35. MÜSÂKAT. 2

(Ekip-Dikme Ortaklığı) KİTABI 2

116. Müsâkât'ın Cevazı 2

117.  Müsâkât'ın Sıhhat Şartlan. 2

1. Müsâkât'a Konu Olan Ürünler: 3

2. Çalışmanın Mahiyeti: 3

3. Oran: 4

4. Zaman ve Süre: 5

118. Sahih Müsâkât'ın Sonuçlan. 5

119.  Fâsid Müsâkât'm Sonuçlan. 6

 

 


35. MÜSÂKAT

 

(Ekip-Dikme Ortaklığı) KİTABI

 

MÜSÂKAT; kişinin bağ, bahçe veyahut tarlasını ekip biçmek için, tar­ladan çıkan ürünün belli bir hissesi karşılığında başkasına vermek demek­tir.

Bu bâbdaki konuşmamız -Müsâkât'ın cevazı, Müsâkât'ın fesad ve sıh­hati ve Müsâkât'ın ahkâmı olmak üzere- üç konuya ilişkindir. [1]

 

116. Müsâkât'ın Cevazı

 

îmam Mâlik, îmam Şâfıî, Süfyan Sevrî, İmam Ebû Hanife'nin iki arka­daşı olan îmam Ebû Yusuf ile, îmam Muhammed, îmam Ahmed ve imam Dâvûd'dan oluşan fukahanın cumhuru, müsâkât'ın cevazını benimser. Bunlara göre müsâkât, yasak edilen henüz var olmayan şeyin satışı ile meçhul olan kiralamadan sünnet ile istisna edilmiş bir akidür. îmam Ebû Hanife ise, «Müsâkât hiçbir zaman ve kesinlikle caiz değildir» demiştir.

Müsâkât'ı caiz gören cumhurun delili, sabit olan îbn Ömer'in «Peygam­ber Efendimiz Hayber arazisinin ekip biçimini Hayber yahudilerine -bu araziden çıkan meyvadan, ekinden her ürünün yarısı onlara ait olmak üze­re- verdi» [2] mealindeki hadisi ile -ki bu hadisi Buhârî ile Müslim'in ikisi de kaydetmişlerdir- imam Mâlik'in mürsel olarak Said b. el-Müseyyeb'den ri­vayet ettiği, «Peygamber Efendimiz Hayber'i fethettiği zaman Hayber yahudilerine,

'Hurmalar aramızda olmak üzere sizi, Allah'ın bugüne kadar bıraktığı gibi bırakırım' buyurdu» [3] mealindeki hadistir. Said b. el-Müseyyeb ayrı­ca, «Peygamber Efendimiz, Abdullah b. Ravâha'yı Hayber'e gönderir, Abdullah da hurmalan Hayber yahudileriyle Peygamber Efendimiz arasında tahmin ettikten sonra onlara 'Ben, hurmalan bu kadar tahmin ediyorum, is­terseniz size, isterseniz bana olsun* derdi» demiştir, imam Mâlik'in mürsel olarak Süleyman b. Yesar'dan rivayet ettiği hadis de bu mealdedir [4].

