344- MARUFUEMİRVEMÜNKERDENNEHİY

GÖREVİNİNŞARTLARI

 

Marufu emir için belli bir şart veya özel bir vakit yoktur. Çünkü marufu emir, bir nasihat; doğru yola götürme ve öğretme işidir. Bunlar ise her vakit, her zaman ve şartta geçerlidir. Münkerden nehye gelince... Bunun özel şartları vardır. Münkerden nehyin veya münkeri değiştirmenin geçerli olması aşağıdaki şartların bulunması gerekir:

a) Bir münkerin varlığı

b) Münkerin o an içerisinde işlenmesi

c) Gizlice değil, açıkça yapılması

d) Münkerin, mümkün olan en kolay yolla önlenmesi

 

 

a) Bir münkerin varlığı

 

Münkerden nehyin geçerliliği için, ortada bir “münker” in bulunması gerekir. Münker; İslam hukukunun yasakladığı her türlü suç ve günah fiilleridir. Veya şöyle de diyebiliriz: İslam şeriatına göre yasaklanan her fiildir.”

Münkeri işleyenin “mükellef” olup olmaması neticeyi değiştirmez. Mesela bir çocuğun veya delinin içki içtiğini gören kimseye, söz geçenin elinden içkiyi alıp dökmek, keza bir çocuğun veya delinin bir başka deliyle veya bir hayvanla zina ettiğini görene de ona engel olmak bir borçtur. Münkerden nehiy veya münkeri tağyir konusunda büyük ve küçük günahlar arasında bir fark yoktur. Hamamda çırılçıplak soyunmak, yabancı bir kadınla başbaşa kalmak veya kadınları gözetlemek gibi fiillerin hepsi küçük günahlardan olmakla beraber, “müker” dir ve yasaklanmaları gerekir.18

(18) İhya C: 2, S: 16.

Fakat işlenen fiilin hiç bir zorlamaya ve kafa yormaya gerek kalmaksızın, münker olduğu apaçık belli olmalıdır. Binaenaleyh münker olup olmadığı konusunda fikri çabaya gerek duyulan olaylarda nehiy ve tağyir emri yerine getirilemez. Mesela bir Hanefi’nin Şafii mezhebinden olan birisine ayı veya kaplan etini yasaklaması caiz değildir. Keza bir Şafii’nin de velisi olmayan bir kadınla evlenmek isteyen bir Hanefiye engel olması caiz olmaz.”19

(19) İhya C: 2, S: 37-38 Esna’el-Metalib C:4, S: 180.

 

b) Münkerin o an içerisinde işlenmesi

 

İşlenen münkerin, o anda, “suç” şeklinde mevcut olması ve failin, yasak olduğunu bilerek o fiili işlemesi şarttır. Mesela içki içen birisinin, içki içtiği anda veya yabancı bir kadınla yalnız kalan birisinin yalnız kaldığı anda, bu fiilin yasaklanmış (haram) olduğunu bilmesi icabeder. Suçun işlendiği an geçince artık, “münkerden nehiy veya tağyir” görevi için meşru bir sebeb kalmaz. Sadece “işlenmiş” olan bir suçtan dolayı “cezalandırma” söz konusu olur ki bu, fertlerin değil, genel güvenlik ve denetimi sağlayan makamın görevidir.Binaenaleyh suç işlenip bittikten sonra kendisiyle karşılaşıldığında, bu fiilinden dolayı, suçluya işkence etmek yahut da ona küfretmek, suçtur. Fakat aynı davranış, suçun işlendiği anda yapılacak olursa ve bu gibi davranışlar suçun ortadan kaldırılması için ise, münkerden nehiy vazifesi yerine getirilmiş olacağından, böyle bir fiil suç olmaz. Çünkü burada söz konusu, bir vazifenin ifasıdır.

Eğer suçu gerektiren fiil biraz sonra oluşacaksa -içki masasının hazırlanmaı, etrafın süslenmesi gibi- bu durumlarda nasihat ve irşattan başka bir şey yapılmaz. Hakaret, küfür, dövme ve sıkıştırma halleri meşru değildir. Ama etrafı süsleyen ve masayı hazırlayan kişiye, “şarap içmek niyetiyle hareket ettiği” hatırlatarak öğüt olmadığını belirtecek olursa, o zaman da vaaz ve nasihatta bulunmak, bir müslümana karşı “kötü zan beslemek” manasını taşır ki, bu da günahtır.

