28. SELEM.. 2

(Peşin Para İleVeresiye Mal Satışı)KİTABI 2

102. Selemin Mevzuu ve Şartlan. 2

1.Selem'in Mevzuu. 2

2. Selemin Şanları: 2

A- İttifak Edilen Şartlar: 3

B- İhtilaflı Şartlar: 3

1. Malın Vadeli Satışı: 3

a-Genel Olar ak Vadeli Satış: 3

b- Ay ve Günle Belirlenen Vade: 4

c- Biçim ve Bozum Zamanının Vade Oluşu: 4

2. Malın Cinsinin Satış Akdi Sırasında Bulunması: 4

3. Malın Teslim Yerinin Belirtilmesi: 4

4. Satış Bedelinin Belirli Olması: 5

103. Selem Malının Vadesi Geldiğinde Tesliminin İmkânsızlığı 5

1. Meyva Seleminin Teslim İmkânsızlığı: 5

2. Vadesi Geldiğinde Teslim Alınmadan Sahibine Satışı: 5

3. Selem Bedeliyle Satın Alma: 6

4. Selemde Alıcının Pişmanlığı: 6

5. Alacağın Selem Satışındaki Vadeli Eşya Oluşu: 6

6.Gıda Maddesinin Ölçüsüz-Tartısız Alınması: 7

104. Alıcı ile Satıcının Selemdeki İhtilafları 7


28. SELEM

 

(Peşin Para İleVeresiye Mal Satışı)KİTABI

 

Bu bahis üç bâbtan ibarettir. Birinci bâb; bu satışla hangi şeylerin satıla­bildiği ve şartlannın ne olduğu, ikinci bâb; üzerinde anlaşılan mal -teslim za­manı geldiğinde- bulunmazsa ne gibi bir hüküm lazım geldiği, üçüncü bâb ta, taraflar anlaşmazlığa düştükleri zaman anlaşmazlığın nasıl çözümlendiği hakkındadır. [1]

 

102. Selemin Mevzuu ve Şartlan

 

1.Selem'in Mevzuu

 

Ulema, ölçülen veyahut tartılan her şeyin, selem yolu ile (yani Para pe­şin, mal veresiye olarak) satışının caiz olduğunda müttefiktirler. Zira Ibn Abbas'ın «Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret eniği zaman halk selem yoluyla iki-üç yıl vadeli hurma alır satarlardı. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz,.

'Kim ki, bir şeyi peşin para ile veresiye (selem) olarak satarsa, o şeyin belli bir ölçüde, belli bir tartıda ve belli bir vadeye değin satışını yapsın' bu­yurdu» [2] mealindeki meşhur hadisi sabittir.

Ulema -bina, bağ, tarla gibi- alacak olarak kişinin zimmetine girmeyen şeylerin de selem yoluyla satışının caiz olmadığında müttefiktirler.

Fakat -eşya ve hayvanlar gibi- diğer malların selem yolu ile satışının ca­iz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.

imam Dâvûd ile zahirîlerden bir cemaat, yukarıda geçen hadisin zahirî­ne dayanarak «Caiz değildir» demişlerdir. Cumhur ise, evsafını söylemek ve sayısını bildirmekle zapta giren her şeyin selem yolu ile satışının caiz olduğu görüşündedir. Ancak evsafını söylemekle zapta giren ve girmeyen şeylerin neler olduğunda ihtilaf etmişlerdir, ki hayvan ile köleler bu şeylerdendirler, îmam Mâlik, îmam Şafiî, Evzâî ve Leys b. Sa'd «Köle ve hayvanlarda selem caizdir» demişlerdir. Ashâbtan Abdullah b. Mes'ud da buna katılır. Hz. Ömer'den de bu hususta iki kavil rivayet olunmuştur.

Irak ulemasının bu konuda dayanağı, Abdullah b. Abbas'tan rivayet olu­nan «Peygamber Efendimiz hayvanları selem yolu ile satmayı yasak etti» [3] mealindeki hadistir. Fakat bu hadis diğer guruba göre zayıftır. Kanaatimce bunlar ayrıca, Peygamber Efendimiz'in hayvanları veresiye olarak satmayı yasak etmesi ile de ihticac etmişlerdir [4]Hayvanlarda selem satışının caiz

olduğu görüşünde olanların dayanağı da, tbn Ömer'in hadisi [5] ile Ebû Râfı'nin «Peygamber Efendimiz bir genç deveyi ödünç aldı» [6] mealindeki hadisidir. Derler ki: Bu hadis, hayvanların alacak olarak zimmete giren bir mal olduğunu göstermektedir.

