37 ŞUF'A (Onalım) KİTABI 2

122. Şuf a'nm Hükmü ve Rükünleri 2

1.Şuf a Hakkına Sahip Olanlar: 2

2.Şuf a Konusu Mallar: 3

3. Satın Aldığı Malda Başkasının Şufa Hakkı Bulunan Kişi (Mesfû Aleyh): 3

4.Şufa Hakkının Alınması: 4

A- Bedel ve Peşinlîk-Vadelilik: 4

B- AlınacakMiktar: 4

1. Şufa Konusu Malın Bölüşümü: 5

2. Mirasçı Ortakların Şufa Hakkı: 5

C- AlınmaZamanı: 6

123. Şuf a'nın Hükümleri 6

1.Şuf a Hakkında Mirasçılık: 6

2. Şuf a Hakkında Sorumluluk: 6

3. Alıcının Gayrimenkul Tassarrufu. 6

4. Şuf’a Anlaşmazlıkları 7


37 ŞUF'A (Onalım) KİTABI

 

Şuf a'ya dair bahsimiz iki bölüme aynlmaktadır. Birinci bölüm, Şuf a hükmünün sübutu ile Şuf a'nın rükünleri, ikinci bölüm de, Şuf a'nın hüküm­leri hakkındadır. [1]

 

 

122. Şuf a'nm Hükmü ve Rükünleri

 

Şuf a hakkında, sıhhati sabit hadisler bulunduğu için Şuf a hükmünün sübutunda bütün İslâm uleması müttefiktirler.

Şuf a'nın rükünleri ise -Şuf a hakkına sahip olan kimse, Şuf a hakkının bulunduğu mal, satmaldığı malda başkasının Şuf a hakkı bulunan kimse ve Şuf a hakkını alma keyfiyeti olmak üzere- dörttür. [2]

 

 

1.Şuf a Hakkına Sahip Olanlar:

 

îmam Mâlik, İmam Şâfıî ve Medine fukahası, Şuf a hakkına sadece satı­lan malda ortak olup bilfiil hissesi bulunan kimsenin sahip bulunduğu, bun­dan başka hiç kimsenin Şuf a hakkına sahip olmadığı görüşündedirler.

Irak uleması ise «Şuf a hakkı, satılan malda bilfiil hissesi bulunan kim­seye mahsus değildir.

Satılan malda daha önce ortak olup, satıştan önce mal sahibi ile paylaşıp kendi hissesini malda ayırarak aralarına sınır koyan kimseyle, satılan malın bitişik komşusu da Şuf a hakkına sahiptirler. Ancak bunlar, satılan malda bilfiil hissesi bulunan kimseden sonra gelmektedirler. Önce bilfiil hissesi bulunan kimse bu hakka sahiptir. Ne zaman ki kendisi bu hakkından vazge­çerse, o zaman sıra, satılan malda daha Önce hissesi bulunup da mal sahibi ile paylaşarak kendi hissesi ile malın arasına sınır koyan kimseye gelir. O da bu hakkından vazgeçtikten sonra, bu sefer malın bitişik komşusu bu hakka sa­hip olur» demişlerdir.

Medine fukahasının delili, İbn Şihâb'ın Ebû Seleme b. Abdurrahman ile Said b. el-Müseyyeb'den mürsel olarak rivayet ettiği,

«Peygamber Efendimiz ortaklar arasında henüz paylaşılmayan malda Şuf a hakkının bulunduğuna hükmeti. Fakat paylaşılıp hisseler arasına sı­nırlar kondu mu, artık Şuf a yoktur» [3] mealindeki hadistir.

Medine fukahası ayrıca Müslim, Tirmizi ve Ebû Davud'un Câbir

(r.a.)'den aynı mealde rivayet ettikleri hadise de dayanmışlardır [4].

İmam Ahmed de «Ma'mer'in Zührî'den ve Zühri'nin de Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan rivayet ettiği hadis Şuf a hakkında rivayet olunan hadisle­rin en sahihidİD> diyordu.

Ibn Maîn de, «Bu konuda en hoşuma giden hadis, İmam Mâlik'in mür-selidir. Zira îmam Mâlik onu îbn Şihâb'tan mevkuf olarak rivayet etmiştir» demiştir. Bu hadis, Muvatta'dan başka yerlerde îmam Mâlik ve îbn Şihâb tarikiyle Ebû Hüreyre (r.a.)'den de rivayet olunmuştur.

