181- ŞÜPHELERLE HADLERİN DURDURULMASI

PRENSİBİNE DAYANAN NETİCELER:

 

Şüphelerle hadlerin dudurulması kaidesinin uygulanmasıyla değişik sonuçlar ortaya çıkar. Bazı hallerde bu kaidenin tatbiki cezanın durdurulmasını ve itham olanın kendisine atfedilen suçtan beraatını sağlamaktdır. Bazı hallerde de bu kaidenin tatbiki, had cezasının durdurulmasına ve onun yerine tazir cezasının verilmesine müncer olmaktadır.

Üç halde zanlı kendisine atfedilen suçtan beraat ettirilir:

a) Eğer şüphe suçun rükünlerinden (dayanaklarından) birisinde bulunursa, suçlu atfedilen suçtan beraat eder. Mesela karısından başka birisiyle zifafa girip karısı olduğunu sanarak onunla birleşmesi halinde zina suçuna had cezası da, tazir cezası da verilmez, beraatina hükmolunur. Çünkü suçlu fiilin suç olmasını sağlayan maksatttan uzaktır. Halbuki zina suçunda maksat suçun temel dayanaklarından birisini teşkil etmektedir. Keza kendi malını başkasının malı sanarak gizlice olan kimseye de hırsızlık haddi ve tazir cezası uygulanmaz. Çünkü suçun temel rükünlerinden birisi yoktur ki o da çalınan malın başka birisinin malı olması esasıdır.

b) Sanığın işlediği fiili yasaklayan nassın o fiile intibak edip etmediği şüpheli olmalıdır. Mesela şahitsiz veya velisiz olarak yahud mut’a nikahıyla evlenen kimse zina ettiği kabul edilerek had veya tazir cezası verilmez. Zira bilginler bu nikahların şeklinde ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı bunları helal sayarken, diğer bir kısmı da haram saymıştır. Bu ihtilaf ise zina hükmünün bu fiillere intibak edip etmemesi hususunda şüpheyi doğurmaktadır. Binaenaleyh suçlanan kişinin atfedilen suçtan beraatı gerekir.

c) Suçun sabit olup olmadığı şüpheli olmalıdır. Mesela iki kişi bir başkasının içki içtiğine şehadet eder, sonra da şehadetlerinden dönerlerde ortada başka bir delil bulumazsa sanığa içki haddi uygulanmaz. Çünkü şahitlerin şehadetlerinden dönmeleri doğrulukları konusunda şüphe ortaya çıkarmıştır. Binaenaleyh suçlanan kişi kendisine atfedilen suçtan beraat ettirilir. Keza zaman züman deliren ve ifakat bulan (aklı başına galen) bir şahıs hırsızlık yaptığını veya ritidat ettiğini söyler de bu suçları ayık anında mı yoksa cinnet getirdiği vakitte mi işlediği bilinmezse o kişiye de haddin tatbiki durdurulur. Çünkü adem-i teklif şüphesi (buyruklardan sorumlu olma ehliyetini yitirme hali) vardır ve o kişi nisbet edilen suçtan beraat olunur.

Bu üç halin dışında şüphe, her ne kadar hadlerin durdurulmasına vesile olursa da, aynı zamanda; tazir cezası ile değiştirilebilir. O takdirde şüphenin kaynağı ne olursa olsun netice değişmez. Çünkü Allahın Resulü; “Sen ve malın babanın” buyurmuştur. Fakat ona tazir cezası verilir. Çünkü haddin tatbikinin durdurulması suç mahallinde şüphe bulmamasından, yani hükmi şüpheden dolayıdır. Keza karısına arkasından temas eden kocanın hakkında zina suçundan hüküm tatbik edilmez, çünkü mahalde şüphe bulunmaktadır. Fakat tazir cezası verilir. Yine kendisine haram birisiyle evlenen veyahut zina eden, ücretle bir kadınla anlaşan kimse için sözleşme bulunduğundan dolayı (İmam Azam’a göre) zina hadddi tatbik olunmaz, sadece tazir cezası verilir.

Toprak gibi değersiz bir malı çalan veya avlanmış bir avın tekrar avlanması gibi aslında mübah olan bir şeyi çalan kimseye değersizlik ve ibahat şüphesi bulunduğu için -Ebu  Hanife’ye göre hırsızlık haddi vurulmaz, sadece tazir cezası verililr. Yine İmam Azam’a göre, mescidin kapısını çalan kimseye had cezası uygulanmaz, çünkü saklanma durumunun bulunmayışı gibi şüphe hali vardır, ama tazir cezası verilir. Herhangi bir kişiye bir hırsızlık suçu atfedilirse ve onun erginlik çağına erip ermediği şüpheli olsa had tatbik olunmaz, ancak atafedilen suçdan dolayı tazir cezası verilir. Haddi gerektiren suçlardan her hangi birisini işlediğini itiraf eden ve kendi ikrarından başka ortadan bir delil bulunmayan kimseye had cezası uygulanır. Ama, ikrarından dönecek olursa dönüşü  haddi durduran bir şüphe olarak kabul edilir. Bunun için had cezası vurulmaz, yerine tazir cezası verilir. Suçunu itiraf eden kişinin ikrarından dönmesiyle şahidin şehadetinden dönmesi arasındaki fark şuradandır: Suçlanan kişi ikrarından dönmesi halinde tazir cezasıyla cezalandırılır. Ama şahitler şehadetlerinden dönecek olursa beraat hükmü verilir. Bu farkın temeli de şuna dayanır: insan normal olarak işlemediği bir suç ile itham olunamaz. Ama bir başkasının kişiyi işlememiş olduğu bir suçla itham etmesi, yalan söylemesi kolaydır. Binaenaleyh yalanın bir ikrah neticesi olduğu tebeyyün edince beraat hükmünün verilmesi vacip olur. Zira ikrah veya tehdid sonucu itiraf batıldır. Çünkü Abdullah İbn ömer’in rivayet ettiği hadisi şerifde buyrulur ki: “Kişi korkutulduğu, bağlandığı veya aç bırakıldığı zaman nefsine emin değildir.” Hem ikrar ondaki doğruluk tarafının tercihi için bir hüccet sayılır. İkrar eden kişi ikrarından tehdid yoluyla veya zorlanınca imtina edecek olursa o ikrarında yalan sayılır. Doğru ikrardan dönmek şüphe iras ettiği için haddi önler çünkü şüpheli hali vardır. Bununla beraber ikrar o ikrarda doğruluk yönünün ağır bastığını ifade eder ve önceki ikrarı delil olarak alınıp ona tazir cezası verilir. Ama had cezasının uygulanması için bir delil olarak kabul edilemez. Her halukarda mesele hakimin takdirine terkedilmiştir. Eğer hakim ikrarın sahih olduğunu kabul eder, buna kani olursa tazir suçuyla cezalandırır. Böyle bir kanata ulaşmazsa beraat hükmünü verir.