3 TEYEMMÜM KİTABI 2

8. Teyemmüm'ün Yerine Geçtiği Temizlik. 2

9. Teyemmüm Yapabilecek Kimseler 3

10. Teyemrnüm'ün Caiz Olma Şartlan. 4

1. Teyemmüm'deNiyet: 4

3. Su Aramak: 4

3.  Namaz Vaktinin Girmesi: 4

11. Teyemmüm'ün Şekli 5

1. Ellerin Sürülme Miktarı: 5

2. Teyemmüm Vuruşlarının Sayısı: 6

3. Toprağın Teyemmüm Organlarına Ulaştırılması: 6

12. Teyemmüm Yapılabilecek Maddeler 6

13. Teyemmümü Bozan Şeyler 7

1. İkinci Namazı Kılmak: 7

2. SuBulmak: 7

14. Sahih veya Mübahlığında Teyemmüm Şart Olan îşler: 8


3 TEYEMMÜM KİTABI

 

Teyemmüm bahsi ile ilgili olarak anlatmak istediğimiz hususlar yedi bab'ta toplanmaktadır:

1- Teyemmüm neyin yerine geçer?

2- Teyemmüm kime caizdir?

3- Teyemmüm'ün sıhhat şartlan nelerdir?

4- Teyemmüm nedir ve nasıl yapılır?

5- Teyemmüm ne ile yapılır?

6- Teyemmüm ne ile bozulur?

7- Teyemmüm neyin sıhhat veya cevazı için şarttır? [1]

 

8. Teyemmüm'ün Yerine Geçtiği Temizlik

 

Teyemmüm'ün abdest yerine geçtiğinde bütün fıkıh âlimleri müttefik iseler de, gusül yerine geçtiğinde ihtilâf etmişlerdir; Rivayet olunduğuna gö­re Hz. Ömer (r.a.) ile îbn Mes'ud (r.a.) teyemmümün gusül yerine geçmediği görüşünde idiler. Hz. Ali ile diğer ashab (r.a.) ise, gusül yerine teyemmüm edilebileceğim benimsemişlerdir. Diğer bütün müctehidlerin görüşü de bu­dur.

B u i h t i 1 â f,

"Eğer cünüb iseniz yıkanınız ve eğer hasta veya yolculukta iseniz, yahut biriniz ayak yolundan gelmiş ise veya kadınlara dokunmuşsanız ve bu durumlarda su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edi­niz" [2] âyet-i kerimesinin iki değişik mânâ ihtimalini taşımasından ve gusül yerine teyemmüm etmeyi caiz görmeyenlerin caiz olduğunu gösteren hadis­leri sıhhatli bulamamalarından ileri gelmiştir. Çünkü âyetteki "ve bu du­rumda su bulamazsanız, temiz bîr toprağa teyemmüm ediniz" cümlesi­ne muhatab olanlar, yalnız abdesti bulunmayanlar olabildiği gibi, hem ab-destsiz ve hem de cünüb olanların ikisi de olabilir. Zira âyette, her ikisinin de hükmü bildirilmektedir. Fakat âyetteki "veya kadınlara dokunmuşsanız" şartından maksat cima' (cinsel birleşme) dır diyenlere göre her ikisinin; el değdirmedir diyenlere göre de yalnız abdestsiz olanların muhatab olması da­ha zahirdir. Çünkü zamirler daima cümlede geçen en yakın öznelere aittir. Ancak âyette takdim ve te'hir (cümlede üyelerin dizilişini öne alarak veya sonraya bırakarak değiştirme) yapılarak "Ey iman etmiş olanlar, namaza kalkmak istediğinizde, eğer bîriniz ayak yolundan gelmiş ise veya ka­dınlara dokunmuşsanız, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıka­yınız ve başınızı meshedip ayaklarınızı yıkayınız ve eğer cünüb iseniz yı­kanınız. Şayet hasta veya yolculukta olup da su bulamazsanız, temi/ bir toprağa teyemmüm ediniz" mealini verecek şekle çevrilirse, o zaman her iki ihtimal eşit olur. Ne var ki takdim ye te'hir mecaz olduğu için, buna -elde delil bulunmazsa- gidilmez. Kimisi: «Eğer âyet olduğu gibi kalırsa, hastalıkla yolculuğun abdest al­mayı gerektiren birer sebeb sayıldıkları zannolunncaktir. Bu ise âyette tak­dim ve te'hirin murad olduğuna delildir» demiştir. Halbuki eğer: YAHUT demek olan «EV» harfi «VE» mânâsındadır denilse, o zaman takdim ve te'hire hacet kalmaz. Çünkü bu harf, Arap dilinde «Ve» mânâsında da kulla­nılır. Nitekim «Hayvanları otlatmaları yahut otlatmamaları birdi» mealinde­ki şiirde «EV», «VE» mâ­nâsında kullanılmıştır. Zira malûmdur ki bu söz ile «Hayvanları otlatmaları ve otlatmamaları birdi» demek istenmiştir.