Medine fukahasınm bu rivayetlerindeki delili, bu rivayetlerde geçen «Hisseler arasında sınır tayin edildi mi, artık Şuf a yoktur» sözüdür. Zira tak­sim edilen akarda eski ortağın Şuf a hakkı olmayınca, ortağı olmayıp sadece komşusu bulunan kimsenin akarda Şuf a hakkına sahip olmaması öncelikle lazım gelir.

Irak uleması da Ebû Râfî'nin Peygamber Efendimiz'den, i ,' i    "'

«Kişinin malı herkesten çok komşusunun hakkı­dır» [5]buyurduğunu rivayet ettiği hadise dayanmışlardır, ki bu hadisin sıh­hatinde ittifak vardır. Tirmizî ile Ebû Dâvûd da Peygamber Efendimiz'in,

«Ev komşusu, komşunun evini almakta herkesten daha çok hak sahibidir» [6] buyurduğunu rivayet etmişler ve Tir­mizî de, hadis «Sahihtir» demiştir.

Irak uleması aklî yönden de, «Ortağa Şuf a hakkını tanımaktan gaye, or­taklıkta karşılaşılan güçlük ve huzursuzluğu önlemek olduğuna göre, bu se­bep, komşulukta da bulunduğu için, ortaklık hükmünün komşuluğa da veril­mesi gerekir» demişlerdir.

Medine uleması da «Komşulukta çekilen huzursuzluk, ortaklığın hu­zursuzluğu kadar değildir» diyebilirler. Kısacası Mâlikîlerin delili şu şekilde özetlenir: «Hiç kimsenin malı, rızası olmadan ve zorla elinden alınamadığına göre, herhangi bir şeyi satın alan kimsenin de satın aldığı şeyi -malı oldu­ğu için- elinden almanın -kesin bir delil bulunmadıkça- caiz olmaması lazım gelir, ki burada kesin delil yoktur. Çünkü bu konudaki deliller birbirleriyle çatışmaktadırlar. Şu halde usulün gerektirdiği hükmü tercih etmek gerekli­dir».

Bu her iki görüşe de, ashâb ve tabiînden katılanlar olmuştur. Irak fuka-hasmdan önce Irak'ta yerleşen tabiîler Irak fukahasının görüşünü, Medine fukahasından önce Medine'de oturan ashâb da Medine fukahasının görüşünü söylemişlerdir. [7]

 

2.Şuf a Konusu Mallar:

 

İslâm uleması -ev, dükkan, tarla gibi- akarlarda Şuf a hakkı bulundu­ğunda müttefik iseler de, diğer mallarda da Şuf a hakkı olup olmadığında ih­tilaf etmişlerdir.

MâliH mezhebinin hülâsası, Şuf a hakkının üç çeşit malda bulunduğu merkezindedir;

1- Ev, dükkan, bağ, bahçe gibi bizzat maksut olan gayri menkuller,

2- Gayri menkul olan ve fakat -kuyu, hurma ağacı köklerinin dikili bu­lunduğu ortaklı ve taksim edilmemiş tarlalar gibi- bizzat maksut olmayıp maksut olan mallara tabi olan gayri menkuller,

3- Meyvalar gibi bu gayri menkullerden üretilen mallar. Fakat İmam Mâlik'ten, bu üçüncü çeşit mallar hakkında iki rivayet gelmiştir. Tarlayı, ek­mek için kiralamak ve köle ile kitabet akdini yapmak da bunun gibidir.

İmam Mâlik'ten, hamam ve değirmende de Şuf a hakkı bulunup bulun­madığında değişik görüşler rivayet olunmuştur. Bunların dışında kalan mal­larda ise ki taşınılan eşya ve hayvanlardır- İmam Mâlik'e göre Şuf a yoktur. İmam Mâlik'e göre Şuf a, yol ve ev arsalarında da yoktur.

İmam Mâlik'ten, «Kiraya verilen evlerde, bakıma verilen bağ ve bahçe­lerde, başkasına verilen borçlarda da Şuf a var mıdır, yok mudur? Yani borç­lu olan kimse, o borca daha müstehak mıdır, değil midir?" diye iki rivayet gelmiştir.

Kendisi ile kitabet akdi yapılan köle hakkında da aynı ihtilaf vardır. Ömer b. Abdülaziz, bulunduğu görüşündedir.

