46. LUKATA (Buluntu Mal) KİTABI 2

140. Lukatato Rükünleri 2

141. Buluntu Malın Hükümleri 3

142. Buluntu Çocuk (Lâkît) 5


46. LUKATA (Buluntu Mal) KİTABI

 

Bu bahse ilişkin konuşmamız iki bölüme ayrılıp, birinci bölüm bu bah­sin rükünleri, ^kinci bölüm de bulunan yitik malın hükümleri hakkında­dır.. [1]

 

140. Lukatato Rükünleri

 

Bu bahsin rükünleri -İltikat, Mültakit ve Lukata olmak üzere- üçtür. "îl-tikat" bulunan yitik malı yerden almak. "Mültakit" bulunan yitik malı yerden alan kimse ve "Lukata"da bulunan yitik mat demektir.

Ulema, bulunan yitik malı yerden almak mı yoksa, ona dokunmayıp ye­rinde bırakmak mı iyidir diye ihtilaf etmişlerdir. İmam Ebû Hanife «Almak daha iyidir. Çünkü müslüman, müslüman kardeşinin malım korumakla gö­revlidir demiştir, ki İmam Şafiî de bu görüştedir. İmam Mâlik ile ulemadan bir kitle de, bulunan yitik malı yerden almanın mekruh olduğunu söylemiş­lerdir. Bu görüş İbn Ömer ile İbn Abbas'tan da rivayet olunmuştur ve İmam Ahmed de bu görüşe katılır. Bu görüşün dayanağı iki şeydir. Biri Peygamber Efendimizden, buyurduğu rivayet olunan

«Mü'minin yitiği, ateş közüdür» [2] hadisi­dir. İkincisi de, yitik malı alan kimsenin, bulunduğu kimseye söylemeyip onu yemesinden endişe edilmesidir. Almayı daha iyi görenler ise, hadisi te­vil ederek; «Peygamber Efendimiz 'Mü'minin yitiğini yemek için alan kim­se, ateş közünü almış olur' demek istemiştir. Yitiği koruyup sahibi çıktığın­da kendisine vermek için alan kimse ise, sevap kazanmış olur» demişlerdir. Kimisi de bulunan yitiği almanın vacip olduğunu söylemiştir. Kimisi de «Bu ihtilaf; yitik malın, hükümdarı adaletli ve halkı emin olan yerlerde bulundu­ğu hale mahsustur. Hükümdarı adil olan ve fakat halkı emin olmayan yerler­de bulunan yitik malı ise, almak vaciptir. Hükümdarı zalim ve fakat halkı emin olan yerlerde bulunan yitik malı da, almamak almaktan iyidir. Hem hü­kümdarı zalim olan ve hem de halkı emin olmayan yerlerde bulunan yitik malı da, alıp almamakta kişi muhayyer olup yitiğin korunacağını hangisinde daha çok umuyorsa onu yapar» demiştir.

Bütün bunlar Hac yolculuğu dışında bulunan yitikler hakkındadır. Zira -Peygamber Efendimiz hacc yolculuğunda bulunan yitikleri almaktan neh-yettiği için- fukaha bu yolculukta bulunan yitikleri almanın caiz olmadığında müttefiktirler. Mekke'nin yitiklerini de, «Hac yolculuğunda bulunan yi­tikler gibi almak haramdır. Çünkü bunun hakkında da hadis gelmiştir. An­cak gelen hadisin iki rivayet şekli vardır. Hadisin metni, birisinde

 'Mekke'nin yitiği, ancak onu arayan kimse için kaldırılabilir' birisinde de,

«Mekkenin yitiğini ancak onu ilan etmek isteyen kimse kaldırabilir» [3] şeklindedir. îmam Mâlik «Mekke'nin yitiği -ister onu arayan kimse için kaldırılmış olsun, ister onu ilan etmek isteyen kimse kaldırmış olsun- süresiz olarak ilân edilir» demiştir.