Bu konudaki ihtilâfın sebeblerinden biri işte budur. Bu mevzuda varid olan hadislerin sıhhatinde şüphe edilmesine gelince:

Bu, Müslim ile Buhârî'mn «Adamın biri, Hz. Ömer (r.a.)'e gelip: Ben cünüb oldum, su bulamadım. Ne yapayım? diye sormuş. Hz. Ömer (r.a.) Na­maz kılma, diye cevap vermiş. Bunun üzerine Ammar b. Yasir (r.a.) Hz. Ömer (r.a.)'e: Hatırlamaz mısın? Ben, sen, ikimiz bir «seriyye»de (küçük bir askerî birlik) idik. İkimiz de cünüb olmuştuk da su bulamadık. Sen namaz kılmadın. Ben ise, toprak üzerinde yuvarlanıp namaz kıldım. Bunu sonradan Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e söyledim. Efendimiz (s.a.s) bana "Her iki elini yere vurmak ve onlara bulaşan toprağa üfledikten sonra yüzüne ve ellerine sürmek sana kâfi idi" demişti. Hz. Ömer (r.a.)'de Ammar'a: -İyi düşün. Olur ki unuttun veyahut yanılıyorsun demeyi kastederek- Ammar, Al­lah'tan kork demiş ve Ammar: İstersen bunu söylemeyeyim demiştir» şek­linde kaydettikleri hadisten anlaşılmaktadır. Bu hadisin bir başka rivayetine göre Hz. Ömer (r.a.) Ammar'a «Üzerine aldığın mes'ıdiyeti saha bırakıyo­ruz» demiştir [3].

Müslim de aynca Şakîk'ten gelen bir rivayeti de kaydetmektedir: «Ben Abdullah b. Mes'ud ile Ebû Mûsâ el

Eş'arfnin yanında idim. Ebu Mûsâ, Ab-•dullah'a: «Ya Eba Abdurrahman, eğer biri cünüb olup bir ay su bulamazsa ne yapacak?» diye sordu. Abdullah, Ebû Musa'ya: "Bir ay da su bulamazsa te­yemmüm edemez",

dedi. Ebû Mûsâ «Mâide sûresinin "Eğer su bulamazsa­nız teyemmüm ediniz" âyet-i kerimesine ne diyorsun?»

dedi. Abdullah ne diyeceğini bilemedi ve: "Eğer bu adamlara böyle bir ruhsat verirsek, nerede ise suyu soğuk bulunca onu bırakıp toprakla teyemmüme kalkacaklar'*, dedi. Ebû Mûsâ: "Sen Ammar'ın Hz. Ömer'e ne söylediğini işitmedin mi?", dedi.

Abdullah; "Sen de görmedin mi ki Hz. Ömer (r.a.), onun sözüne inanmadı» [4].

Fakat cumhur, bu hadisi, Buhârî'nin kaydettiği Ammar ve îmrân b. Hu-sayn'ın hadisleri ile sabit görmüş ve "Hz. Ömer (r.a.)'in olayı unutması, Am-mar'ın hadisi ile amel etmenin vücubuna mani olamaz", demiştir. îmrân b. Husayn'm hadisi de şöyledir: "Rasûlullah (s.a.s) namazdan çıkıp arkasına dönünce baktı ki, adamın biri bir kenara çekilip cemaatle beraber namaz Yılmamıştır. Ona: Sen niçin bunlarla beraber namaz kılmadın diye sordu. O da: Bana cünüblük ânz oldu, suyum da yok dedi. Bunun üzerine: «Şu yeryü­zündeki temiz toprağa bak. O sana yeter» buyurdu» [5]. Cumhur aynca, cü­nüb kimse ile hayızlı kadının teyemmüm edebileceklerine «Yeryüzü benim için namazgah ve tahûr (paklayıcı) kılınmıştır» [6].hadisini de delil yapmışlardır.

Cünüb kimseye teyemmümü caiz görenler, işte bu ihtimal sebebi iledir id su bulamayıp teyemmüm eden hayızlı kadınla cima' etmenin caiz olup ol­madığında ihtilâf etmişlerdir. [7]

 

9. Teyemmüm Yapabilecek Kimseler

 

Fıkıh âlimleri, -su bulamayan hasta ve yolcu olmak üzere- iki kimsenin teyemmüm edebileceklerinde ittifak etmişlerse de -su kullanamayan hasta, su bulamayan mukim, korku yüzünden suya yetişemeyen sağlam yolcu ve çok soğuk olduğu için- suyu kullanmaya cesaret edemeyen kimseler olmak üzere- dört çeşit kişinin de teyemmüm edebileceklerinde ihtilâf etmişler­dir.

Su bulup da kullanmaktan endişe eden hasta için, cumhur "Teyemmüm edebilir", demiştir.

Cumhur, "Çok soğuk olduğu için ölüm veya ağır bir hastalığa tutulmak tehlikesinden endişe eden sağlam adam ile, korku yüzünden suya gideme­yen adam da teyemmüm edebilirler", demiştir. Ancak ekseriyet "Bu ikinci adam

su bulduğu zaman namazını iade etmesi gerekmektedir demiştir. Ata1 ise "Su bulan adam -hasta olsun olmasın

teyemmüm edemez", demiştir.