O halde ihtilafın sebebi iki şeydir. Biri, hadislerin bu hususta birbir­leriyle çelişmesidir. İkincisi de, ha>van, evsafı söylendiği zaman zapta girer mi, girmez ini diye tereddüt edilmesidir. Hayvanla arasındaki şekil ve evsaf başkalığına ve hiçbir hayvanın diğer bir hayvana -özellikle huy ve tabiatta-benzemediğine bakanlar, «Hayvan, evsafı ne kadar-söylense de, zapta gire­mez» demişlerdir. Hayvanların görünüşte birbirlerine benzediğine bakanlar da, «Hayvan, evsafı söylendiği zaman zapta girer» demişlerdir.

Ulemanın yumurta, süt ve diğer şeyler hakkındaki ihtilafları da bu bâbtandır. İmam Ebû Hanife'ye göre yumurtada selem satışı caiz değildir. İmam Mâlik ise «Sayı ile caizdir» demiştir. Ette ise îmanı Mâlik ile İmam Şafiî caiz görmüşler, İmam Ebû Hanife caiz görmemiştir. Bunlar, hayvanla­rın kelle ve ayaklarında da ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik «Kelle ve ayak­larda selem caizdir», İmam Ebû Hanife «Caiz değildir» demiştir.

Bunları sıralamaktan maksadımız asıl ve kaideleri zikretmek olup, bü­tün teferruatı söylemek değildir. Zira teferruatı hasretmek mümkün değildir. [7]

 

2. Selemin Şanları:

 

Selem'in şartlarına gelince: Bunlar iki kısım olup bir kısmının şart oldu­ğunda icma, bir kısmında da ihtilaf vardır. [8]

 

 

A- İttifak Edilen Şartlar:

 

Şart olduğunda icma edilenler altı tanedir:

1- Biri, satış bedeli ile satılan şeyin birbirleriyle veresiye olarak satılma­sı caiz olan şeylerden olmalarıdır. Çünkü birbirleriyle veresiye olarak satıl­ması caiz olmayan şeylerin, selem yolu ile birbirleriyle satılmaları caiz de-ğildir. Bunlar da ya -İmam Mâlik'in dediği gibi- menfaatlan, ya -İmam Ebû Hanife'nin dediği gibi- cinsler, ya da -îmanı Şafiî'nin dediği gibi- hem cinsle­ri, hem tadlan bir olan şeylerdir.

2- Biri de, satılan şeyin -eğer miktarı aranan şeylerden ise -miktannm ya ölçü, ya tartı, ya da sayı ile belli olması ve -eğer evsafı aranan şeylerden ise-evsafının belli olmasıdır.

3- Biri de, satılan şeyin, vadesi geldiği mevsimde bulunmasıdır.

4- Biri de, satış bedelinin uzun va'deli olmamasıdır. Çünkü eğer saüş be­deli de satılan şey gibi va'deli olursa iki borcun birbirleriyle değiştirilmesi kabilinden olur. İki borcun birbirleriyle değiştirilmesi ise, yasak edilmiştir. Ulema, satış bedelinin uzun zaman veyahut mutlak olarak va'deli olmasının caiz olmadığında müttefiktirler. Fakat -iki veyahut üç gün gibi- kısa bir va'de için tehirini şart koşmanın caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik, iki veyahut üç gün için tehirinin şart koşulmasını veyahut şartsız ola­rak tehir edilmesini caiz görmüşse de, İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî, «Al­tın ve gümüşün altın ve gümüşle satışında, nasıl, satıcı ile alıcı biribirinden daha ayrılmamışken satış bedelinin satıcıya teslimi şart ise, selem satışında da şarttır» demişlerdir.

