63 ZİNA KİTABI 2

180. Zinanın Niteliği 2

181. Zina Cezaları 3

1. Recim ve Dayak Cezalarının Birleşmesi: 3

2.  Recim Cezasının Şartları: 3

182. Zinanın Sabit Oluşu. 5

1. İ'tirafın Sayısı: 5

2. İ'tiraftan Dönme: 6


63 ZİNA KİTABI

 

Bu bahse dair konuşmamız; "Zina nedir? Zina eden kimseler kaç sınıftır ve herbir sınıfa lazım gelen şer'î ceza nedir? Bu çirkin suç, ne ile sabit olur?" konulan hakkındadır. [1]

 

 180. Zinanın Niteliği

 

Zina; aralarında ne sıhhatli bir evlilik, ne evlilik şüphesi, ne de efendilik -cariyelik vasfı bulunmayan bir erkek ile kadının birbirleriyle cinsî münase­bette bulunmalarıdır. Özet olarak buraya kadar olanda müttefik olan ulema, hangi şüphe, şer'î cezanın lazım gelmesini Önler hangisi önlemez diye ihtilaf etmişlerdir, ki konu ile ilgili olarak anlatmak istediğimiz birkaç mes'ele var­dır. Bu mes'elelerin en meşhuru kişinin, başkası ile arasında müşterek bulu­nan cariye ile cinsî münasebette bulunmasıdır. îmam Mâlik «Adamın cari­yede hisse sahibi olması, kendisine ceza lazım gelmesini önlediği gibi, şayet cariye çocuk doğurursa çocuk ona verilir. Cariye de ona Ümmü'I-veled ol­duğu için kendisi, ortağına cariyedeki hissesinin kıymetini vermek zorunda kalır» demiştir ki îmam Ebû Hanife de bu görüştedir. Kimisi de «Hakim ona uygun gördüğü cezayı verir», Ebû Sevr de «Eğer haram olduğunu bildiği halde yapmış ise, ona şer'î cezanın tamamı lazım gelir» demiştir. Cumhurun dayanağı, Peygamber Efendimizin,

«İşlenen suçun suç olup olmadığı şüphesi bulunduğu zaman şer'î cezalan uygulamayın» [2]hadisidir.

Ancak bunlar, adam cariyede malik olmadığı hisse miktarı oranında ca­riyenin Mehr-i Misli ile borçlu olur mu olmaz.mı diye ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilaflarının sebebi de, malik olduğu hissenin hükmü, malik olmadığı hissenin hükmüne mi, yoksa malik olmadığı hissenin hükmü malik olduğu hissenin hükmüne mi tâbidir diye ihtilaf etmeleridir. Çünkü malik olduğu hissenin hükmü, cinsî münasebetin helâl olmasıdır, malik olmadığı hissenin hükmü haram olmasıdır.

Bu mes'elelerden biri de, savaş esnasında herhangi bir askerin düşman­dan esir alınan cariye ile münasebette bulunmasıdır. Kimisi «Ona şer'î ceza lazım gelir» demiş ise de, başkaları «Ona şer'î ceza lazım gelmez» demişler­dir ki, en uygun olanı da budur. Bu mes'eledeki ihtilaf da -Allah bilir- birinci mes'eledeki ihtilafın sebebine dayanır.

Biri de, kişinin cariye ile, cariye sahibinin cariyesini kendisine mubah kuması üzerine cinsî münasebette bulunmasıdır. îmam Mâlik «Bu durumda kendisine şer*î ceza lazım gelmez» kimisi «Hskitn ona uygun gördüğü ceza­yı verir» kimisi de «Cariye sahibinin cariyeyi, ona mubah kılması, ona hibe etmesi demektir. Kendisi de cariye ile münasebette bulunmakla hibeyi kabul etmiş olur» demiştir.

Biri de kişinin, oğlunun veyahut kızının cariyesi iîe münasebette bulun-n&sıdsr. Gımhür, «Ona şer'î ceza lazım gelmez. Zira Peygamber Efendimiz bahasının kendisindeki hakkını soran kimseye,