Su bulamayan mukime gelince: îmam Mâlik ve îmam Şafii'ye göre-te-yemmüm edebilir. İmam Ebû Hanife ise "Mukim olan kimse, su bulamamış olsa dahi teyemmüm edemez", demiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, yine yukarıda geçen âyet-i kerimenin tefsirinde ihtilâf etmeleridir. «Eğer hasta veya yolculukta iseniz ve su bulamazsanız» ibaresinden murat, «Eğer hasta olup su kullanamazsanız veyahut yolculukta olup su bulamazsınız» demektir diyenler- ki bunlar âyette hazf kabul etmiş­lerdir- su kullanmaktan endişe eden hastanın teyemmüm etmesini caiz gör­müşlerdir. Âyette bu hazfı kabul etmeyenler "Su bulan hastaya teyemmüm caiz değildir", demişlerdir.

Su bulamayan mukim hakkındaki ihtilâf da «eğer su bulamazsanız» ifa­desinde muhatab zamiri, yalnız abdesti olmayan yolculara mı aittir, yoksa kim olursa olsun abdesti olmayan herkese mi aittir, diye ihtilâf etmelerinden ileri gelmiştir.                                                           .

Herkese aittir diyenler "Su bulamayan mukime teyemmüm caizdir", yalnız yolculara veyahut yalnız hasta ve yolculara aittir diyenler ise "Buna teyemmüm caiz değildir", demişlerdir. Korku yüzünden suya gidemeyen kimse ile çok soğuk olduğu için suyu kullanmaktan endişe eden sağlam kimse hakkındaki ihtilâf ise, birincisini su bulamayana, ikincisini de hastaya kı­yas etmekte ihtilâf etmelerinden doğmuştur.

Hastaya teyemmüm etmeyi caiz görenler, ayrıca gusül ettiği için ölen yaralı hakkında varid olan hadis'e de dayanmışlardır. Cabir (r.a.)'den rivayet olunan bu hadis'e göre; Peygamber (s.a.s) Efendimiz bu adama meshetmeyi caiz görmüş ve ona gusletmesini söyleyenler hakkında

«Allah onları kahretsin, adamın ölümüne sebeb ol­muşlar» [8] demiştir.

Çok soğuk olduğu için suyu kullanmaktan endişe eden sağlam adamı, hastaya kıyas edenler de aynca, soğuk bir gecede kendisine cünüblük arız olan Amr b. As'ın teyemmüm ettiğine ve buna, "Kendinizi öldürmeyin. Muhakkak Allah, hakkınızda çok merha­metlidir " [9]

 âyet-i kerimesini oku­yarak delil gösterdiğine ve bunu duyan Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in de onun bu hareketini yadırgamadığına dair hadis'e dayanmaktadırlar. [10]

 

 

 10. Teyemrnüm'ün Caiz Olma Şartlan

 

Bu bab; teyemmümde niyet etmenin, teyemmümden önce suyu arama­nın ve namaz vakti girdikten sonra teyemmüm etmenin, teyemmümün sıh­hat şartlarından olup olmadığına dair üç mes'eîeden ibarettir. [11]

 

 

 1. Teyemmüm'deNiyet:

 

Cumhur "Teyemmüm'de niyet şarttır. Çünkü teyemmüm mânâ ve hik­meti bilinmeyen bir taabbüd (kulluk gereği) dür", demiştir. Yalnız, Züfer şâzz bir görüşte bulunup "Teyemmüm, niyete muhtaç değildir ve teyemmü­mün sıhhati için niyet şart değildir" demiştir. Bu görüş Evzâi ve Hasan b. Hayy'den de rivayet olunmaktadır, fakat zayıftır. [12]

 

 

 3. Su Aramak:

 

imam Mâlik ile İmam Şafii'ye göre teyemmümden önce suyu aramak şarttır ve îmam Ebû Hanife'ye göre şart değildir.

Bu ihtilâfın sebebi, teyemmüm eden kimse eğer suyu aramadan te­yemmüm ederse ona «Su bulamamıştır» denilirmi, denilmez mi, diye ihtilâf etmeleridir.

Doğrusu şudur ki: Eğer adam teyemmüm ederken, çevresinde su bulun­madığını kesin olarak biliyorsa -bunu ister aramakla, ister başka şekilde öğ­renmiş olsun- o adam su bulamamıştır, yok eğer suyun bulunmadığını kesin olarak bilmiyorsa, ona «Su bulamamıştır» denilemez. Bunun içindir ki, bir yerde birkaç sefer teyemmüm eden kimsenin her seferinde suyu araması şarttır demek, zayıf bir görüştür ve yalnız birinci seferinde araması şarttır de­mek ise, kuvvetli bir görüştür. [13]

 

 

3.  Namaz Vaktinin Girmesi:

 

Namaz vakti girdikten sonra teyemmüm etmenin, teyemmümün sıhhati için şart olup olmadığı hususuna gelince: Kimisi, Şarttır demiştir. Bu görü­şün sahibi imam Şafii ile İmam Mâlik'tir. Kimisi de: Şan değildir, demiştir. Bunu diyen de îmam Ebû Hanife, Zahirîler ve îmam Mâlik'in tabi'lerinden îbn Şa'ban'dır.

