrabalarına raci olursa bu takdirde zor duruma düşer. Kaldı ki devlet reisi kendisi için değil toplum için çalışmaktadır102.

(101) Şerh feth’ül-Kadir C: 4, S: 100-161 El-Müzehheb C: 2, S: 189 Eş-Şerh’ül-Kebir C: 9, S: 342-343 Meahib’ül-Celil C: 6, S: 242 El-Mudevvene C: 16, S: 57 El-Ümm C: 6, S: 170-171.

(102) El-Muğni C: 10, S: 1354-35 El-Muhezzeb C: 2, S: 228 El-Ümm C: 6, S: 170-171.

İmam Malik, Ebu Hanife ve Ahmed İbn Hanbel yukardaki genel kaideyi, tazir suçları için de uygularlar. Onlara göre hakimin tazir cezası verdiği kişi, bu tazir cezasının tatbikinden dolayı ölecek olursa, idareciye tazminat ve ceza gerekmez, verilen ceza ister bizatihi öldürücü bir ceza olsun (idam gibi) ister bizatihi öldürücü  olmayan ancak tatbiki ölümle sonuçlanan bir ceza olsun (sopa gibi) farksızdır. Bu fakihlerin görüşü şu esasa dayanmaktadır: Hakkında hüküm verilen kişinin fiili cezayı ve infazı gerektirmiştir. Tazir cezası ise toplum nizamının korunması ve ferdlerinin emniyetinin temini için gerekli bir görevdir. (vacip) Görevin ifası ise meşru çerçeveler dahilinde yerine getirildiği takdirde selamet kaydıya sınırlı değildir. Yeter ki ifa eden kişi çerçevenin dışına taşmış veya hataen bir fiili işlemiş olmasın.103

(103) El-Muğni C: 10, S: 349. Şerh’i-Zürkeni C: 3, S:116. Şerh-i Feth’ül-Kadir C: 4, S: 212-213.

İmam Şafii’ye göre; devlet reisinin tazir cezası verdiği mahkum ölürse veya tazir cezası doğrudan doğruya ölüm ise devlet reisinin mahkumun diyetini ödemesi gerekir. Çünkü  tazir cezasına veya suçunu affetme devlet reisinin hakkı olduğu giib, suçun ve suçlunun durumuna uygun cezayı seçmesi de hakkıdır. Tazir cezası ile ölürme değil uslandırma gayesi güdülmüştür ve selamet şartıyla mukayyettir. Eğer devlet reisi öldürücü bir ceza verir veya verdiği ceza ölüme vesile olursa, suçlu olarak tazminat ödemek mecburiyetindedir.

İmam Şafii’ye göre, kırk sopanın üzerinde içki haddi de tazir cezasına dahildir. Binaenaleyh içki içen birisine kırk sopadan fazla vurulur ve bundan dolayı ölürse devlet reisi mesul olur, çünkü kırk sopadan fazlası tazir cezasıdır ve tazir cezasının tatbikinde selamet şartı varır.

İmam Şafii tazir cezası olarak ölüm ve ölümle sonuçlanan bir ceza verme halinde devlet reisinin mesul olacağına dair görüşünü İmam Ali (k.v.) ya dayandırır. Şöyle ki Hz. Ali (r.a.) “Hakkında had uygulayıp da ölen hiç kimseye karşı içimde bir şey hissetmem. Ancak içki haddi müstesnadır, çünkü Allah’ın Rasulü bize onu sünnet olarak bırakmamıştır.”buyurur. Keza İmam Şafii yukardaki görüşünü Hz. Ali’nin şu hükmüne dayandırır:Hz. Ömer bir kadını yanına çağırtır, kadın heyecana kapılarak çocuğunu düşürür, bunun üzerine Hz. Ali ile istişare eder ve Hz. Ali Ömer’in kadına tazminat ödemesini bildirir, Hz. Ömer de bunun üzerine kadına tazminat öder. Keza İmam Şafii delil olarak, Allah Rasulünün tazir cezasını her seferinde vacip olarak kabul etmeyip hem suçu, hem de cezayı affettiğini gösterir.104

(104) Esna’el-Matalib C: 4, S: 163. Şerh-ul-Behçet C: 5, S: 108. El-Muhezzeb C: 2, S:228.

Üç mezheb imamının görüşü modern hukuk bilginlerinin görüşüyle uyuşur. Ama İmam Şafii’nin görüşü buna muhaliftir. İmam Şafii’nin görüşü ise çok faydalı bir sosyal prensibinin teşekkülüne vesile olmaktadır. Şöyle ki; çoğunlukla uygulanan bir tazir cezasından ölen kişinin geride bıraktığı ailesi ve varisleri tazminat olarak kayıplarının karşılığını elde etmiş olurlar. Bu ise mahkumun çocuklarının ve ailesinin korunması ve iyi yetişmelerine vesile olur.