Rivayete göre Peygamber Efendimiz borçta Şuf a ile hükmetmiştir [8] İmam Mâlik'in tabilerinden Eşheb buna katılır. Îbnu'I-Kasım ise «Borçta Şuf a yoktur» demiştir.

Fakat İbnu'l-Kasım ile Eşheb, kitabet akdinde Şuf a hakkının bulundu­ğunda -köle azatîama fazilet olduğu için- ihtilaf etmemişlerdir.

İslâm fukahasının cumhuru, Şuf anın gayrimenkul mallara mahsus ol­duğu görüşünde iseler de, bir cemaat «Ölçülen ve tartılan şeylerden başka, her malda Şuf a vardır» demiştir. İmam Ebû Hanife de «Kuyu ve döl hayva­nında Şuf a yoktur. Fakat arsa ve yollarda vardır» demiştir, imam Şafiî de, ar­sa, yol ve kuyularda imam Mâlik'e uymuşsa da, îmam Ebû Hanife ile birlikte meyvalarda onun görüşüne katılmamışlardır.

Şuf anın gayrimenkul mallara mahsus olduğunu söyleyen cumhurun delili Peygamber Efendimiz'in buyurduğu sabit olan,

«Şuf a hakkı ancak taksim edilmeyen mallarda vardır. Mallar taksim edilip de, hisseler arasında sınır tayin edildikten ve yollar yapıldıktan sonra artık Şufa yoktur» [9] hadisidir. Zira bu ifadeden, Şuf anın taksim edilebilen mallara mahsus olduğu mânâsı çıkar. Peygamber Efendimiz sanki, «Şufa taksim edilebilen mallarda, taksim edilmeyinceye kadar vardır» buyurmuş­tur. Bu ise, Delilü'l-Hitâb yolu ile yapılan bir istidlaldir. Delilü'l-Hitab ile edilen istidlallann sıhhatinde ise, her ne kadar İslâm fııkahası.ihtilaf.etmiş­lerse de, burada Delilü'l-Hitab ile istidlal etmenin sıhhatinde müttefiktir­ler.

Şuf anın her şeyde bulunduğunu söyleyenler de, Tirmizî'nin îbn Abbas (r.a.)'dan Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,

«Satılan malda ortak kişi, o malda Şufa hakkına sahiptir ve Şufa her şeyde vardır» [10] hadisi \\c istidlal etmişlerdir. Bunlar aynca, «Ortak ve komşular arasındaki anlaşmazlık,,her ne kadar gayrimenkul malların ortaklıkları komşuluğunda daha açık ise de, her şeyde vardır» demişlerdir. îmam Mâlik de bunu düşünerek gayrimenkul mallara tabi olan şeyleri gayrimenkul malların yerine koymuştur.

«Kuyularda Şufa yoktur» diyen Ebû Hanife ise, rivayet olunan,

«Hiçbir kuyuda Şufa yoktur» [11] hadisi ile istidlal et­miştir. İmam Mâlik ise, bu hadisi sahipsiz yerlerde açılan çöl kuyularına hamlederek, «Herhangi bir kimsenin mülkü içinde olan kuyular hakkında değildir» demiştir. [12]

 

3. Satın Aldığı Malda Başkasının Şufa Hakkı Bulunan Kişi (Mesfû Aleyh):

 

Satın aldığı malda başkasının Şufa hakkı bulunan kimseye gelince: Ulema, ortaklı veyahut -komşuya da şufa hakkı vardır, diyenlere göre- biti­şik komşusu bulunan bir gayrimenkulu satın alma yolu ile iktisab eden kimse aleyhine Şufa davası açılabildiğinde müttefiktirler.

Fakat satın alma yolu ile değil de -hibe gibi- bir başka yolla iktisab eden kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik'ten gelen meşhur rivayete göre şufa ancak -satış, sulh, kadın mehri, cinayetlerin diyeti ve benzeriikti-sablarda ise, şufa yoktur, imam Şafiî de buna katılır. îmam Mâlik'ten gelen ikinci rivayete göre ise -ister bedelli, ister hibe ve sadaka gibi bedelsiz olsun-bütün iktisablarda şufa vardır. Ancak bedelsiz iktisablardan miras müstesnadir. Zira miras yolu ile edilen iktisabda Şufa bulunmadığında bütün fuka-ha müttefiktirler. Hanefilere göre ise, satıştan başka bir şeyde şufa yok­tur.

