189- HANGİ HÜMKÜMLER

DİĞERİNİ NESHEDER?

 

İslam hukkunda temel bir kaide vardır. Bu nassı ancak onun kadar kuvvetli veya ondan çok daha kuvvetli bir başka nass neshedeblir. Daha az kuvvetli olan bir nass, daha çok kuvvetli olan bir nassı nesh edemez. Daha önce de belirttiğimiz gibi İslam hukukunda hukuki hükümlerin kaynağı Kur’an, sünnet, icma ve kıyasdır. Bu kaynakların yanısıra devlet yöneticilerinin çıkardıkları kanunlar, layihalar ve kararlar da birer hukuki kaynak olarak yer alırlar. Fakat İslam hukukunun temeli iki kaynağı Kur’an ve sünnettir. islam hukukunun esaslarını, umumi ve hususi hükümerini bu iki kaynak getirmiştir. Diğer kaynaklar ise bu iki kaynağın dışında yeni bir hukuki esas getirmez, umumi hüküm vazedemezler. Bunlara sadece Kur’an ve sünetin hükümleride diğer tali derecedeki hükümleri çıkarmak mümkün olabilir. Yani, birer istidlal metodudurlar. Binaenaleyh Kur’an ve sünnetin dışındaki hukuki kaynakların Kur’an ve sünnete muhalif olan bir hükmü getirmeleri mümkün değildir. Çünkü bu kaynaklar Kur’an ve sünnetten destek alırlar ve onlara dayanarak yeni hükümleri ortaya korlar. Bu durumu hem icma ve kıyas için variddir, hem de devlet yöneticilerinin çıkardıkları kanunlar ve yönetmelikler için.

İcma’ın esası müçtehitlerin Kur’an ve sünnet hükümlerine uygun olarak şer’i konuda ittifak etmeleridir. Eğer ic ma’ın dayandığı bir nass yoksa, yapılan icmaın, şeriatın umumi prensipleri ve ruhu ile müttefik olması icab eder. Kıyasa gelice esası hakkında hüküm bulunmayan konuyu Kur’an ve sünnette hakkında hüküm bulunan konuya iliştirmektir. Devleti yönetenlerin çıkardıkları kanun ve yönetmelikler ise, toplumu Kur’an ve sünnet esasları çerçevesinde düzenlemeyi hedef alır. Bu esaslar içerisinde çıkarıldığı sürece onlara ittiba etmek vacibdir. Fakat Kur’an ve sünnet esasına bağlı olarak çıkarılmadığı takdirde, onlara da, onları çıkaranlara da itaat mecburiyeti çoktur.

Daha önceki açıklamalarımızdan anlaşılmış oluyor ki islam hukukunun esas kaynağı ve temeli Kur’an ve sünnettir. Derece bakımından en üst noktada ve güçlü kaynak olarak bunlar vardır. Diğer kaynaklar ise Kur’an ve sünnete tabidir ve onun hükümlerine göre kaim olur. Şu halde islam hukukunda Kur’an ve sünnet asıldır. Diğer kaynaklar ise onun feri mahiyetindedir. Akıl bakımından da ferin asla müsavi olması veya ondan güçlü olması mümkün değildir. öyleyse bir icmaın, kıyasın153 konunun, yönetmeliğin Kur’an ve sünneti neshetmesi imkansızdır.

(153) El-Mustafa, Gazali, C: 1, S: 126. Fevatih’ül-Rahmut fi şerhi Müsellem’is-subut, C: 3, S: 84.

Kur’an hükümleri bazı hallerde birbirini neshedebilir. Çünkü aynı kuvvet derecesine haizdirler. Bazı hallerde mütevatir olmayan sünnetin hükmünü Kur’an veya mütevatir sünnet neshedebilir, zira bunlar ondan daha kuvvetlidir.

Fakat Kur’anın hükmünü veya mütevatir sünnetin hükmünü mütevatir olmayan bir sünnet neshedemez. Çünkü daha az güçlü olanı daha çok güçlü olanı neshetmesi kabil değildir.

Allah’ın Resülünün vefatı ile birlite Kur’an ve sünnetin hükümleri müstakar bir hal almıştır. Zira onun vefatıyla vahiy kesilmiş, yeni hükümlerin gelmesi durumu ortadan kalkmış ve gerek Kur’anın, gerekse sünnetin hükümleri muhkem hale gelmiş, Kur’an ve sünnetin nesih kapısı sonuna kadar kapanmıştır. Neshedilmeyerek kalan hükümler bir tek kanun olarak kalmış bu kanunun amm lafzını, hassı tefsir etmiş, mutlakını, mukayyedi açıklamıştır.  Böylelikle son şeklini alan hüküm olduğu haliyle bir defada inmiş gibi bize intikal etmiştir.