48- USLANDIRICI MAHİYETTEKİ SUÇLAR VEYA İDARİ HATALAR:

 

İslam hukukçuları cezia suçlarla, uslandırıcı mahiyetteki suçlar veya idari hatalar arasında herhangi bir ayırım yapmamışlardır. Halbuki bugünkü hukuk bilginleri bunlar arasındaki bir ayırım yapmamaktadırlar. Bu, bir yandan islam hukukundaki cezaların tabiatıyla alakaladır, öte yandan adaletin gerçkeleştirilmesi prensibiyle ilgilidir. İslam hukukunda suçlar; ya haddi gerektirir, ya kısası gerektirir yahutta taziri gerektirir. İdari hatalar; haddi yahut da kısası gerektiren suçlar arasına girmiyorsa, taziri gerektiren suçlar sınıfına girecektir. Bir suçlunun, cezai bir suçla muhakeme edilmesi ve onun hakkında had ve kısas suçlarını gerektiren bir kavuşturma yapılması onun uslandırıcı bir suçla mahkemesini ve ona uslandırıcı mahiyette cezaların verilmesini engeller. Çünkü uslandırıcı mahiyyetteki cezalar ancak tazir niteliğinde cezalardır. Halbuki daha önce işlenmiş olan suç cezai bir suçtur. Bu durumda iki kerre takibata uğratılmaktadır. Bir fiilin bir yandan uslandırıcı bir suç olarak kabul edilip cezalandırılmasına öte yandan da cinai bir suç olarak kabul edilip cezalandırılmasına imkan yoktur. Ayrıcı had ve kısası gerektiren cezalar islam şeriatındaki cezaların en ağırıdır. Binaenaleyh bir suçlunun uslandırılması ve suçdan alıkonulması için bu cezaların verilmesi yeterlidir, ayrıcı uslandırıcı bir ceza vermeye lüzum yoktur.

Eğer suçlu görevli ise, suç aleyhinde sabit olduğunda onu görevden almak veya vazife yapmasını durdurmak mümkündür. Bu durumda görevden alma veya vazifeden el çektime, tazir sadedinde bir ceza olacaktır. Şöyle söylemek daha doğru olur: Gerek vazifeden el çektirmek, gerekse bir süre için görevden uzaklaştırmaktan maksat, cezalandırmaktır. Bunların sebebi, vazifesini yeterince yapmak ve işlerine bakmak yetkisinin ortadan kalkmış olmasıdır. Aslında hiçbir vazifeyi suçlular yürütemezler. Bir görev başına gelirken suçsuz olan birisinin, suç işlemisi onu vazifesini layıkıyla yapmasına elverişli durum kalmadığına, suç işlemekle vazife yetkisinin ortadan kalktığına delildir.

Eğer, bir görevlinin irtikab ettiği suç, haddi veya kısası gerektiren bir suç olmazsa o zaman bu suç taziri gerektiren suçlar sınıfına girer. Zira, hadleri ve kısası gerektiren suçların dışında kalan bütün suçlar taziri gerektiren suçlardır. Gerek bu hükmü; şeri nasslar koymuş olsun, gerekse şeriatın verdiği yetkiye dayanarak işbaşına gelmiş olan kanun koyma yetkisine haiz kurallar koymuş olsun netice değişmez. Binaenalelyh suç taziri gerektiren suçlar bölümüne giriyorsa o zaman bu suçdan başka tazir suçundan yargılanması doğru olmaz. Zira, tevbih, ihtar ve işten el çektirme ve benzeri cezalar tamamen taziri gerektiren cezlar bölümündendir. Şayet bir amme görevlisi önce taziri gerektiren ve uslandırma gayesine mebni bir ceza ile cezalandırılırsa, sonra ceza mahkemesi önüne çıkarılırsa her seferinde taziri gerektiren bir ceza ile cezalandırılmış olur. Ve neticede o bir suçtan dolalyı -ki suç taziri gerektiren bir suçtur- iki kerre mahkeme edilmiş ve aynı fiilden dolayı iki kerre cezlandırılmış olur. İşte islam hukuku böyle bir duruma sebep olmaması şu hükmü koymuştur: “Kişi, bir fiilden dolayı iki kez mahkeme edilemez.” Bu durmuda suçun uslandırıcı mahiyette olduğunu kabulünü önleyen sebeb, suçun cezai bir suç olduğunu kabullenmektir. Uslandırıcı mahiyetteki mahkemelerde verilecek ceza, ceza mahkemelerinde muhakeme edilmesi halinde verilecek cezanın aynı olacaktır. Yani bir suçdan iki kerre takibata uğramayı öneleyen sebeb suçun ve fiilin aynı noktada birleşmiş olmasıdır.

İslam hukukunda uslandırıcı mahiyette suçların bulunmasını önleyen sebebler, beşeri hukukda farklı biçimde, fazlasıyla mevcudtur. Zira beşeri kanunlarda aslolan cezai hükümlerin uslandırıcı mahiyetteki sulh hukukunu ilgilendiren cezalar cezai kanunların hükmü içerisine girmez. Bu yüzden her iki fiilin ve her iki cezanın değiştirilmesi gereği doğmaktadır. Şöyle ki hakim suçluyu aynı fiil için iki kerre mahkeme edecektir. Eğer işlediği suç sulh cezayı ilgilendiren ve uslandırıcı mahiyette cezayı gerektiren bir suç ise bu durumda iki cezadan birisinin verilmiş olması diğerinin de verilmesini önlemez. Keza her iki mahkemeden birisinden beraat etmesi ikinci mahkenin seyrini beraatlaa sonuçlanmasını icab ettirmez. Beşeri hukuk taraftarları sulh cezayı ilgilendiren uslandırıcı davaların açılmasındaki maksadın, görev ve yetkinin kötüye kullanılmasını önlemek olduğunu, cezai davalar maksadının ise, toplumun muhafazası ve himayesi olduğunu ilere sürmektedirler.

Şüphesiz ki islam hukukunun koyduğu hükümler mantığa daha ungun düşmektedir. Bir şahsın aynı suçdan iki defa mahkeme edilmesini yasaklayan modern hukuk kaidelerine de daha çok uymaktadır. Ayrıca işlemlerin kısaltılmasını sağladığı için muhakemelerin azalmasına vesile olmaktadır. Ayrıca sanığın şahsiyetiyle uyuşan veya ona nispet edilen suçla hemahenk olan cezanın veya cezaların verilmesini önlememektedir.