Hanefilerin delili hadislerin zahiridir. Çünkü hadislerin zahirinden «Şufa ancak satılan malda vardır» diye anlaşılmaktadır. Hatta hadisler bu hususta hassastırlar. Zira bazı hadislerde,

«Ortağından muvafakat almadan satmasın» [13]diye geçmektedir.'

Mâlikîler ise, bedelli iktisablann hepsini satışa kıyas etmişlerdir. îmam Mâlik'ten gelen ikinci rivayet de, şufa ile önlenmesi istenen huzursuzluğun bedelsiz iktisablarda da bulunduğu düşüncesine dayanmaktadır.

Ulema müttefiktirler ki, muhayyerlik şarû ile satılan bir malda, satış ke­sinleşmedikçe şuf anın vacib olmadığında müttefik iseler de, muhayyerlik yetkisinin yalnız alıcıya verilmiş olması halinde şufanın vacip olup olmadı­ğında ihtilaf etmişlerdir. İmam Şâfıî ile Küfe fukahası, «Şufa vacib olur. Çünkü satıcı kendi mülkiyetinden malı kesinlikle çıkarmıştır.» demişlerdir. Kimisi de «Vacib olmaz. Çünkü alıcı, ziyana uğramasından sorumlu değildir» demiştir. İmam Mâlik in tabilerinden bir cemaat bu görüştedirler.

Ortaklardan birinin tarladaki hissesini bir başka tarla ile değiştirmesi halinde de şufa var mıdır, yok mudur diye ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik'ten bu hususta üç rivayet gelmiştir. Bir rivayete göre İmam Mâlik «Vardır» bir rivayete göre «Yoktur» , bir rivayete göre de «Değiştirme işi or­taklar arasında olursa yoktur. Yabancılar arasında olursa' vardır» demişler­dir. [14]

 

4.Şufa Hakkının Alınması:

 

Bu rükne dair konuşmamız Şufa hakkına sahip olan kimse, satılan mali ne ile, ne kadar ve ne zaman alabilir diye- üç konudan ibarettir. [15]

 

A- Bedel ve Peşinlîk-Vadelilik:

 

Ulema, Şufa hakkına sahib olan kimsenin, peşin bedelle satılan malı sa­tıldığı aynı bedelle almak zorunda olduğunda müttefik iseler de, vadeli satı­lan malı yine aynı bedel ve vadeyle mi, yoksa aynı bedel ve fakat peşin ola­rak mı veyahut hangisini isterse onunla mı alır diye ihtilaf etmişlerdir.

îmam Mâlik, «Eğer zengin ise veyahut zengin bir kefil getirirse yine ay-

ni bedel ve vade ile alabilir» demiştir. İmam Şafiî de, «Şuf a hakkına sahip olan kimse muhayyerdir. Bedeli peşin vermek isterse şuf a peşinleşir, vade­ye bırakmak isterse vadesi gelinceye kadar vadeli olur» demiştir ki bu görüş aynı zamanda Küfe fukahasının da görüşüdür. Süfyan Sevrî ise, «Peşin be­delle almak zorundadır. Çünkü mal sahibinin uhdesinden çıkıp alıcının uh­desine geçtiği için, bir ziyana uğradığı takdirde ihtilafa sebeb olur» demiş­tir.

«Şuf a -satıştan başka- diğer bedelli iktisablarda da vardır» diyenler, «Eğer bedelin -hulû'da verilen karşılık gibi- belli bir miktarı yoksa, Şuf a hakkına sahip olan kimse malın kıymetini vererek malı alır. Eğer -para veya­hut ölçülen veya tartılan bir şey olmamakla beraber- kıymetlendirilmesi mümkün olan bir şeyse, o şeyin kıymetini.vererek malı alır. Eğer bedel, şeri­atça miktarı belirtilmiş bir şey ise, o belirtilmiş olan miktarı vererek malı alır. Mesela; Eğer kişi, herhangi bir kimsenin başını kırdığı için ona diyet olarak, gayrimenkuldeki hissesini vermiş ise, -baş kırmanın diyet miktarı yaranın durumuna göre şeriatça belirtilmiş olduğu için -gayrimenkule ortak olan kimse, şeriatın belirtmiş olduğu miktarı vererek ondaki hisseyi kendisi alır» demişlerdir. [16]

 

B- AlınacakMiktar:

 

Malın ne kadarını alabilir konusuna gelince; Şuf a hakkına sahip olan kimse ya bir kişidir, ya birden çok kişilerdir. Bu her iki durumda da malı satın alan kimse de ya bir kişidir, ya birden çok kişilerdir.

