18- İSLAM HUKUK SİSTEMİYLE BEŞERİ HUKUK ARASINDAKİ ESASLI AYRILIKLARI

 

İslam hukuk sistemi beşeri hukuk sisteminden üç ana noktada ayrılır;

a- Beşeri hukuk; adından anlaşılacağı gibi, insan elinin mahsulüdür. İslam hukuk sistemi ise Allah katından gelmiştir. Her iki hukuk sistemi onları yapan kimselerin özelliklerini aksettirir. Binaenaleyh, beşeri hukuk insan elinin mahsulü ve yapısı olduğu için insanların eksiklikleri, acizlikleri, zaafları, ölümlü olmaları ve ileriyi görememeleri koydukları hukuk kurallarında da ortaya çıkar. Binaenaleyh, insanlar tarafından konulan hukuk her zaman değişebilir. Veya sosyolojik tabiriyle ilerleyen ve gelişen toplum şartlarına göre gelişip ilerlemesi gerekir. Beklenmeyen şartların ve umulmayan hallerin ortaya çıkmasıyla da kendini yenilemek ve değiştirmek mecburiyetini hisseder. Şu halde beşeri hukuk her zaman eksiktir. Ve onu yapan insanoğlu mükemmellik sıfatına sahip olamayacağı gelecekte ortaya çıkacak şartları bilemeyeceği ve ancak işaretle yetinebileceği için onun ortaya koyduğu prensipler ve hükümler de her zaman için mükemmellikten uzak bulunacaktır.

İslam hukukuna gelince, onu yaratan ve yapan yüce Allahdır. Binaenaleyh islam hukuku yaratıcı gücün üstünlüğünü, azametini, olmuşu ve olacağı kapsayan bilgisini, ihata kudretini temsil eder. Bu yüzden de İslam hukukunu indiren; herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan yüce Allah, hali ve geleceği ihata edecek bir genişlik ve elastikiyet içerisinde göndermiştir. Çünkü Allahın ilmi herşeyi çepeçevre kuşatır. Şanı yüce olan bu Allah kendi koyduğu hukukun katiyyen değiştirilip tebdil edilmeyeceğini buyurmuştur. Nitekim Yunus suresinde:

“Allahın kelimeleri için değişiklik yoktur.” (Yunus: 10/64)

Der. Zira Allahın sözlerinin değişikliğe ve tebdile ihtiyacı yoktur. Zaman ne kadar değişirse değişsin, insan ne kadar gelişirse gelişsin yurdlar bölgeler ne kadar gelişirse gelişsin yurdlar ve bölgeler ne lkadar tağayyür ederse etsin Allahın sözleri katiyen değişmez.

Biliyorum, bazı kimselerin bu sözlere inanmaları biraz güç olacaktır. Zira onlar herşeyen önce islam hukukunun Allah katından gelme bir hüküm olduğuna inanmamaktadırlar.  Benim için bu gibi kişilerin düşüncesinin önemi yoktur. Böyle bir şeye inanmasalar da İslam hukukunun saydığımız niteliklere ve üstünlüklere haiz olduğunu bilmeleri yeterlidir. Ben bu noktayı gözler önüne seren delilleri göstereceğim. Bundan sonra onlar isterlerse bu nitelikleri başka hukuk sistemlerinde de araştırmalar ve olup olmadığını incelerler. O hukuk sistemlerini koyucularının kimler olduğunu tetkik edebilirler. Onların benden isteyebilecekleri tek şey, islam hukukunu üstünlüğünü ve özelliklerini gösteren delilleri serdetmektir. Bunu ayrı bir başlık altında anlatacağım. Şu kadar var ki bu kitabın bütün bölümleri, hatta bütün satırları bu sözlerimin delili mahiyetindedir.