 

c) Fiil gizlice değil, açıkça işlenmelidir.

 

Nehy veya tağyir için hiç bir araştırma ve tecessüse gerek kalmadan, münkerin gayet açık bir şekilde işlenmesi şarttır. Eğer suçun meydana çıkarılması bir tecessüs ve araştırmayı gerektiriyorsa, o zaman, münkerden nehiy geçerli olmaz. Çünkü Yüce Allah, tecessüsü haram kılmıştır:

“Ve birbirinizin ayıbını araştırmayınız.”(Hucurat: 49/13)

Üstelik, İslam hukukuna göre, evlerin ve şahısların mahremiyeti mevzuu bahisir. Suç açıkça işlenmemişse evlerin ve kişilerin mahremiyeti ihlal edilemez. Ayrıca Allah’ın Rasulü yasaklayarak Muaviye’ye şöyle seslenmiştir:

“Ey Muaviye!Eğer gizli ve saklı kalması gereken yönlerini araştırırsan insanların ahlakını bozmuş veya ahlaken bozulmalarına vesile olmuş olursun.”

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur:

“Ey dili ile inandığını söyleyip de kalbine iman girmemiş olan topluluklar!Müslümanların gıybetini yapmayın. Gizli ve saklı taraflarını araştırmayın. Kim müslüman kardeşinin gizli ve saklı yönlerini araştırırsa Allah ta onun gizli ve saklılarını araştırır. Allah kimin gizli ve saklısını araştırırsa, evinin göbeğinde de bulunsa, onu rezil ve rüsvay eder.”

Bu prensip,İslam hukukuna ta başından beri kesinlikle yerleşmiştir. Konyula ilgili olarak anlatıla gelen olaylardan birisi Hz. Ömer (r.a.) in başından geçmiştir:

Hz. Ömer adama sorar:

Nedir o sözünü ettiği hususlar?

Adam der ki:

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Başkalarının suçunu araştırmayınız” buyurmaktadır. Sen suç araştırıyorsun. Allah-u Teala “Evlere kapılarından girin” buyurmaktadır, sen kapı yerine, çitten tırmanmaktasın. Yüce Allah:

“Başkasının evine, izin istemeden ve müsaade verilmeden girmeyin. Ve evde bulunanlara selam verin” buyurmaktadır. Ama sen selam bile vermedin!”

Bunun üzerine, Hz. Ömer, adamı terkeder ve tövbe etmesini ister.

Eğer Hz. Ömer, adamı suçuyla başbaşa bırakıp cezalandırmamış ve böylece bir münkeri tağyir etmemişse, bunun sebebi, kendisinin “meskene gizlice girme” suçu meydana çıkarmaktadır ki, bu, ona “faili cezalandırma” hakkı vermez. Çünkü evlere girmenin bir yolu vardır. Haksız yere müdahale caiz değildir.

Hz. Ömer, elimden tutarak dedi ki:

Bilir misin, kimindir bu ev?Hayır! dedim.

Hz. Ömer:

Bu ev, Umeyye İbn-i Halef’in oğlu Rebia’nındır. Görüyorsun ki, şu anda içiyorlar. Ne yapalım dersin?

Ben:

Öyle sanıyorum ki şu anda, Allah’ın, “Tecessüs etmeyiniz!” ayetiyle yasaklamış olduğu noktaya gelmiş bulunuyoruz.

Bunun üzerine, Hz. Ömer, onları kendi hallerine bırakıp geri döndü.

Gizli noktaları araştırma ve tecessüsün yasaklanması, başkasının evinden gelen seslere kulak vermeyi, herhangi bir yerden duyulan şarkı ve çalgı seslerini dinlemeyi içki ve afyon kokusu alarak orayı-burayı araştırmayı, başkasına ait elbiseleri yoklayarak içinde gizleneni öğrenmeyi, bir evde neyin saklanıp gizlendiğini keşfetmek için araştırmayı da yasaklar. Hatta bu hüküm gereğince, bir evde nelerin cereyan ettiğini öğrenmek için komşular arasında, haber toplamak üzere soruşturma yapmak da yasaktır.20

(20) İhya C: 2. S: 34.

