52. VESAYÂ (Vasiyetler) KİTABI 2

153. Vasiyyetin Rükünleri 2

1. Vasiyyet Ederi: 2

2. Vasiyyet Edilen: 2

3. Vasiyyet Konusu: 3

154. Vasiyyetin Hükümleri 4

1. Vasiyyet Konusunun Hükmü: 4

2. Vasiyyet Konusunun Hesaplanması: 4

3. Vasiyyetin Kapsamı: 5


52. VESAYÂ (Vasiyetler) KİTABI

 

Bu bahse ilişkin kokuşmamız iki bölümden ibaret olup, birinci bölüm vasiyyetin rükünleri, ikinci bölüm de hükümleri hakkındadır. Biz yalnız bunlarla ilgili olan meşhur mes'eleleri ele alacağız. [1]

 

153. Vasiyyetin Rükünleri

 

Vasiyyetin rükünleri -vasiyyet eden ve edilen kimselerle vasiyyet et­mek ve vasiyyet olunan şey olmak üzere- dörttür. [2]

 

1. Vasiyyet Ederi:

 

Fukahanın tümü, her mülk sahibinin -eğer mülkü kesin ise- vasiyyet edebildiğinde müttefiktirler. İmam Mâlik'e göre, sevap ve iyilik mefhumunu düşünebilen sefih ve çocuğun da vasiyyeti geçerlidir. îmam Ebû Hanife ise, «Henüz ergenlik çağına varmayan çocuğun vasiyyeti geçerli değildir» de­miştir, imam Şafiî'den ise, her iki görüş de rivayet olunmuştur. Gayri müsli-min vasiyyeti de, eğer haram olan bir şeyi vasiyyet etmezse -fukahaya göre-geçerlidir. [3]

 

2. Vasiyyet Edilen:

 

Peygamber Efendimiz,

«Varise vasiyyet olamaz» [4] buyurduğu için bü­tün fukaha, terekede hissesi bulunan kimseye vasiyyet geçerli değildir, diye müttefik iseler de, yabancılara vasiyyet caiz midir, değil midir diye ihtilaf et­mişlerdir. Cumhura göre, mekruh olmakla beraber caizdir. Hasan Basrî ile Tavus ise, «Yabancılara edilen vasiyyet, akrabaya reddolunur» demişlerdir, ki îshak da buna katılır.

Bunların dayanağı "Vasiyyet, ana-baba ve akrabaya yapılır" [5] âyet-: kelimesidir. Zira mübtedamn başında ta'rif edatı bulunduğu zaman hasır (daraltma) ifade eder. Buna göre âyetin türkçe meali, «Vasiyyet yalnız ana baba ile akrabalara olur» şeklindedir. Cumhur da, îmrân b. Husayn'nın «Bir adamın altı tane kölesi vardı. Ölüm hastalığında her altısını da azatladı. Halbuki bu kölelerden başka malı yoktu. Bunun için Peygamber Efendimiz kö­leler arasında kura çekti. Kura iki köleye isabet etti. Geri kalan dört tanesi ise, eskisi gibi köle kaldılar» [6] mealindeki meşhur hadisine dayanmıştır. Zira ölüm hastalığında azatlama da vasiyyet gibidir. Köleler ise, efendilerinin ak­rabası değillerdir.

Fukaha -yukarıda söylediğimiz gibi- diğer varislerin rızası bulunmaz­sa, herhangi bir varise edilen vasiyyetin geçerli olmadığında müttefik iseler de, varislerin razı olmaları halinde geçerli midir, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir. Cumhur «Geçerlidir» demiş ise de, Zahirîlerle Müzenî'ye göre ge­çerli değildir.

Bu.ihtilafın sebebi, varise vasiyyet etme yasağı, bir sebebe dayanır mı, yoksa taabbüd müdür diye ihtilaf etmeleridir. «Taabbüdtür» diyenler, di­ğer varislerin razı olmaları halinde de. geçerli olmadığını benimsemişlerdir. «Yasağın sebebi, varisler arasında eşitsizliğe meydan vermemektir» diyen­ler ise, diğer varislerin razı oldukları zaman geçerli olduğunu söylemişler­dir.

Fukaha, ölüye edilen vasiyyetin cevazında da ihtilaf etmişlerdir. Cumhur «Eğer vasiyyet eden kimse henüz ölmemişken vasiyyet ettiği adam ölürse, vasiyyet bozulur» demiş ise de, kimisi «Bozulmaz» demiştir.