Yitiği yerden alan kimseye gelince:

Hür, müslüman ve ergenlik çağına eren herkesin yitikleri alabildiğinde ihtilaf yoktur. Çünkü yitikleri almak velayet işidir. Gayri müslimin ise, yitik­leri alıp alamadığında İmam Şafiî'den iki rivayet gelmiştir.

Ebû Hamid (Gazali), «En sıhhatli olan rivayet, gayri müslimin İslâm ül­kesinde bulduğu yitikleri almasının caiz olduğu yolundaki rivayettir [4]. Kö­le ile dindarlığı zayıf olan kimsenin de, yitikleri almalarının caiz olup olmadığı hakkında İmam Şafiî'nin keza iki görüşü vardır. Almalarının caiz olma­dığına dair görüşünün dayanağı, köle ile dindarlığı zayıf olan kimsenin vela­yete ehil olmadıklarıdır. Caiz olduğuna dair görüşünün dayanağı da, bu hususta gelen hadislerin taşıdıkları umumdur.»

Yitik mala gelince: îster mamur yerde, ister çöl ve harabelerde olsun yerde bulunan ve sahibinin kim olduğu bilinmediği için zayi olma tehlikesi­ne maruz olan her mal yitiktir. Bu vasıfta cansız mallarla, -deveden başka-canlı mallar birdir. Yitiğin dayandığı hadis, sıhhatmda ittifak edilen Yezid b. Halid el-Cühenî'nin hadisidir. Bu hadisin meali şöyledir: «Adamın biri Pey­gamber Efendimize gelerek bulduğu bir yitiğin hükmünü sordu. Peygamber Efendimiz,

nındır. O da almazsa koyun artık kurdundur' buyurdu. Adam, 'Ya Rasûlal­lah, ya deve yitiğinin hükmü nedir?' diye sordu. Peygamber Efendimiz,

'Onun çıkınını ve ağız bağını belleyip hatırında tut. Sonra onu bir yıl süre ile ilan et. Bu süre içinde birisi gelir de yitiğini ve evsafını sana söyler­se, ona ver. Kimse gelmezse artık onu ne yaparsan yap' buyurdu. Adam,

Ya Rasûlallah, koyun yitiğinin hükmü nedir?' diye sordu. Peygamber Efendimiz,

Yitik koyunu sen alır, ilan eder de sahibini bulamazsan sana aittir. Sen almaz da mümin kardeşin alırsa, ala-

Yitik deveden sana ne? Gezecek tabanı ve depo edecek su tulumu var­dır. Sahibi onu buluncaya kadar subaşlarına iner ve ağaç yapraklarını yer' buyurdu»[5].

Bu hadis üç hükmü ihtiva etmektedir:   

1- Bulunan hangi yitik alınabilir, hangisi alınamaz?

2- Alınabilen yitiğin de bir yıla kadar ve yıl bittikten sonraki hükümleri nelerdir?

3- Yitik sahibi olduğunu ileri süren kimse, yitiği ne ile hakedebilir?

Ulema, deve yitiğinin alınamadığında ve davar yitiğinin de alınabildi­ğinde müttefiktirler. Sığır yitiğinin ise, alınıp alınamadığında ihtilaf etmiş­lerdir, îmam Şafiî'den sığırın deve gibi, îmam Mâlik'ten de, koyun gibi olduğunu söyledikleri rivayet olunmuştur.. [6]

 

141. Buluntu Malın Hükümleri

 

Ulema, oldukça değeri bulunan yitik malın hükmünün, bir yıla kadar onu ilan etmek olduğunda müttefik iseler de, yıl bittikten sonraki hükmünde ihtilaf etmişlerdir.

îmam Mâlik, Süfyan Sevrî, Evzaî, îmam Ebû Hanife, îmam Şafiî, îmam Ahmed, Ebû Ubeyd ve Ebû Sevr gibi fukahanın cumhuru müttefiktirler ki:

Eğer yitiği alan kimse fakir ise, yıl bittikten sonra yitiği yiyebilir. Zen­gin ise, onu sadaka olarak fakirlere verebilir. Bundan sonra şayet sahibi ge­lirse, muhayyer olup isterse sadakayı kabul eder de sadakanın sevabına sahip olur, isterse yitiğinin kıymetini zenginden alır. Fakat eğer zengin ise, yıl bit­tikten sonra yitiği yiyebilir mi yiyemez mi diye ihtilaf etmişlerdir.