İslam hukukunun Allah katından indirilmiş olduğuna inananlara gelince, onlar islam hukukunda saydığımız bu özelliklerin bulunmasına inanmakta güçlük çekmeyeceklerdir. Hatta bu noktada elle tutulur bir delil gösteremezsek de onlar için inanmak bir poroblem olmayacaktır. Zira onların düşünce metotları kendilerinin bu nitelikleri haiz olan bir gerçeğe inanmalarnı zaruri kılmaktaır. Şöyle ki: Allahın göklerin ve yerin yaratıcısı olduğuna inanan, güneşi, ayı ve yıldızları O’nun idare ettiğini kabul eden, dağları, rüzgarları ve suyu O’nun insanoğlunu buyruğuna verdiğini bilen, bitkileri onu bitirdiğini, anaların karnındaki yavrulara O’nun şekil verdiğini, hayvan, bitki, cansız varlıkların hepsini O’nun yarattığını ve O’nun koyduğu nizam içerisinde hareket ettiği kabul eden, hiçbir şeyin O’nun buyruğunun dışına çıkmayacağını bilen ve Allahın eşyanın tabiatına hükmeden, onların hareketlerini tanzim eden, değişmez kanunlar koyduğunu kabul eden, bu kanunların insan tasavvurunun üzerinde güzelliğe ve üstünlüğe sahip olduğunu gören bir insan... Evet, bütün bunları kabul eden, benimseyen Allahın herşeyi yarattığı gibi en güzel şekilde düzene soktuğunu da bilen bir mü’minin; gayet tabii olarak Allah tarafından değişmez ve mükemmel bir hukuk ve sistemi olarak indirilen islamın; fertlerin, toplumların ve devletlerin hayatını tanzim eden insan tasavvurunun çok üstünde mükemmel ve fevkalade bir nizam olduğunu görür ve buna inanır.İşte bütün bunlara inanan ama yine de gönlünü mutmain olması için deliller görmek isteyen kimseler birinci grubda zikretiklerimiz gibi de aradıkları konuda ne gibi delil görmek istiyorsa baksınlar. Bu kitabımızın her yanında islam hukuk sisteminin üstünlüğünü ortaya koyan kalplerini ve fikirlerini itminana kavuşturan sayısız deliller bulacaklardır. Allahın izni, avnu inayetiyle...

II- Şurası muhakkak ki; beşeri hukuk sistemleri toplumların ihtiyaçlarını gidermek, işleri tanzim etmek üzere koydukları muvakkat kaidelerden ibarettir. O halde beşeri hukuk sistemi toplumları geriden takip etmekte, yahut da bugün yaşanan toplumun seviyesinde bulunurken yarın onun gerisine düşmektedir. Çünkü, toplum hızlı değişimlere uğrar, ama kanunlar toplumun bu hızlı değişimine ayak uyduramazlar. Zira, kanunlar belirli zamandaki şartlara göre konulmuş kaidelerdir. Toplumun durumu değiştikçe kanunlar da değişecektir. İslam hukuk sistemine gelince, onu kaidelerini yüce Allah koymuştur. Toplumun ihtiyaçlarını telafi etmek; hayatını tanzim etmek üzere... İslam hukuk ile beşeri hukuk, toplumun hayatına düzen vermek için konulmuş kaideler olmaları noktasından birbiriyle müttefkitirler. Fakat islam hukuku modern hukuktan bazı noktalarda ayrılmaktadır. Şöyle ki; İslam hukukunun kaideleri süreklidir, değişmeye ve tebdile uğramaz. İşte bu özellik mantıki noktadan islam hukukunun bazı özellikleri taşımasını gerekli kılmaktadır.

a- İslam hukukunun kaideleri öylesine umumi ve öylesine elastiki olmalıdır ki, zaman ne kadar geçerse geçsin, toplum ne kadar gelişirse gelişsin, ihtiyaçlar ne kadar değişip artarsa artsın, toplumun tüm gereklerine cevap verebilmeli ve karşılayabilmelidir.

b- İslam hukukunu kaideleri ve metinleri öylesine üstün ve yüce olmalıdır ki, hiçbir zaman ve hiçbir asırda toplumun seviyesinden gerilerde kalmamalıdır.

Vakıa mantığın gerekli kıldığı bu hususiyetler her iki cephesiyle de islam hukukunda mevcuttur. Hatta islam hukukunu öteki semavi ve beşeri sistemlerden ayıran en önemli özellik de budur.

Şöyle ki, islam hukukunu kaide ve metinleri son derece elastiki olduğu gibi son derece üstün ve yüce özelliklere haizdir.

