III

 

  HAKLARINKULLANILMASIVEGÖREVLERİN
YERİNEGETİRİLMESİNİNTEDAVİYLE

İLGİLİ  HÜKÜMLERİ

362- TEDAVİNİNMÜBAH SAYILMASI

 

 İslam hukukçuları ittifakla kabul etmişlerdir ki; tıb ilmini öğrenmek tarzı kifayedir. Başkaları yapmadığı takdirde herkesin boynuna farz olur. Ancak herhangi bir kişi tıb ilmini öğrenirse ferdi mesuliyet sakıt olur.

Tıp öğretiminin farz sayılması toplumun hekimliğe olan ihtiyacından doğmuştur. Ayrıca, tedavi sosyal bir zorunluluktur. Tıp öğreniminin amacı doktor yetiştirmektir. Ve öğrenim farz olduğuna göre, hekim, kaçınılması imkansız bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Ancak bir şehirde birden fazla doktor bulunduğu takdirde, bu görev, diğerleri için farz-ı kifaye durumuna dönüşür. Ama şehirde bulunan tek doktorun hastaları tedavi etmesi ve hekimliğin gereklerini yerine getirmesi kendisi için farz-ı ayn’dır. Ve bu borç, hiçbir şekilde doktorun üzerinden kalkmaz.

Tedavinin hekim için “görev” sayılmasının tabi neticesi şudur:

Doktorun, hikemlik görevini yerine getirirken bunun sonuçlarından sorumlu tutulmaması gerekir. Çünkü İslam hukukunun genel prensibine göre: Hekimlik görevi selamet şartıyla sınırlı değildir.

Fakat bu görevin yerine getirilme şekli doktorun seçmesine, ilmi ve pratik kanaatine terk olunmuş bulunduğundan tedavi yöntemi, hastanın ağırlaşmasına ve zarar görmesine sebeb olduğu takdırde işlediği fiilin sonucunda cezai sorumluluğunun bulunup bulumadığı konusu araştırmayı gerektirmektedir. Doktor, hekimlik görevini yerine getirirken herhangi bir vazifeyi yapandan çok, hak sahibine benzemektedir. Çünkü tedavi konusunda uygulayacağı yöntem bakımından geniş bir yetki ve hürriyete sahibtir.

Fukahanın icmaı’na göre, doktorun tedavi yöntemi hastanın zarar göreceği biçimde sonuçlansa da, hekim sorumlu tutulamaz. Ancak İslam Hukukçuları, sorumluluğun ortadan kalkmasını gerektiren sebebler konusunda görüşleri ileri sürmüşlerdir.

İmam Azam Ebu Hanife’ye göre sorumluluk iki sebeble ortadan kalkar:

a)Sosyal ihtiyaçlar

Sosyal zorunluluklar doktorun çalışmasını gerektirmektedir. Bu ise kendisini teşvik etmek, çalışma alanı sağlamakla mümkündür. Ve becerisini doğrudan doğruya gösterememe tehlikesi, cezai veya medeni mesuliyet açısından, kendisini endişeye düşürebilir. Böyle bir endişe, doktorun, hekimlikle ilgili çalışmalarını önler. Yani toplum büyük zararlara uğrar.

b) Suça muhatab olanın veya velisinin izni

“İzin” ile “sosyal zaruret” zaman mesuliyet ortadan kalkar.40

İmam Şafii tıbbi sorumluluğun ortadan kalmasına neden olarak şu fikri ileri sürmektedir:

Doktor, tedavi konusunda suçla neticelenen davranışlarını bizzat hastanın veya velisinin izniyle yapmaktadır. Ve doktor, hastasının zarargörmesini değil iyileşmesini istemektedir.

Binaenaleyh yukardaki iki şart birleşince hekimin tedaviyle ilgili faaliyetleri mubah olur. Ve tıp konusunda otorite sayılan ilim adamlarının benimsediği gerçeklere uygun hareket ettiği müddetçe, doktor, davranışlarının neticesinden sorumlu tutulamaz.41

İmam Ahmed’in düşüncesi de Şafii’ye uymaktadır.42

(40) Bedai’us-Sanai C:7, S: 305.

(41) Nihayet’ul-Muhtaç C:8, S: 2.

(42) El-Muğni C:10, S: 349-350.

İmam Malik ise sorumluluğun ortadan kalkması için önce devlet reisinin, sonra da hastanın iznini şart koşmaktadır. Devlet başkanının izniyle doktor, hekimlik dalında çalışma hakkını kazanır. Hastanın izni ise doktora, hastanın iyileşmesi için gereken yöntemi uygulama imkanını sağlar. Binaenaleyh bu iki izin şartı birleşince, mesleğinin esaslarına aykırı davranmadığı veya hareketlerinde hata yapmadığı sürece doktora sorumluluk düşmez.43

(43) Mevahib’ül-Celil C: 6, S: 321.

Şu halde, doktor, tedaviyle ilgili çalışmalarından sorumlu değildir. Çünkü hekimlik görevi tedaviyi ve davranışlarının sonucundan sorumlu olmamayı gerektirmektedir. Doktor, tedaviyle ilgili çalışmalarından tamamen hürdür ve hastanın durumuna uygun metodu seçme konusunda geniş yetkiye sahiptir. Mesela bir doktor herhangi bir kişiyi yaralasa ve adam ölse yahut ta verdiği ilaçla zehirlenerek hayatını kaybetse cezai ve medeni bakımdan sorumluluğu yoktur.