îmam Mâlik ile îmam Şafiî, «Yiyebilir» demişlerse de, îmam Ebû Ha­nife «Onu sadaka olarak vermekten başka bir yetkiye sahip değildir» demiş­tir, îmam Ebû Hanife'nin bu görüşü Hz. Ali, îbn, Abbas ve tabiînden bir cemaatten de rivayet olunmuştur..

Evzaî, «Eğer yitik çok sayılan bir mal ise, onu hazineye vermek gere­kir» demiştir. İmam Mâlik ile İmam Şafiî'nin dediği gibi, Hz. Ömer, îbn Mes'ud, îbn Ömer ve Hz. Aişe'nin de söylediği rivayet olunmuştur. Zahirîlerden başka, bütün bunlar, yediği takdirde zâmin olur, diye müttefiktirler, îmam Mâlik ile îmam Şâfıî Peygamber Efendimiz'in metni yukarıda geçen hadisteki,

 «Eğer vasfını söyler kimse gelmezse artık sen onu ne yaparsan yap» emri ile istidlal etmişlerdir. Zira Peygamber Efendimiz, «Eğer fakir isen artık onu ne yaparsan yap» diye fakir olmasını şart koşma-mıştır. îmam Mâlik ile îmam Şafiî'nin dayanakianndan biri de, Buhârî ile Tirmizî'nin, Süveyd b. Gafele'den rivayet ettikleri, «Bir kere Übey b. Ka'b'a rastladım. Bana dedi ki: Bir gün ben bir kese buldum, içinde yüz dinar vardı. Onu Peygamber Efendimize arzettim. Bana,

'Onu bir yıl süre ile halkın toplantı yerlerinde bildir,

ilân et' buyurdu. Ben de bir yıl onu ilan ettim, fakat onu bir bilene rastlamadim. Sonra Peygamber Efendimiz'e geldim. Peygamber Efendimiz

'Bir yıl daha bildir' dedi. Bir yıl daha ilan ettim. Fakat bir bilen kimseye yine raslamadım. Sonra üçüncü bir kez daha Peygamber Efendimiz'e arzettim. Bu defa bana,

'Kesesini, sayısını, ağız bağını sakla. Sahibi gelir de sayısını, çıkınını, ağız bağım söylerse, ona ver. Gelmezse, kendin ondan fay dalan' buyurdu» [7] hadisidir. Bir diğer rivayette,

 «Kendin onu harca» diye geçmektedir. Şu halde ihti­lafın sebebi yitikler hakkındaki hadisin zahiri ile, şeriatın «Hiçbir müslü-man kişinin malı rızası dışında kimseye helâl olamaz» kaidesi arasında bulu­nan çelişmedir. Bu kaideyi hadisdeki, Peygamber Efendimiz'in,

«Bir y*/ //an er. Eğer sahibi gelirse ona ver. Gelmezse artık sen onu ne yaparsan yap» emrine tercih edenler, «Bulunan yitiği -sahibi çıkıp kabul et­mediği takdirde ona kıymetini vermek kaydı ile sadaka olarak vermekten başka bir şekilde- harcamak caiz değildir» demişlerdir. Hadisin zahirini bu kaideye tercih ederek hadisteki emrin bu kaideden istisna edilmiş bir hüküm olduğunu söyleyenler ise, «Bir yıl ilan ettikten sonra eğer sahibi çıkmazsa ar­tık ona helal olur. İstediği şekilde onu kullanabilir. Şayet onu kullandıktan sonra sahibi çıkarsa ona bir şey vermek zorunda da değildir» demişlerdir. Hadisin zahiri ile kaideden birini diğerine tercih etmeyip ikisi arasında du­ranlar da «Bir yıl bittikten sonra -sahibi çıktığında ona kıymetini vermek kaydı ile- para dahi olsa onu harcar» demişlerdir.