'Sende, senin malın da babanın malısınız' [3] diye cevap verdiği gibi, «Baba, çocuğa karşılık olarak kısas edilemez» [4] bu­yurmuştur. Aynca babanın, çocuğunun malım çaldığı zaman elinin kesilme­si lazım gelmediğinde ittifak vardır. Bunun için, baba çocuğunun cariyesi ile cins? münasebette bulunduğu zaman, cariye -ondan ister gebe kalsın, ister | kalmasın- çocuğa artık haram olur ve cariyenin kjymeti babaya lazım gelir. Baba sanki cariyeyi zayi etmiş gibi olur» demiştir. Cumhur bu görüşünde, kişinin, oğlunu öldüren babasını, oğluna karşılık olarak kısas edemediğinde-ki fukahanın icma'ına da Biri de kişinin, eşinin cariyesi ile cinsî münasebette bulunmasıdır. Ule-jna bu meı'.'ele hakkında da dört çeşit görüşte bulunmuşlardır. îmam Mâlik m cumhur, «Ona hiç ceza lazım gelmez. Ancak eğer cariye isteyerek ona uy­muş ise. onun mülküne geçer. O ela cariyenin kıymeti iîe eşine borçlu olur. Eğüi1 zorla cariyeyle münasebette bulunmuş ise, cariye azatlanmış olur ve kendisine cariyenin kıymeti lazım gelir» demiştir. îmam Ahmed ile îshak da bu görüştedirler ve Ashâb'tan îbn Mes'ud da bu görüştedir. Birinci görüş de Hz. Ömer'indir, imam Mâlik, Mu vatta 'da Hz. Ömer'den rivayet etmiştir. Ki­misi de «İs  evli, ister bekar olsun, ona sadece yüz değnek», kimisi de «Ha­kim ona, uygun gördüğü cezayı uygular» demiştir. Onaf şer*î cezanın lazım geldiğini söyleyenler, «Çünkü eşinin cariyesi, kendi mülkü olmadığı gibi, onda ortaklığı da yoktur. Şu halde ona şer'î cezanın iuzraı gelmesi gerekir» demişlerdir. Ona hiç ceza lazım ge'mediğini söyleyenlerin dayanağı da, Peygamber Efendimizin eşinin cariyesi ile cinsî münasebete bulunan adam

«Eğer cariyeyi zorlamak suretiyle cariye ile temas etmiş ise, cariye hürdür ve kendisi cariyenin hanımına, aynı değerde olan bir cariye bulun­mak zorundadır ve eğer cariye ona isteyerek uymuş ise, cariye artık onun­dur ve kendisi cariyenin hanımına, aynı değeri taşıyan bir cariye bulmak zo­rundadır» [5] buyurduğuna dair hadisidir, kd bu hadis sabittir. Bunlar aynca «Kadının malına erkeğin malik olduğu şüphesi vardır. Zira Peygamber Efendimiz

'Kadınla, malı güzelliği, dindarlığı ve soyunun üstünlüğü için evleni­lir' buyurmuştur» [6] demişlerdir. «Kadın, malının üçtebirinden fazlasında kocası tarafından hacir altındadır» diyenlerin görüşü de -ki bu görüş îmam Mâlik'indir- bunu te'yid etmektedir.

Biri de, kişinin kiraladığ cariye ile cinsî münasebette bulunmasıdır. Zira cumhura göre bu adama şersî ceza lazım geliyorsa da, îmam Ebû Hanife «Ca­riye bunun kiralığı olduğu için ona ceza lazım gelmez» demiştir. Fakat tmam Ebû Hanife'nin bu görüşü zayıf olduğu gibi, hiç kimse tarafından da benim­senmemiştir, îmam Ebû Hanife herhalde cinsî münasebeti de kiralık maldan görülmesi caiz olan diğer yararlara kıyas etmiş olacak ki, bu münasebet ile geçici evlilik arasında benzerlik görmüş ve ona göre bu münasebete şüphe girmiştir. Kısacası: Fasid olan bütün evlenme akidleri bu bâbtan olup İmanı Mâlik'e göre çoğunda şer'î ceza lazım gelmez. Meğer -anne veya bacı gibi-yakın akraba olduğu için kendisi ile evlenmesini hiçbir zaman caiz olmadığı herkesçe bilinen bir kadınla evlenmiş olsun. [7]

 

181. Zina Cezaları

 