Fukaha bunun gibi, vasiyyet sahibini bile bile veyahut yanlışlıkla öldü­ren kimse hakkında da ihtilaf etmişlerdir.

Bu babın bir fer'i daha vardır. O da «Eğer bir kimse varislerinden muva­fakat alarak herhangi bir varisine bir şey vasiyyet ettikten sonra ölürse, ken­disine izin veren Varisleri verdikleri izinden dönebilirler mi, dönemezler mi?» mes'elesidir. Kimisi «Dönebilirler», kimisi «Dönemezler», kimisi de «Eğer kendisine izin verenler aile fertleri ise, yani kendisi tarafından besle­nen kimseler ise, dönebilirler, yoksa dönemezler» diyerek ayırım yapmıştır. Bu her üç görüş de Mâliki uletnasınındır. [7]

 

3. Vasiyyet Konusu:

 

Fukaha, malın özünü vasiyyet etmenin cevazında müttefik iseler de, malın menfaati hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur «Caizdir» demiş ise de, îbn Ebî Leylâ, İbn Şibrime ve Zahirîler menfaatin vasiyyetini caiz gör­memişlerdir. Cumhur, «Çünkü malın menfaati da mahn kendisi hükmünde­dir», diğer grup da «Çünkü vasiyyet edenin ölümü ile malın mülkiyeti varis­lerine geçer. Başkasının mülkiyetinde olan bir malın menfaati ise, bir diğer kimseye verilemez» demişlerdir. Ömer b. Abdülaziz bu son görüşe katı­lır.

Vasiyyet olunabilen malın miktarına gelince; ulema, varisi bulunan kimse, malının üçtebirinden fazlasını vasiyyet edemez, diye müttefik iseler de, varisi bulunmayan kimse, malının üçtebirinden fazlasını vasiyyet edebi­lir mi, edemez mi, malın üçtebirinden fazlasını vasiyyet etmek, caiz olmadı­ğına göre, vasiyyet edilmesi müstehak olan miktar, malın tam üçtebiri midir yoksa, üçtebirinden az olması daha mı makbuldür diye ihtilaf etmişlerdir.

Malın üçtebirinden fazlasını vasiyyet etmenin caiz olmayışı, sıhhati sa­bit olan Sa'd b. Ebî Vakkas'ın hadisine dayanmaktadır. Bu hadisin Buhârî'de-ki metni şöyledir:

«Sa'd (r.a.) demiştir ki: Ben, Mekke'de (Veda haccında, yahut fetih sı­rasında hasta) iken Peygamber Efendimiz bana uğradı. Mekke'den göç etti­ğim için orada ölmek istemiyordum. Peygamber Efendimiz,

'  'Allah, Afra oğluna merhamet etsin dedi. Ona:

- 'Ya Rasûlallah, malımın hepsini vasiyyet etmek istiyorum', dedim. Peygamber Efendimiz,

- 'Hayır, Öyle yapma', buyurdu. Ben,

- 'Yarısını vasiyyet edeyim', dedim. Peygamber Efendimiz,

- 'Hayır', diye menetti. Bu defa ben,

-'Malımın üçtebirini vasiyyet edeyim1, dedim. Peygamber Efendi-miz'm

'Evet üçtebir kâfidir, üçtebir de (azına nisbetle) çoktur. Ey Sa'd, senin varislerini zengin bırakman, halka ellerini açarak dilencilik edecek derece­de fakir bırakmandan iyidir. (Ey Sa'd, İnşaallah sen yaşarsın). O zaman se­nin çoluk çocuğunu beslemen de sadakadır. Hatta o bir lokma ki, sen onu kaldırıp kadınının ağzına götürürsün, o da bir sadakadır. Ey Sa'd, Allah'ın kerem ve inayetinden öyle umarım ki, Allah seni bu hastalıktan kaldırır, uzun ömür verir. Senden birçok müslümanlar yararlanır ve birçok müşrik­ler zarar görür' buyurdu» [8].

İşte bu hadisin delaletiyle ulema, terekenin üçtebirinden fazlasını va­siyyet etmenin caiz olmadığında ittifak etmişlerdir. Ancak müstehab olan vasiyyet, üçtebir mi, yoksa üçtebirden az mı vasiyyet etmektir diye ihtilaf et­mişlerdir. Kimisi «Peygamber Efendimiz'in bu hadisteki 'Üçtebir bile çok­tur' emrinden terekenin üçtebirinden daha azını vasiyyet etmenin daha se-vaph olduğu anlaşılmaktadır» demiştir, ki seleften çoğu bu görüştedirler.

