IV

 

HAK’LARINKULLANILMASIVEVAZİFELERİN

İFASININSPORTİFFAALİYETLERE

UYGULANMASI

 

370- İSLAMHUKUKUVESPORTİF

FAALİYETLER

 

İslam hukuku sportif faaliyetleri tahrik ve teşvik eder. Kafaları geliştirmesi ve insan vücudunu güçlendirmesi bakımından müslümanların bu oyunları benimsemesini son derece iyi karşılar. Sportif faaliyetlerini, kafaya geliştirmesi ve vücudu güçlendirmesinin yanısıra mahareti meydana çıkarması, kuvvet ve dinamizmi yaygınlaştırması yönünden de önemlidir. İslam hukuku “sportif oyunları” ı “binicilik” başlığı altında bir araya toplar. Günümüzde yapılan her türlü yarışmalar sporla ve beden terbiyesiyle ilgili tüm hareketler buraya dahildir.

İslam hukuku vücudun gelişmesine, güçlenmesine ve becerinin ilerlemesine sebeb olduğu sürece her türlü sportif oyunlara izin verir. Çünkü bu gibi hareketler barışta toplumun yararına, savaşta da güçlenmesine sebeb olur. Atletizm, motör, araba ve uçak müsabakaları, kuş ve benzeri hayvanlar arasında yapılan yarışmalar, kılıçkalkan oyunları, atıcılık ok ve mızrak sporları, top, tüfek ve ateşli silahlar, güreş, boks ve çeşitli kaldıraç vasıtalarının kullanılması (ilaç)49 yüzme yarışları, ip atlama ve cirit oyunlarının tümü, aynı şekilde hem barışta hem de savaşta toplumun yararına olan faaliyetler olduğundan İslam hukukunca cevaz verilmiştir.

(49)İslam hukukçuları ağır yükler kaldırmaya ilaç adını vermektedirler. Bakınız: İbn’ül-Kayyım Kitab’ül-Hulusiye S: 7.

İslam hukuku sportif konularda açık hükümler ve kesin teşvikler gösterme bakımından eşsizdir. Nitekim bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ve onlara karşı, gücünüz yettiğince kuvvet ve bağlı-koşulu atlar hazırlayınız.” (Enfal: 8/60)

Allah’ın Rasulü ise şöyle buyurmaktadır:

“Dikkat ediniz!Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.”

“Kuvvetli müslüman zayıf müslümandan daha hayırlıdır.”

“Yüce Allah, şüphesiz ki, bir tek ok için üç kişiyi cennete sokar:

Hayra vesile olduğundan oku yapanı, ok atanı, oku taşıyanı...

Binaenaleyh atınız ve bininiz!Ok atmanız, benim için ata binmenizden daha iyidir.”

“Oyundan ancak şu üçüne müsaade vardır:

Kişinin cins atlar yetiştirmesi, ailesiyle oynaşması, ok ve mızrakla atış yapması.”

“Ok atmayı öğrendikten sonra ondan vazgeçen kişi şüphesiz ki, eline geçen bir nimeti terkemiştir.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) uzun atlama yapmış ve koşmuştur. Develeri yarıştırdığı, bir tanesiyle müsabakaya katıldığı bilinmektedir. Allah Rasulünün deveyle olduğu gibi atla da yarışmalar düzenlediği ve ok atma yarışında hazır bulunduğu, yarışan iki grupla yanyana geldiği, bir tarafı tuttuğu tarihen sabittir. “Yanlarında sen varken onlarla nasıl ok atarız?” diyenlere:

“Atınız!Ben de sizin gibi onlarla beraberim” buyurmuştur.

Hz. Peygamberin Rükan ile güreştiği, mızrak attığı, eğerli ve eğersiz ata bindiği bilinmektedir. Allah Rasulünün ashabı da bu hükümleri uygulama konsunda son derece dikkatli davranmışlardır.Mus’ab, babasının şöyle dediğini söyler:

“Oğlum! Ok atmayı öğrenin. Çünkü sizin en iyi oyununuz budur.”

Hattab oğlu Ömer (r.a.) de Ubeyde İbn-i Cerrah’a yazdığı mektubda şöyle der:

“Çocuklarınıza yüzmeyi ve ok atmayı öğretiniz”

Hz. Ömer, Azerbaycandaki valisine şunu yazar:

“Sizden istenene, iyi hazırlanınız ve yaptığınız zaman en iyisini yapınız. Her zaman hayvana binmeyiniz. Atın üzerine iyice yerleşin ve hedefe iyi nişan alın!”

İslam hukukunun asıl prensibi şudur:

İslam ümmetinin din ve dünyası için yararlı olan her türlü bilgi, san’at ve beceri “farz-ı kifaye” dir. Bunları öğrenmek vacibdir. Ve müslümanın, öğrenip öğrenmemek konusunda seçim hakkı bulunmamaktadır. Şu halde, binicilik bir tür beceridir. Güçlülük ve üstünlük işaretidir. Ve dolayısıyla farzı kifayedir. Müslümanların yerine getirmesi gereken bir vecibedir. Kendi istekleriyle de olsa bundan vazgaçmeleri doğru değildir.

İslam hukuku, kişileri daha ileri götürmeye ve daha üstün olmaya özendirmek için at yarışı ve okçuluk konusunda ödül verilmesine izin verir. Ödül verilmesi veya verilmemesi gereken konuların sayımında İslam hukukçuları değişik fikirler taşımaktadır.50

(50) Bazıları ödülün ancak ok atmada, at ve deve yarışında caiz olduğu görüşündedirler. Diğer bir kısmı ise ayakla, yarışta, güreşte, yüzmede, yük kaldırmada, el ve bilek güreşinde, katır merkeb, öküz fil gibi hayvanların yarışında caiz olduğu görüşündedirler. Birinci görüş Maliki ve Hanbeliler tarafından öngörülmektedir. İkinci görüşse Şafiiler ve Hanefiler tarafından öngörülmektedir. Ancak Hanefilerle Şafiiler arasında bazı ayrılıklar vardır.

İmam Azam, İmam Şafii ve Ahmed İbni Hanbele, göre ödül, devlet hazinesinden olduğu kadar oyuna katılan ve katılmayan kişiler tarafından da karşılanabilir. Öyle ki, yarışmaya katılıp da birincilik alanlara ödül verilmeli, kazanamayanlara verilmemelidir.51

(51) Mevahib’ül-Celil C: 3, S: 390 ve devamı Haşiyetu-İbn Abidin C: 6, S: 657 Mecma’ul-Enhür C: 2, S: 526 Tuhfet’ul-Muhtaç C: 4, S: 215 ve devamı El-Muğni C: 11, S: 128 ve devamı El-Hulusiye S: 69 ve devamı.