II- KISAS VE DİYETİ GEREKTİREN SUÇLARDA “HÜKÜM OLMADAN SUÇ VE CEZA YOKTUR” KAİDESİNİN TATBİKİ:

 

92- İslamın hukuku kısas ve diyeti gerektiren suçlarda kesin hükmler bulmadan suç ve ceza olamayacağı kaidesini kabul etmiştir. Bu konuda varid olan hükümleri ortaya koymaktan dahi bariz bir delil olamaz.

İslam hukukunda kısas cezası ile cezalandırılan suçlar şunlardır:

1- Kasten öldürmek.

2- Kasten çevreye zarar vermek.

3- Kasten yaralamak.

4- Kasta benzer öldürme.

5- Hataen öldürme.

6- Hataen çevreye zarar verme.

7- Hataen yaralama.

Diyet konan suçlar da kısası gerektiren suçlardır. Eğer kısasdan vazgeçilirse veya meşru bir sebeble kısas yapmak mümkün olmazsa o zaman diyet cezası verilir. Kasten katil ile alakalı olarak yüce Allah İsra suresinde buyuruyor ki:

“Allahın haram kıldığı canı öldürmeyin. Ancak hak ile olursa müstesnadır. Kim zulmedilerek öldürülürse gerçekten biz onun velisine bir hak tanımışızdır.” (Nisa: 4/33)

Bakara suresinde ise aynı konuda şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler, katledilmiş olanlar hakkında sizin için kısas farzedildi. Hür hürle, köle köleyle, dişi dişiyle. Fakat kimin lehine maktulün kardeşi tarafından bir şey affedilirse maruf olan emre ittiba edilmeli, ona güzellikle diyet ödetilmelidir.” (Bakara: 2/178)

Yine yüce Allah Maide suresinde şöye buyurmaktadır:

“Orada onlara yazdık ki, muhakkak cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişdir. Yaralamalara kısas vardır.”

Hazreti Peygamber ise şöyle buyurmaktadır: “Kim bir mü’mini kasden öldürürse o bununla karşılaşır. Ancak öldürülenin velisi rıza gösterirse müstesna.”

Bir başka hadisi şerifde ise Allahın Resulü şöyle buyurmaktadır: “Kim bir kimseyi öldürürse öldürülenin ailesi için iki seçim vardır; isterlerse kısas yapılır. İsterlerse diyet ödenir.”

Allahın Resulü yine buyurmaktadır ki: “Can için diyet olarak yüz deve verilir.”

Bu hükümler kasıtlı olarak öldürmeyi yasaklamakta ve ceza olarak kısası koymaktadır. Ancak öldürülenin velisi öldüreni bağışlarsa diyet olarak bağışlayabilir ve o zaman öldürmenin cezası diyet olur ki bu yüz devedir.

Bir uzuv kasden itlaf veya kasıtlı yaralama suçunun cezası olarak Allah Bakara suresinde şöyle buyurmaktadır:

“Kısasda sizin için hayat vardır. Ey akıl sahipleri, umulur ki siz sakınasınız.” (Bakara: 2/179)

Maide suresinde isebuyurmaktadır ki:

“Orada onlara yazdık ki: Muhakkak ik cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişdir. Yaralamalara kısas vardır. Kim de hakkından vaz geçerse o kendisi için kelafettir. Kim Allahın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 5/45)

Bir diğer ayati kerimede ise yüce Allah şöyle buyumatadır:

“Onun için kim sizin üzerinize saldırırsa, siz de tıpkı onlar gibi saldırın.” (Bakara: 2/194)

Bir başka ayeti kerimede ise şöyle buyurmaktadır:

“Ceza verecek olursanız, size nasıl ceza verildiyse siz de öyle ceza verin. Sabrederseniz elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl: 16/126)

 İşte bu ayet celileler kesin olarak herhangi bir organa zarar vermeyi yaralamayı yasaklamakta ve bu suça ceza olarak -kasıt olduğu takdirde-  kısası koymaktadır. Katil olmayıp da şibh-i katil olursa bu konuda Allahın Resulüne şöyle buyumaktadır: “Dikkatli olun hataya benzer bir kasıtla öldürme halinde, öldürene sopa, değnek, taş ile öldürmüşse yüz deve ceza vardır.”

İşte bu sahih hadisi şerifde amda benzer katille, normal katile ceza olarak diyet hükmünü  koymaktadır.

Hata ile öldürme halinde ise Allah şöylebuyurmaktadır:

“Hata yoluyla olan hariç, bir mü’minin diğer mü’mini öldürmesi halinde bir köleyi azad etmesi ve öldürenin ailesi bağışlamadıkça ona teslim edilmiş bir diyet ödemesi gerekir. Eğer öldürülen size düşman olan, bir kavminden ise ve o da mü’min ise mü’min bir kölenin azad edilmesi icab eder. Şayet sizinle onların arasında sözleşme olan bi rkavimden ise onun ehline tayin edilmiş bir diyet ödemesi ve mü’min bir köle azad etmesi gerekir. Kim de bulunamazsa iki ay oruç tutması icab eder. Allah Alim, Hakim olandır.” (Nisa: 4/92)

Allahın Resulü ise şöyle buyurmaktadır: “Hataen öldürme halinde ise diyet yirmi Hikka1yirmi Cez’a2 yirmi Binti mahad, yirmi Binti ebun ve yirmi Benu mahaddir.” Bunların hayvanların belirli yaşlarda aldıkları isimdir ilerde izah gelecektir.