Katâde, «Hz. Ebû Bekir malının beştebirini, Hz. Ömer de dörttebirini

vasiyyet etmiştir. Kanaatimce beştebir daha iyidir» demiştir. Terekenin üç-tebirini müstehab görenler de, Peygamber Efendimiz'den buyurduğu rivayet olunan,

«Ccnâb'i Allah, mallarınızın üçtebirini vasiyyet etmenizi, amellerinizi çoğaltmak için meşru kılmıştır» [9] hadisine dayanmışlardır. Fakat hadis ulemasınca bu hadis zayıftır. Ibn Abbas'ın da «Kişinin terekesinin üçtebiri yerine dörttebirini vasiyyet etmek suretiyle hadise uymaması kanaatımca daha yerinde bir davranıştır. Zira Peygamber Efendimiz 'Evet üçtebir kâfi­dir, hatta üçtebir bile çoktur' buyurmuştur» [10] dediği nakledilir.

Varisi bulunmayan kimsenin, malının üçtebirinden fazlasını vasiyyet etmesine gelince: îmam Mâlik ile Evzâî, «Caiz değildir» demişlerdir, imam Ahmed'den de bu hususta biribirine uymayan iki rivayet gelmiştir. îmarn Ebû Hanife ile Ishak ise «Caizdir» demişlerdir, ki Abdullah b. Mes'ud da bu görüştedir.

Bu ihtilafın sebebi, bu hüküm-hadiste gösterildiği üzere-varisleri halka avuç açacak derecede yoksul bırakmamak sebebine mi dayanır, yoksa teabbüdî bir hüküm müdür diye ihtilaf etmeleridir. Hadiste gösterilen sebebe terekeığını söyleyenler, «Ölenin varisi bulunmadığı zaman hadiste geçen se­bep söz konusu olmadığı için, terekenin üçtebirinden fazlasını vasiyyet et­mek caizdir» demişlerdir. «Hüküm her ne kadar ölünün terekesi hazineye kaldığı için bütün müslü'manlar varistir» diyenler ise, «Varis bulunsun, bu­lunmasın terekenin üçtebirinden fazlasını vasiyyet etmek caiz değildir» de-. mislerdir.

Vasiyyet kelimesinin delalet ettiği manaya gelince; bir kimse -bu keli­meyi ister kullansın, ister kullanmasın- malını ölümünden sonra bir kişiye veyahut birden çok kişilere hibe ederse, o kimse malını vasiyyet etmiş demektir. Bir kimsenin kölesine «Ben öldükten sonra sen hürsün» demesi de vasiyyet kelimesinin kapsamı içindedir.

Vasiyyet akdi, fukahanın ittifakı ile bozulabilen akidlerdendir. Yani va­siyyet eden kimse, ettiği vasiyyetten dönebilir. Ancak kölesine «Ben Öldük­ten sonra sen hürsün» diyen kimse hakkında -bu bahse dair olan bâbta gele­ceği üzere- ihtilaf vardır. Fukaha, vasiyyet edilen şeyin vasiyyet edildiği kimseye, ancak vasiyyet edenin ölümünden sonra hak olduğunda da mütte­fiktirler. Fakat vasiyyetin sıhhati için, kendisine vasiyyet edilen kimsenin kabulü de şart mıdır, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik «Şart­tır» demiş ise de, imam Şafiî'den şart olmadığım söylediği rivayet olunmuş­tur, îmam Mâlik vasiyyeti de hibeye kıyas etmiştir. [11]

 

154. Vasiyyetin Hükümleri

 

Vasiyyetin hükümlerinden bir kısmı, vasiyyet edilen şeyin hükmü ile, bir kısmı hesabı ile, bir kısmı da deyimi ile ilgilidir. [12]

 

1. Vasiyyet Konusunun Hükmü:

 