Bulunan yitiğin, kendisine ait olduğunu iddia eden kimseye verilmesi hükmüne gelince:

Fukaha, yitiğin alametlerini söyleyemeyen kimseye yitiği vermenin caiz olmadığında müttefik iseler de, alametlerini söyleyen kimseye de, şahit getirmeden verilebilir mi, verilemez mi diye ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik «İsterse şahidi bulunmasın, alametlerini söyledikten sonra onu hakkeder» demiş ise de, İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî, «Kendisine ait olduğuna dair şahit getirmedikçe, alametlerini söylese bile ona verilemez» demişlerdir. Bu ihtilafın sebebi, hiçbir davanın şahitsiz olarak sahih olmadığı kaidesiyle,

hadisin zahiri arasında bulunan çelişmedir. Kaideyi, hadisin zahirine tercih edenler, «Yitiğin ona verilebilmesi için ayrıca şahit de getirmesi gerekir» de­mişlerdir. Hadisin zahirini kaideye tercih edenler ise; «Yitiğin alametlerini söyledikten sonra artık şahide gerek yoktur» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ile îmam Şafiî'nin şahit şart koşmalarının sebebi şudur: Çünkü Peygamber Efendimizin,

«Çıkınını ve ağız bağını şakla. Eğer sahibi gelirse ona ver. Gelmezse artık sen onu ne yaparsan yap» emri ile «Eğer sahibi gelip alametlerini söy­lerse ona ver» demek istemiş olabildiği gibi, «Bunları sakla ki, başka şeylere kanşıp kaybolmasın ve sahibi geldiğinde ona veresin» demek istemiş olma ihtimali de vardır. Herhangi bir delile ihtimal girince de, kesin olan asıla dön­mek lazım gelir. Zira asıllar, kendilerine uymayan ihtimallerle çeliştirilemezler. îmam Mâlik ile tabilerine gelince, «Yitik sahibi, yitiğin çıkını ile ağız bağından başka, altınların vasıf ve sayısını da söylemek zorundadır. Ni­tekim bazı rivayetlerde,

'Eğer sahibi gelip çıkınım, ağız bağını ve sayısını söylerse, ona ver' zi­yadesi vardır» [8] demişlerdir. Mâlikîler derler ki: Bununla beraber eğer yiti­ğin çıkını ile ağız bağını doğru söylerse -sayısını bilmese de- zararı yoktur. Sayısını bilmemesinin zararı olmadığı gibi, sayısından fazla söylemesinin da zararı yoktur. Sayısından eksik söylediği zaman ise, zaran var mıdır, yok mudur diye ihtilaf etmişlerdir. Hadiste geçen ilk alametten birini bilmemesi halinde de, kimisi «İkisini bilmedikçe ona bir şey yoktur» kimisi de «Eğer bilmiyorum, dese, ona 'Günah senin boynunda' denilerek verilir. Eğer bil­miyorum demeyip yanlış söylerse, ona verilmez» demiştir.

Yitiğin, alametlerini söyleyen kimseye verilmesi gerektiğinde müttefik olan Mâliki uleması: Ona yemin ettirilerek mi, yeminsiz olarak mı verilir di­ye ihtilaf ederek, Ibnu'l-Kasım «Yeminsiz olarak», Eşheb de «Yemin ettiri­lerek verilir» demiştir.

Davar yitiğine gelince: Yukarıda geçtiği üzere Peygamber Efendimiz «O, ya senindir, ya kardesinindir, ya kurdundur» buyurduğu için, ulema, in­sanlardan uzak ve ıssız çöllerde davar yitiğini bulan kimsenin onu yiyebildi­ğinde müttefiktirler. Fakat yitiğin sahibi çıktığında ona kıymetini vermek

zorunda oiup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, «Vermek zorunda­dır» demiş ise de, imam Mâlik, kendisinden gelen meşhur rivayete göre «Ona bir şey lazım gelmez» demiştir. Bu ihtilafın sebebi, -yukarıda söylediğimiz gibi- hadisin zahiri ile, şeriatta malum olan kaide arasında bulunan çelişmedir, imam Mâlik, burada da hadisin zahirini tercih ederek zahire göre hareket etmiştir. Diğer rivayete göre ise îmam Mâlik de, cumhur gibi söyle­miştir. Bozulduğu için saklanamayan yiyeceklerin yitiği de davar yitiği hük­mündedir.

