35- c) YÜKÜMLÜNÜN ANLAŞMAYI YAZDIRMASI HAKKI:

 

İslam hukuku anlaşmaların yapılması konusunda da umum bir prensipler kabul etmiştir. Şöyle ki borçlanan kişi anlaşmayı yazdıracaktır. Yani, iki iddiadan en güçsüz olanı. Bu prensibde güdülen maksat zayıfı kuvvetliye karşı korumaktır. Çünkü çoğu kerre güçlü yerini ve gücünü kötüye kullanır ve güçsüze zor şartlar ileri sürer. Eğer borç veriyorsa borç verdiği kimseyi zora sakar. Eğer iş sahibi ise çalışanın hakkını yer  ve kendisinin hakkını sonuna kadar muhafaza eder. Gerek borçlu ve gerek çalışan kişiler ise güçsüz olduklarından dolayı kendilerini koruyamazlar ve bir şart ileri süremezler. Bunun için islam hukuku, anlaşmayı yazma ve yazdırma hakkının güçsüz tarafından bulunmasını şart koşmuştur ki onun haklarını muhafaza etsin, aşırı fedakarlıklardan korunsun ve anlaşma şartları güçsüz tarafından tamamen bilinsin. Neyi borçlandığını, ve neyle yükümlü olduğunu iyice öğrensin.

İşte islam hukukunun ilk gününden beri halletmiş olduğu bu durum; çağımızın en önemli hukuk preblemlerinden birisidir. Geçen yüzyılda, yani sanayi devriminden sonra Avrupa’da bu preblem ortaya çıkmıştır. İşletme ortaklıklarının çoğalması, işçi ve işverenin artması üzerine batıda mesele çok zor bir hal almıştır. İşletme ortaklıklarının çoğalması, işçi ve işverenin artması üzerine batıda mesele çok zor bir hal almıştır. Problemin en belirgin şekli, işiverenin işçinin ihtiyacını veya toplumun işverenin ürettiği maddelere ihtiyacını kötüye kullanarak, gerek işçi için, gerekse tüketici için çok katı şartlar ileri sürmesine vesile olmuştur. Gerek işçi, gerekse tüketici, istemeyerek kötüye kullanılan bu durumları kabul etmek zorunda kalmıştır. Zira işveren yahut üretici, iş aktini yahut tüketim aktini matbu olarak bastırmakta ve işçinin yahut tüketicinin ihtiyacı olduğunu bildiği için onu tesir altında bırakmakta ve basılı akti imzalamaya zorlamaktadır. Matbu akitlerde işiveren bütün haklarını aldığı gibi işçi ve tüketiciye son derece zor şartlar yüklemektedir. İşte hukuki terimiyle anlaşarak sözleşme adını verdiğimiz yazılı sözleşme şekli budur.

Beşeri hukuk bu preblemi halletmek için çok çaba harçamış bulunuyor. Üreticiyle tüketici arasında, tüketicinin üreticiye karşı korunması, üretilen malın bedelini tayin şartı konularak nispeten sağlanmış ise de işçi ile işveren arasında preblemler halledilebilmiş değildir. Mesela, işçi rahatsızlandığı veya işinden kovulduğu vakit hakkı olan karşılığı veya bedeli alma konusunda büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Çünkü işverenle işçi arasına girerek bütün çalışma şartlarında dahi işin ve üretimin seyrine karar vermektedir. Ayrıca preblemin çok önemli işçi ücretleri, iş saatı ücreti, izin müddeti ve benzeri konularda da birçok çözülmemiş yanları bulunmaktadır. İşçiler problemi kurdukları sendikalar ve birliklerle ve düzenledikleri grevlerle halletmeye çalışmaktadırlar. İşçiler problemlerinin çözümünü ancak sözleşmenin işçi tarafından düzenlenmesi kaydıyla mümkün olabileceğini kabul etmektedirler. Bu noktada bazı yazar ve düşünürler de olarla hemfikirdirler. İşte dünyanın her tarafında işçilerin istedikleri bu hak uğrunda yığınlarca grevler yapılarak, birçok devletlerin siyasi nizamı tehdid edilmekte ve birçok çalışmaların temelinde bu hakkın temni arzusu yatmaktadır. Modern hukukun, ancak bir kısmını kabul edip diğer kısmını kabul etmediği, ama işçillrin uzak veya yakın bir zamanda bütün haklarını alacaklarını umdukları hususu. İslam hukuku bütünüyle güçsüzlerden yana olarak halletmiş ve anlaşma hakkını güçsüzlere tanımış, böylece yükümlü kılan kişiye karşı yükümlü kılınan kişiyi korumuştur. Bu hususta borç ahkamını bildiren ayette şöyle buyurulmaktadır:

“Borçlu olan da yazdırsın. Rabbi olan Allahdan sakınsın. Onlardan birşey eksiltmesin. Eğer borçlu lsafih veya aciz, yahut yazdıramayacak durumdaysa velisi doğru olarak yazdırsın.” (Bakara: 2/282)

Görülüyor ki, ayetin hükmü son derece umumi ve son derece elastikidir. İşte İslam hukukuna değişmezlik ve tebdil kabul etmezlik vasfını kazandıran da budur. Bu hükmün İslam hukukunda mevcudiyeti ise onun mükemmelliğinin, gelişmişliğinin; adaletinin ve üstünlüğünün delilidir. İslam hukukunun 13 asır önce getirmiş olduğu bu hükmünü modern hukuk ancak bugün ele almış bulunuyor ve o da ancak mümkün olan miktarıyla. Bu da gösteriyor ki, İslam hukuku beşeri hukuktan daha mükemmel ve üstündür.