Zina edenler, kendilerine lazım gelen cezanın çeşitleri bakımından -ev­li, bekâr, hür, köle, erkek ve kadın olmak üzere- birkaç sınıftırlar. Şer'î ceza­lar da -recim, dayak ve sürgün olmak üzere- üç çeşittir. Evli, hür ve müslü-man olan bir kimse, zina işlediği zaman cezasının recim olduğunda ihtilaf yoktur. Ancak kendi arzulanna göre konuşan bazı kimseler, zina işleyen kim olursa olsun, kendisine dayak cezasından başka bir şey lazım gelmediği gö­rüşündedirler. Cumhurun dayanağı recim hakkında vürudu sabit olan hadis­lerdir. Cumhur "Zina eden kadın ile erkekten herbirine yüz değnek vu­run" [8] âyet-i kerimesini bu hadislerle tahsis etmiştir. Cumhur, ancak recim cezası ile beraber dayak cezasının da lazım gelip gelmediğinde ve recim ce­zasının şartları hakkında ihtilaf etmişlerdir. [9]

 

1. Recim ve Dayak Cezalarının Birleşmesi:

 

Çoğunluğa göre, kendisine recim cezası lazım gelen kimseye, artık da­yak cezası yoksa da, Hasan Basrî, îshak, İmam Ahmed ve İmam Dâvûd «Re­cim cezası kendisine lazım gelen kimseye, önce dayak atılır, ondan sonra recim edilir» demişlerdir. Çoğunluğun dayanağı şudur: Peygamber Efendimi­zin, Maiz isminde bir adam [10]ile Cüheyne kabilesinden bir kadını [11] ve ayrı­ca iki yahudi ile Beni Ezd kabilesinin Amroğulları boyundan bir kadını [12] recmettiği, sahih hadislerde yeraldığı halde, recmettiği kimselerden herhan­gi birine, recimden önce dayak attığı, rivayet olunmamıştır. Bunlar aklî yön­den de, «Küçük ceza, büyük ceza ile ortadan kalkar. Çünkü suçluyu cezalan­dırmaktan maksat, onu bir daha suç işlemekten alıkoymaktır. Recim cezası­nı hakeden kimseye dayak atmakta ise, böyle bir mânâ yoktur» diye delil ge­tirmişlerdir. İkinci grubun dayanağı da yukarıda geçen âyet-i kerimenin taşıdığı umumdur. Zira bu âyette, kendisine recim cezası lazim gelen kimseler istisna edilmemişlerdir. Bunlar aynca Müslim'in rivayet ettiği «Hz. Ali (r.a.) Şurâha adındaki Hemedan'lı kadına perşembe günü dayak attı. Cum'a günü de onu recmetti ve 'Ben Allah'ın kitabı ile ona dayak cezasını verdim ve Rasûlullah'ın sünneti ile de onu recmettim' dedi» [13] mealindeki hadis ile Ubâde b. Samit'in «Peygamber Efendimiz,

«Benden öğreniniz. Cenâb-ı Allah, kadınlara açık yol bırakmıştır. Bekâr bekârla zina ettiği zaman yüz değnek ile bir yıl sürgün, evli evli ile zi­na ettiği zaman da yüz değnek ile taşlarla recim lazım gelir» [14] mealindeki hadisine dayanmışlardır. [15]

 

2.  Recim Cezasının Şartları:

 

İmam Mâlik'e göre recim cezasının şartlan ergenlik, müslümanlık, köle olmamak ve sıhhatli bir akidle evlendiği kimse ile ve caiz bir vakitte cinsî münasebette bulunmuş olmak üzere dörttür. îmam Mâlik'e göre caiz olma­yan vakitteki cinsî münasebet, aybaşı halinde iken ve Ramazan'da oruçlu iken yapılan cinsî münasebetlerdir. îmam Mâlik'e göre ergen, müslüman ve hür olan kişi eğer, sıhhatli bir akid ile evlendiği kimse ile caiz olan bir vakitte cinsî münasebette bulunmuş iken zina işlerse -ister erkek, ister kadın olsun-ona recim cezası lazım gelir. îmam Ebû Hanife de bunlan şart koşan İmam Mâlik'in görüşüne katılmaktadır. Ancak îmam Ebû Hanife'ye göre, caiz olan bir vakitte cinsî münasebette bulunmuş o^ak şart olmayıp mutlak cinsî mü­nasebette bulunmuş olması kâfidir. îmam Ebû Hanife ayrıca, hürriyeti her ikisine de şart görmektedir. Yani zina eden ile edilenden biri, köle olduğu za­man, diğer şartlann hepsi bulunsa bile, recim cezası ikisine de lazım gelmez, îmam Şafiî de müslümanhğı, şart görmemiştir. Zira îmam Mâlik'in Nâfi1 ta­rikiyle Abdullah b. Ömer'den rivayetine göre -ki bu rivayetin sıhhaünda itti­fak vardır- yahudiler, zina eden iki yahudiyi Peygamber Efendimize getir­mişler ve Peygamber Efendimiz onları recmetmiştir. Yahudiler durumlarını Rasûlullah'a Uetince, Yüce Allah şöyle buyurdu: "Onların arasında hük­medince adâ^tli ol" [16]. îmam Mâlik ise, aklî yönden, «Zinakâr ve çapkın olmamak, bir üstün ahlâk Örneğidir. Müslüman olmayan kimsede ise, üstün ahlâk aranmaz» diye delil getirmiştir. îşte bu, evli olan kimselerin hükmüdür. Bekâr olanlara gelince:,