Bu ihtilâfın sebebi de şudur: Birinci görüşün sahipleri: «"Ey iman etmiş olanlar, namaza kalktığınızda.." [14] mealindeki:

âyet-i kerimesi de, namaza kalkılacağı zaman abdest almak ve eğer su bulunmazsa teyemmüm etmek emredilmiştir. Tabiidir ki, namaz vakti gir­meden namaza kalkılamaz. Bu nedenle, namaz vaktinin girmesi; abdestin ve teyemmümün sıhhati için şarttır. Fakat namaz vakti girmeden önce abdest al­manın caiz olduğu şeriatte başka delillerle sabittir. Teyemmüm ise, hakkın­da herhangi bir delil bulunmadığından âyetten anlaşılan hükmüyle kalmış­tır» derler.

İkinci görüş sahipleri de, bu âyette «Namaza kalktığınızda» tabiri «Bil­fiil namaza kalktığınızda» demek değil, «Namaz kılmak istediğinizde» de­mektir. Halbuki bu istek, namaz vakti girmeden önce de olur. Kaldı ki «Bilfi­il namaza kalktığınızda» demek olsa bile bundan ancak, namaza kalkılacağı zaman, abdest almanın veya teyemmüm etmenin vacib olduğu anlaşılır, da­ha önce alınan abdestin veya edilen teyemmümün- -eğer teyemmüm namaza kıyas edilmezse- caiz olmadığı anlaşılmaz» derler. Şu halde vakit girmeden edilen teyemmümün caiz olmadığını söyleyenler, teyemmümü namaza kı­yas ettikleri için bunu söylemişlerdir. Bu ise zayıf bir kıyastır. Çünkü teyem­mümün, namazdan çok, abdeste kıyas edilmesi daha uygundur. Bunu iyice düşün. Zira teyemmümün sıhhati için namaz vaktinin girmesini şart koşmak, teyemmümü vakitli ibadetlerden kılmaktır. Bu ise zayıf bir düşüncedir. Çün­kü ibâdetlere vakit tanımak ancak, sem'î (âyet ve hadis) delile bağlıdır. Son­ra; vakitten önce teyemmümün caiz olmadığını söylemek, ancak namaz vak­ti gelinceye kadar su bulacağını uman kimse hakkında olabilir ki, bu durum­da teyemmümün caiz olmaması vakitten önce olduğu için değil, daha namaz vakti olmadan suyun bulunabileceği ihtimali içindir. Zira bu adam. namaz vakti gelinceye kadar her an su bulabilir. Bunun içindir ki namaz vakti gel­dikten sonra da, bu mezhebte üç çeşit görüşte bulunulmuştur:

Kimisi, vaktin evvelinde; kimisi: ortasında, kimisi de: ancak sonunda teyemmüm edilebilir demiştir. Fakat bazı yerler vardır ki, kişi namaz vakti gelinceye kadar su bulamayacağım kesinlikle bilir, şayet bulsa da o zaman

teyemmümü bozulur, teyemmümün haddi zatında fasid olması lazım gel­mez Kaldı ki, su bulmak nasıl namaz vaktinden önce mümkünse, namaz vakti girdikten sonra da mümkündür. O halde vakitten önce ve vakitten sonra edilen teyemmümlere ayrı ayrı hükümler tanıyıp birincisine fasit ve ikincisi­ne caiz demek manasızdır. Böyle şeylere--elde sem'î bir delil bulunmazsa-ddilmemelidir. Kaldı ki vakit girmeden teyemmümün caiz olmaması suyu bulma ihtimalinden dolayı ise, teyemmümün ancak vaktin sonunda caiz ol­ması lâzım gelir. [15]

 

 

11. Teyemmüm'ün Şekli

 

Bu bab teyemmümün şekli ile ilgili üç ana mes'eleden ibarettir. [16]

 

 

1. Ellerin Sürülme Miktarı:

 

Fıkıh âlimleri;"O topraktan, yüzlerinize ve elle­rinize sürünüz" [17]âyet-ı kerimesinde ellerin toprağa sürülmesi emredilen miktarı hakkında dört çeşit görüş belirtmişlerdir.

Birinci görüş; abdestte vacib olan miktar ne ise teyemmümde de odur, yani dirseklere kadar sürmek vacibtir. Meşhur olan görüş budur ve bütün müctehidler de bunu söylemişlerdir.

İkinci görüş; Vacib olan, yalnız ellerdir. Bunu Zahiri mezhebi mücte-hidleri ile hadis uleması söylemişlerdir.

Üçüncü görüş: Vacib olan, ellerdir, fakat dirseklere kadar sünnettir. Bu da, İmam Mâlik'ten rivayet olunmuştur.

Şâzz olan dördüncü görüşe göre de, vacib olan omuzların başına kadar sürmektir. Bu da Zührî ve Muhammed b. Müslim'den rivayet olunmuştur.

Bu ihtilâfın sebebi, «EL» demek olan «YED» kelimesinin Arap di­linde üç mânâda kullanılmasıdır. Çünkü bu kelime kâh «EL» mânâsında kul­lanılmaktadır -ki en meşhurları budur-, kâh «EL» ve «BİLEĞİN İKİSİNE DE», kâh «EL, BİLEK ve KOLLARIN» tümüne denilmektedir.