imam Ebû Hanife ile onun görüşünde olanlar ise, «Bu rivayetler usule aykın olmakla beraber, Peygamber Efendimiz'in bu hükmü yahudiler hak­kında verilmiş bir hükümdür. Yahudiler ise, belki o zaman köle bulundukla-n, belki İslâm devletinin himayesi altına alınan gayr-ı müslim bir toplum ol-duklan için özel bir muameleye tabi tutulmuş olabilirler» demişlerdir. Halbuki eğer, İslâm devletinin himayesi altına alındıkları için bu muameleye ta­bi tutulduklarını kabul edersek, bu muamele -hem henüz var olmayan şeyin, hem hurmanın hurma ile, birbirinden fazla olarak satışı kabilinden olduğu için- usule aykırı olur. İmam Ebû Hanife ile onun görüşünde olanlar, bu hük­mün usule aykırı olduğuna, Abdullah b. Ravaha'nın -bir rivayete göre- Hay-ber yahudilerine söylediği «İsterseniz müslümanlann hissesini üzerinize alın da, size olsun. İsterseniz ben hissenizi üzerime alayım da bana olsun» [5] şeklindeki sözü ile de istidlal etmişlerdir. Çünkü bu, icma ile haramdır. Kimisi de «MUHÂBERE'nin yasak edilmesi bu kabil olan muameledendir» demiştir. Cumhur ise MUHÂBERE'nin tarlayı tarladan çıkan ürünün bir kıs­mı ile kiraya vermek demek olduğu görüşündedir. Derler ki: Râfi' b. Hadic ile başkalarından rivayet olunan Peygamber Efendimiz'in tarlayı tarladan çı­kan ürünle kiraya vermeyi yasak edişi, [6] bu hükmün ya neshedilmiş, ya ya-hudilere has olduğunu gösterir. Çünkü müsâkât, bunun caiz olmasını gerek­tirir. Bu, bazı müsâkât hadisi rivayetlerinde hâstır. Bu yüzden, İmam Mâlik ve İmam Şafiî, bu fazlalığı, yani «Onlarla topraktan çıkanın ve meyvamn ya­nsı üzerine müsâkât yapü» rivayetini kabul etmemiştir. Halbuki bu, sahih bir ilavedir. Bunu, Zahirîler kabul etmiştir. [7]

 

117.  Müsâkât'ın Sıhhat Şartlan

 

MÜSÂKÂT'ın sıhhati hakkındaki konuşmamız, Müsâkât'ın rükünleri, zamanı ve rükünlerinin şartlan hakkında olacaktır.

Müsâkât'ın rükünleri -Müsâkât hangi ürünlerde olur? Müsâkâtm gerek­tirdiği iş nedir? Müsâkât ürünün kaçta kaçı üzerinde yapılır? Müsâkât ne za­man ve ne kadar süre ile yapılsa caiz olur? diye- dört tanedir. [8]

 

1. Müsâkât'a Konu Olan Ürünler:

 

Ulema, Müsâkât'ın hangi ürünlerde olduğu konusunda ihtilaf etmişler­dir.

İmam Dâvûd, «Müsâkât hurmadan başka bir üründe olamaz», İmam Şâfıî de «Hurmadan başka üzümde de olur. Bu iki üründen başka bir şeyde olamaz» demişlerdir. İmam Mâlik ise «Hiçbir zaruret olmaksızın, nar, İncir, zeytin ve benzeri kökü yerde sabit olup kışın kurumayan her üründe ve tarla sahibinin yapamayışı halinde, salatalık ve kavun gibi kökü sabit olmayan ürünlerde de Müsâkât caizdir» demiştir. İmam Mâlik'e göre ekinler de böyle­dir. Fakat İbn Dinar'dan başka hiçbir kimse sebzelerde Müsâkâtı caiz görme-' mistir.

Hurmadan başka bir üründe caiz görmeyenler, «Çünkü Müsâkât şeria­tın verdiği bir müsaadedir. Sünnetle verildiği üründen başkasında caiz olma­ması lazım gelir» demişlerdir. İmam Mâlik ise, «Her ne kadar müsaade ise de, bu müsaadenin sebebi başka ürünlerde de bulunduğu için, başka ürünler­de de caiz olması gerekir» demiştir. Çünkü bir cemaata göre herhangi bir şeyde verilen müsaadeye, eğe o müsaadenin sebebi başka şeylerde de bulu­nursa, kıyas etmek caizdir. Bir cemaat da müsaadelere kıyas etmeyi caiz gör­memiştir. İmam Dâvûd ise, hiçbir şeyde kıyası caiz görmediği için, Müsâk-âtın hurmadan başka bir şeyde caiz olmayışı prensibinin gereğidir. Müsâkâü hurmadan başka, üzümde de caiz gören İmam Şafiî ise, Müsâkât'ta tahminle hüküm edildiğine bakmıştır. Çünkü Attab b. Üseyd'in hadisine göre -her ne kadar bu hadis zekât hakkında ise de- hurma ve üzümde tahminle hüküm edilmiştir. Herhalde îmam Şafiî, Müsâkât'ı bu hususta zekât'a kıyas etmiştir. Attab b. Üseyd'in hadisi şöyledir: «Peygamber Efendimiz onu zekât memu­ru olarak vazifeye gönderirken kendisine, hurmanın zekâtı nasıl kuru olarak ödeniyorsa, üzümü de yaş olarak tahmin edip zekâtını kuru olarak almasını emretmiştir.» [9]îmam Dâvûd ise, bu hadisi, hem mürsel olduğu hem de Ab-durrahman b. îshak'tan başka bir kimse rivayet etmediği ve Abdurrahman da zayıf bir ravi olduğu için reddetmiştir.