İşte, selemin sıhhati için şart olduğunda ittifak edilenler, bunlardır. [9]

 

B- İhtilaflı Şartlar:

 

Şart olduğunda ihtilaf edilenler dört tanedir:

1-.Malın vade ile satılması,

2- Malın cinsinin, satış akdi anında bulunması

3- Malın nerede teslim edileceğinin belirtilmesi,

4- Satış bedelinin götürü olmayıp miktarının ölçü, tartı veyahut sayı ile belli olması. [10]

 

1. Malın Vadeli Satışı:

 

a-Genel Olar ak Vadeli Satış:

 

Malın vade ile satılması, İmam Ebû Hanife'ye göre satışın sıhhati için şarttır. İmam Mâlik'in mezhebinin zahirinden bunu şart gördüğü anlaşılmak­tadır. Fakat kimisi İmam Mâlik'ten gelen bazı rivayetlerden, İmam Mâlik'in peşin selemi de caiz gördüğü mânâsını çıkarmıştır. Lahmî de bu hususta taf­silatta bulunarak, «İmam Mâlik'in mezhebinde selem iki çeşit olup biri 'pe­şin seîem'dir, ki o şeyi satmak, kendisi için sanat olan kimsenin yaptığı satış­tır. Biri de, 'vadeli seîem'dir. Bu da, o şeyi satmak, kendisi için sanat olma­yan kimsenin satışıdır» demiştir.

Selemde vadeyi şart koşanların dayanağı iki şeydir. Biri, İbn Abbas'tan rivayet olunan hadisin zahiridir. Biri de şudur: Eğer selem de vade şart ol­mazsa, satıcının elinde bulunmayan bir şeyi satması kabilinden olur. Bu ise

yasak edilmiştir [11].

İmam Şâfıî de «Vadeli olarak satılması caiz olan bir şeyin, peşin olarak satılmasının evleviyetle caiz olması gerekir. Çünkü peşin satışın garan daha azdır» demiştir. Kanaatimce Şâfiîler, «Peygamber Efendimiz bir bedevi araptan bir yük hurma ile bir deve satın aldı. Ancak eve gittiği zaman evde bir yük hurma bulamadı. Bunun üzerine birisinden ödünç alarak bedevi araba verdi» [12] mealinde rivayet olunan hadise de dayanmışlardır. Şâfıîlei «Bu, veresiye hurma ile peşin mal alışıdır» derler.

Mâlikîler aklî yönden de, «Selem satışına, bu satışta bir kolaylık bulun­duğu için izin verilmiştir. Aynca bu satışta alıcı, malı ucuz almak için parası­nı peşin vermek ister. Satıcı da malını vadeli sattığı için ucuz vermeye razı olur. Halbuki eğer peşin oluf sa bu düşünceye yer kalmaz» şeklinde delil ge­tirmişlerdir.

Ulema, vadeye ilişkin olarak, iki konuda daha İhtilaf etmişlerdir:

1- Vade, ay ve günlerle değil de -meyvalann bozum veyahut ekinlerin biçim zamanı gibi- mevsimlerle tayin edilebilir mi, edilemez mi?

2-  Ay ve günlerle tayin edildiği zaman ne kadar süreden aşağı ola­maz? [13]

 

b- Ay ve Günle Belirlenen Vade:

 

Ay ve günlerle tayin edilen vade hakkındaki Mâlikî mezhebinin görüşü, özet olarak şöyledir: Selem ile satılan mal iki çeşittir. Bir çeşidi, teslimi satış yapıldığı yerde, bir çeşidi de, teslimi başka bir yerde istenen maldır. Eğer alı­cı onu, satış yapıldığı yerde istiyorsa, İbnu'l-Kasım «Bunda gerekli olan sü­re, en az eşya fiyatlarının değiştiği bir süredir. Bu da onbeş gün veyahut o ci­varda olan bir zamandın> demiştir. İbn Vehb ise, İmam Mâlik'ten vadenin iki veyahut üç gün olmasını caiz gördüğünü rivayet etmiştir. İbn Abdîlhakem de «Bir gün bile vade koymak caizdir» demiştir.

Teslimi başka bir yerde istenen mala gelince: Mâlikîlere göre bunun va­desi, iki yer arasındaki mesafe kaç günde katedilebiliyorsa -ister çok, ister az olsun- o kadardır. İmam Ebû Hanife de «Üç günden aşağı olamaz» demiş­tir.

Vadeyi, taabbüdî ve sebebsiz bir şart olarak kabul edenler. VADE keli­mesinin şümulü içine giren en az bir süreyi dahi kafi görmüşlerdir. Eşya fi­yatlarının zamanla değiştiği için vadenin şart olduğunu söyleyenler ise, «Vade, eşya fiyatlarının -çoğunlukla- değiştiği süreden az olamaz» demiş­lerdir. [14]

                                                

c- Biçim ve Bozum Zamanının Vade Oluşu:

 

Vadenin -meyvalann bozum veyahut ekinlerin biçim zamanı gibi- mev­simlerle tayin edilmesine gelince: İmam Mâlik'e göre caizdir. Fakat, İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî «Caiz değildir» demişlerdir.