(1) Hikka: Dört yaşına basmış dişi deve.

(2) Cez’a: Deveden dördünü bitirmiş 5 yaşına basmış, at ve sığırdan ikisini bitirmiş,  üçüne girmiş, koyundan sekiz veya dokuz aylık, keçiden bir yaşında olan.

İşte bu ayet ve hadis yanlışlıkla öldürmeyi yasaklamakta ve ceza olarak diyet koymakta, diyetin miktarını ve niteliklerini anlatmaktadır.

Herhangi bir uzva zarar verme, koparma ve yanlışlıkla yaralama suçunda ise hükmü Allahın Resulü tayin etmiştir. Buna göre burun cinsiyet organı, dil gibi organlarda tek bir uzuv olduğu için diyet tam olarak ödenir, ama  çift uzuvlara tecavüz edilirse o zaman diyet tam değil yarım olarak ödenir. Bu hususda Allahın Resulü şöyle buyurmaktadır: “Eğer zarar burnun her tarafını kaplarsa diyet tamdır.” “Dilde diyet tamdır, cinsiyet organında diyet tamdır.” “Omurgada diyet tamdır.” “İki elde ve iki ayakta diyet vardır.” “Memelerde diyet vardır.” “Kulaklarda diyet varır.” “Gözde diyet elli devedir.” “Dilde diyet beş devedir.”

Alahın Resulü diyette, organların duyma görme ve akıl gibi hassalarının ortadan kaldırılmasını şart koşar.

Hazreti peyamber yaralama cezalarından bir kısmını tayin etmiş bir kısmını tayin etmemiştir. Mesela, başa ve yüze70 isabet eden yaralamalarda yara kemiğe işlemişse diyet olarak beş deve, eğer kemiği kırmışsa diyet olarak on deve, eğer yaralama beyin kabuğuna ulaşmışsa veya beyne isabet etmişse tam diyetin üçde biri, ve her yaralamada eğer yara karna ulaşmışsa tam diyetin üçde biri ödenir.

İslam hukukunda umumi kaide şudur. Hz. Peygamberin kesin olarak tam veya, kısmı diyet ödemenin gerekip gerekmeyeceğini71 izah etmediği durmlarda hükümet-i adl cari olur. Hükümet-i adl demek hakimin ehli vukufun takdirine göre verdiği hüküm demektir. Ancak ehli vukufun takdirine göre verilen diyetin. Resulüllahın telef için veya yaralama için koyduğu diyetin bir kısmına ulaşmaması gerekir. Bu kaide üzerinde ümmetin icmaı vardır.

(70) Bu deyimler yaralama şekillerine verilen adlardır. Başa ve yüze isabet eden yaralamalara şücac adı verilir. Kemiğe kadar inen yaralanmaya muvaddaha denir, kemiği ezene haşime adı verilir, beyin zarına kadar işleyen yaralama da ame adı verilir. Beyne kadar inen yaralama ise damigadır. İslam hukukçuları şücac terimini yüze ve başa isabet eden yaralanmalar için kullanırlar. Geriye kalan tabirleri ise yaralama anlamına gelen curah kelimesiyle ifade ederler. Göğüs boşluğuna ve karın boşluğuna isabet eden yaralamalara ise caife adını verirler.

(71) Diyet denince tam diyet kastolunur, ereş kelimesiyle kısmı diyet kastolunmaktadır.

Bir uzuv koparma ve kasıtlı yaralama halindeki diyet hata halinde gerekli olan diyetin aynıdır. Sadece nitelikleri değişir, kasıtlı olarak yapılan zararlarda veya yaralamlarda ödenen diyet ağırdır. Hatalı olarak yapılan yaralama veya verilen zararlarda diyet hafifdir. Resulullahın fiili ve hadisleri bu mealdedir.

Şu halde bir yere zarar verme halinde bu suçun cezası bir çok hallerde sarih olarak ayetlerle tayin edilmiştir. Bazı hallerde ise kuşkuya mahal bırakmayacak kaçıklıkta icma vardır. Daha önceden bildiğiniz gibi icma İslam hukukunun hukuki kaynaklarından birisidir. Ve icma yapılan hükümde kesin nass ile varid olan hükümdeki sarumluluğun aynısı mevcuttur; Yukarıda açıklananlardan anlaşıldığı gibi, kısas ve diyeti gerektiren suçların ve cezaların hakkında hükümler vardır. İslam hukuku bu cezaları en ince noktalarına kadar tayin etmiştir. Öyleki hakime cezayı seçme veya takdir yetkisi tanımamıştır. Hakimin görevi suçun veya suçlunun durumunu gözönünde bulundurmaksızın suçlunun söz konusu suçu işlediğini tesbit edince Allah tarafında veya islam hukukunun diğer kaynakları tarafından kararlaştırılmış bulunan cezayı vermektir.