İhtilâfın ikinci sebebi de, bu hususta varid olan hadis rivayetlerinin çeşitli olmasıdır. Çünkü değişik yollarla geldiği sabit olan Ammar (r.a.)'ın hadisinde, meşhurdur ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz kendisine,

«Ellerini yere vurman, sonra onlara üfleyip yüzüne ve avuçlarına sür­men kâfi gelir» buyurmuştur. İbn Ömer (r.a.)'den de Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in

«Teyemmüm iki vuruştur. Bir vuruş yüz içindir, bir vuruş da dirseklere kadar eller içindir» [18] buyurduğu rivayet olunmaktadır. Bu, ayrıca îbn Ab-bas [19] ve başkaları yolu [20] ile de rivayet olunmuştur.

Cumhur, teyemmümü abdeste kıyas ederek bu hadisleri Amrnar'ın ha­disine tercih etmiştir, Cumhûr'u, «YED» kelimesini, daha zahir olan EL mânâsından çıkarıp bu mânâ kadar zahir olmayan EL ve BİLEK mânâsına hamletmeğe sevk eden sebep de yine cumhûr'un bu kıyaslandır. YED keli­mesinin EL mânâsı ile EL ve BİLEK mânâsı arasında eşit olduğunu ve bu mânâlardan birinin diğerinden daha zahir olmadığını söyleyenler yanılmaktadırlar. Çünkü bu kelime her ne kadar müşterek ise de, EL mânâsında haki­kat olup diğer iki mânâda mecazdır. Hem sonra, müşterek olan her kelime mutlaka mücmel sayılmaz. Mücmel ancak, başlangıçta birden çok mânâya vaz'edilen kelimelerdir ve fıkıh âlimlerinin «Mücmel ile istidlal edilemez» dedikleri de bu kabil kelimelerdir. Bunun için biz de diyoruz ki:

En doğrusu, yalnız elleri meshetmenin vacib olmasıdır. Zira «YED» kelimesi EL mânâsında, ya diğer mânâlardan daha zahirdir, ya onlar gibidir. Eğer onlardan daha zahir ise, tabiidir ki onu almak lâzımdır. Eğer onlar gibi ise, Ammar'ın hadisi daha sabit olduğu için onu almak gerekir. Ne kıyası, ne de diğer hadisleri bu hadise tercih etmek için bir sebep yoktur. Çünkü bu ha­dis sabittir, diğerleri daha sübut bulmamıştır.

Omuzlara kadar meshetmenin vacib olduğu görüşü ise, bu hadisin bazı rivayetlerinde «Rasûtullah (s.a.s) ile beraber teyemmüm ettik, yüzlerimizi ve omuzlara kadar ellerimizi meshettik» [21]şeklindeki rivayete dayanmaktadır.

Bize kalırsa Ammar'ın hadisini vücuba ve diğer hadisleri mendubluğa hamletmek iyi bir yoldur. Çünkü fıkıhta söz sahibi olanlarca, hadisleri te'lif etmek birbirlerine tercih etmekten iyidir. Ne var ki hadislerin hepsi sıhhatli olduğu zaman ancak te'life gidilir. [22]

 

2. Teyemmüm Vuruşlarının Sayısı:

 

Teyemmümde elleri kaç defa toprağa vurmak lazımdırdiye ihtilâf ct-

mislerdir. Kimisi bir defa; kimisi, iki defa vurmak lâzımdır demiştir. İki defa vurmak lâzımdır diyenlerden de kimisi, -ki bunlar cumhûr'dur ve cumhur de­diğim zaman îmam Mâlik, îmam Şafii ve îmam Ebû Hamfe'nin içinde bu­lunduğu büyük çoğunluğu kastediyorum- bir vuruş yüz için, bir vuruş da el­ler içindir, kimisi de yüz ve ellerin her biri için ikişer vuruş gerekir demiştir.[23]

Bu ihtilâfın sebebi, bu husustaki âyette bir açıklık bulunmaması, ha­dislerin de birbirleriyle çelişmesi ve teyemmümün bütün yönleri ile abdest gibi olduğunda ittifak edilmemesidir. Ammar'ın hadisinde, yüz ve eller için bir vuruşun kâfi olduğu anlaşılmakta ise de, diğer hadislerde iki vuruş riva­yet olunmaktadır. Bunun için cumhur: teyemmüm de abdest gibidir diyerek diğer hadisleri Ammar'ın hadisine tercih etmiştir. [24]

 

 

 3. Toprağın Teyemmüm Organlarına Ulaştırılması:

 

îmam Şafii, îmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife'den ayrılarak toprağı te­yemmüm uzuvlarına ulaştırmanın vücubunu söylemiştir.