Ayni çevrede bulunan bahçe ve ekinlerin bozum ve biçim mevsimleri arasındaki zaman farkını -kâh otuz gün, kâh otuzdan bir gün eksik olan aylar arasındaki zaman farkı gibi- az görenler, «Caizdir. Çünkü şeriatta az olan ga-rara göz yumulur» demişlerdir. «Meyva ve ekinlerin bozum ve biçim mev­simleri arasındaki zaman farkı -aylar arasındaki zaman farkı gibi- sadece bir gün olmayıp kâh daha çok, kâh daha az olduğu için mevsimlerle tayin edilen vadede garar vardır» diyenler ise, caiz görmemişlerdir. [15]

 

2. Malın Cinsinin Satış Akdi Sırasında Bulunması:

 

Satılan malın cinsinden, satış akdi anında bulunmasına gelince: İmam Mâlik, İmam Şâfıî, İmam Ahmed, İshak ve Ebû Sevr, «Bu şart değildir. Se­lem satışı, selemle satılan şeyin çıkma mevsimi dışında da yapılabilir» de­mişlerdir. İmam Ebû Hanife ile tabileri, Süfyan Sevri ve Evzâî ise, «Selem satışı, selemle satılan şeyin çıkma mevsimi dışında yapılamaz» demişler­dir.

Mevsimi şart koşmayanların delili, yukarıda geçen îbn Abbas'ın «Halk

iki, üç yıl vadeli hurma alır, satarlardı...» mealindeki hadisidir. Zira bu ha­diste Peygamber Efendimiz'in onlan bundan menettiği bildirilmemiştir.

Hanefilerin delili de, İbn Ömer'den Peygamber Efendimiz'in buyurdu­ğu rivayet olunan,

«Hurmalarda, olgunluk görülmeden selem yapmayınız» [16] hadisidir. Hanefıler herhalde selem satı­şında, satılan malın cinsi satış anında bulunmadığı zaman daha çok garar gö­rüyorlar. Hanefılere göre herhalde bu da, henüz var olmayan bir şeyin satışı gibidir. Halbuki bu, fızzimme bir satıştır. Henüz var olmayan şeyin satışı ise, muayyen bir şeyin satışıdır. İşte selem satışı ile henüz var olmayan şeylerin satışı arasındaki fark, budur. [17]

 

3. Malın Teslim Yerinin Belirtilmesi:

 

Üçüncü şan, malın nerede teslim edileceğinin belirtümesidir. İmam

Ebû Hanife, teslim yerini de teslim zamanına kıyas ederek, «Nasıl teslim za­manını belirtmek şart ise, teslim yerini de belirtmek şarttır» demiştir. Diğer­leri ise, ,bunu şart görmemişlerdir. Kadı Ebû Muhammed, «Teslim yerini be­lirtmenin şart koşulması daha evladır», Îbnu'l-Mevvaz da «Teslim yerini be­lirtmeye ihtiyaç yoktur» demiştir. [18]

 

4. Satış Bedelinin Belirli Olması:

 

Dördüncü şart, satış bedelinin götürü olmayıp, ya ölçü, ya tartı, ya sayı ile belli olmasıdır, imam Ebû Hanife bunu şart koşmuş ise de, ne iki arkadaşı olan imam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed, ne de imam Şafiî şart görme­mişlerdir. Derler ki: Bu hususta imam Mâlik'ten herhangi bir açıklama işitil-rnemiştir. Ancak şu var ki, İmam Mâlik'e göre -yukarıda da geçtiği üzere- ga-ran büyük olmayan götürü satışlar caizdir.

