195- İSLAM HUKUKUNA AYKIRI HÜKÜMLERİN

İPTAL EDİLMESİ HALİNDE DOĞACAK

SONUÇLAR:                 

            

İslam hukukuna aykırı hükümleri mutlak manada batıl olduğunun kabulu halinde bazı önemli neticeler ortaya çıkar ki bunları aşağıda sıralayacağız:

a) Batıl hükümlerin tatbiki açısından:

Butlan halinin bulunması durumunda hakimin batıl hükümleri tatbik etmemesi gerekir. Bu hükümlerin ancak sıhhat halinde tatbiki icap eder. Bu durumda hakimin sıhhat veya butlanlı konusunda tefrik yetkisi bulamadığı durumlarda herhangi bir kanunun sıhhat veya butlanının kanunlara dayandırması değil islam hukukuna aykırı hükmü iptal yetkisi, islam hukukuna yakırı olan hükümlerden değil islam hukukunda gelmektedir. Hakimin islam hukkuna aykırı bir hükümün iptal etmesi veya butlanından dolayı tatbikinde imtina etmesi aynıdır. Hakim; butlan hükmünü tatbikten imtina edişinin sebebini verdiği hükümde açıklamak zorundadır. Bu açıklama isterse hükmün sadece sebeblerine ilişkin olsun, mehtevasına temes etmesin hükmün butlanı için yetirlidir. Çünkü bu esaslı bir sebebtir. Esaslı bir sebepse hükmün ifadesinden bir cüz olarak k abul edilir.

Hakim olaya uygulanması istenen hükmün butlanından dolayı buna dayanarak suçlunun beraatına hükmedemez. Veya kanun uyarınca kanunda belirtilen cezayı vermekle yükümlü olduğunu bunu vermek istemeyince suçluyu beraat ettirmesi gerektiğini deli göstererek beraat kararı vermez. Çünkü hakimin böyle bir yetkisi yoktur. Sebebine gelince, hükmün iptal edilmesinin esası şudur: İsla hukuku kendi hükümlerinden başka bir hükmün tatbikini meneder. Ve suçluya kendisinin koyduğu cezaların verlimesini gerekil kılar. Öyleyse biz bir yasanın hükmünü iptali konusunda islam hukuknun hükmünü kabul edecek olursak, bu hüküm o vakayla ilgili islam hukuku hükmünün uygulanmasnı gerekli kılar. O takdirde hakimin beraat yetkisi olmadığı, sadece suç açısında suçluyu islam hukukunun koyduğu hükümlere göre cezalandırması gereği ortaya çıkar.

Hakim islam hukukuna aykırı bir hükmün batıl olduğuna kanaat getirirse  islam hukukunun hükmünü tatpik etmesi gerekir. Bundan sonra o kanunun hükmünün tatpik edilip edilmemesi onu ilgilendirmez. Çünkü o kendi görevini yapmış ve hak olduğuna inandığı hükmü vermiştir. Ayrıca yasaların uygulanması onun görev sahasına girmez. Bu yürütme yetkisinin sınırları içine girer. Yürtme organları hakimin verdiği hükmün nihai şekliyle tatpik etmek zorundadırlar. Hakimin hükmü son şeklini alıp karar haline geldiği zaman yürütme organlarının bu hükmü tatpik etmeleri yükümlülüğü doğar.

b) İhtisas açısıdan:

Hakim önüne gelen suça bakma yetkisi bulunmadığı davalara bakamaz. Zira yasama kurullarının çıkardığı ceza kanununun hükmüne göre; ancak hakim yetkisi dahilinde olan davalara bakabilir. Eğer ihtisası sınırlayan hüküm ihtisas dağıtma yetkisine haiz olan bir merci tarafında çıkarılmışsa sahihdir. Haddi gerektiren suçlara önceden bakıp bakmaması önemli değildir. Zira islam hukukunda hüküm zaman ve mekanla kaimdir. Yönetici kazai ihtisası dağıtma yetikisne haizdir. Ceza mahkemelerine gelen suçlarda kanunda belirtilen şekilde ihtisasa göre dağıtım gözönüne alınınr.

Ceza mahkemeleri arasındaki ihtisas dağıtım cezanın büyüklüğü esasına dayanmakla beraber kanun koyucu kesin olarak her mahkemenin ihtisas sahasına giren suçları belirlemiştir. Ceza kanularımız islam hukukunun koyduğu cezalardan hiçbirisini zikretmediği için biz bu durumda doğrudan doğruya suça bakarız. Eğer sulh mahkemelerinin ihtisas dahiline giren bir suçsa, hakim kendisinin konusuyla alakalı kabul eder ve ihtisaslı sayar islam hukukunda karlaştırılmış bulunan cezayı verir. Ve kanundaki cezayı uygulmaz. Zira kanun koyucu bu suçu işleyen herkes için belirli ceza ile hükmolunmasını kabul etmiştir. Ve bu hükmü ihtiva eten cezayı hakimin yetkisi dahilinde kabul etmiştir.

Bu durumda sulh hakimi adı hırsızlık, iftira, içki gibi davalara bakma ihtisasına hazidir. Zorla veya tehdidle yapılan hırsızlıklar, umumi mevkilerde işlenen hırsızlıklar ki buna islam hukuku yol kesme veya harabe adını verir. Ceza mahkemelerinin ihtisası dahiline girerler. Zira, herşeyden önce suçu oluşturan fiil kanun metinleriyle ceza mahkemelerinin ihtisasları arasında alınmıştır. İkinci olarak islam hukuk bu gibi hallerde öyle cezalar koymuştur ki nacak cezları ceza mahkemeleri verebilir.