Fakat bir kişinin gizlice suç işlediğini gösteren delil ve işaretler bulunduğu bilinir ve bu sebeble suçlu olduğunu “zann-ı galib” hasıl olursa, yahut da bir evden çıkan afyon veya başka kokulardan orada afyon içildiği hususu kuvvetle tahmin edilirse veya doğru sözlülüğüne güvenilen bir şahıs “herhangi bir evde zina edilmek veya birisinin öldürülmek üzere olduğunu” haber verirse bu gibi hallerde, tecessüs ve araştırma caizdir.

Yasakların ihlali ve mahzurun irtikabi konusunda geri dönülmez bir noktaya varılmaması için, orada tecessüse cevaz verilmiştir.21

Aslında kapısını kapayan ve etrafını duvarla çeviren bir kişinin evine girmek ve dışardan suç işlenip işlenmediğini araştırmak caiz değildir. Fakat soruşturma yapmadan, bir veya daha fazla kişinin ihbarı sonucunda22 “falancanın, evinde, suç işlediği veya günah irtikab ettiği” yolunda belirli deliller bulunursa, o zaman izin almadan eve girmek ve araştırma yapmak caiz olur. Yahut bir evde suç ve günah işlendiğine dair açık emareler varsa, mesela sokaktan geçen bir kişi, kadeh sesleri veya sarhoş bağırtıları duyacak olursa, o zaman mezkur mahalle izinsiz girilebilir.23

(21)Ahkam’us-Sultaniye S: 218.

(22) Asna’el-Tetalib C: 1, S: 184. Ahkam’us-Sultaniye S: 128.

(23) İhya C: 5, S: 36-37-44.

Şekli delalet de koku ve sesin delaleti gibidir. Şekli delalet ile durumu açıklık kazanmış olaylar gizli olmayıp açık olaylar şeklinde kabul edilir. Cenab-ı Allah ise “gizli” olanın saklanmasını emretmiş ve gizlice yapılanın değil, açıkça işlenenin engellenmesini istemiştir. Mesela bu noktada Allah’ın Rasulü şöyle buyurur:

“Bu pisliklerle bize gelenler, Allah’ın örtüsüyle örtünsün. Çünkü durumunu açıklayana, Allah’ın hududunu uygularız.”

“Durumun açıklanması” çeşit çeşittir. Durum, bazan beş duyu ile bazan da sadece duyma, koklama veya dokunma duygusuyle açıklık kazanır. Binaenaleyh, “durumu açıklamak” tabirini sadece “görme” duyusuna tahsis edemeyiz. Zira, maksat, “bilmek” ve kesin olmasa bile, ona yakın bir zanna sahib olmaktır.

Beş duyu ise “bilgi” ve kesinliğe yakın “zan” sağlar.

 

d) Münkeri, en kolay yolla önlemek

 

Münkeri önlerken mümkün olan en kolay yolu tercih gerekir. Münkeri önleyen kişi, İmkan nisbetinde çok az araca başvurarak yasaklama işini gerçekleştirebiliyorsa, gereğinden fazla vasıtaya müracaat etmesi caiz olmaz. Çünkü böyle bir davranış, yani ihtiyacın ötesinde bir şey yapmak suç sayılır. Fakat güç yetmeyen hallerde, münkerin, mümkün olan en az araçla önlenmesi uygundur. Mesela elle önlenebilecek bir münkere engel olacak kişi, bu işi eliyle yapacak güçte değilse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle sözü geçen fiile karşı çıkması gerekir.

Münkerin önlenmesi, ona tevessül eden kişiye göre değişir. Bunun için de münkeri işleyen ve önleyenin durumuna göre, önleme vasıtaları değişik olacaktır.Çünkü bir şahsın kötülük yapmasını önlemek için gerekli olan vasıta, bir başkası için yeterli olmayabilir. Veya bir şahsın işlediği kötülüğü durdurmaya yeterli olan bir araç bir başkası için kafi görülmeyebilir.