22- ERKEK KADIN EŞİTLİĞİ:

  

Aslında bu bölüm genel manada eşitlik prensibinin bir bölümüdür. Ehemmiyetinden dolayı ayrı bir başlık altında incelemeyi uygun bulduk. İslam hukukunda umumi bir kaide vardır: Erkek ve kadın vazifeleri ve hakları bakımından müsavidirler. Kadın da erkek gibi eşit haklara sahiptir. Kadının erkek üzerindeki haklarının karşılığında erkeğin üzerine de bir takım vazifeler düşmektedir. Yine bunun gbi erkeğin kadın üzerindeki haklarının karşılığında kadının üzerine bir takım haklar terüttüp etmektedir. Allah buyuruyor:

“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır.” (Bakara: 2/228)

Fakat alemlerin yaratıcısı bu umumi prensibi ile birlikte bünye ve ruh yapısı itibariyle kadınlardan ayrı olarak erkeklere bir takım hususiyetler vermiştir.

“Erkekler, onlar üzerinde daha üstün bir dereceye maliktirler.” (Bakara: 2/228)

Diğer bir ayeti kerimde de Allah bu hususiyetin hududunu şu şekilde açıklar:

“Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler; o sebeple ki; Allah kimini kimden üstün kılmıştır.” (Nisa: 4/34)

Ayetten açıkça anlaşıldığı gibi üstünlük aile reisliği mükellefiyetinden dolayıdır.

İslam hukukuna göre; ailenin geçimini temin etmek, çocukları yetiştirmek mükellefiyeti erkeğe aittir. Tabii ki bunca mesuliyeti tayışan birisinin evin reisi olması, aile içinde onun hakim olması gerekir. Zira bu mesuliyet hakimiyeti icap ettirir. Allahın erkeklere bahşettiği üstünlük, mesuliyetin iktizasıdır. İslam hukukunda umumi kaidelerden birisi de şudur: “Hakimiyyet mesuliyet karşılığıdır. Devlet Resisine tanınan hakimiyyet ağır mesuliyet karşılığıdır. Aynı mevzuda bir hadisi şerfite efendimiz buyururlar: “Hepiniz bir çobansız. Hepiniz idare ettiklerinizden mes’ulsünüz. imam (Devlet reisi) bir çobandır o idare ettiklerinden mes’uldür. Erkek evinin çobanıdır o da maiyruf edebilir. Gerek babası, gerekse kocası, hiç kimse onun nıdır. O da evinin idaresinden mes’uldur.1”

(2) Buhari ve müslim.  

Her ne kadar ortak işlerde erkeğe üstünlük tanınmışsa da hususi işlerde böyle bir ayırım yoktur. Mesela kadın mülkiyet sahibi olup, mülküde dilediği gibi tasarruf edebilir. Gerek babası, gerekse kocası hiç kimse onun şahsi mülkiyetine karışamaz.

Görüldüğü gibi 14 asır önce her sahada islam’ın tahakkuk ettirdiği eşitliği günümüzün medeni alemi henüz tahakkuk ettirememiştir. İslam hukukunu bu prensibi vazetmeğe sevkeden amil cemiyeten neş’et eden zaruri ihtiyaçları olmayıp onun bizzat kendi varlığındaki ulviyyet ve kemaldir. Kadınla erkek arasındaki eşitliği medeni denilen alem bütün ifrat ve tefritleriyle ancak 18. asırda kabul etmeğe başladığını bildiğimize göre, islamın ne kadar büyük ve alemşumul bir nizam olduğunu anlıyabiliriz.