Hurma bahçesi içinde ağaçsız bir tarla veyahut başka meyva ağaçlan bulunduğu zaman, hurma ile birlikte bu düz tarlanın veyahut meyva ağaçla­rının da Müsâkât'ırim caiz olup olmadığında keza ihtilaf etmişlerdir.

Bir kitle caiz olduğunu söylemiştir, ki îmam Ebû Hanife'nin iki arkada­şı, Leys. b. Sa'd, îmam Ahmed, Süfyan Sevrî, îbn Ebî Leylâ ve bir cemaat bu görüştedirler. îmam Şafiî ile Zahirîler ise, «Aslına bağlılıkla da olsa düz tar­lanın veyahut diğer meyva ağaçlarının Müsâkât'ı caiz değildir» demişlerdir, îmam Mâlik de «Eğer düz tarla, ağaçlı yere tabi olup ağaçlı yer daha çok ise, ağaçlı yere bağlı olarak düz yerin de Müsâkât'a dahil edilmesinde -bir kısmın Müsâkât'tan hariç tutulmasını şart koşsun koşmasın- bir sakınca yoktur de­miştir, îmam Mâlik «Müsâkât'tan hariç tutulması şart koşulan kısmın, tarla­nın üçte birinden fazla olmaması lazımdır. Çünkü tarla kirasının tarladan çı­kan ürünün üçtebirinden fazla olması caiz değildir» demiştir.

îmam Mâlik'e göre bahçe sahibi, ağaçsız yeri kendine bırakamaz. Çün­kü bu, üzerinde anlaştıkları ürün hissesinden ayrı bir menfaattir. îmam Şafiî'ye göre ise caizdir.

Bahçedeki düz yerin Müsâkât'a dahil edilmesinin caiz olduğunu söyle­yenlerin delili, yukarıda geçen Îbn Ömer'in hadisidir. Caiz görmeyenlerin delili de -Rafı1 b. Hadic ile başkalarının hadislerinde geçtiği üzere- Peygam­ber Efendimiz'in, tarlayı tarladan çıkan ürünün bir kısmı ile kiraya vermeyi yasak etmesidir, ki bunlar yukarıda geçti. îmam Ahmed b. Hanbel, «Râfi'nin hadisleri değişik ifadelidirler. îbn Ömer'in hadisi daha sahihtir» demiştir, îmam Mâlik'in, Müsâkât'tan hariç tutulan kısmın tarlanın üçte birinden fazla olmamasını şart koşması ise usule uymayan bir istihsandır. Zira usul, caiz ol­mayan bir şeyin azı ile çoğu arasında fark bulunmamasını gerektirmekte­dir.

Ulemanın, sebzelerde Müsâkât'ın caiz olup olmadığı hakkındaki ihti­lafları da bu bâbtandır. îmam Mâlik, îmam Şâfıî ile tabileri ve Muhammed b. Hasan «Caizdir» demişlerse de, Leys b. Sa'd «Sebzelerde, Müsâkât caiz değildir» demiştir. Cumhurun bunu caiz görmesinin sebebi şudur. Çünkü seb­zelerde bakıcı için her ne kadar sulama külfeti yoksa da, yapacağı birçok işler vardır. îmam Leys ise, «Müsâkât akdinin gerektirdiği başlıcı iuş sulamadır. Hatta hurma ağaçları sık sık suya muhtaç olduğu için, hurma ağaçlarında

Müsâkât'a müsaade edilmiştir» demiştir. [10]

 

2. Çalışmanın Mahiyeti:

 

Aşağı yukarı ulemanın hepsi; bakıcıya düşen iş, ağaçları sulamak ve meyvaların aşısını yapmaktır diye müttefik iseler de, meyvalarm kesimi, bahçe duvarındaki açık yerlerin kapatanı, kuyunun temizlenmesi ve kuyu­dan su çekmek için kova ve benzeri araçların sağlanması işlerinin bahçe sa­hibi ile bakıcıdan hangisine ait olduğunda ihtilaf etmişlerdir.