Şunu da bilmek gerekir ki, selem satışında miktar tayini, Ölçülebilen şeylerde ölçü ile, tarülabilen şeylerde tartı ile ve sayılabilen şeylerde de sayı ile olur. Bunlardan hiçbiri mümkün olmayan şeylerde de, eğer o şeyler çeşitlere ayrılıyorlarsa, şeyin çeşidi ile birlikte onda aranan vasıfları, çeşitlere ay-nlmıyorsa yalnız onda aranan vasıflan belirtmek gerekir. Şu da bilinmelidir ki, selem satışı muayyen şeylerde olamaz, selem daima fizzimme (peşin de­ğil) dir. [19]

 

103. Selem Malının Vadesi Geldiğinde Tesliminin İmkânsızlığı

 

Bu babın mes'eleleri çoktur. Fakat biz, sadece en meşhur olanlarım ala­cağız. [20]

 

1. Meyva Seleminin Teslim İmkânsızlığı:

 

Ulema, bir çeşit meyvayı selem yolu ile satan ve fakat vadesi geldiği za­man onu -zamanı geçinceye kadar- teslime imkân bulamayan kimse hakkın­da ihtilaf etmişlerdir.

Cumhur, «Böyle bir şey vaki olduğu zaman alıcı, satış bedelini geri al­makla, gelecek yılı beklemek arasında muhayyerdir» demiştir, ki İmam Şâfıî, imam Ebû Hanife ve İbnu'l-Kasım da bu görüştedirler. Delilleri de şu­dur: Çünkü satış akdi, fizzimme vaki olduğu için, satış akdinin sıhhati, satı­lan malın aynı yılın meyvalanndan ödenmesine bağlı değildir. Bunu, ancak alıcı şart koşmuştur. O halde alıcı bu şartı nasıl koşmuş ise, kaldırabilirde.

İmam Mâlik'in tabilerinden Eşheb ise, «Satış bozulur. Gelecek yıla erte­lemek caiz değildir» demiştir. Herhalde Eşheb bunu, borcun borçla satışı ka­bilinden görmüştür.

Sahnun da «Alıcı, satış bedelini geri alamaz gelecek yılı beklemek zo­rundadır» demiştir.

İmam Mâlik'in ise bu hususta değişik görüşleri vardır. Fakat bu görüşler içinde en güvenilir olanı, İmam Ebû Hanife, İmam Şâfıî ve Îbnu'l-Kasım'ın ifade ettikleri görüştür. Ebu Bekir et-Tartuşî de bu görüşü benimsemiştir. Yasak edilen borcun borçla satışı, keyfi olarak yapılan satış olup taraflann başvurmak zorunda kaldıkları satış değildir. [21]

 

2. Vadesi Geldiğinde Teslim Alınmadan Sahibine Satışı:

 

Ulema, bir kimsenin selem yolu ile satın aldığı malı, vadesi geldiği halde teslim almadan sahibine satması caiz midir, değil midir diye ihtilaf etmiş­lerdir.

Kimisi -bunlar, hiçbir şeyin teslim alınmadan satışının caiz olmadığı görüşünde olanlardır-, «Mutlaka caiz değildir» demiştir. îmanı Ebû Hanife, îmanı Ahmed ve İshak bu görüştedirler. îmam Ahmed ile İshak bu görüşlerinde, Atiyyetu'l-Avfı'nin Ebû Said el-Hudrî'den Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,

 «Kim bir şeyi selem yolu ile satın alırsa, o şeyi (teslim almadan) bir başka şey ile değiştirmesin» [22]hadisi ile de istidlal etmişlerdir.