Eğer hem Şuf a hakkında sahip olan, hem malı satın alan, birer kişi ise­ler, Şuf a hakkına sahip ojan kimsenin ya malın hepsini almak, ya Şuf a hak­kından vazgeçmek zorunda olduğunda ihtilaf yoktur.

Fakat eğer malı satın alan kimse, bir, kişi olup da Şuf a hakkına sahip olanlar birden çok kişiler olursa, o zaman fukaha buna ilişkin iki mes'elede ihtilaf etmişlerdir:

1- Şufa hakkına sahip olanların, Şuf a ile aldıkları malı aralarında ne şe­kilde taksim etmeleri gerekir?

2- Her birinin maldaki otaklığımn sebebi -mesela irsen kendilerine ka­lan tarlanın, kimine, asabe, kimine de, sehim (pay) olduğu için kalması hali gibi -ayrı olursa, birbirini şufa hakkından düşürürler mi düşürmezler mi? [17]

 

1. Şufa Konusu Malın Bölüşümü:

 

îmam Mâlik, İmam Şafiî ve Medine fukahasının cumhuru, «Ana malda

herkesin hissesi ne kadarsa, Şufa ile aldıkları malı da ona göre aralarında paylaşırlar. Mesela: Ana maldaki hissesi üçtebir olan kimse, Şufa ile aldık­ları malın üçtebirini, ana maldaki hissesi dörtte bir olan kimse de, Şufa ile al­dıkları malın dörtte birini alır» demişlerdir. Küfe fukahası ise, «Ana maldaki hisse miktarları ne olursa olsun, Şufa ile aldıkları malı aralarında eşit olarak paylaşırlar. Hissesi çok az olanlar bunda eşittirler» demişlerdir.

Medine fukahasının görüşü, «Şufa, vücubu ana maldaki mülkiyete da­yanan hak olduğuna göre, maldaki mülkiyetlerinin, oranı ne ise, Şufa ile al­dıkları malın ona göre tevzi' edilmesi lazım gelir. Nasıl ki kiraya yerilen or­taklı malın kirası ortakların maldaki hisselerine göre ve işletilmekte olan or­taklı sermayenin kârı da ortakların sermayedeki hisselerine göre tevzi edilir. Ayrıca Şufa, ortaklıkta sık sık görülen anlaşmazlık zararını önlemek için vaz' edilen bir hükümdür. Anlaşmazlığın zararını ise, herkes eşit miktarda değil, maldaki hissesine göre görmüş olur. O halde Şufa ile aldıkları mal da ona göre aralarında tevzi edilmelidir» yargısına dayanmaktadır. Hanefiler ise, «Şufa, ana maldaki mülkiyete dayanan ve ana maldaki hisselerin çokluk ve azlığı ile değişmeyen, yani ana maldaki hisse az da olsa, çok da olsa, vacib olan bir haktır. O halde ana maldaki hisselerin miktarı ne olursa olsun, Şufa ile aldıkları malı aralarında eşit olarak tevzi etmeleri gerekir» demişlerdir. Bunlar herhalde bunu da, birkaç ortak arasında müşterek olup da, bir ortağın kendi hissesini azatladığı köleye kıyaz etmişlerdir. Zira bir ortak kendi hisse­sini azatladığı zaman, diğer ortakların hisseleri de -azlık ve çokluklarına ba­kılmaksızın- azatlarniş olurlar. [18]

 

2. Mirasçı Ortakların Şufa Hakkı:

 

Ulema, asabe olan ortaklar, sehim (pay) sahibi olan ortaklarla birlikte Şuf aya girerler mi, girmezler mi diye ihtilaf etmişlerdir.