Mâliki ulemasınca yitik mal, Mâliki mezhebinde özet olarak üç kısım­dır: Bir kısmı alanın elinde durur ve -para ile eşya gibi- eğer yerinde bırakılıp alınmazsa zayi olmasından korkulur. Bir kısmı alanın elinde durmaz ve -çabuk bozulan yiyeceklerle ıssız çöllerde bulunan davarlar gibi- eğer yerinde bırakılırsa zayi olmasından korkulur. Bir kısmı da, bırakılsa dahi, zayi olma­sından korkulmaz. Birinci kısım -ki alanın elinde duran ve bırakılıp alınma­dığı takdirde zayi olmasından korkulan yitiklerdir- üç çeşide ayrılmaktadır: Bir çeşidi az ve değersiz olan ve değersiz olduğu için de, sahibi tarafından aranmayan şeylerdir. İmam Mâlik'e göre bu çeşit yitikler ilan edilmezler ve onları bulan kimsenin malı olurlar. Bunun dayanağı «Bir gün Peygamber Efendimiz giderken yerde bir hurma buldu da,

'Bunun zekât hurması olmasından korkmasaydım alır, yerdim' buyur­du» [9]diye rivayet olunun hadistir. Zira Peygamber Efendimiz bu hadiste ilandan söz etmemiştir. Her ne kadar Eşheb ilan edilmelerini istihsan etmişse de, kırbaç ve kamçı gibi şeyler bu çeşit yitiklerdir, ikinci çeşit, az olan ve fa­kat değeri ve yararı bulunan şeylerdir. Bu çeşit yitiklerin ilan edilmelerinin vücubunda ihtilaf yoktur. Ancak ne kadar bir süre için ilan edilirken diye ih­tilaf edilmiştir. Kimisi «Bir yıl», kimisi «Birkaç gün» demiştir. Üçüncü çeşit ise, hem çok ve hem de değerli olan şeylerdir. Bu çeşit yitiğin bir yıl süre ile ilan edilmesinin vücubunda ihtilaf yoktur.

Alanın elinde durmayan ve zayi olmasından korkulan ikinci kısım yiti­ğe gelince: Alanı ister fakir, ister zengin olsun onu yiyebilir. Fakat îmam Mâlik'ten, sahibi çıktığında ona kıymetini vermek zorunda olup olmadığı hakkında iki rivayet gelmiştir. Meşhur olan rivayete göre imam Mâlik «Ona bir şey lazım gelmez» demiştir.

Zayi olmasından korkulmayan yitiğe gelince: Bu da devedir. Deve yitiği hakkında nass bulunduğu için onu almamak almaktan iyidir. Şayet alırsa ilan etmesi gerekir. Kimisi «imam Mâlik'in mezhebine göre, deve yitiğini al­mamak almaktan mutlaka iyidir» demiştir. Kimisi de «Deve yitiğini alma­manın daha iyi olması, ahlâk üstünlüğü ve Allah korkusunun hakim olduğu devirlere mahsustur. Hırsızlık ve kötü ahlakın hakim olduğu zamanlarda ise, almak almamaktan iyidir» demiştir.