îmam Mâlik ise, kişinin selem yolu ile satın aldığı şeyi sahibine satması­nın caiz olmadığını iki yerde benimser. Birisi, satın alman malın yiyecek maddesi olduğu zamandır. Çünkü îmam Mâlik'e göre teslim alınmadan satı­şı caiz olmayan şey -hadiste geçtiği üzere- yalnız yiyecek maddeleridir. İkin­cisi de, satın alman malın yiyecek maddesi olmadığı halde onun yerine bir başka şeyin alındığı zamandır. îmam Mâlik'e göre satış bedeliyle satılan ma­lın her biri, cinsleri ayrı şeyler olduğu ve satılan şeyin vadesi geldiği zaman onu satış bedelinin cinsinden bir başka şeyle değiştirmek caiz değildir. Çün­kü eğer satılan malın değiştirildiği şey, satış bedelinden daha çoksa, kâr sağ­layan borç kabilinden olur, eğer onun kadar veyahut ondan azsa, zaman ile selef (selem) olur. Eğer satış bedeli yiyecek maddesi de olsa, satılan şeyin va­desi geldiğinde onun yerine -ister ayni, ister başka cinsten olsun- satış bede­linden miktarı daha çok bir yiyecek maddesini almak caiz değildir. Fakat ay­ni cinsten, ayni Ölçü ve ayni evsafta yiyecek maddesini almak -Abdülveh-hab'm nakline göre- caizdir. Çünkü ona göre bu da diğer eşya gibidir. Abdül-vehhab'a göre -bir kimsenin, başkasında bulunan buğday alacağı yerine aynı miktarda arpa alması gibi- selemle satın alınan bir yiyecek maddesi yerine -güzellikle onun kadar olmasa da- ayni vasfı taşıyan bir başka yiyecek mad­desini almak caizdir. Çünkü bu da -altın yerine gümüş almak gibi- borçluya iyilik etmekti. Bütün bunlar -îmam Mâlik'e göre- vadesi gelen malı teslim al­madan yapıldığı takdirde böyledir. Çünkü o zaman alacağın alacakla değiş­tirilmesi kabilinden olur. Eğer satış bedeli, zimmete taalluk eden bir şey ol­mayıp muayyen olur ve alıcı da satın aldığı malın yerine satış bedeli cinsin­den bir muayyen şey alırsa -ondan daha çok olmamak şartı ile- caizdir.

Selem yolu ile satın alınan malın -teslim alınmadan- satıcısına değil de, başkasına satılması haline gelince: Selem yoluyla satın alman mal -yiyecek maddesi olmadığı takdirde- her şey ile satılabilir. Fakat eğer yiyecek madde­si olursa, teslim alınmadan başka bir şey ile değiştirilmesi caiz değildir. Çünkü yiyecek maddesini teslim almadan satmak kabilinden olur.

İkâleye gelince: İmam Mâlik'e göre eğer taraflardan biri diğerinden bir şey almadan selem satışından vazgeçerlerse, ikâle olur. Taraflardan biri di­ğerinden bir şey alarak satıştan vazgeçmeleri ise, yeni bir satış olup satışların sıhhati için gerekli olan şartlara tabidir. İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî'ye göre ise, selem satışında ikâle hiçbir şarta tabi olmaksızın caizdir. [23]

 

3. Selem Bedeliyle Satın Alma:

 

Ulema, selemin satış bedeli ile ikâleden önce, satıcıdan satın alınması caiz olmayan şeyleri, ikâleden sonra satın almak caiz midir değil midir diye ihtilaf etmişlerdir.

Kimisi «İkâleden sonra cevazını benimsemiş olursak, ikâle, caiz olma­yan bir satışı yapabilmenin hileli yolu olur» diyerek caiz görmemiştir. îmam Ebû Hanife, îmam Mâlik ve bu iki imamın tabileri bu görüştedirler. Ancak îmam Ebû Hanife, selemle satm alınan malın -ne olursa olsun- teslim alın­madan satışını caiz görmediği için, «Mutlaka caiz değildir» demiştir. îmam Mâlik ise, sadece kendisine göre teslim alınmadan satışı caiz olmayan şey­lerde caiz görmemiştir.

Kimisi de «îkâleden sonra caizdir» demiştir. îmam Şâfıî de bu görüşte­dir. Bunlar da «Çünkü ikâle ile alıcı, verdiği satış bedeline tekrar malik olur ve malik olunca da onunla istediği şeyi satın alabilir. Müslümanlar hakkında kötü zanda bulunmak da caiz değildir. Ebû Said el-Hudrî'nin hadisindeki ya­sak da ikâleden önce olan satışlar hakkındadır» demişlerdir. [24]

 

 4. Selemde Alıcının Pişmanlığı:

 

Ulema, selemden sonra alıcı pişmanlık duyarak satıcıya, «Beni bağışla, satış bedelini şimdilik senden almayacağım» dese, caiz midir diye ihtilaf et^ mislerdir.

Kimisi «Caizdir» demiş ise de [25], İmam Mâlik ile bir cemaat «Caiz de­ğildir» demişlerdir.

îmam Mâlik «Çünkü eğer cevazını benimsemiş olursak, korkarım ki, satılan malın yiyecek maddesi olduğu zaman, vadesinin geldiğinde alıcının satıcıya, kendisini bağışlamasına karşılık, mehil vermesi yiyecek maddesini teslim almadan vade ile satmak kabilinden olsun» diye sebeb göstermiş­tir.