İslam hukuku geleli onüç yüzyıldan fazla olmuştur. Ondan sonra birçok kerre sistemler değişmiş, düşünceler büyük bir gelişme kaydetmiştir. İlimler ve buluşlar insanoğluna, hayalinden geçmeyecek şekilde yenilikler getirmişlerdir. Beşeri hukukun yeni şartlara ve yeni durumlara uyabilmek için birçok defalar ana kaideleri değişmiştir. Öyle ki, bugün tatbik sahasında bulunan beşeri hukukun temel kaideleri ile islam hukukunun indiği günde tatbik sahasında bulunan beşeri hukukun ana kaideleri birbirinden tamamen ayrı ve başkadır. Buna rağmen ve islam hukuku değişmemekle beraber islam hukukunun kaideleri ve metinleri her zaman toplumun bulunduğu seviyenin üstüne çıkmış, onun ihhtiyaçlarını düzenlemeyi garanit etmiş, umumi arzularını karşılamış, huzur ve emniyetini muhafaza etmiştir.

İşte tarihin bu göz  alıcı şahadeti islam hukuk sistemini sayfaları arasında görülmektedir. Bunun en parlak örneği islam hukukunun metinlerinde ve bu metinlerin dayandığı mantıkta göze çarpmaktadır. Örnek olarak Allahın şu mubarek kelamını hatırlayın;

“Ve onlalrın işleri aralarında şura iledir.” (Şura: 42/ 38)

İşte Kur’andan ve hadisten aldığımız bu iki hukuki metin, öylesine geniş ve kolaylık getiren elastikiyetine sahip ki, bunun ötesinde bir genişlik ve elastikiyet tasavvur bile olunmaz. Bu iki ifade o günkü insanlığın hiçbir zaman düşünmediği, aklından bile geçirmediği meşveret prensipini ortaya koymuştur. Zira insanlar işlerini şura esası ile hallederken ne kendilerine zarar vermelidirler, ne de başkalarına. Halbuki bugün görülen hal hiçte böyle değil...

İslam hukukunun esas metinlerini incelediğimizde, hepsininde yukarıda verdiğimiz iki örnekteki genişliğe elastikiyete ve yüceliğe sahi olduğunu görürüz. Hiç dikkat etmeden herhangi bir metni ele alsak bu özelliği rahatlıkla görebiliriz. Zira, islam hukuk sisteminin bütün metinleri bizim verdiğimiz örneklere uymaktadır. Bunin için okuyucuya bir fikir vermek üzere bir başka örneği ele almakla yetineceğiz. Mesela, yüce Allah buyuruyor ki:

“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle devam et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (Nahl: 16- 125)

Bu ifade öylesine geniş ve öylesine elastikiyet ifade etmektedir ki onun koyduğu prensipten daha üstününü bilmek ve tanımak henüz insanlar için mümkün olmamıştır. Dava adamları için davalarını yayarken hikmet, güzel öğüt ve en güzel şekilde tartışma metodundan daha güzel bir metod olduğunu tasavvur edemiyoruz.

Okuyucu yüce Allahın şu mubarek ifadelerine de bakınca aynı özellikleri görür:

“Bir kimse birbaşkasının yükünü yüklenmez.” (Fatır: 35/18)

“Allah bir kişiye ancak götürebileceği kadarını yükler.” (Bakara: 2/286)

“Muhakkak ki Allah adaleti ve ihsanı, akrabalara vermeyi emreder. Aşırılıklardan, kötülüklerden ve azgınlıklardan nehyeder.” (Nahl: 16/90)

“Muhakkak ki Allah adaletli ihsanı, akrabalara vermeyi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa: 4/58)

“Ey iman edenler! Allah için adaleti gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun, bu takvaya daha yakındır. Allahdan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.” (En’am: 6/8)

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız, ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahit olarak adaleti gözetin. İster, zengin, ister fakir olsun Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğritirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki Allah işlediklerinizden muhakkak haberdardır.” (Nisa: 4/135)

Okuyucu dilerse bu ve benzeri ayetlere bakarak islam hukuk sisteminin ne derece genel, ne derece elalstiki olduğunu görür. Ve bu hükümlerin getirdiği prensiplerin ne derece üstün bir seviyeye ulaştığını farkeder. Bunun üstünde bir üstünlük düşünmek veya tahayyül etmek imkanı yoktur.

III- Beşeri hukuku, meydana getiren, toplumdur. Toplum ona kendi rengini adet ve geleneklerinin tarih ve düşüncesinin damgasını vurur. Beşeri hukukda esas toplumun işlerini tanzim etmektedir. Yoksa hukuk topluma yön vermez. Binaenaleyh hukuk toplumun gerisinde ve onun gelişmesini arkadan takib eder. Çünkü hukuk toplumun meydana getirdiği bir vakıadır, yoksa toplum hukuk tarafından meydana getirilen bir vakıa değildir.