Deve yitiğinin ilan edilmesi gereken süre içinde zayi olması haline ge­lince: Ulema, onu alırken şahit tutan kimsenin zayi olmasından sorumlu ol­madığında müttefik iseler de, alırken şahit tutmayan kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik, imam Şafiî, îmam Ebû Yûsuf ve îmam Muham-med b. Hasan, «Eğer kasten zayi etmezse -alırken şahit tutmamış olsa bile-ona bir şey lazım gelmez» demişlerdir. îmam Ebû Hanife ile Züfer ise, «Alır-* ken şahit tutmayan kimseye, zayi olması halinde kıymeti lazım gelir» demiş­lerdir, îmam Mâlik ile îmam Şâfıî, «Çünkü bulunan yitik, bulanın erinde bir emanettir. Şahitsiz olarak alınması, onu emanetlikten çıkaramaz» diye delil getirmişlerdir. Bunlar yitiğin hükmünü soran adama,

«Eğer sahibi gelirse ona verirsin. Gelmezse senin elinde emanet kal­sın» [10] şeklinde cevap verdiğine dair Süleyman b. Bilâl ile başkalarının ha­disini şahit göstermişlerdir. îmam Ebû Hanife ile Züfer de Mutarrif b. Şihhir'in Iyaz b. Cemmez'den Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet et-yerden alırsa, buna adaletli iki kimseyi şahit kılsın. Gizli tutmasın ve işi sarpa sarmasın. Eğer sahibi gelirse, herkesten çok, onun hakkıdır. Gelmezse, o zaman Allah'ın malıdır, dilediği kimseye verir» [11] hadisi ile istidlal etmişlerdir.

Mâliki mezhebi yitik konusunda özet olarak şu görüştedir::

îmam Mâlik'e göre, bulduğu yitiği alan kimse üç durumdan hali değil­dir. Ya, onu kötü niyetle alır, ya esirgeyip sahibi çıktığında ona vermek üzere alır, ya da, ne kötü niyetle, ne de esirgeyip çıktığında sahibine vermek için

alır. Eğer esirgeyip sahibine vermek için alırsa, elinde bir emanet olur. Onu ilan ve muhafaza etmesi gerekir. Şayet onu tekrar geri bırakırsa, Îbnu'1-Ka-sım «Zayi olduğu takdirde zâmin olur», Eşheb de «Eğer onu tekrar aldığı ye­re bırakırsa zâmin olmaz. Emanette olduğu gibi, onu başka yere bırakırsa zâmin olur» demiştir. Zayi olduğunu iddia ettiği zaman da, eğer kendisinden şüphe edilmezse, yeminsiz olarak sözüne itibar olunur.

Kötü niyetle aldığı zaman ise -geri bıraksa da, bırakmasa da- zâmindir. Fakat kötü niyetle alıp almadığı, ancak kendisinin, niyetini söylemesi ile an­laşılmış olur.

Ne kötü niyetle, ne de esirgemek için almaması da, şu şekilde olur: Me­selâ: Yerde bir mendil bulur ve yanında bulunan arkadaşlarından birinin ol­duğunu zannederek kaldırır. Fakat hiçbiri «Benimdir» demez, işte bu du­rumda eğer mendili tekrar yere bırakırsa -Mâliki ulemasının ittifakı ile-zâmin olmaz.

Bu bâbtan olmak üzere, ulemanın ihtilaf ettikleri bir mes'ele daha var­dır. O da şudur: Köle bulup aldığı yitiği zayi ederse, yitiğin kıymeti kime la­zım gelir?

İmam Mâlik, «Kölenin rakabesine (üzerine) lazım gelir. Efendisi ya onu satar yiriğin kıymetini parasından öder, ya da kendi malından vererek köleyi satılmaktan kurtarır. Bu da eğer henüz yıl bitmemişken zayi ederse böyledir. Eğer yıl bittikten sonra zayi ederse, o zaman kölenin zimmetine la­zım gelir. Yani bizzat kölenin borcu olur. Şayet köle bir zaman azatlanır ve kendi hesabına çalışma imkânına sahip olursa, çalışıp borcunu öder» demiş­tir, îmam Şafiî ise, «Eğer kölenin efendisinin yitikten haberi varsa, kendisi zâmindir. Eğer haberi yoksa o zaman kölenin rakabesine düşer» demiştir.