Kimisi de «Bir alacağın bir başka alacakla değiştirilmesi kabilinden ol­duğu için caiz değildir» demiştir. Caiz görenler de, «Peygamber Efendimız,

'AT/m Wr müstumanın satış akdinden duyduğu pişmanlığı kabul ederse, Cenab'i Allah kıyamet günü o kimsenin sürçmesini bağışlar ve kim eti dar olan bir borçlusunu sıkıştırmayıp ona mehil verirse, Cenab-ı Allah, kendi gölgesinden başka bir gölgenin bulunmadığı günde o kimseyi kendi gölge­sine alır' buyurmuştur» [26] diyerek bunu, sevabı büyük, karşılıklı iyilik ve yardımlaşma diye vasıfîandırmışlardır. [27]

 

5. Alacağın Selem Satışındaki Vadeli Eşya Oluşu:

 

Ulema, bir kimsenin başkasında olan alacağı para olduğu ve borçlusu­nun da onu vadesinden önce ödemek istediği zaman, alacağını teslim almak zorunda olduğunda müttefiktirler. Fakat alacağının selem satışı ile satın al­dığı vadeli eşya olduğu zaman, ihtilaf etmişlerdir.

İmam Mâlik ile cumhur, «Borçlu, vadesinden önce ödemek isterse ken­disi almak zorunda değildir» demişlerdir. îmam Şâfıî de «Eğer -bakır, demir gibi- zamanla bozulmayan ve tazelik aranmayan bir şey ise, almak zorundadır. Eğer -meyvalar gibi- tazelik aranıyorsa, almak zorunda değildir» demiş­tir. Vadesinden sonra ödenen borç hakkında da Mâlikî uleması ihtilaf etmiş­lerdir, imam Mâlik'ten «Teslim almak zorundadır» diye söylediği rivayet olunmuşsa da, Ibn Vehb ile bir cemaatı «Teslim almayabilir» demişlerdir.

Eşya olan alacağını, vadesi gelmeden teslim almak zorunda olmadığını söyleyen cumhur, «Çünkü eşya para gibi değildir. Eşyayı korumak, bazan hem güçtür, hem masraf ister. Kişi bu masrafa katlanmamak için, vadesin­den önce almak istemeyebilir» demişlerdir. Vadesinden sonra teslimi iste­nen alacağı almak zorunda olmadığını söyleyenler de, «Çünkü -teslimi yaza bırakılan kış mevsiminin meyvalan gibi- vadesinden sonra Önemini kaybedebilir» demişlerdir. Eşyanın da - para gibi- ne zaman ödenirse ödensin, tes­lim alınmasının gerektiğini söyleyenler ise, eşyayı da paraya kıyas etmişler­dir. [28]

 

6.Gıda Maddesinin Ölçüsüz-Tartısız Alınması:

 

Ulema, bir kimse, selem veyahut bayağı saüşla herhangi bir kimseye bir . yiyecek maddesini ölçekle sattıktan sonra alıcıya «Şu kadar ölçektir» dese,

alıcı yiyecek maddesini ölçmeden ve satıcının sözüne güvenerek alabilir mi, alamaz mı diye ihtilaf etmişlerdir.

îmam Mâlik «Selemde teslim alabilir. Bayağı satışta da, eğer satış peşin para ile olursa alabilir. Yoksa alamaz. Çünkü satış, peşin para ile olmazsa ri-ba olmasından korkulur. Saücı tek basma ölçtükten sonra, ikinci kez de alıcı­nın yanında ölçmedikçe alıcı, gerçekte, parasını peşin vermediği için ölçme­miş olabilir» demiştir. îmam Ebû Hanife, îmam Şafiî, Süfyan Sevrî ve Leys b. Sa'd ise, «Satıcı tek başına ölçtükten sonra, ikinci kez de alıcının yanında Ölçmedikçe alıcı malı teslim alamaz. Çünkü alıcı onu başkasına satarken na­sıl ölçmek zorunda ise, saün alırken de ölçmek zorundadır. Zira satmada ölç­mek nasıl şart ise, teslim almada da şarttır» demişlerdir. Bunlar ayrıca, Pey­gamber Efendimiz'in, yiyeceğin gerek satıcı ve gerek alıcı tarafından ölçül­meden satılmasını yasak ettiğine dair hadis'e de dayanmışlardır.