Cenâb-ı Hak, "Zina eden kadın île erkekten herbirine yüz değnek vurun"[17] buyurduğu için ulemanın hepsi, zina eden bekara lazım gelen ce­zanın yüz değnek olduğunda müttefik iseler de, bundan ayrı, bir yıl sürgün de lazım gelir mis gelmez mi diye ihtilaf etmişlerdir. îmam Ebû Hanife ile tâbi-leri, «Sürgün cezası ne erkeğe, ne kadına, yoktur», îmam Şafiî «Erkek olsun, kadın olsun, hür olsun, köle olsun, zina işleyen her bekâra -dayak cezasından başka- sürgün cezası da lazım gelir», îmam Mâlik de «Erkek sürgün edilir, fakat kadın edilmez» demişlerdir, ki Evzaî de bu görüştedir, îrnam Mâlik'e göre köleye de sürgün yoktur.

Sürgün cezasının -erkek, kadın- zina işleyen her bekara lazım geldiğini söyleyenlerin dayanağı, Ubâde b. Samit'in yukarıda geçen hadisidir. Zira bu hadiste -yukarıda da açıklandığı üzere- «Bekar bekarla zina ettiği zaman yüz değnek ile bir yıl sürgün lazım gelir» diye geçmektedir. Bunlar ayrıca, sahih hadis kitapları. ıii Ebû Hüreyre ile Zeyd b. Haüd ei-Cühem'den naklettikleri, «Bir bedevi Arap Peygamber Efendimiz'e gelip;

-*Ey Allah'ın Peygamberi, Allah rızası için aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet' dedi. Beraberinde bulunan hasımı ondan daha bilgili idi ve Peygam­ber Efendimiz'e;

-'Evet, aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve konuşmak için bana izin ver' dedi. Peygamber Efendimiz ona;

-'Söyle' dedi. Adam;

-'Benim oğlum bu adama zulmederek karısı iîe zina etmiştir.^ana 'Se­nin oğluna recim lazım gelir' dediler. Ben de oğlumu ölümden kurtarmak için bu adama yüz tane koyun ile bir cariye verdim. Sonra bilgili kimselere sordum. Bana, oğluma yüz değnek ile bir yıl sürgün, bunun karısına da recim lazım geldiğini söylediler' dedi. Peygamber Efendimiz;

'Hayatım yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki aranızda Al­lah'ın kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ile koyunlar senin malın olup tekrar sana geri verilmeleri gerekir. Senin oğluna da yüz değnek ile bir yıl sürgün lazım gelir. Ey Üneys, bu adamın karısına git. Eğer kendisi de zina ettiğini söylerse onu recmet' dedi. Üneys gidip kadına sorunca kadın da zina ettiği­ni söyledi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s) Efendimiz emredek kadın rec~ medildi»[18] mealindeki hadise de dayanmışlardır. Kadını bu hadisin umu­mundan istisna edenler, «Zira kadının yabancı illere sürgün edilmesi, kötü yola düşmesine daha çok yardımcı olur» diye kıyas yaparak istisna etmişlerdir ki, buna KIYAS-IMÜRSEL, yani genel maslahata dayanan kıyas denilir ve çoğu kez İmam Mâlik, bu kayası kullanır. Hanefılerin dayanağı da Kur'an-ı Kerim'in zahiridir. Zira Hanefilere göre, Kur'an'da bulunan herhangi bir hükme, ayrı birleyin ilâvesi, o hükmü bildiren âyetin neshi demektir. Kur'an ise, HABER-İ AHÂD (Tek ravi hadisleri) ile nesholunamaz. Hanefiler, Hz. Ömer ile başkalarının zina eden bekârları cezalandırırken on lan sürgün et­mediklerini rivayet etmişlerdir. Küfe fukahası ise, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'in zina eden bekârları sürgün ettiklerini rivayet etmişlerdir. Zina eden kölelere gelince;