Bunun sebebi "O topraktan yüzlerinize ve ellerinize sürünüz"

âyet-i kerime'sindeki «MÎN» har­finden, ba'ziyet (parça) ve cinsin beyanı mânâlarından hangisinin murad ol­duğu kesin olarak bilinmemesidir. Ba'ziyet için olduğunu söyleyenler, top­rağın uzuvlara yetiştirilmesinin vacib olduğunu, cinsin beyanı içindir diyen­ler ise, vacib olmadığını söylemişlerdir. İmam Şâfü, teyemmümü abdeste kıyas ettiği için birinci mânâyı tercih etmiştir. Fakat gerek Ammar'ın hadisi, gerek Peygamber (s.a.s) Efendimizin ellerini duvara vurarak teyemmüm et­tiğine dair hadis, bu kıyas ile çelişmektedir. Çünkü Ammar'ın hadisinde, «Ellerine üfledikten sonra» kaydı bulunmaktadır

Şunu da bilmelisin ki, abdestte tertip ve muvâlâtın (aralıksız oluşun) vü-cubunda nasıl ihtilâf edilmişse, aynı ihtilâf teyemmümde de vardır ve orada­ki ihtilâfın sebepleri ne ise burda da sebepler aynıdır. Onun için bir daha tek­rar etmek manasızdır. [25]

 

12. Teyemmüm Yapılabilecek Maddeler

 

Bu bab, teyemmümün ne ile yapıldığı hakkındadır. Yalnız bir mes'elesi vardır. O da, fıkıh âlimlerinin toprakla teyemmüm etmenin caiz olduğunda ittifak, taş gibi yerin diğer madenleri ile teyemmüm etmenin caiz olmasında ise ihtilâf etmeleridir.                                                               '

îmam Şafii, halis topraktan başka herhangi bir madde ile teyemmüm et­mek caiz değildir demiştir.

îmam Mâlik ile tabileri îmam Mâlik'in meşhur olan kavlinde: "Çakıl-kum ve toprak gibi yerin cinsinden olan diğer maddelerle de caizdir", demiş­lerdir. îmam Ebû Hanife daha da ileri giderek "Hamam pudrası, zırnık, ces (ki­reç), çamur ve mermer gibi yerden çıkan her madde ile teyemmüm etmek ca­izdir", demiştir.

Cumhur, teyemmüm edilecek toprağın yer üzerinde olmasını şart koş­muş ise de, îmam Ahmed, elbise ve keçe gibi şeylerde bulunan tozlarla da te­yemmüm etmeyi caiz görmüştür. Bu ihtilâfın sebebi iki şeydir:

Biri, (toprak diye tercüme ettiğimiz âyetteki) SA'ÎD kelimesinin halis toprağa denildiği gibi, yerden çıkan her madene de denilmesidir. Hatta îmam Mâlik ile tabileri, YÜKSELİŞ mânâsım taşıyan SU'UD kökünden geldiği için SA'İD kelimesinden, ot, kar ve benzeri yerin üstünde yükselen şey ile te­yemmüm etmenin caiz olma hükmünü çıkarmışlardır. Bu zayıf bir görüş­tür.

İhtilâfın diğer sebebi de, bir hadisin bazı rivayetlerinde mutlak yer­yüzü ile bazılarında da yeryüzünün toprağı ile teyemmüm edilebileceğinin bildirilmiş olmasıdır.                                                           

Çünkü hadisin metni bir rivayete göre «Yeryüzü benim için namazgah vepaklayıcı kılınmıştır» [26] şeklindedir. Diğer bir rivayette ise,

«Yeryüzü benim için namazgah ve yeryüzünün toprağı da benim için paklayıcı kılınmıştır» [27] şeklindedir.

Fıkıh'ta söz sahibi olanlar da, mutlak mı mukayyede yoksa mukayyed mi mutlak'a hamledilir diye ihtilâf etmişlerdir. Aralarında meşhur olan gö­rüş, mukayyed'in mutlak'a hamledilmesidir. Halbuki bu görüşler tartışmaya açıktır.

Ebû Muhammed b. Hazm'in görüşü ise, mutlak'ın mukayyed'e hamle­dilmesidir. Çünkü mutlakta mukayyed'e nazaran fazla bir bilgi vardır. Mut-lakın mukayyed'e hamledilmesi iinrüşünde olup SAİD kelimesini toprağa hamledenler, halis topraktan ba^ka bir madde ile teyemmüm etmeyi caiz görmemişlerdir.

Mukayyed'i mutlak'a hamledip SAİD kelimesini yerin cinsinden olan maddeler mânâsında görenler kum ve çakıl gibi şeylerle de teyemmüm et­meyi caiz görmüşlerdir. Yerden çıkan her madde ile teyemmüm etmenin ce­vazı zayıf bir görüştür. Çünkü bunlar SAÎD kelimesinin şümulüne girme­mektedirler. Zira bu kelimenin şümulüne giren şeyler en çok, yer kelimesi şümulüne giren şeylerdir; hamam pudrası, zırnık, kar ve ot gibi şeyler bunun kapsamına girmez. YER kelimesinin şümulüne girmeyen maddeler SAÎD kelimesinin de şümulü dışındadırlar. Doğruyu bulmaya muvaffak kılan Cenâb-ı Allah'tır, Âyette geçen TAYYİB (güzel ve temiz) kelimesindeki müştereklik de bu ihtilâfın sebeplerinden birisidir. [28]

 

 

13. Teyemmümü Bozan Şeyler

 

Abdesti bozan şeylerin teyemmümü de bozduğunda ittifak eden fıkıh âlimleri, kişinin aynı teyemmüm ile ikinci bir namazı kılmak istemesi ve te­yemmüm ettikten sonra suyu bulması teyemmümü bozar mı, bozmaz mı di­ye iki mes'elede ihtilâf etmişlerdir. [29]

 

 

1. İkinci Namazı Kılmak:

 

İmam Mâlik: "Bir teyemmümle iki namaz kılınamaz, çünkü kişinin ikinci namazı kılmak isteyişi, teyemmümünü bozar", demiştir. Diğerleri bu görüşte ondan aynimi şiardır.