Beşeri hukukda esas bu olmakla beraber günümüzde bu esas değişmiş gibidir. Özellikle birinci cihan harbinden sonra bu kural değişmektedir. Çünkü, ilk dünya harbinden sonra devletler yeni yeni düşünceler etrafında toplanmışlar, yeni yeni sistemler kurmuşlar ve bunları toplumun yönetiminde kullanmak üzere belirli hedeflere matuf olarak kanunlar yapmaya başlamışlardır. Çağdaş hukuk belirli gayelerin tatbiki için kullanılmaktadır. Hukuku kendi ideolojisi için bir vasıta olarak kullanan devletlerin başında komünist Rusya gelir. Onu, faşist İtalya ile, Nazi Almanya’sı takib eder... Bunları müteakiben diğer devletler aynı yolu tutmuşlardır. Bugün hukukun hedefi yönetenlerin toplumun faydasına olduğunu kabul ettikleri yönde toplumu sevketmek ve şartlandırmaktır.

İslam hukuk sistemine gelince, biliyoruz ki islam hukuku toplum tarafından meydana getirilen bir vaka değildir. Modern hukukta olduğu gibi İslam hukuku toplumun gelişmesinin ve karşılıklı ilişkisinin sonucu olarak doğmamıştır. Aksine herşeyi en güzel şekilde yaratan ve şekil veren Allah tarafından yapılmış ve meydana getirilmiştir.

İslam hukuku; toplum tarafından meydana getirilmediği aksine, topluma kendisinin yön verdiği ve toplumu; İslam hukuk sisteminin isteği doğrultusunda ortaya çıkan bir realite olarak kabul ettiği için hedefi toplumu geriden takibetmek değildir. Halbuki beşeri hukukda asıl gaye budur. Öyleyse, islam hukukunda aslolan nedir? İslam hukukunda aslolan herşeyden  önce iyi ve faydalı fertler ve toplumlar meydana getirip ideal bir dünyada örnek bir devlet kurmaktır. Bunun için işte islam hukuk sisteminin ana metinleri daha ilk indiği günden itibaren yerüyüzündeki insanların seviyelerinden çok üstün ve yükseklerde bulunmaktaydı. Bu gün de islam hukukunu dayalı bulunduğu hükümler ve metinler insanların seviyelerinden çok yücelerdedir. İslam hukuku öylesine üstün prensipler ve nazariyeler getirmiştir ki, islam dışı dünyada onu bilmek ve bulmak imkanını uzun asırlar boyunca mümkün olmamıştır. Bugün bile modern dünyanın elde edemediği veya öğrenemediği birçok esaslar onda mevcuttur. İşte bu sebeple yüce Allah (şanı yücedir) islam hukukunu insanları faziletlere ve taata yöneltmek, yüceliğe ve tekamüle götürmek üzere bir kemal örneği olarak peygamberine inzal buyurmuştur. Onlar peygambere uyarak üstün nizamın seviyesine ulaşırlar veya yaklaşırlar. İşte ilahi nizam, Alim ve Habir olan yüce Allahın istediğini böylece gerçekleştirmiştir. İslam risaleti fonksiyonunu en güzel şekilde eda etmiş ve kısa bir zamanda deve çobanlarını dünyanın hakimi, bilgisiz bedevileri insanların rehberi ve önderi durumuna yükseltmiştir.

İslam hukuku, uzun müddet görevini yerine getirmiş, müslümanlar ona sarıldıkları ve hükmünü yerine getirdikleri sürece onları yüceliklere, mükemmelliklere eriştirmiştir. İlk müslümanlar bu hukuk sistemine sarıldıklarında, onunla amel etmeye başladıklarında, güçsüz birer azınlık durumundaydılar. İnsanların kendilerini ezmesinden korkuyorlardı. Ama, yirmi sene gibi kısa bir süre içerisinde hemen cihanın efendisi, insanlığın önderleri durumuna geliverdiler. Artık yeryüzünde onların sesinden başka bir ses duyulmaz onların sözünden başka bir söz geçmez olmuştu. İşte, mucizeyi andıran bu fevkalade hale erişmelerini sağlayan unsur sadece islam nizamı ve Allah onları terbiye etmiş ruhlarını yumuşatmış, şeref ve üstünlük duygusu vermiş, ve tam bir musavat içerisinde mutlak adaleti uygulamalarını sağlamış, iyilik ve takva esası üzerine dayanmalarını emretmişti. Azgınlığı, günahı ve kötülüğü yasaklamış, kafalarını ve ruhlarını cehaletlerin ve şehvetlerin yakıcı alevlerinen kurtararak hür olmalarını sağlamış ve yeryüzünde kendilerinin marufu emreden, münkeri yasaklayan Allaha inanan bir kitle olarak çıkarıldıklarını kabul ettirip milletlerin en hayırlısı olduklarına inandırmıştı.