Zina suçuna gelince, eğer evlenmemiş kimseler tarafından işlenmişse biz kendilerine atfedilen suçun şekline bakarız. Eğer bu suç kanunlarda sulh mahkemelerinin ihtisası dahiline giriyorsa zanlılar bu mahkemeler önünde hsap verilirler, ama kanunlar bu suç ceza mahkemeleri ihtisası sahasinda kabul ediyorsa zanlılar ceza mahkemeleri huzurunda mahkeme edilirler. Diyebiliriz ki evli olmayanların zinası halinde ceza mahkemelerinin davaya bakmasın öneleyici bir sebep yoktur. Çünkü bu mahkemelerin esas görevi sulh mahkemelerinin verdiği cezalara yakırı olarak işlenen suçlarla ilgilidir. İslam hukuku eğer işlene fiilde bir tek ceza veriyorsa -ki evli olmayanların zinası halinde sopadır- makul olan bu mahkemeye sulh mahkemelerinin bakmasıdır. Çünkü bazı hallerde zina suçunu sopa cezası vermek sulh ceza mahkemelerinin yetkisi dahilindedir.

Eğer zina fiilli evliler tarafnda işlenmişse suç o  zaman ceza mahkemelerinin ihtisası dahiline girer. Çünkü bü tür zina için konulmuş ceza recm cezasıdır, yani belirli bir yolla ölüm cezasıdır. ölüm cezası verme yetkisi ise ceza mahkemelerine aittir. Sulh hmahkemelerinin ihtisası dahilinle girmez. Zina edenlerden birisi evlenmemişse bu durmuda yine suç ceza mahkemelerinin ihtisası dahilindedir. Çünkü zina fiilinin parçalanması mümkün değildir. Suçlulara atfedilen fiilin aynı olması onların bir tek mahkeme huzurunda mahkeme edilmelerini gerektirir. Ayırca sulh ceza hakimi evli olan zaniye ceza vermek yetkisine haiz değildir. Ama evli olmayan zaniye ceza verilebililr. Ceza mahkemeleri evli olan zaniye recm cezası verir, diğerine ise ondan daha hafif bir ceza bir ceza olan sopa cezası verilebilir. Çünkü hukuken ağır cezayı vermeye yetkili olan bir insan hafif cezayı da vermek yetkisine sahiptir.

c) Genel hatlaryıla kanunların tatpiki açısından:

İslam hukukuna uygun olmayan hükümlerin batıl olduğu kabul edilince bunun tabii bir neticesi olarak beşeri hukuk tarafından, konulan kanunlar gerek cezai, gerek medeni, gerek ticari, gerekse devleti ilgilendiren konularda hiçbir hüküm tatpik olunamaz. Ancak islam hukuku bu konuda özel bir hüküm koymuşsa ve beşer hukukun koyduğu hüküm islam hukukunun esaslarıyla uyuşuyorsa o zaman bunlar tatpik olunabilir.Veyahut islam hukukunun genel prensipleri ve teşrii ruhuna uyan hükümler uygulanır. Tabii bu da islam hukukunun özel hükümer koymadığı şartlarda variddir. İslam hukukuna yakırı olan hükümlere gelince bütünüyle uygulanmaz. Hukukun sağlam hükümleriyle insicam dahilinde olan şeri görüşleri gözönünde tutarak bunların yerine islam hukukunun hükümlerini uygulamak gerekir. Kanunların metinlerinin sıhhati için koyduğu hükümlerin islam hukukunun belli bir mezhebine mesela, Hanefi veya Maliki gibi) muvafık olması şartı yoktur. Aksine konulan hükmün islam hukukunda müctehid derecesine ermiş bilginlerden birisinin görüşüne uygun olması yeterlidir. Zira kanun koyucunun islam hukukunun mezheblerinden birisine uygun düşen bir hükmü seçmesi bu hükümle müttefik olan mezhebin görüşünü kabullenmek manasını taşır.

Kanun koyucunun koyduğu hükümlerin bir kısmı islam hukkuna uygun, bir kısmı da muhalif olursa muhalif olan batıldır; bunun yerine islam hukukuna uygun olan hüküm tatpik olununr, geriye kalan hüküm ise belirli bir mezhebe bağlı  kalmak gereği olmadan olduğu gibi uygulanır.

Bu esasa göre, hükümler arasında çelişme durumu ortadan kalkar ve böylece islam hukukunun hükümleriyle beşeri hukukun hükümleri arasında bir uyum sağlamak mümkün olur. Ancak bunu kanun koyucu sosyal durumla uyuşan şeri prensipleri seçmeyi ve bu görüş esasları içerisinde beşeri prensipleri tatil edici bir engeli getirmiş olmamalıdır.

d) İslam hukukunun tatbiki açısından:

İslam hukukuna aykırı hükümlerin butlanı kabul edildiği takdirde buna tabii neticesi olarak islam hükümlerinin uygulanması gerekir. Ayrıca bunun tabii bir sonucu olarak yasama kurullarının; çıkardıkları kanun, yönetmelik ve karranamelerde islam hukukunun koyduğu teşri esaslarını gözönüne alması ve bunlara dikkat göstermesi gerekir.