Bu ihtilâfın dayandığı temel iki şeydir. Biri, "Ey iman etmiş olanlar, namaza kalktığınızda..." [30] âyet-i kerimesi zahir olan mânâsında mıdır, yoksa "Uykudan namaza kalktığınızda" veyahut "Abdestsiz olarak namaza kalktığınızda" mânâsında olup âyetten bir kayıt hazfedilmiş midir, diye ihtilâf etmeleridir.

Ayetin zahir olan mânâsında olduğunu söyleyenler: "Ayet'in emrine göre, her namaza kalkıldığı zaman, abdest almak veya teyemmüm etmek lâzımdır. Abdestli olan kimsenin yeniden abdest almak zorunda olmadığı sünnet ile sabittir. Teyemmüm ise, hakkında herhangi bir delil bulunmadığı için, âyetten anlaşılan hükmü üzerinde kalmıştır. Binaenaleyh, buna göre; her namaz için yeniden teyemmüm etmek lâzım gelir", demişlerdir. Fakat imam Mâlik'in bir teyemmümle iki namaz kılınamayacağı görüşü buna da­yandırılmam alıdır. Çünkü îmam Mâlik -Muvatta'mda Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiği üzere- âyetten bir kaydın hazfedilmiş (kaldırılmış) olduğu gö­rüşündedir [31].

İhtilâfın ikinci sebebi, îmam Mâlik'in her namaz vakti girdikçe suyu aramanın vücubunu benimsemesidir. îmam Mâlik'in görüşüne bunu se­bep göstermek -yukarıda da geçtiği üzere- îmam Mâlik'in inanışına daha uy-, gundur.

Suyu aramanın tekrarını vacip görmeyen ve âyetten bir kaydın hazf edildiği görüşünde olanlar ise, ikinci namazı.kılma isteğinin teyemmümü bozmadığına ve dolayısı ile bir teyemmümle birden çok namaz kılınabileceğini benimsemişlerdir. [32]

 

2. SuBulmak:

 

Cumhur, "Su bulamadığı için teyemmüm eden kimsenin suyu bulması ile teyemmümü bozulur", demiştir. Kimiside; "Suyu bulmak teyemmümü bozmaz, teyemmüm de abdest gibi ancak abdesti bozan şeylerle bozulur", demiştir.

Bu ihtilâf, teyemmümde abdest ve gusül gibi abdestsizük vecünüblü-ğü kaldırır mı, yoksa, bunlan kaldırmayip sadece namaz kılmanın cevazım sağlayan bir ruhsat mıdır, diye ihtilâf etmelerinden doğmuştur. Teyemmüm cünüblük ve abdestsizliği kaldırır diyenler; suyu bulmak teyemmümü boz­maz demişlerdir. Teyemmümün cünüblük ve abdestsizliği kaldırmayan bir ruhsat olduğunu söyleyenler ise, suyu bulmanın teyemmümü bozduğunu be­nimsemişlerdir.

Cumhur, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den geldiği sabit olan «Yeryüzü benim için namazgah ve -su bulunmadığı müddetçe- paklayıcı olmuştur» hadisini kendi görüşüne delil yapmaktadır. Halbuki hadis, iki mânâ ihtimalini taşı­maktadır. Zira «Yeryüzü benim için -su bulunmadığı müddetçe- paklayıcı-dır» tabirinden, «Teyemmümle hâsıl olan paklanma, suyu bulmakla orta­dan kalkar» mânâsı nasıl anlaşılıyorsa, «Su bulunduğu zaman anlaşılır ki te­yemmümle paklanma hasıl olmamıştır» mânâsı da anlaşılabilir. Çünkü ha­disteki bu tabir «Teyemmümle hâsıl olan taharet, suyu bulmakla sona erer» mânâsını verebildiği gibi «Suyu bulmakla, taharetin tâ baştan hasıl olmadığı anlaşılır» mânâsım da verebilmektedir.

Cumhûr'un görüşüne delil olma bakımından bu hadisten ziyade, Ebû Said el-Hudrî'nin hadisi daha kuvvetlidir. Çünkü bu hadiste Peygamber (s.a.s) Efendimiz

 «Suyu bulduğun zaman onu cildine değdir» [33]diye buyurmuştur. Zira her ne kadar bu hadiste de yukarıda geçen mânâ ihtimali bulunuyorsa da, ketamcılann cumhûru'na göre bu hadisteki emir fevridir, 'yani suyu bulur bulmaz bu işi hemen yap, sa­kın yaptığın teyemmümle namaz kılma' demektir. Bunu düşün.

Suyu bulmanın teyemmümü bozduğunu söyleyen îmam Şafii "Teyem­müm abdestsizlik ve cünübliiğü kaldırmaz, cünübün veya abdestsiz olan kimseye sadece namaz kılma cevazını sağlar", demiştir. Fakat bu, mânâsız" bir şeydir. Çünkü Cenâb-ı Allah teyemmüme de taharet adını vermiştir.