îmam Mâlik, Muvatta'da «Bahçe sahibine caiz olan Müsâkât akdinde usul şudur ki, bahçe sahibi, bahçe duvarındaki açıklıkların kapatılması, çeş­menin kanalın temizlenmesi, ağaçların sulanması, hurma meyvalarınm aşı­lanması, ağaçların budanması, meyvaların kesimi ve bunlara benzer işlerin bakıcı tarafından yapılmasını şart koşar» demiştir. îmam Mâlik, bu gibi işler, bakıcıya bahçe sahibinin şart koşması ile mi, yoksa -o şart koşmasa bile- biz­zat Müsâkât akdiyle mi lazım gelir diye açıklama yapmadığından, onun bu sözü her iki ihtimali de taşır. îmam Şafiî de «Bahçe duvarının açıklıklarını kapatmak gibi işler, bakıcıya ait değildir. Çünkü bu gibi işler sulama ve aşı­lama gibi- meyvalarm artmasında etki yapacak cinsten değillerdir» demiştir, îmam Muhammed b. Hasan da, «Kova ve harkların temizle turnesi, bakıcıya ait değildir» demiştir. Meyvalann kesimine gelince; İmam Mâlik ile îmam Şâfıî, «Bakıcıya aittir» demişlerdir. Ancak îmam Mâlik «Eğer bakıcı bahçe sahibine ait olmasını şart koşarsa, bahçe sahibine ait olur», îmam Şâfıî de «Bahçe sahibine ait olmasını şart koşmak caiz değildir. Şayet şart koşulursa akid fesada gider» demiştir. îmam Muhammed b. Hasan da, «Meyvalann ke­simi her ikisine de aittir» demiştir. îmam Mâlik'in tabilerinden, işi iyice ted-kik edenler de «Meyvalıklarda çalışmak iki çeşittir. Bir çeşidi, verimin art­masında etkilidir. Bir çeşidi etkisizdir. Verimin artmasında etkisi olan çalış­ma da iki kısımdır. Bir kısmı, etkisi devam edip meyvanıri kesiminden sonra­ya da kalır. Bir kısmı, meyvanıri kesiminden sonraya kalmaz. Meyva verimi­nin artmasında etkisi bulunmayan çalışma, ne-bizzat Müsâkât akdiyle, ne de şart koşmakla -cüz'î bir şeyden başka- Müsâkât'a girmez. Meyva veriminde etkisi bulunan ve kuyu kazmak, su harkı açmak, ağaç dikmek veya meyvayı kurutmak için yer hazırlamak gibi- meyvanın kesiminden sonraya da kalan çalışma da, bizzat Müsâkât akdiyle Müsâkât'a girmez. Fakat şart koşulduğu zaman girer. Meyvanın veriminde etkisi bulunup da, meyvanın kesiminden sonraya kalmayan çalışma ise, bizzat Müsâkât akdi ile Müsâkât'a girer. Bu da, ağacın yeterince su alması için kök taraflarını çukurlaştırmak, ağaçlan sulamak, bağı budamak, ağacın kuru dallarını kesip atmak, hurma çiçekleri­ni aşılamak ve yetişen meyvalan koparmak gibi işlerdir» demişlerdir.

Ulema, Müsâkât akdi yapılırken bahçenin hizmetinde bulunan köle ve hayvanlarda bakıcının bir hakkı bulunmadığında müttefik iseler de, bakıcı­nın bunu şart koştuğu zaman hakkı olup olmadığında müttefik iseler de, ba­kıcının bunu şart koştuğu zaman hakkı olup olmadığında ihtilaf etmişler­dir.