İmam Mâlik «Sehim sahibi olan ortaklardan biri hissesini sattığı zaman diğer sehim sahibi olan ortaklar, asabe olan ortaklardan daha önce Şuf a'ya hak sahibi olup asabe olan ortaklar onlarla birlikte Şuf a'ya girmezler. Fakat sehim sahibi olan ortaklar asabe olan ortaklarla birlikte Şuf a'ya girerler. Me­sela: İki kızı ve iki amcaoğlu bulunan bir kimse ölüp de kendisinden bir tarla kaldığı zaman, eğer kızlarından biri hissesini satarsa, amcaoğullan değil, di­ğer kızı satılan hissede Şufa hakkına sahiptir. Fakat eğer amcaoğullan ndan biri hissesini satarsa, iki kız da diğer amcaoğlu ile birlikte, satılan hissenin Şuf a'smda ortaktırlar» demiştir, ki İbnu'l-Kasım da bu görüştedir. Küfe fu­kahası ise, «Ne sehim sahibi olan ortaklar asabe olan ortaklarla, ne de asabe olan ortaklar sehim sahibi olan ortaklarla Şuf a'ya girerler. Ancak sehim sa­hibi olan ortaklar birbirleriyle birlikte Şuf a'ya girerler» demişlerdir. Eşhebde bu görüştedir. İmam Şafiî de iki kavlinden birinde, «Ortaklar ister sehim sahibi, ister asabe olsunlar, birbirleriyle birlikte Şuf a'ya girerler» demiştir. İmam Şafiî'nin tabılerinden Müzem, onun bu gömşünü benimsemiştir, aynı zamanda İmam Mâlik'in tabilerinden Muğire de buna katılır.

îmam Şafiî, Peygamber Efendimizin asabe ile sehim sahibi olan ortak­lar arasında -aralarında ayırım yapmaksızın- Şuf a ile hükmetmesine dayan­mıştır. Sehim sahibi ortaklan asabe ortaklardan ayıranlar ise, bu iki sınıf or­taklığı, ayrı ayn sebeblerden ileri geldiği için, ayn ayrı mallardaki ortaklık­lara kıyas etmişlerdir. Sehim sahibi olan ortaklara ortak kılmayanlar ise, kı­yasa uymayan bir istihsan yapmışlardır. Bu istihsanm sebebi de, sehim sahi­bi olanların mirasta asabeden önce gelmeleridir.

Malı satın alanlar iki veyahut ikiden çok kişiler olup da Şuf a hakkına sahip olan kimsenin, bunların birisinden almak, diğerinden almamak isten­mesi haline gelince:

İbnu'İ-Kasım «Ya ikisinden de alır, ya hakkından vazgeçer», İmam Ebû Hanife ile tabileri ve İmam Şafiî ise, «Hangisinden isterse alabilir» demişler­dir, ki Eşheb de bu görüştedir. Fakat üç ortaktan ikisi hisselerini satıp da üçüncü ortak yalnız birisinin hissesini almak isterse, İmam Ebû Hanife: «Ca­iz değildir», İmam Şafiî «Caizdir» demiştir.

Satılan malın ortaklan birden çok olup da, bu ortaklardan yalnız biri Şuf a hakkını kullanmak ister ve diğerleri de kendi haklarını ona verirlerse, cumhyr «Alıcı ona 'Ya hepsinin hissesini alırsın, ya hiç almazsın' diyebilir ve eğer alıcı muvafakat etmezse, Şuf a'y1 parçalayıp yalnız kendi hissesini is­teyemez» demiştir

İmam Mâlik'in tabilerinden Asbağ da, «Eğer diğer ortaklar alıcıya acı­yarak ondan almak istemezlerse, Şuf a hakkına sahib olan kimse, yalnız ken­di hissesini alabilir» demiştir.

Mâlikî uleması müttefiktirler ki satış sırasında ortaklardan biri hazır bu­lunmazsa, diğeri yalnız kendi hissesini isteyemez. Hazır olmayanın da ister­se hissesini alır, isterse almaz. [19]

 

C- AlınmaZamanı:

 

Şuf a hakkının ne zaman alınabildiği konusuna gelince: Şuf a hakkına sahib olan kimsenin iki hali vardır: Ya satış sırasında ha­zırdır, ya değildir. Eğer hazır değilse, ortağın kendi hissesini sattığını işitme­diği sürece Şuf a hakkının düşmediğinde müttefiktirler. Ancak henüz gelme­mişken işittiği zaman eğer bir şey söylemezse Şuf a hakkı düşer mi, düşmez mi diye ihtilaf etmişlerdir. Kimisi düşer, kimisi düşmez demiştir, ki İmam Mâlik'in görüşü budur.

usûlüne daha uygundur. Çünkü îmanı Şafiî'ye göre herhangi bir kimsenin söylemediği bir sözü ~o söze razı olduğunu gösteren belirtiler bulunsa bile-söylediği iddia edilemez. Fakat îmam Şafiî kanaatimce hadise dayanmış­tır.                                                                                                   .