Köle -erkek ve kadın olmak üzere- iki kısımdır. Kadın ulduğu zaman eğer evlendikten sonra zina işlerse, cezasının elli değnek olduğunda ihtilâf yoktur. Zira Cenâb-ı Hak, "Cariyeler evlendikten sonra eğer fuhuş yaparlarsa, bekâr olan hür kadınlara lazım gelen cezanın yarısı onlara lazım gelir" [19]diye buyurmuştur. Fakat henüz bekâr iken eğer zina işlerse, kendi­sine lazım gelen cezada ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «Yine elli değnektir», ki­misi «Ona muayyen bir ceza yoktur. Hakim uygun bulduğu cezayı ona vere­bilir» demiştir ki, bu görüş Hz. Ömer'den de rivayet olunmuştur. Kimisi de «Bekâr olan cariyeye hiç ceza lazım gelmez» demiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, âyet-i kerimede geçen İHSAN kelimesinin mânâsında ihtilâf etmeleridir. Bu kelimeyi -tercüme ettiğimiz üzere- evlen­me mânâsında anlayan ve DELILÜ'L-HİTAB'ı benimsemiş olanlar, «Zina eden bekâr cariyelere dayak cezası lazım gelmez», İHSAN kelimesini müs-lümanlık mânâsında anlayanlar ise, âyetin hükmünü -evli, bekâr- bütün cari­yelere vermişlerdir. Bunlar Ebû Hüreyre ile Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'nin «Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e,

- 'Cariyeye, evlenmemişken zina işlerse ne lazım gelir?' diye soruldu. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz,

'Eğer zina işlerse ona dayak atın. Eğer bir daha zina işlerse yine ona dayak atın. Ondan sonra onu -bir davar tırnağı ile de olsa- satın' buyurdu» [20] mealindeki hadisleri ile de ihticac etmişlerdir.

Erkek olan kölenin cezasına gelince;

Bütün ulema, köleyi cariyeye kıyas ederek cezasının, hüre lazım gelen cezanın yansı olduğunu söylemişlerdir. Zahiriler ise, "Herbirine yüz değ­nek vurun" âyet-i kerimesinin zahirine bakarak köle ile hür arasında ayırım yapmamışlardır. Kimisi de, köleyi cariyeye kıyas ederek ona büsbütün ceza lazım gelmediğini söylemiştir. Bu görüş de îbn Abbas'tan rivayet olunmuş­tur. Fakat şâzz bir görüştür.

îşte şer'î cezanın çeşitleri ile zina edenlerin sınıflan ve her bir sınıf için cezayı gerektiren şartlar hakkındaki konuşmamız budur. Ancak, cezaların ne şekilde ve ne zaman uygulanması lazım geldiği konusunda bu bahisle ilgili olduğu için ondan da burada sözetmek gerekir.

Bu konu ile ilgili olan meşhur mes'elelerden biri, recmedüen kimseye çukur kazılıp kazılmadı ğı hakkındaki ihtilâflarıdır. Kimisi «Kazılır» demiş­tir ki, Ebû Sevr bu görüştedir.

Hz/Âli'den de, Şuralıa adındaki Hemedanlı kadını recmettirirken ona çukur l/azdırdığı rivayet olunmuştur. Rivayete göre kadını cum'a günü ev­den çıkarmış ve bir çukur kazarak kadını içine attıktan sonra halk etrafında durmuş ve onu taşlamaya başlamışlardır. Hz. Ali «Recim böyle değildir. Bu şekilde attığınız taşların birbirinize değmesinden korkarım. Namazda dur­duğunuz gibi saf halinde durun» demiştir. Hz. Ali bundan sonra da, «Recim iki çeşittir. Biri gizli, biri aşikârdır. îkrar üzerine olan recimde, kişiyi önce hakim taşlamaya başlar. Ondan sonra halk onu taşlar. Şahidlerin ifadesi üze­rine olan recimde de ona, önce şahidler, sonra hakim, sonra halk atar» demiş­tir.

İmam Mâlik ile îmanı Ebû Hanife ise, «Recim için çukur kazılmaz» de­mişlerdir.