İmam Mâlik «Müsâkât akdi yapılırken bahçenin hizmetinde bulunan köle ve hayvanlar hakkında bu şartı koşmak caizdir. Fakat akid sırasında bahçede bulunmayan köle ve hayvanlar için bu şartı koşmak hükümsüzdür» demiştir. îmam Şâfıî ise «Akid sırasında, bahçenin hizmetinde hiçbir köle ve hayvan bulunmasa da bu şartı koşmada bir sakınca yoktur» demiştir ki, imam Mâlik'in tabilerinden îbn Nâfi* de buna katılır. îmam Muhammed b. Hasan da, «Bakıcının, bunu bahçe sahibi aleyhine şart koşması caiz değil, fa­kat bahçe sahibinin bakıcı aleyhine şart koşması caizdir» demiştir. İmam Muhammed'in bakıcının bu şartı koşmasını mekruh görmesinin sebebi, bu şartla bahçe sahibinin hissesine meçhuliyet arız olmasıdır. Caiz görenler ise, bu meçhuliyeti kıymetsiz ve az bir şey görmüşlerdir. îşte hüküm bu iki asıl arasında değiştiği için, İmam Mâlik, Müsâkât akdi sırasında bahçenin hiz­metinde bulunan köle hakkında bu şartı istihsan etmiş de, akid sırasında bahçede bulunmayan köle hakkında hükümsüz görmüştür. Çünkü akid sırasında bahçenin hizmetinde bulunmayan köle veya hayvanların bahçenin hizmeti­ne verilmesini şart koşmakta, bakıcının kendine menfaat şart koştuğu, daha zahirdir. îmam Muhammed b. Hasan'in, bakıcının bahçe sahibi aleyhine bu­nu şart koşması ile bahçe sahibinin bakıcı aleyhine şart koşması halleri ara­sında ayırım yapmasının sebebi de, çünkü köle ve hayvanın bahçeye göre­cekleri iş Müsâkât akdi ile bakıcıya lazım gelir, ki o da, bahçede bedenen ça­lışmasıdır.

Müsâkât'ın cevazını benimsemiş olan ulema müttefiktirler ki, eğer bü­tün masraflar bahçe sahibine ait olup bakıcıya yalnız bedeni ile çalışmaktan başka bir şey lazım gelmezse, Müsâkât akdi caiz değildir. Çünkü bu şekilde yapılan pazarlık, Müsâkât değil, henüz var olmayan bir kira bedeli ile işgö-ren tutmaktır.

îşte Müsâkât'ın ikinci rüknü olan işin mahiyeti ile bu rükünde caiz olan ve olmayan şartlar bunlardır. [11]

 

3. Oran:

 

Ulema müttefiktirler ki, bahçe sahibi ile bakıcı meyvanın kaçta kaçı üzerinde anlaşırlarsa caizdir. Hatta İmam Mâlik -Kırâd akdinde söylediği gi­bi- «Meyvanın hepsi dahi bakıcıya şart koşulsa, caizdir» demiştir. Kimisi «Böyle bir şart koşulduğu zaman, Müsâkât değil, bahçe sahibi tarafından bakıcıya yapılan bir iyilik ve ihsan olur» demiştir. Kimisi de «Bu şart, caiz de­ğildir» demiştir.

Ulema şunda da müttefiktirler ki, bahçe sahibi ile bakıcıdan herhangi bi­ri, üzerinde anlaştıkları meyva hissesinden başka -para veyahut Müsâkât ak­dinin dışında olan bir şey gibi- kendine bir menfaat şart koşamaz. Ancak îmam Mâlik -su havuzunun onarımı ve bahçe duvarındaki açıklıkların kapa-tımı gibi- cüz'î ve kıymetsiz bir hizmetin şart koşulmasını caiz görmüştür. İmam Mâlik'e göre, her birinin hisse oranı diğerininkinden ayrı olmak üzere iki bahçe üzerinde Müsâkât akdi de caiz değildir. İmam, bu görüşü için Pey­gamber Efendimizin Hayber'de yaptığı muamele ile ihticac etmiştir. Zira Peygamber Efendimiz, Hayber'de değişik hurmalıklar üzerinde aynı oranda hisse ile Müsâkât yapmıştır.

Ulemanın çoğu, bahçe sahibi ile bakıcının, ortak oldukları meyvayı an­cak ölçerek bölüşebildikleri ve tahminî bölüşmenin caiz olmadığı görüşünde iseler de, kimisi, tahminî olarak bölüşmelerinin de caiz olduğunu söylemiştir. Bu hususta İmam Mâlik'in tabileri de ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik'ten de değişik rivayetler gelmiştir. Kimisi «Caizdir», kimisi «Ribaya tabi olan meyvalarda caiz değildir. Diğer şeylerde caizdir», kimiside «îster ribaya ta­bi olan meyvalar olsun, ister diğer şeyler olsun, eğer ortakların ihtiyaçları aynı değilse caizdir» demiştir.