îmam Mâlik'in arkadaşlarından bir grup da, îmam Şafii'nin bu görüşüne katilmiş ve "Teyemmüm, cünüblükle abdestliği gidermez. Eğer gidermiş ol­saydı abdesti bozan şeylerden başka bir şey teyemmümü bozmamalı idi demişlerdir. Buna cevab olarak deriz ki: Teyemmüm de gusül ve abdest gibi bir taharettir. Fakat suyun bulunması ile bozulduğunu söyleyenlere göre suyu bulmak teyemmüme mahsus bir bozucu sebeptir.

Suyu bulmak teyemmümü bozar diyenler, namaz kılmadan önce suyu bulmanın teyemmümü bozduğunda ittifak etmişlerse de, namaza başladık­tan sonra teyemmümü bozup bozmadığında ihtilâf etmişlerdir:

imam Mâlik, îmam Şafii ve îmam Dâvûd, "Namaza başlandıktan sonra su bulunursa teyemmüm bozulmaz", demişlerdir.

îmam Ebû Hanife ile îmam Ahmed ise "Namaza başlandıktan sonra da olsa, teyemmüm bozulur", demişlerdir. Bu görüş, usûle daha uygun bir gö­rüştür. Çünkü tahareti, namaz dışında bozan ve fakat içinde bozmayan bir şeyin bulunması, şeriata uygun değildir. Nitekim, namaz içinde gülmenin abdesti bozduğunu ve dışında bozmadığım söyleyen îmam Ebû Hanife'nin bu görüşü, hadise dayandığı halde, (diğer âlimlerce) yadırganmıştır. Bunu iyice düşün, zira açık bir şeydir. Bu görüşte, her ne kadar

"Amellerinizi bozmayınız" [34] âyet-i kerimesi­nin zahiri ile ihtİcac edilmiş (delil getirilmiş) ise de bu âyet bu görüşe delil olamaz. Çünkü namaz içinde suyu bulan kimse, kendi isteği ile namazını bozmuyor ki bu âyetin emrine muhatab olan kimselere dahil olsun. Belki elinde olmayan bir sebeple -ki suyun bulunmasıdır- namazı bozulur. [35]

                      

14. Sahih veya Mübahlığında Teyemmüm Şart Olan îşler:

 

Cumhur; -namaz, mushaf-ı şerife dokunmak ve tavaf gibi- abdestsiz olarak yapılması caiz olmayan bütün şeylerin teyemmümle de caiz olduğu görüşünde ittifak etmiş, ancak bir teyemmümle bir kereden fazla namaz kılmanın caiz olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.

îmam Mâlik'in mezhebinde meşhur olan görüş, bir teyemmümle iki farz namazın kılınamayacağıdır. İmam Mâlik'in, iki kaza namazı hakkında ise, hem caizdir, hem değildir diye iki görüşü vardır. Biri farz, diğeri sünnet olan iki namaz hakkında ise, meşhur olan görüşü, eğer Önce farz kılınırsa caiz olduğu, önce sünnet kılınırsa caiz olmadığıdır.

B u ihtilâf da -yukarıda geçtiği gibi- ya âyet-i kerime'nin zahirine göre her namaz için teyemmüm etmenin, ya her namaz vakti girince abdest için su aramasının gerekip gerekmediğine dair iki ihtilâfın birinden veya her ikisin­den ileri gelmiştir. [36]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/163.

[2] Mâide, 5/6.

[3] Buhârî, Teyemmüm, 7/4, no: 338; Müslim, Ilayd, 3/28, no: 368.

 

[4] Müslim, Ilayd, 3/28, no: 368.

[5] Buhârî, Teyemmüm, 7/6, no: 344.

[6] Buhârî, TeyemmUm, 7/1, no: 335; Müslim, Mesâcid, 5, no: 521.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/165-167

[8] n\ kvV*&İû' Tahâret^ M27, no: 336; Dârakulnî, 1/189, no: 3. KA)

[9] Nısa4/29

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/169-170.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171.

[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171

[14] Mâide,5/6.                                                                           

 

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/172-173.

[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/174-175.

[17] Mâidc,5/6

[18] Dârakutnl, 1/180, no: 16; Hâkim, 1/179.            

[19] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/123, no: 320; Tahftvı, $erhu Meanı l-

[20] Dârakutnî, 1/181, no: 22; Hâkim, 2/180; Beyhâkî, 1/207.

[21] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/123, no: 318.

[22] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/175-176.

[23] bkz. İbn Abdilberr, Istizkâr, 2/12-13.

[24] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/176.

[25] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/177-178.

[26] Buhârî, Teyemmüm, 7/1, no: 335; Müslim, Mesâcid, 50, no: 521.

[27] Müslim, Mesâcid, 5, no: 522; Tayâlisî, 56, no: 418; Bcyhâkî, 1/213.

[28] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/179.

[29] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/179-180.

[30] Mâide,5/6.

[31] Hanefi mezhebine göre, teyemmümle İstenildiği kadar farz ve nafile namaz kıhnabi-lir.

[32] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/180-181.

[33] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/125, no: 332; Tirmizî, Taharet, 1/92, no: 124.

[34] Muhammed, 47/33.

[35] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/183.

[36] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/185.