30. MURABAHA (Kârına) SATIŞI KİTABI 2

106.  Maliyet Unsurları ve Nitelikleri 2

107.  Maliyet Fiatmın Alıcıya Yanlış Söylenmesi 3


30. MURABAHA (Kârına) SATIŞI KİTABI

 

Ulema müttefiktirler ki -pazarlık suretiyle yapılan satış (müsâveme) ile yüzde belli bir miktar kârla yapılan satış (murabaha) olmak üzere- iki çeşit satış vardır ve yüzde belli bir miktar kârla yapılan satış da, satıcının alıcıya, satmak istediği malı kaça satın aldığını söyleyerek ondan yüzde belli bir miktar kâr istemesi demektir. Ancak bu husus ile ilgili olarak,

1) Satıcı, malı satın aldıktan sonra mala yaptığı masraflardan hangileri­ni maliyetinden sayabilir, hangilerini sayamaz?

2) Satıcı, malı satın aldığı fîatı gizleyip alıcıya daha yüksek bir fıat söy­ler veyahut yanılarak daha az bir fıat söyleyip de, sonradan, daha yüksek bir fıatla satın aldığını hatırlarsa ne lazım gelir? diye iki konuda ihtilaf etmişler­dir. Şu halde bu bahsin -fukahanın bu bahse ilişkin ihtilaflarına göre- iki babı vardır. Birinci bâb, mala yapılan masraflardan hangilerinin maliyetten sayıl­dığı, hangilerinin sayılmadığı ve kâra temel olacak ana sermaye olarak öde­nen şeyin ne olduğunu bildirmenin gerekip gerekmediği, ikinci bâb da, satıcı sermayesini bildirirken alıcıya fazla veya eksik söylerse ne lazım geldiği hakkındadır. [1]

 

 

106.  Maliyet Unsurları ve Nitelikleri

 

Malın maliyetine giren ve girmeyen masraflar konusunda îmam Mâİik'in mezhebi özet olarak şöyledir: Satıcının, malı satın aldıktan sonra ona yaptığı masraflar üç çeşittir. Bir çeşidi hem ana sermayeden sayılır, hem kârda payı olur. Bir çeşidi, ana sermayeden sayılır. Fakat kârda payı olmaz. Bir çeşidi de, ne ana sermayeden sayılır, ne de kârda payı olur. İmam Mâlikin ana sermayeden saydığı ve kârda pay sahibi kıldığı çeşit -dikiş ve boyama gibi- malın şekil ve kalitesini değiştiren masraflardır. Ana sermaye­ye girip de, kârda payı olmayan çeşit de, malın şekil ve kalitesini değiştirme­yen ve fakat -bir ülkeden bir başka ülkeye nakli ve anbarlarda muhafazası gi­bi- satıcının bizzat yapması mümkün olmayan hizmetler yolunda yapılan masraflardır. Hem ana sermayeye girmeyen ve hem de kârda payı olmayan çeşit ise, malın şekil ve kalitesini değiştirmeyen ve -simsarlık, malı katlayıp kaldırmak ve benzeri hizmetler gibi- satıcının bizzat görebildiği hizmetlere yapılan masraflardır. İmam Ebû Hanife ise, mala yapılan bütün masrafları -hiçbir şeyi istisna etmeyerek- maliyetten saymaktadır. Ebû Sevr de, «Malın satın alındığı bedel miktarından fazla bir fıat üzerinden murabaha satışı caiz değildir ve eğer vaki olursa fasittir. Ancak eğer satıcı 'Ben şu fiatla aldım ve şu şu masrafları da yaptım. Bu itibarla maliyeti şu kadardır. Senden şu kadar kâr isterim' dese, caizdir. Çünkü eğer bu açıklamayı yapmadan 'Sermayesi şu kadardır. Senden yüzde şu kadar kâr isterim' dese yalan söyleyip adamı aldatmış olur» demiştir.

Kâra temel olacak olan ana malın şartına gelince: îmam Mâlik ile Leys b. Sa'd, «Herhangi bir kimse bir şeyi altın para ile satın aldıktan sonra altının raici yükselirse, o şeyi satın aldığı aynı miktar altın para üzerinden murabaha satışı ile satamaz. Çünkü sahtekârlık ve başkasını kandırmak olur. Bir şeyi gümüş para ile satın aldıktan sonra gümüşün raici yükselirse o şeyi altın para ile satmak da bunun gibidir» demişlerdir.

İmam Mâİik'in tabileri -bu bâbtan olmak üzere- "Herhangi bir şeyi eşya ile satın alan bir kimse, o şeyi murabaha satışı ile satabilir mi, satamaz mı? Şayet satabiliyorsa, satın aldığı aynı cins eşya ile mi satması gerekir, yoksa-onun kıymetiyle de satabilir mi?" diye ihtilaf etmişlerdir. Ibnu'l-Kasım «Satın aldığı aynı cins eşya üzerinden satması caizdir» demiştir. Eşheb de «Her­hangi bir şeyi eşya ile satın alan bir kimseye, o şeyi murabaha satışı ile satma­sı caiz değildir. Çünkü eğer murabaha saüşi ile onu satarsa alıcıdan, satış be­deli olarak verdiği eşyanın cinsinden aynı nitelikte eşya isteyecektir. Aynı nitelikte eşya.ise, çoğunlukla alıcının elinde bulunmadığı için, kişinin mül­kiyetinde bulunmayan bir şeyin satışı kabilinden olur» demiştir.

tmam Mâlik ile İmam Ebû Hanife de, bir şeyi altın para ile pazarlık et­tikten sonra para yerine eşya veyahut gümüş para verenin -alıcıya, pazarlık ettiği altın para yerine eşya veyahut gümüş para verdiğini söylemeden- o şe­yi murabaha satışı ile satabilip satamadığında ihtilaf etmişlerdir.