Cumhur, «Çünkü eğer tahminî olarak bölüşürlerse, bir taraftan MÜ ZÂ-BENE, bir taraftan yaş hurmanın kuru hurma ile, bir taraftan yiyecek madde­sinin yiyecek maddesiyle veresiye olarak satışı kabilinden olur» demiştir. Caiz görenler de Ariyye satışı ile zekâtta tahminin cevazına kıyas etmişler­dir. Halbuki bu zayıf bir kıyastır. Bunların en kuvvetli dayanakları, Peygam­ber Efendimiz'in yaptığı Hayber Müsâkât'mda hurmaların tahmin edildiğine dair Said b. el-Müseyyeb ile Süleyman b. Yesar'm mürsel hadisleridir. [12]

 

4. Zaman ve Süre:

 

Müsâkât'ın ne zaman ve ne kadar süre ile yapılırsa caiz olduğu konusu­na gelince: Müsâkât'ın zaman şartı iki çeşittir. Biri Müsâkât'ın cevazı için, biri de Müsâkât akdinin sıhhati için şarttır.

Müsâkât'ın cevazı için şart olan zaman, ulema müttefiktirler ki Müsâ­kât, meyvalar henüz yemeye yarar bir duruma gelmemişken yapılırsa caiz­dir. Fakat meyvaların yemeye yarar bir duruma geldikten sonra yapılması­nın cevazında ihtilaf etmişlerdir. Müsâkât'ın cevazını benimsemiş olanların cumhuru, meyvalann yenmeye elverişli bir duruma geldikten sonra Müsâk­ât'ın caiz olmadığı görüşündedirler. Ancak îmam Mâlik'in tabilerinden Sahnun «Bîr sakıncası yoktur» demiştir. İmam Şafiî'den de bu konuda birbirini tutmayan rivayetler gelmiştir. Bir rivayete göre. imam Şafiî «Caiz değildir», bir rivayete göre «Caizdir» demiştir. Kimisi de İmam Şafiî'nin «Çiçek yap­raklan dökülüp meyvalar görünmeye başladıktan sonra Müsâkât caiz değil­dir» dediğini rivayet etmiştir.

Cumhurun delili şudur: Yenmeye yarayacak bir duruma geldikten sonra meyvalann arak bir hizmete ihtiyacı kalmaz. Nitekim o zaman satılması da caiz olur. Bu durumda Müsâkât'a ne lüzum vardır? Şayet vâki olursa bu, Müsâkât değil, ücretle işçi tutmaktır. Caiz görenler de «Meyvalar henüz ya-radılmamışken Müsâkât'ı caiz olduğuna göre, yenilmeye yarayacak bir du­ruma geldikten sonra caiz olması Öncelikle lazım gelir» demişlerdir.

Müsâkât akdinin sıhhati için şart olan süreye gelince: Cumhur, süre be­lirtilmeden yapılan Müsâkât'ın da caiz olduğunu söylemiştir ki, Zahirîler bunlardandır.

Cumhur, bunu da kiralamaya kıyas ederek, «Eğer caiz olursa gararlı bir akid olur» diye düşünmüştür. Zahirîlerin delili de, îmam Mâlik'in mürsel'in-de geçtiği üzere. Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in Hayber yahudîlerine,

«Ben de sizi, Allah'ın bugüne kadar bı­raktığı gibi bırakırım» [13] buyurarak bir süre tayin etmemesidir.

Müsâkât'ta yılların bitimi hilâllerin yenilenmesiyle değil, meyvalann bozumuyladır.