Ulema, alacının ölçmeden teslim aldığı ve yanında ziyana uğradıktan sonra miktarı hakkında satıcı ile anlaşmazlığa düştüğü yiyecek maddesi hak­kında da ihtilaf etmişlerdir.

îmam Şafiî «Alıcının sözü muteberdir» demiştir ki Ebû Sevr de bu gö­rüştedir, îmam Mâlik de «Satıcının sözü muteberdir. Çünkü alıcı malı teslim alırken ona güvenerek ölçmemiştir» demiştir, ki bu söz, îmam Mâlik'in, satışın bizzat satıcıya güvenmekle sıhhat bulduğu görüşüne dayanmaktadır. [29]

 

104. Alıcı ile Satıcının Selemdeki İhtilafları

 

 Selem satışında ihtilaf eden satıcı ile alıcı, ya satış bedelinin, ya satılan malın miktarında, ya cinsinde, ya vadesinde, ya da teslim edileceği yer hak­kında ihtilaf etmiş olurlar.

Satılan malın miktarı hakkında ihtilaf ettikleri zamans eğer satıcının id­diası doğruluk ihtimalini taşımıyor da, alıcının iddiası doğruluk ihtimalini taşıyorsa, o zaman alıcının sözü muteberdir. Şayet ikisinin iddiası da doğruluk ihtimalini taşıyorsa, o zaman kıyas ikisinin de yemin etmesini ve satışın bozulmasını gerektirir.

Satıcının «Ben sana hurma sattım», alıcının da «Sen bana buğday sat­tın» demeleri gibi, malın cinsinde ihtilaf ettikleri zaman ise, kıyas yine, ikisi­nin de yemin ederek satışın bozulmasını gerektirir.

Vade hakkındaki ihtilafa gelince: Eğer ihtilaf vadenin gelip gelmediği hakkında olursa, satıcının sözü muteberdir. Eğer miktarı hakkında olursa, yine onun sözü muteberdir. Ancak eğer -alıcının, «Vademiz malın çıktığı mevsimdir», satıcının da «Hayır, kışın ortasıdır» demeleri gibi- onun sözü doğruluk ihtimalini taşımazsa, o zaman alıcının sözü muteberdir.

Malın teslim yeri hakkındaki ihtilafa gelince: Meşhur olan görüşe göre kim, «Teslim yeri, satış akdini yaptığımız yerdir» derse, onun sözü muteber­dir. Şayet ikisi de bunu söylemezlerse, o zaman alıcının sözü muteberdir.. Sahnun ise, bu görüşün birinci kısmına katılmayıp, «Diğeri, teslim yerinin satış akdinin yapıldığı yer olduğunu da söylese, satıcının sözü muteberdir» demiştir. Ebu'l-Ferec de, ikinci kısmına katılmayıp, «Şayet ikisi de satış ak­dinin yapıldığı yeri teslim yeri olarak göstermezlerse, ikisi de yemin eder ve satış bozulur» demiştir. [30]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/267.

[2] Buharı, Selem 35/2, no: 2240; Müslim, Musâhâu 2223, no: 1609; Ebû Dâvûd Buyu' 17/57, no: 3463.

[3] Dârakutnî, 3/71, no: 268; Hâkim 2/57.

[4] EbûDâvûd,BiQ>«', 17/15. no:

[5] Zeyffi,Râye,4/47.

[6] Müslim, Musâkât 22/22, no: 1600; Ebu Dâvud, Buyû\ 17/11 no: 3346.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/269-270.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/270.

[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/270-271.

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/271.

[11] Tayâlisi, s. 187; Bcyhâkî, 5/313.

[12] Ahmcd, 6/368; Hâkim, 2/32; Beyhâkî, 6/20.

 

[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/271-272.

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/272.

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/273.

[16] Ebû Dâvûd, Buyû\ 17/58, no: 3467; Tayâlisî, s. 262, no: 1940.

[17] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/273.

[18] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/273-274.

[19] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/274.

[20] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/275.

[21] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/275.

[22] Ebû Dâvûd, no: 3468; Beyhâkî, 6/30.

[23] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/275-277.

[24] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/277.

[25] Ebû Hanife bu görüştedir, misli veya kıymeti geri ödenir.

[26] Ebû Dâvûd, Buyff, 15/56, no: 3460; Ibn Mâce, Ticâret, 12/26, no: 2199.

[27] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/277-278.

[28] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/278.

[29] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/278-279.

[30] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/281.