Ulema, yitiği bulup alan kimsenin yitiğe yaptığı masrafı çıkan yitik sa­hibinden isteyip istemediğinde de ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, «Yitiği alan kimse, kendi isteğiyle yitiğe masraf ettiği için yitik sahibinden isteyemez» demiştir. Küfe uleması ise, «Eğer hakimin emriyle masraf yaparsa, yitiğin sahibi çıktığı zaman, yaptığı masrafı ondan isteyebilir» demişlerdir. Bu me­sele de yitiği almanın hükümlerindendir.

Bu kadarı, bu konu ile ilgili gayemiz için kâfidir. [12]

 

 142. Buluntu Çocuk (Lâkît)

 

Bu bahse ilişkin konuşmamız da, çocuğu yerden almanın, çocuğu yer­den alanın ve yerden alınan çocuğun hükümleri hakkındadır.

İmam Şafiî «Herhangi bir kimsenin bakımında olmayıp, ölümle başba-şa bırakılmış sahipsiz çocukları almak farz-ı kifayedir» demiştir [13]. Onu alan kimsenin ilerde «Benim kölemdir» dememesi için onu alırken şahit tutma­nın vücubunda ihtilaf vardır.

Bu ihtilafın sebebi, yitiğin alınmasında şahit tutmanın vücubu hak­kındaki ihtilafın sebebidir. Cumhura göre ergenlik çağına ermeyen her ço­cuk alınabilir. Şafiî mezhebinde ise, fânk-ı mümeyyiz (iyiyi kötüyü ayıran) çocuğun alınabildiğinde tereddüt vardır.

Sahipsiz çocukları alabilen kimsenin şartlarına gelince:

Her hür, adaletli ve reşit olan kimsenin alabildiğinde ihtilaf yoktur. Fa­kat köle -efendisiyle kitabet akdini yapmış olsa bile- alamaz. Gayrimüslim de ancak gayrimüslim çocuğu alabilir. Çünkü gayrimüslimin müslüman ço­cuklar üzerinde velayet hakkı yoktur. Müslümanlar ise, gayrimüslim çocuk­ları alabilirler. Dindarlığı zayıf veyahut mübezzir (israfçı.) olan kimselerin aldıkları çocuklar ellerinden alınır. Sahipsiz çocukları alabilmek için zenginlik şart değildir. Çünkü çocuğun masrafı, kendisine vacip değildir. Fakat eğer yaparsa, çocuk büyüdükten sonra çocuktan isteyemez. İslâm ülkesinde yerde bulunan çocukların müslüman olduğuna hükmolunur.

İmam Mâlik'e göre babası müslüman olan çocuğun, müslüman olduğu­na hükmolunur.

İmam Şafiî ise, «Baba ile anneden hangisi müslüman ise çocuk ona tâbidir» demiştir. İmam Mâlik'in tâbilerinden îbn Vehb de buna katılır.

Yerde bulunan sahipsiz çocukların hür veya köle olduklarında da ihtilaf edilmiştir.

Kimisi «Kendisini alıp büyütenin kölesidir», kimisi «Hürdür. Fakat öl­düğü zaman eğer varisleri yoksa mirası ona kalır», kimisi «Mirası da ona kal­maz. Varisi hazinedir» demiştir. İmam Mâlik bu son görüşe katılır. Temel kaidelere uygun olan da, bu son görüştür. [14]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/55.

[2] Ahmed, 5/80, Dârimi, 2/266.

[3] Buhârî, Megâzî, 64/53, no: 4313.

[4] Hanefi mezhebine göre olabilir.

[5] Buhârî, Lukata, 45/4, no: 2429; Müslim, Lukata, 31/1, no: 1722.

 

[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/57-59.

[7] Buhârî, Lulcata, 45/1, no: 2426; Tirmizî, Ahkâm, 13/35, no: 1374.

 

[8] Ebû Dâvûd, Lukaîa, 4/1, no: 1704.

[9] Buhârî, Lukata, 45/6, no: 2431.

[10] Buhârî, Lukata, 45/3, no: 2428.

 

[11] EbûDâvûd,L«Jkato,4/l,no: 1709.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/61-66.

[13] Hanefi mezhebine göre normalde mendub, bazı durumlarda ise farz-ı kifâye'dir.

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/67.