İmam Mâlik, «Alıcıya durumu bildirmeden o şeyi ona murabaha satışı ile satamaz», İmam Ebû Hanife de «O şeyi satın alırken verdiği eşya veyahut gümüş para üzerinden satması caiz değildir. Fakat pazarlık ettiği altın para üzerinden satabilir» demiştir.

İmam Mâlik'e göre bir şeyi vade ile satın alan kimsenin o şeyi -vade ile satın aldığını söylemeden- murabaha satışı ile satması da caiz değildir. İmam Şâfİî de «Şayet satarsa, alıcı da o şeyi o kadar vade ile satın almış olur» de­miştir. Ebû Sevr de «Bu da kusurlu görülen mal gibidir. Alıcı, isterse onu geri verebilir» demiştir.

İmam Mâlik'in mezhebinde bu babın daha birçok meseleleri vardır. Fa­kat o mes'eleler bizim için maksut değillerdir. [2]

 

 

107.  Maliyet Fiatmın Alıcıya Yanlış Söylenmesi

 

Ulema, herhangi bir şeyi bir fıat üzerinden murabaha satışı ile sattıktan sonra ve daha o şey dururken, onu daha az bir fıatla satın aldığı -ya itirafı ve­yahut şahitlerin ifadesiyle- anlaşılan kimsenin bu satışı hakkında ihtilaf etmişlerdir.

İmam Mâlik ile bir cemaat, «Eğer satıcı, malı satın aldığı gerçek fîat üzerinden satışı kabule zorlamazsa, alıcı isterse gerçek fiat üzerinden satışı kabul eder, isterse malı geri verir. Eğer satıcı onu gerçek fıat üzerinden satışı kabule zorlarsa kabul etmek zorundadır» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ile Züfer ise, «Alıcı mutlaka:muhayyerdir ve s&ücı onu zorlasa bile, artık gerçek fıat üzerinden satışı kabule mecbur değildir» demişlerdir. Süfyan Sevrî, İbn Ebî Leylâ, İmam Ahmed ve bir cemaat da, «İki fıat arasındaki fark atıldıktan sonra ikisi de satışı kabul etmek zorundadırlar» demişlerdir. İmam Şafiî'den ise bu son iki kavil de rivayet olunmuştur.

İki fıat arasındaki fark atıldıktan sonra 'kişinin de satışı kabule mecbur olduğunu söyleyenler, «Çünkü alıcı satıcıya, ancak satın aldığı fiat üzerin­den kâr vermeye razı olmuştur. Satıcının yalan söylediği anlaşılınca -nasıl bir malı 'şu kadar ölçektir' diyerek satan kimse, mal dediği kadar çıkmadığı zaman onu tamamlamak zorunda ise- gerçek fiata dönmek zorundadır» de­mişlerdir. Alıcının mutlaka muhayyer olduğunu söyleyenler de, bu mes'elede yalanı malda görülen kusura benzetmişlerdir. Yani malda görülen kusur nasıl alıcıyı, malı geri verip vermemekte muhayyer kılıyorsa, satıcının yala­nı da alıcıyı, satışı kabul edip etmemekte muhayyer kılar.

Buraya kadar anlattığımız bu ihtilaflar, satıcının yalan söylediğinin, mal daha alıcının elinde dururken anlaşıldığı takdirdedir. Eğer mal alıcının elinden çıktıktan sonra satıcının yalan söylediği anlaşılırsa, İmam Şafiî, «Gerek iki fiat arasındaki fark ve gerekse bu farktan doğan kâr farkı satıcıdan geri alınır» demiştir. İmam Mâlik de, «Eğer malın kıymeti, mal teslim edildi­ği -bir başka rivayete göre satıldığı- gün, alıcının verdiği satış bedelinden da­ha çok veyahut onun kadarsa, alıcı satıcıdan bir şey isteyemez. Eğer ondan azsa, o zaman satıcı üç yol arasında muhayyerdir. İsterse alıcıya malın kıy­metini, isterse ondan aldığı satış bedelini, isterse iki fıat arasındaki farkı geri verir» demiştir.

Kişinin, malını murabaha satışı ile sattıktan sonra, söylediği fîatı yanıla-rak söylediğini, esasında malı daha üstün bir fıatla satın aldığını ileri sürerek bunu ispat için şahit göstermesine gelince: İmam Şafiî, «Şahitleri dinlenemez. Çünkü kendisi daha önce şahitlerini yalanlamıştır» demiştir. îmam Mâlik ise, «Şahitleri dinlenir ve alıcı şahitlerin ifade ettiği bedeli vermeye zorlanır. Şayet mal, alıcının elinden çıktıktan sonra alıcı, bu iddiayı yapar ve onu şahitlerle ispat ederse, alıcı o zaman isterse malın, teslim aldığı gündeki kıymetini, isterse iki fîat arasındaki farkı öder» demiştir.İşte ulemanın bu bâbtaki meşhur mes'eleleri bunlardır. [3]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/293.

[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/295-296.

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/297-298.