175- TOPLUMUN HUKUKU VE

FERTLERİN HUKUKU

 

Mükelleflerin fiilerinin ister suç olsun, ister olmasın- bir kısmı doğrudan doğruya Allah’a hastır veya Allah’ın hakkı galibtir. Bir kısmı ise mükellefin kendisine hastır veya onda mükellefin hakkı galibtir.

İslam hukukçuları Allah’ın hakkı derken bundan toplumun hakkını kastetmektedirler. Toplumun menfatını gözeten hususları Allah’ın hakkı olarak değerlendirirken bununla belli bir ferdin menfaatının gözetilmemiş olduğunu nazarı itibara alırlar. Binaenaleyh fertlerden hakim olanların veya tatbikini ihmal etmeye yetkileri yoktur.

Allah’a has olan haklar ile toplum haklar ve namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi benzer ibadetler kastolunur. Zira bunlardan maksad dinin ikamesidir. İslam teşrinde din amme nizamının esasını teşkil eder. Amme nizamını alakadar eden ibadet ve diğer hususlar ise Allah’a ait haklardır.

Keza Allah’a has haklar arasında vergiler, toplumu alakadar eden zina gibi, hırsızlık gibi, nifak çıkarmak gibi suçlar için konulan cezalarla, kefaret gibi ibadet kasdıyla konulmuş olan cezalar da yer olur. Toplumun nizamına emniyetine, dayanışmasına tesir eden ve hukukunu ilgileldiren diğer hususlar da bu bölüme girer.

Bazı haklar da vardır ki fertleri alakadar etmekle beraber iftira için konulmuş bulunan had gibi toplumu alakadar eden kısım fazladır. Burada suç namus ve haysiyetleri ilgilendirmektedir. Bu suça verilen ceza iftira eden kimseyi ilgilendirir ve onun menfaat ile alakalı bir cezadır. Bunun yapılmaması halinde onun kendisine ait bir hakkı haleldar olmaktadır. İftira atanın iftira ettiği hususun doğruluğunu ispat etmesi gerekir. Bunun ispatı ise bazı hallerde iftira edilene zina haddinin tatbik edilmesini gerekiterebilir. İşte iftira suçunda suç; şeref ve haysiyetleri alakadar ettiği, saygının azalmasını fitne ve dedikodunun yayılmasını sağladığı, anne ve çocukların kirlenmesi neticesinin doğurduğu, aile nizamında şüphenin yayılmasına sebep olduğu için buna verilen had Allah’ın hakkı olarak kabul edilmiştir. Zira burada Allah’ın, iftira eden kimsenin üzerindeki hakkı iftira edilenin üzerindeki hakkına galib gelmektedir. Çünkü neticede ortaya çıkacak durum iftira edilen kişiden çok toplumu alakadar etmektedir. Binaenaleyh suç ispat olununca iftira olunan kimsenin kendi hakkından vazgeçmesi veya iftira edeni affetmesi imkanı yoktur.

Bazı fiillerde vardır ki toplumun hukukunu alakadar etmekle birlikte o fiiller de çoğunlukta ferdin hukukunu alakadar eden hususlar bulunmaktadır. Mesela öldürme toplumu alakadar ederse de ferteleri doğrudan doğruya ilgilendirir. Öldürme fiili için konulan cezada toplumun ve fertlerin menfaatının korunması esas alınmıştır. Ancak ferde af yetkisi kısas veya diyet cezalarından birisini seçmek hakkı verilmiştir. Böylece bu suçta ferdin hakkının toplumun hakkından ağır bastığı görülmektedir121.

(121) Bkz. 381-471 no’lu pargraflar.

doğrudan doğruya fertlerin hukukunu alakadar eden fiillere gelince bu fiiller fertlerin haklarını ilgilendirdiği için onları yerine getirmek veya getirmemek yetkisi fertlere bırakılmıştır.

Borcun tahsil edilmesi rehin bırakılmış eşyanın saklanması,suçlunun fiiline tereddüb eden tavizin talebi gibi.

İslam hukukçuları, hakları Allah’a ait olan haklar, fertlere ait olan haklar diye ayırmış olmakla beraber çoğunluğu itibarıyla doğrudan doğruya toplumun hakkı olarak kabul edilen veya fertlere has hak olarak değerlendirilen bu suçlarda Allah’ın hakkının bulunduğunu kabul etmektedirler. Zira şeri hükümlerden her biri uyulmak ve tatbik edilmek için konulmuştur. Kuralların bu emirlere uyması ve onları tatbik etmesi Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Binaenaleyh kurallar Allah’ın emirlerini yapmalı yasaklarından kaçınmalı, koyduğu hükümlerle hükmetmelidirler. Öyleyse Allah’ın koyduğu her hükümde -bu noktadan bakıldığı zaman- Allah’ın hakkı bulunmaktadır. Ferde mucerret bir hak sağlayan bir hükmün mevcudiyeti söylenecek olursa bu bir noktada fazla aşırı gitmek olur. Ve bu söz genel manada doğru olarak kabul edilemez. Ancak kulların kendi şahıslarıyla ilgili işlerde haklarının ağır bastığı söylenirse söylenen söz doğru olabilir. Çünkü sırf Allah’a ait olarak kabul edilen hususlarda şüphesiz ki kısa devrede veya uzun devrede fertlerin menfaatını alakadar eden hususlar bulunmaktadır. Çünkü İslam hukuku kulların menfatını gerçeklelştirmek maksadıyla vazedilmiştir.