Şuf a'nın sıhhatini gerektiren rükün ve şartlarına dair konuşmamız işte bu kadardır. Şimdi de sıra Şuf a'nın hükümleri hakkında konuşmaya gelmiş bulunmaktadır. [20]

 

123. Şuf a'nın Hükümleri

 

Bu hükümler çoktur. Fakat biz sadece Fukaha arasında ihtilaflı bulunan meşhur hükümleri ele alacağız. [21]

 

1.Şuf a Hakkında Mirasçılık:

 

Bu hükümlerden biri, Şuf a hakkının, adamın ölümü ile varislerine ka­lıp kalmadığı meselesidir.

Küfe fukahası «Şuf a hakkı -satılamadığı gibi- sahibinin ölümüyle va­rislerine de kalmaz» demişlerdir.

İmam Mâlik ile Hicaz uleması ise, Şuf a'yı mallara kıyas ederek, «Şuf a hakkı da sahibinin ölümüyle varislere kalan bir şeydir» demişlerdir. Bu gibi mes'elelerde ihtilafın sebebi, kusurlu görülen malın sahibine geri verilebildiği meselesine dair bahsimizde geçti. [22]

 

2. Şuf a Hakkında Sorumluluk:

 

Biri de, Şuf a hakkına sahip olan kimsenin uhdesinin, alıcıya mı, satıcı­ya mı ait olduğu mes'elesidir.

İmam Mâlik ile İmam Şafiî, «Alıcıya aittir», İbn Ebı Leylâ da «Satıcıya aittir» demişlerdir. İmam Mâlik «Çünkü akid tamam olduktan ve mal alıcı­nın mülkiyetine girdikten sonra Şuf a hak olur. Bunun için alıcıya ait olması lazım gelir» demiştir.

İkinci grup da, «Şuf a, bizzat malın satışı ile hak olur. Bunun için, yapı­lan satış akdi Şuf a ile bozulup Şuf a'nın kendisi, satıcı ile bir yeni satış akdi olur» demişlerdir.

Ulemadan, İkâle'nin yeni bir satış akdi olduğunu söyleyenler ile, eski satış akdinin feshi olduğunu söyleyenlerin her iki grubu da, ikâle ile Şuf a hakkının düşmediği hususunda müttefiktirler. Fakat İmam Mâlik'in tabileri Şuf a hakkına sahip olan kimsenin uhdesi, îkâle'de alıcıya mı aittir, yoksa Şuf a hakkına sahip olan kimse bu hususta muhayyer midir diye ihtilaf etmiş- elerdir JI

şen"bir -hafeka^S&}) olamam»- imam  ŞŞâfâîile İmaasiMû Hanife ise-^Alıcı. gayrimerikıdîde-'esee meydan Srgetirmek-; 16 kasım jşlerah|ş:âikırİ-~0nun içiitŞiaf a hakkına- sahiî^el^ii-idmse, eseört yerin-

 bile-n--kimsenin

EKSİK.

 

3. Alıcının Gayrimenkul Tassarrufu.

 

EKSİK.

 

4. Şuf’a Anlaşmazlıkları

 

EKSİK.

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/375.

[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/377.

[3] Mâlik, $ufa, 35/1, no: 1; Şafiî, Müsned, 2/164, no: 57; Tahâvî, Şerhu Meâni'l-ksâr 4/121; Beyhâkî, 6/103.

[4] Bunu hiçbiri nakletmemiş olup, hadis Buhârî'dedir. Şuf a, 36/1, no: 2257.

[5] Buhârî, Şifa, 36/2, no: 2258; Ebû Dâvûd, Buyu', 17y75, no: 3516.

[6] Ebû Dâvûd, Buyû\ 17/75, no: 3517; Tirmİzi, Ahkâm, 13/31, no: 1368.

 

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/377-378.

[8] İbn Hazm, Muhalla, 9/6, no: 1510.

[9] Mâlik, £^0, 35/1, no: 1.

[10] Tirmizî,Ahkâm, 13/34,no: 1371; Tah&,ŞerhuMeâni'l-Âsâr,4/125.

[11] Bu, Hz. Osman'ın sözüdür, bkz. Mâlik, Şufa, 35/4, no: 4.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/379-380.

[13] Müslim, Miisâkât, 22/27, no: 1608.

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/380-381.

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/381.

[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/381-382.

[17] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/382.

[18] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/382-383.

[19] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/383-384.

[20] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/384-386.

[21] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/387.

[22] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/387.