İmam Şafii de «Çukur kazma mecburiyeti yoktur, İsterlerse kazarlar, is­terlerse kazmazlar» demiştir. Kimisi de «Çukur yalnız kadınlar için kazılır» demiştir. Bunların dayanağı Buhârî ile Müslim'in Câbir'den rivayet ettikleri «Adamı musallada taşladık. Derken kaçtı. Onu kovalayıp ancak Harre'de yakaladık ve onu orada tamamladık» [21] mealindeki hadistir. Müslim'in rivayetine göre adama dördüncü günde çukur kazılmıştır. Kısacası: Bu ko­nudaki hadisler değişiktir. İmam Ahmed, «Hadislerin çoğunda-çukurdan söz edilmemektedir» demiştir.

İmam Mâlik, «Şer'î cezaların uygulanışında sırtı ve ona yakın yerlere vurulur», İmam Şafii ise «Yüz ve avret yerlerinden başka her yere vurulur» demiştir. îmam Ebû Hanife başı da istisna etmiştir. İmam Mâlik'e göre bütün şer'î cezalarda kişiye soyularak vurulur. İmam Şafii ile İmam Ebû Hanife ise -geleceği üzere- kazıf cezasını istisna etmişlerdir. Birkaç kişi dışında bütün fukaha «Kişiye ayakta vurulmaz, oturtularak vurulur» demişlerdir. Ancak birkaç kişi âyetin zahirine bakarak vurulduğunu söylemişlerdir.

Cenâb-ı Hak "Cezalandırılmalarında mü'minlerden bir taife hazır bulunsun" [22] buyurduğu için ulemanın hepsi, şer'î cezalar uygulanırken Müslümanlardan birkaç kişinin hazır bulunmasını müstehab görmüşlerdir. Ancak TAİFE kelimesinin kaç kişiye denildiği hususunda ihtilâf ederek, ki-nüsi «Dört», kimisi «Üç», kimisi «İki kişiye», kimisi de «Sayısı yedi ve yediden yukarı olan cemaata denir» demiştir.

Şer'î cezaların ne zaman uygulanması gerektiğine gelince;

Cumhur, «Çok sıcak ve çok soğuk havalarla hastalık halinde şer'î ceza­lar uygulanmaz» demiş ise de, İmam Ahmed ile Ishak, Hz. Ömer'in Kudda-me adındaki adamı hasta iken cezalandırması ile ihticac ederek, «Şer'î ceza­ların uygulanabilmesi için hiçbir kayıt yoktur» demişlerdir. [23]

 

182. Zinanın Sabit Oluşu

 

Ulema, zinanın gerek kişinin ikran ve gerekse şahidlerin ifadesi ile sabit olduğunda müttefik iseler de, evli olmayan kadının gebe olduğunun anlaşıl­ması ile -şayet kadın, «Adam bana zorla tecavüz etti» derse- kadının zina et­tiği sabit olur mu olmaz mı diye ihtilâf etmişlerdir. Ulema ayrıca, ikrar ile şa-hidliğin şartlarında da ihtilâf etmişlerdir.

İkrar hakkında -"Kişi kaç defa ikrar ederse ona ceza lazım gelir? İkrar ile ceza lazım gelmesi için kişinin ikrarından dönmemesi şart mıdır?" diye- iki mes'elede ihtilâf etmişlerdir. [24]

 

1. İ'tirafın Sayısı:

 

îmam Mâlik ile îmam Şafii, «Kişiye ceza lazım gelmesi için, zina ettiği­ni bir defa söylemesi kâfidir» demişlerdir. îmam Dâvûd, Ebû Sevr, Taberî ve bir cemaat da bu görüştedirler.

imam Ebû Hanife ile tabileri ve îbn Ebî Leylâ ise, «Kişi zina ettiğini dört kez ve aralıklı olarak ikrar etmedikçe kendisine ceza lazım gelmez» de­mişlerdir, imam Ahmed ile îshak da bu görüştedirler. îmam Ebû Hanife ile tabileri «Ayrı ayrı yerlerde» kaydını da ilâve etmişlerdir. îmam Mâlik ile îmam Şafii'nin dayanağı, Ebû Hüreyre ile Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'nin hadi­sinde geçen,

«Ey Üneys, bu adamın karısına git. Eğer itiraf ederse onu recmet, dedi ve Üneys gittiğinde kadın itiraf etti. Bunun üzerine kadını recmetti» [25]ifa­desidir. Zira bu ifadede kadının kaç defa ikrar ettiği açıklanmamıştır. Küfe ulemasının dayanağı da, Said b. Cübeyr'in îbn Abbas'tan, «Mâiz ikrar ettik­çe Peygamber (s.a.s) Efendimiz ondan yüz çevirirdi. Ta ki dört defa ikrar et­ti. Peygamber (s.a.s) Efendimiz ondan sonra recmedilmesini emretti» [26]. mealinde rivayet ettiği hadistir. Derler ki: Her ne kadar bazı rivayetlerde