Müsâkât akdinde «Verdim», «Kabul ettim» gibi icab ve kabul'un şart olup olmadığı konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Îbnu'l-Kasım «Müsâkât'ın sıhhati için 'sana bu bahçenin bakımını -ondan çıkacak meyvanın mesela üç­te biri sana olmak üzere- verdim* gibi Müsâkât deyimini kullanmak gerekir, 'Seni -bahçemde çalışmak üzere- bahçeden çıkacak meyvanın üçtebir hisse­si karşılığında işçi olarak tuttum* gibi kiralama deyimini kullanmak caiz de­ğildir» demiştir, ki îmam Şafiî de buna katılır. Başkaları ise «Kiralama deyi­mi de kullansa akid sahihtir» demişlerdir, ki Sahnun'un sözlerinden de bu mânâ çıkar. [14]

 

118. Sahih Müsâkât'ın Sonuçlan

 

îmam Mâlik'e göre Müsâkât -Kırâd gibi- işe başlamakla değil, bizzat akid ile lazım olup bozulamayan bir akidtir. îmam Mâlik'e göre aynca bu ak-din gereği, taraflardan birinin ölümüyle varislerine geçmesidir. Bu duruma göre bakıcı öldüğü zaman, eğer varisleri emin kimseler değil iseler, bahçeye bakmak üzere yerlerine emin bir kimseyi getirebilirler ve eğer kendileri bah­çeye bakmazlarsa, bahçenin bakım masrafı terekesinden çıkanlır [15].

îmam Şafiî de «Eğer ölenin terekesi yoksa, bahçe sahibi, çalışmasının ücretini varislerine verir ve akid bozulur. Eğer terekesi varsa, akid devam eder ve bahçenin bakım masrafı terekesinden çıkanlır» demiştir.

İmam Şafiî aynca, «Eğer bakıcı hastalanıp bahçeye bakamaz bir duru­ma düşerse, akid bozulur» demiş ise de, aynntılı bir açıklama yapmamış­tır.

imam Mâlik de «Meyvalann satış zamanı geldiğinde eğer bakıcı iş gö­remez bir duruma düşerse, bahçeye bakmak üzere kendi yerine bir işçi tut­mak zorunda olup bahçe sahibi ile yaptığı Müsâkât'ı başkasına devredemez. Şayet işçi tutmak için bir şeye malik değilse, o zaman ona düşen meyvadan işçinin ücreti verilir» demiştir.

îmam Mâlik'e göre bakıcının, hırsız ve hak tanımaz bir kimse olduğu­nun anlaşılması ile Müsâkât akdi bozulmaz.

İmam Şafiî'den de, «Kendi yerine bir işçi tutması gerekir» dediği nakle­dilmiştir.

imam Şafiî «Eğer bakıcı işini yanda bırakıp kaçarsa, hakim onun yerine bir işçi tutar» demiştir.

îmam Mâlik'e göre Müsâkât'ta tarafların ikisi de, zekâtı kendi hissesin­den vermesini diğer bir tarafa şart koşabilir. Fakat Kırâd öyle değildir. İkisi­nin nisabı da bir kimsenin nisabı sayılır.

Bahçe sahibi ile bakıcı, üzerinde anlaştıklan hissenin miktarında anlaş­mazlığa düştükleri zaman, îmam Mâlik, «Eğer bakıcının sözü akla uyuyor­sa, yemin ettirilir ve onun sözüne itibar olunur', îmam Şafiî de «İkisine de

yemin verilir ve akid bozulup bakıcıya ücret verilir» demiştir.

İmam Şafiî, Müsâkât'ı da satışa kıyas etmiştir. İmam Mâlik ise -ona göre bakıcı güvenilir bir kimse olduğu için- yemin etme hakkını yalnız bakıcıya vermiştir.

Zira ona göre davacı ile davalıdan hangisinin haklı olduğu ihtimali daha kuvvetli ise, yemin hakkı onundur.

Bu babın mes'eleleri daha çoktur. Fakat fukaha arasında ihtilaflı olan meşhur mes'eleler bunlardır. [16]

 

119.  Fâsid Müsâkât'm Sonuçlan

 

Ulema müttefiktirler ki şeriatın caiz kıldığı şekilde yapılmayan Mü­sâkât akdi -eğer henüz işe başlanmamış ise- münfesihtir (geçersizdir) ve hiç­bir tarafa bir şey lazım gelmez. Fakat işe başlandıktan sonra ne lazım gelir di­ye ihtilaf etmişlerdir.