Vasiyyet edilen şeyin hükmü ile ilgili olan meşhur meselelerden biri şu­dur: Bir kimse malında belli bir şeyi başkasına vasiyyet ederken, varisleri o şeyin malın üçtebirinden fazla olduğunu söylerlerse, ne ile hükmedilir? îmam Mâlik «Varisler isterlerse malın üçtebirini, isterlerse o şeyi vasiyyet edildiği kimseye verirler» demiş ise de, îmam Ebû Hanife, îmam Şafiî, Ebû Sevr, îmam Ahmed ve İmam Dâvûd,.«Vasiyyet edilen şey, ulemanın ittifakı ile vasiyyet eden kimsenin ölümü ve vasiyyet edildiği kimsenin kabulü ile kendisine hak olduğu halde, rızası bulunmaksızın ve vasiyyet sahibinin va-siyyetini değisürmeksizin nasıl mülkiyetinden çıkar?» diyerek îmam Mâlik'in görüşüne katılmamışlardır. îmam Mâlik ise, varislerin iddiasının doğru olabildiği gerekçesine dayanmıştır. Ebû Ömer b. Abdilberr'in bu me­seledeki görüşü ne kadar güzeldir. Ebû Ömer «Varisler bunu söyledikleri za­man kendilerine 'Dediğinizi isbat ediniz' denilir. Eğer isbat ederlerse, ken­disine vasiyyet edilen kimse onlardan o şeyin üçtebirini aldıktan sonra terekenin üçtebiri ile onlara ortak olur. Eğer o şey terekenin üçtebiri kadar veyahut daha az ise, o zaman varisler o şeyi vasiyyet edildiği kimseye verme­ye zorlanırlar» demiştir. Şayet vasiyyet edilen şeyin terekenin üçtebirinden fazla olduğunda, vasiyyet edildiği kimse de varislerle aynı görüşte olursa, İmam Mâlik «Varisler kendisine, isterlerse o şeyi, isterlerse terekenin üçte­birini verirler» demiştir. îmam Ebû Hanife ile îmam Şafiî ise, «Kendisine vasiyyet edilen şeyin üçtebiri düşer ve terekenin üçtebirini varislerden alın­caya kadar diğer eşyada da varislere ortak olur demişlerdir.

Bu ihtilafın sebebi, tereke sahibi değeri terekenin üçtebirini aşkın olan belli bir şeyi vasiyyet etmekle haksızlık edince, varisler için yukarıda geçen şıklardan hangisi daha iyidir diye tereddüt edilmesidir.

"Malının zekâtını çıkarmadan ve çıkanlmasını da vasiyyet etmeden ölen kimsenin terekesinden zekât çıkarmak varislerine vacip midir, değil midir? Vasiyyet ettiği zaman da, zekât terekenin tamamından mı, yoksa üç­tebirinden mi çıkanlır?" diye edilen ihtilaf da bu bâbtandır. İmam Mâlik «Eğer zekâtının çıkarılmasını vasiyyet etmeden ölürse, malında zekât kal­mışsa da varisler çıkarmak zorunda değillerdir», İmam Şâfıî ise, «Çıkarmak zorunda oldukları gibi, terekenin tamamından çıkarmalan gerekir» demiş­lerdir. Vasiyyet ettiği zaman ise îmam Mâlik'e göre terekenin üçtebirinden çıkar. İmam Şâfıî ise, Peygamber Efendimiz'in

«Allah'ın borcu, diğer borçlardan önce ödenmesi gerekir» [13] hadisine dayanarak, «Her iki surette de, yani ister vasiyyet etsin, ister etmesin eğer malında zekât kalmış ise, terekenin tamamın­dan çıkar» demiştir. îmam Şafiî'ye göre hacc, adak, keffaret ve fidye gibi va­cip olan diğer malî ibadetler de zekât gibidirler. îmam Mâlik ise, bunlann hepsi için, «Ancak vasiyyet ile vacip olur ve vasiyyet ettiği zaman terekenin üçtebirinden çıkar» demiştir. Bununla beraber eğer kişi sağlığında bunlan çıkanrsa, malın tamamından çıkanlması gerektiğinde ihtilaf yoktur. İmam Mâlik herhalde, bunlan sağlığında çıkarmayıp da Öldükten sonra çıkanlma­sını vasiyyet eden kimseden şüphelenmiştir. Zira îmam Mâlik şöyle demiş­tir: «Eğer biz buna müsaade edersek kişi, ömründe hiç zekâtını çıkarmayıp, ancak ölümü yaklaştığı zaman çıkanlmasını vasiyyet edebilir, îmam Mâlik'e göre eğer bir terekede zekât, diğer vasiyyetlerle sıkışırsa -Vücub bakımın­dan daha kuvvetli olduğu için- diğerlerinden önce çıkanlır», îmam Ebû Ha-nife ise «Zekât ile diğer vasiyyetler aynı derecededirler. Yani terekenin üçte-biri vasiyetlerin hepsine kâfi gelmediği zaman eğer hepsinin vücub derecesi aynı ise, her birinin miktan oranında dağıtılır. Eğer birbirlerinden önemli iseler, önemli hangisi ise önce o, ondan sonra diğeri verilir. [14]