«Mâiz bir defa, iki defa» veyahut «Üç defa ikrar etti» diye geçiyorsa da [27], bu rivayet sahipleri eksik bilgi vermişlerdir. Eksik bilgi verenler ise, tam bilgi verenler karşısında hüccet olamazlar. [28]

 

2. İ'tiraftan Dönme:

 

Cumhur «Bir kimse zina ettiğini söyledikten sonra eğer ikrarından dö­nerse, kabul olunur» demiştir. Ancak îbn Ebî Leylâ ile Osman el-Bettî, «Di­ğer suçlar gibi, zina suçunu da ikrar etmekten dönülmez» demişlerdir. İmam Mâlik ise, ayırım yaparak «Eğer gerçekten zina etmediğini gösteren bir kari­ne varsa, kabul olunur» demiştir. İmam Mâlik, böyle bir karine bulunmaması halinde ise, bir rivayete göre «Kabul olunmaz», bir rivayete göre «Kabul olunur» demiştir. Fakat meşhur olan son rivayettir.

Cumhurun, zina ikrarından dönmeyi kabul edişinin sebebi: Çünkü sa­bittir ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz -Mâiz gibi- zina ettiğini ikrar edenler­den, ikrar ettikçe yüz çevirmiş ve belki dönerler, diye onlara mehil vermiş­tir. Bir başka yoldan gelen rivayete göre de, Mâiz taşlanırken can acısından «Beni bir daha Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in yanına götürün» demiş ise de, onu dinlemeyip öldürmüşler ve durumu Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e anlattıklarında Peygamber (s.a.s) Efendimiz,

«Ondan niçin vaz geçmediniz? Belki ievbe ederdi de, Cenâb-ı Allah da tevbesini kabul buyururdu» demiştir[29]. îmam Şâfıi bu hadise dayanarak şer'î cezaların tevbe ile sakıt olduğunu söylemiştir. Fakat cumhur onun bu görüşüne katılmamıştır. Bu hadise göre, serî cezanın lazım gelmesi için tev­be etmemek de üçüncü şart olur.

Şahidlerle zinanın sabit olduğuna gelince: Cenâb-ı Hak «Eğer dedikleri h;r iftira değil idi ise, niçin ona dair dört şahid getirmediler?» buyurduğu için, ulema müttefiktirler ki, zina nasıl ikrar ile sabit oluyorsa, şahidlerle de sabit olur. Ancak zina şahidlerinin dörtten aşağı olmamaları, gayet adaletli olma­ları, erkeğin tenasül aletini kadının tenasül aleti içinde gördüklerini söyle­meleri ve bunu kapalı bir ifade ile değil, açık bir şekilde ifade etmeleri gere­kir. Bu şartlardan bir tanesi eksik olursa zina sabit olmaz. Ulemanın cumhuru, zina şahidlerinin zinanın hangi gün ve nerede işlendiği hakkındaki ifadeleri arasında farklılık bulunmaması gerektiği görüşündedirler. Ancak îmam Ebû Hanife'den «Eğer şahidlerden her biri, odanın bir köşesini göste­rerek 'Şurada zina ettiklerini gördüm' diye değişik ve birbirine uymayan şe­fi) Killerde ifade verirlerse, sakıncası yoktur» dediği rivayet olunmuştur.

Bu ihtilâfın sebebi, olayın günü hakkında birbirine uymayan ifade­leri uzlaştırmak nasıl mümkün değilse, olayın yeri hakkında da birbirine uy­mayan ifadeleri uzlaştırmak mümkün değil midir yoksa olayın yeri hakkında ifadeler arasındaki uyuşmazlık pek önemli olmayıp telifi mümkün müdür di­ye ihtilâf etmeleridir. Cumhur bunun da te'lifi mümkün olmadığı görüşünde­dir, Zira tek bir olayın değişik zamanlarda işlenmesi nasıl mümkün değilse, Tte|işik yerlerde de işlenmesi mümkün değildir. Kaldı ki, şeriatın zahirin­den, zina suçunun subutu hakkında çok titiz davrandığı anlaşılmaktadır. Bu­nun için, aralarında en ufak bir farklılık bulunan ifadelerin bile kabul olun­maması gerekir.