Kimisi «Fasit olan her Müsâkât'ta bakıcıya, gördüğü işin ecr-i misli la­zım gelir» demiştir, ki İmam Şafiî'nin sözünden de bu anlaşılır ve İmam Mâlik'ten gelen iki rivayetten biri de bu yoldadır [17].

Kimisi de, «Fasit olan her Müsâkât'ta bakıcıya, benzeri olan sahih Müsâkât'ın meyva hissesi lazım gelir» demiştir. Bu da İbn Mâcişûn'un İmam Mâlik'ten rivayet ettiği ve benimsediği görüştür.

İbnu'l-Kasım ise, «Fasit olan Müsâkât'ların bir kısmında benzeri olan sahih Müsâkât'ın meyva hissesi, bir kısmında ecr-i misil lazım gelir» demiş­tir. Fakat onun bu sözünü yorumlayanlar ihtilaf etmişlerdir.

Kimisi «Fasit olan her Müsâkât'ta İbnu'l-Kasım'm görüşü -dört mes'ele-den başka- benzeri olan sahih Müsâkât'ın meyva hissesinin alıcıya düştüğü yolundadır.

İbnu'l-Kasım'a göre yalnız dört meselede bakıcıya ecr-i misil lazım ge­lir. Biri, hurmalarının bir kısmı veyahut tamamı yenilen bahçe üzerindeki fa­sit Müsâkât'tır. Biri, bakıcının bahçe sahibinin de çalışmasını şart koştuğu müsâkât'tır. Biri, Müsâkât ile birlikte aynı akidte satış da yapılan Müsâkât­'tır. Biri de, meyvanın bir yıl üçtebiri, bir yıl da yarısı üzerinde yapılan iki yıl­lık süreli Müsâkât'tır» demiştir.

Kimisi de «İbnu'l-Kasım'a göre bu hususta kaide şudur: Eğer Müsâ­kât'ın fasitliği içinde -birinin diğerinden para istemesi gibi- fasit bir kiralama veyahut -henüz olgunlaşmamış olan meyvanın satışı gibi fasit bir satış bu­lunduğu içinse, bakıcıya ecr-i misil düşer.

Çünkü eğer bu istek, bahçe sahibi tarafından ise, fasit bir kiralama, eğer bakıcı tarafından ise -henüz olmayan şeyin satışı kabilinden olduğu için- fa­sit bir satış olur.

Eğer Müsâkât'm fasitliği -değişik bahçeler üzerinde yapılan Müsâkât'ta

olduğu gibi- garar yüzünden ise, benzeri olan sahih Müsâkât'm meyva hisse­si düşer» demiştir. Fasit olan Müsâkât'ın hükmü hakkında bir dördüncü gö­rüş de vardır, ki o da şudur: Eğer şartı koşan, bakıcı ise, onun şart koştuğu hisseden çok ve eğer bahçe sahibi ise, onun şart koştuğu hisseden az olma­mak şartı ile, benzeri olan sahih Müsâkât'ın meyva hissesi düşer. Bizim maksadımız için bu kadar kâfidir. [18]

       

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/351.

[2] Buhârî, Hars, 41/8, no: 2328; Müslim, Müsâkât, 22/1, no: 1551.

[3] Mâlik, Müsâkât, 33/1, no: 1; Şafiî, Müsned, 1/2423, no: 660.

[4] Mâlik, Müsâkât, 33/1, no: 2 Aynca hadisin mevsûl olduğu konusunda bkz. Ebû Dâvûd,û\ 17/35, no: 3410.

[5] Bcyhâkt, 6/114.

[6] Mâlik, Kirâu'l-Ard, 34/1, no: 1.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/353-354.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/355.

[9] Ebû Dâvûd, Zekât, 3/13, no: 1603; Dârakutnî, 2/133, no: 18; Beyhâkî, 4/122.

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/355-357.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/357-358.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/358-359.

[13] Mâlik, Müsâkâu 33/1, no: 1.

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/359-360.

[15] Hanefî mezhebine göre, bakıcı Ölürse, mirasçıları onun yerine geçer, bahçe sahibi onlan engelliyemez.

 

[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/361-362.

[17] Ebû Hanife, müsâkât şirketinin kendisini fasid sayar.

[18] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/363-364.