 

2. Vasiyyet Konusunun Hesaplanması:

 

Vasiyyet edilen şeyin hesabı ile ilgili olan meşhur meselelerden de biri, birisine malının yansını, bir başkasına da üçteikisini vasiyyet eden ve bu va-siyyeti terekenin üçtebirinden fazla olduğu için varisler tarafından reddedi­len kimsenin meselesidir. îmam Mâlik ile îmam Şafiî'ye göre, birisine terekenin yansı, diğerine üçteikisi vasiyyet edilen bu iki adam, terekenin üç-tebîrini beşe bölerek, yarısının sahibi beşteikisini, üçteikinin sahibi de beşte-üçünü alır. İmam Ebû Hanife ise, «terekenin üçtebirini aralannda eşit bir şe­fi

kilde bölüşürler» demiştir. Bu ihtilafın sebebi de, varislerin reddi ile -kümsüzleşen bu vasiyyetin üçtebirinden fazla olanı -esasında olduğu gibi-taksimde de hükümsüzleşiyor mu, yoksa, terekenin üçtebirinden fazla olan kısmında hükümsüz ise de, üçtebirinin, taksiminde muteber midir diye ihti­laf etmeleridir. Birinci görüşü benimsemiş olanlara göre, aralannda eşit ola­rak bölüşürler. İkinci görüş sahipleri de, «İkili üçlü olarak bölüşmeleri gere­kir» demişlerdir. [15]

 

3. Vasiyyetin Kapsamı:

 

Vasiyyet edilen şeyin lafzı ile ilgili olan meşhur meselelerine gelince; Biri şudur: Bir kimse malının -üçtebiri, dörttebiri gibi- olan bir miktarmı va­siyyet ederken, varlığından haberdar olmadığı bir malı da ortaya çıkarsa, sonradan ortaya çıkan bu malı da ettiği vasiyyete girer mi girmez mi diye ih­tilaf etmişlerdir, îmam Mâlik'e göre, vasiyyet ederken maundan neyi biliyor idi ise, vasiyyet ettiği miktar yalnız ondan çıkar. İmam Şâfıî ise «Her iki mal­dan da çıkar» demiştir. Bu ihtilafın sebebi, kişinin vasiyyet ederken «Ma­lım» diye kendine izafe ettiği «mal» kelimesi, bildiği ve bilmediği her iki malını da mı, yoksa yalnız bildiği malını mı ihtiva eder diye ihtilaf etmeleri­dir. İmam Mâlik'ten gelen meşhur rivayete göre, bir kimsenin kölesine, «Ben öldükten sonra sen hürsün» dediği zaman, eğer kölenin değeri haberdar ol­duğu malının üçtebirinden fazla ise, her iki malından da çıkar.

Bu bâbta daha birçok feriler vardır, ki hepsi de bu üç çeşit hükme indir­genirler.

Kişinin, ölümünden sonra çocuklanna bakacak bir vasî tayin etmesinin de cevazında fukaha müttefiktirler. İslâm devleti başkanının, kendisinden sonra devletin işlerini yürütecek bir veliahd tayin etmesi nasıl büyük hilafet ise, bu da küçük bir hilafettir. [16]

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/117.

[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/119.

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/119.

[4] Tayâlisî, 2/117) no: 2407; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 12/6, no: 2870.

[5] Bakara, 2/180.

[6] Müslim, Eyman, 27/12, no: 56.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/119-120.

[8] Buhârî, Cenâiz, 23/36, no: 1295; Müslim, Vasiyyeı, 25/6, no: 1628.

[9] îbn Mâce, Vesâyâ, 225, no: 2709.

[10] Buhârî, Vesâyâ, 55/3, no: 2743.

 

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/120-122.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/123.

[13] Buhârî, Savm, 30/42, no: 1953.

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/123-124.

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/124-125.

[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/125.