Gebe olduğunun anlaşılması üzerine kendisine zorla tecavüz edildiğini iddia eden bekâr kadına gelince: İmam Mâlik'in Muvatta'da Hz. Ömer'den naklettiğine göre bir cemaat, bu kadına ceza lazım geldiği görüşündedir. İmam Mâlik'in kendisi de bu görüştedir. Meğer -olaydan sonra döğünüp ağ­laması gibi- kendisine gerçekten zorla tecavüz edildiğini gösteren bir karine bulunsun. İmam Mâlik'e göre, bekâr kadının gebe olduğunun anlaşılması üzerine evli olduğuna dair iddiası da -eğer evli olduğunu şahidlerle isbat et­mezse- kabul olunamaz. İmam Ebû Hanife ile îmam Şafii ise, «Kadına her iki surette de karine veyahut şahidleri bulunmasa bile ceza lazım gelmez. Çünkü bu kadın da yalan söylemek ihtimali bakımından, ancak zina ettiğine dair ikrarından geri dönen kimse gibidir» demişlerdir. Şüraha adındaki He-medanlı kadının hikâyesinde geçtiği üzere, Hz. Ali'nin kendisine, «Sana zor­la mı tecavüz edildi?» diye sorması ve kendisi «Hayır» deyince de «Sen uy­kuda iken birisi gelip seninle temas etmiş olabilir» demesi, îmam Ebû Hanife ile îmam Şâfıi için bir delildir. Derler ki: Güvenilir kimseler Hz. Ömer'den «Benim uykum çok ağırdır. Birisi gelip benim yatağıma girmiş ve benimle işini bitirip gittiği halde ben uyanmamışım ve o adamı hâlâ da bilmiyorum» diyen kadının sözünü kabul ettiğini rivayet etmişlerdir.

Ulema arasında kendisine zorla tecavüz edilen kadına ceza lazım gel­mediğinde ihtilâf yoktur. Ancak kendisine mehr-i misil düşer mi, düşmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. Bu ihtilâfın sebebi de, mehir, kadından görülen cinsi münasebet lezzetinin karşılığı mıdır yoksa bir bağış mıdır diye ihtilâf etmeleridir. Kadınla edilen cinsi münasebet lezzetinin karşılığıdır diyenler, «Cinsi münasebet -ister helâl, ister haram olsun- mehri gerektirir» demişler­dir. «Mehir, Cenâb-ı Allah'ın, kendileriyle evlenilen kadınlara verilmesini emrettiği bir bağıştır» diyenler ise, «Zorla kendisine tecavüz edilen kadına hir düşmez» demişlerdir.

Bu bahis hakkında da bu kadarı kâfidir. Basan veren Allah'tır. [30]

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/287.

[2] Ibn Ebî Şeybe, 9/569, no: 8551; Tirmizî, Hudüd, 15/2, no: 1424.

[3] ŞâfûtMüsned, 2/180, no: 639.

[4] Timnizî,£>ö>&, 14/9, nü: 1401.

[5] Abdürrezzak, 7/342, no: 13417; Ebû Dâvûd, Hudûd, 32/28, no: 4460.

[6] Buhârî, Nikâh, 67/15, no: 5090.                .

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/289-291.

[8] Nur, 24/2.

[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/293.

[10] Buharı, Hudûd, 86/28, no: 6824.    .

[11] Müslim, Hudûd, 29/5, no: 1696.

[12] Müslim, Hudûd, 29/5, no: 1695; Buhârî, Menâkıb, 61/26, no: 3635.

[13] Ahmcd, 1/121; Beyhakî, 8/220.

[14] Müslim, Hudüd, 29/3, no: 1690.

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/293-294.

[16] Maide, 5/42,

[17] Nûr,24/2.

[18] Buhârî, Hudûd, 86/46, no: 6859; Müslim, Hudââ. 29/5, no: 1697.

[19] Nisa, 4,25.                                                                              

[20] Buhârî, Buyu1,34/66, no: 2153; Müslim, Iludûd, 29/6, no: 1704.

 

[21] Buhârî, Hadîd, 86/25, no: 6820; Müslim, Hudûd, 29/5, no: 1691.

[22] Nur, 24/2.

[23] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/294-298.

[24] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/299.

[25] Buhârî, Hudûd, 86/46, no: 6859.

[26] Müslim, Hudûd, 29/5, no: 1693.

[27] Buhârî, Hudûd, 86/29, no: 6825.

[28] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/299-300.

[29] Ebû Dâvûd, Hudûd, 32/24, no: 4419; Ahmed, 5/216.

 

[30] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/300-301.