İşte Allahın hükmüne uydukları sürece müslümanların durumları böyleyldi. Ama, ne zaman ki Allahın hükmünü bıraktılar ihmal ettiler, ona ters bakmaya başladılar, o zaman gelişmeleri duruverdi. İlerlemeleri birden geriye döndü. Müslüman olmazdan önceki karanlık dolu cehalet alemine daldılar. Yeniden güçsüzler safında yer aldılar. Başkları tarafından köleleştirildiler. Kendilerine, yapılan hücumlara karşı duramadılar, zulme engel olamadılar.

İşte müslümanlar bu kötü durumdayken baktılar ki Avrupa ilerliyor. Bir takım müslümanların gözünde, Avrupalıların ilerlemesi onların bağlı bulundukları sistem ile uydukları hukuktan ileri geldiği vehim ve hayali yer etti. Bunun üzerine başladılar. Avrupa hukukunu ve sistemlerini kendi memleketlerine nakletmeye, batılı bir örgüyü işlemeye. Bu ise onların sapıklığına sapıklık katmaktan, felaketlerine felaket eklemekten, zaaflarına zaaf ilave etmekten başka bir işe yaramadı. Hatta müslümanları bölük bölük fırka fırka ayırdı. Her fırka kendisinin haklı olduğunu söylüyordu, ve her grub kendi gidişinden memnundu. Aralarııktı. Dıştan bakıldığında onların bir olduğu sanılırdı ama kalbleri pramparçaydı.

Şayet iradei ilahi müslümanların lehine tecelli etseydi onlara islamın üstünlüğünü öğretirdi. Zira islam mükemmel bir nizamdır, her türlü gelişme ve ilerleme imkanına sahibtir. Toplumun gelişmesine engel olacak hiçbir noktası yoktur. Allahın koyduğu bu hüküm; en gelimişinden tutun da en geri kalmışına kadar bütün çağların en üstün nizamıdır. Zira bu nizam her halükarda toplumun faydasını gözetir onu sürekli olarak ileriye sevkeder. Geri kalmaya asla rıza göstermez.

Doğrusunu söylemek gerekirse islam tarihi bunun apaçık delilidir. Kafası ve gözü olanlar için ibret alınacak bir gerçektir. İslamın müslümanları yoktan nasıl var ettiğini milletlerin üzerinde üstün bir millet durumuna getirdiğini, ileriye, daha ileriye sevkettiğini, dünya devletlerinin üzerine hakim kıldığını, açık delilleriyle görürler. Keza müslümanların hayat ve terakkilerinin; islamın emirlerinin tatbikine dayalı olduğunu kesin delilleriyle müşahede ederler. Çünkü müslümanlar islam nizamının eseridirler. Onların varlığı ile islam nizamının varlığı aynıdır. Onların mevcudiyeti islam nizamının mevcudiyetine bağlıdır. Hakimiyetleri ise onun hakimiyetine...

Bu paragrafı bitirmeden önce okuyucularımı uyarmak isterim. Beşeri hukuk son zamanlarda başlangıçtaki tavrını bırakarak topluma, yön verici bir yol izlerden, bu noktada islam hukukunu taklid etmiştir. Çünkü islam hukuk sisteminde ana kaide; hukukun toplumu meydana getirmesi ona yön vermesi ve tanzim etmesidir. İşte modern hukuk; son zamanlardaki tavırlarıyla, islam hukukunu taklidetmiş ve onun tam onüç yüzyıl gerisinde kaldığını ortya koymuştur. Şu halde hukukçuların söylediklerine göre, yeni bir devreye varma ve yeni bir görüş ortaya koymuş olma  iddiaları tamamen yanlıştır. Bunu böyle diyenlere cevabımız; “Siz, islam hukukunu onüç yüzyıl geriden takib etmektesiniz.” olacaktır.