Kısası ve diyeti gerektiren suçlarda hakimin yetkisi haddi gerektiren suçlardaki yetkisine benzemektedir. Sadece hakimin kısas veya diyeti kan sahibi veya velisi suçlunun bağışlanması halinde tatbik etme zorunluğu yoktur. Kısas vediyette tecavüze uğrayanın veya velisinin affetmesi halinde hakim; şeriatın gerekli kıldığı cezayı tatbikle görevlidir. Kısas ve diyet cezası takdir olunmuş cezalardandır. Zira bu cezaların nevi ve miktarı belirtilmiştir. Ancak bu takdir olunmuş bulunan ceza, fertler için bir hak olarak kabul edilmiştir. Binaenaleyh kendisine tecavüz edilmiş olan kimse veya velisi tecavüz eden suçluyu affedebilir. Bu onun hakkıdır. Dilerse hakkını alır, dilerse vazgeçer. Devlet reisine gelince; o kısas veya cezasını kaldırma, yahutta bunlardan herhangi birisini bağışlama yetkisine sahip değildir. Aynı şekilde haddi gerektiren cezaları da devlet reisi affedemez. Çünkü devlet reisi, ne Allahın hakkını, ne de fertlerin hakkını72 affetme yetkisine sahibdir. Ama bu hakları almak onun vazifesidir. Çünkü haklının almasını sağlamak devlet reisinin görevleri arasındadır.

(72) 171. Pragrafa bakınız.

İslam hukukçuları suçlardan doğan hakları iki kısma ayırırlar:

a) Allahın hakları,

b) kulların hakları.

a) Allahın hakkı, eğer mesela Allaha ait ise veya allahın hakkı ekseriyeti teşkil ediyorsa bu hakkı ilahi hak olarak kabul etmektedirler.

b) Kulların hakkı; Eğer mesele kulaklara ait ise ve kul hakkı onda ekseriyeti teşkil ediyorsa bu hak kul hakkı olmaktadır. Allahın hakkı toplum menfaatini ve düzenini alakadar eden suçlardan doğar. Kulların veya insanların hakkı ise; fertlerin hayatını alakadar eden suçlardan doğar. İslam hukukçuları Allahın hakları derken bununla fertlerin veya toplumların vazgeçme hakkına haiz olmadıkları hakları kastedmektedirler. Fertlerin hakkı derken, bununla o suçları fertlerin affetme yekisi olduğunu belirtmek istiyorlar.

Vakıa toplumun menfaatını alakadar eden her suç neticede fertlerin menfaatını da alakadar eder. Fertlerin menfaatını alakadar eden her suç, neticede toplumun da menfaatlarını alakadar eder. İsterse fertleri alakadar eden suçun işlenme mahalli sadece fertere has olsun. Nitekim bu hususda İslam hukukçularından birisi şöyle diyor. “Herhangi bir insana aid olan hakta Allahın da hakkı vardır. Zira her mükellefin diğerine eziyet vermekten vazgeçmesi Allahın kullar üzerindeki haklarından birisidir.” (Şerh-ü Zerkani Ala Muhtasarı Halil C: 8. S: 115).

İslam hukuku bazı suçların toplumun menfatını alakadar ettiğini kabul ederken, bununla; o suçun fertlerin menfaatlarından çok toplumun menfaatlarını, alakadar ettiğini, bazı suçların da, fertlerin menfaatını alakadar ettiğini kabul ederken, bununla; o suçların toplumu menfaatını alakadar ettiğinden çok fertlerin menfaatını alakadar ettiğini kastetmektedir.

İslam hukukunda esas olan şudur: Cezaların konulması ve yerine getirilmesi Allahın hakkıdır. Ne var ki, islam hukuku bazı cezaların yerine getirilmesini fertlere bir hak olarak tanımıştır. Mesela kısas ve diyet cezaları bunlardan birisidir. Fertler isterlerse kısas veya diyet cezasını uygularlar, İsterlerse bu haklarını yerine getirmekten vazgeçerler. Fertler haklarından vazgeçtikleri takdirde toplumun o suçlun ve suçun durumuna uygun bir ceza vermesi gerekir. Şu halde bazı cezalardan vazgeçmek hakkının fertlere tanınmasından toplumun o suçlardan vazgeçtim manası çıkmız. Çünkü aynı suçlardan toplumun suçluya ceza vermesi gerekir. Bu cezaların tatbikini önleyecek engel de yoktur.

Hülasa islam hukukunda hak; eğer toplumun menfaatini alakadar ediyorsa veya onda toplumun menfaatı ağır basıyorsa Allaha nispet edilir. Hakkın Allah’a nispet edilmesi şanı yüce olan Allah’a hiçbir fayda sağlamaz. Sadece toplumun veya fertlerin bu suçdan vazgeçme haklarının bulunmadığını ifade eder. Çünkü Allahın hakkı olan bir cezayı kaldırma yetkisi hiçbir kulun iktidarı dahilinde değildir.