24 LİÂN KİTABI 2

91. Liân Davasının Çeşitleri 2

92. Liân Davasında Tarafların Nitelikleri 4

93. Liân'ın Şekli 4

94. Liân'dan Kaçınma ve Dönüş. 5

95. Liân'ın Sonuçlan. 6


24 LİÂN KİTABI

 

Liânın (mülâane) hükmünü bildirdikten sonra bu bahse dair konuşma­mız beş fasılda toplanacaktır:

1-Liâm gerektiren davanın kaç çeşidi vardır ve şartlan nelerdir?

2- Hangi karı ile koca birbirleriyle liân edebilirler?

3- Liân nedir?

4- Liân edenlerden biri, yemin etmekten çekinir veyahut davasından vazgeçerse, hüküm nedir?

5- Liân tamamlanırsa ne lazım gelir?

Liânın hükmü hakkında hem âyet, hem de hadis vardır. Ayet "Karıları­na zina isnad edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahid-liği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahid tut­masıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın Ia'netine uğ­ramasını diler. Kadının da, kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahid tutması, cezayı kendisinden savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler" [1] âyet-i kerimeleridir. Hadis de, İmam Mâlik ile başka sahih hadis ravilerinin kay­dettikleri Uveymir -Aclânî'nin «Asım b. Adiyy el-Aclânî'nin kavminden Uveymir el-Aclânî gelip, 'Ey Asım, bir adam karısı yanında birinin yattığını görürse onu öldürür mü? Siz olsanız öldürür müsünüz, yoksa ne yaparsınız? Bunu Peygamber (s.a.s) Efendimize bir sof dedi. Âsim da gidip Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e sordu ve döndüğü zaman Uveymir gelip kendisine, 'Pey­gamber (s.a.s) Efendimiz ne dedi?' diye sordu. Asım, 'Hiç de iyi etmedin. Peygamber (s.a.s) Efendimiz senin sorundan hoşlanmadı' dedi. Adam 'Val­lahi ben vazgeçmeyeceğim, bizzat kendim gidip Peygamber (s.a.s) Efendi­miz'e soracağım dedi ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz halk arasında otururken yanına varıp, 'Ya Rasûlaliah, eğer bir adam karısı yatımda birinin yattığını görürse onu öldürür mü, veyahut ne yapar?' diye sordu. Peygam­ber (s.a.s) Efendimiz,

'Seninle karın hakkında Kur'an nazil oldu. Git onu buraya getir' bu­yurdu. Hadisin ravisi Sehl demiştirki: 'Ben orada idim. Uveymir ile karısı geldiklerinde birbirleriyle mülâane ettiler ve mülâaneleri bitince Uveymir, 'Ya Rasûlaliah, eğer ben onu yanımda tutarsam ona iftira etmiş olurum' de­di ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz ona daha emretmemişken kadını üç talâk ile boşadı» [2] mealindeki hadisidir.

îmam Mâlik «îbn Şihab dedi ki: îşte o günden beri birbirleriyle mülâane eden koca ile karının mülâane usûlü budur» demiştir.

Ayrıca aklî yönden de liânın vacib olması gerekir. Zira çocuk kimin dö­şeğinde doğarsa onun olduğuna göre, bir çocuğun bîr başka şahıstan olduğu­na kesin olarak kanaat getirildiği zaman, döşek sahibinin o çocuğun kendisi­nin olmadığını hukuken iddia edebilmesi için bir yol lazımdır ki, o yol da liândır. Şu halde liân; hem kitab, hem sünnet, hem kıyas ve hem de icma' ile sabit bir hükümdür. Bildiğime göre bu hususta hiçbir ihtilâf yoktur.

îşte liânın hükmünü belirtmeye ilişkin olan bahsimiz bu kadardır. Bun­dan sonra fasıllara geçiyoruz. [3]

 

91. Liân Davasının Çeşitleri

 

Liânı gerektiren dava iki çeşittir: Kişi, ya eşinin zina ettiğini, ya da kar­nındaki çocuğun kendisinden olmadığını iddia eder. Zina ettiğini söyleyen de, ya bunu bizzat gözü ile gördüğünü söyler ya da.mutlak olarak söyler. Çocuğun kendisinden olmadığını söyleyen de ya bunu mutlak olarak söyler, ya da «Kadın temizlendikten sonra ben ona yaklaşmadım» diye delil göstererek söyler. Şu halde Hânı gerektiren davanın, esasında dört sade hali vardır. Ka­dının hem zina ettiğini, hem çocuğun kendisinden olmadığını veyahut kadı­nın zina ettiğini ve fakat çocuğun kendisinden olduğunu ileri sürmek gibi da­valar ise, bu sade olan dört davanın karışımından meydana gelirler.

Kadının yalnız zina ettiğini ileri sürmenin -bunu gözü ile gördüğünü söylediği zaman- liânı gerektirdiğinde ihtilâf yoktur. Mâlikiler «Kadına yaklaşmamış olduğunu söylemesi de şarttır» demişlerdir.

Kadının zina ettiğini mutlak olarak ileri sürmesi ise, îmam Şâfıi, İmam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî, İmam Ahmed, îmam Dâvûd ve başkaları gibi ule­manın cumhuru, bunun da liânı gerektirdiğini söylemişlerdir. îmam Mâlik'ten gelen meşhur rivayete göre ise, mutlak zina iddiası kabul olunmaz. Fakat Îbnü'l-Kasım «Kabul olunur» demiştir ki, îmam Mâlik'ten gelen diğer rivayet de bu yoldadır. Cumhurun delili, «Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanlar» tabirinin âmm olmasıdır. Çünkü âyette «Şu bu şekilde zina isnad edenler» diye bir kayıt yoktur. İmam Mâlikin delili de bu hususta varid olan hadislerin zahiridir ki, bunlardan biri, yukarıda geçen Sehl b. Sa'd'm «Eğer bir adam karısıyla beraber birinin yat­tığını görürse...» hadisidir. Biri de, İbn Abbas'ın «Adam Peygamber (s.a.s) Efendimizin yanına gelip, 'Ya Rasâlallah, vallahi ben şu iki gözümle gör­düm ve şu iki kulağımla işittim' dedi. Peygamber (s.a.s) Efendimiz'İn onun bu sözünden hoşlanmaması üzerine, buna adamın canı çok sıkıldı. Bunun üzerine [4]âyeî-i kerimeleri nazil oldu» mealindeki hadisidir [5]. İmarr Mâlik ayrıca, «Kuru davalar hiçbir zaman dinlenemez» demiştir.

İmam Mâlik'ten, bu babın bir fer'i olan «Liândan sonra kadında gebelik görülürse, çocuk kadının kocasına mı verilir, yoksa bu adam kadınla Hân et­tiği için artık çocuk onun değil midir?» mes'elesinde de iki rivayet gelmiştir.

Herhangi bir kadına «Ben gözümle gördüm» şeklinde zina isnad etme­nin Hânı gerektirmesi için, kadının bu isnadı yapan kimsenin karısı olması­nın şart olduğunda -kanaatımca- ihtilâf yoktur. Fakat karısına zina isnad ettikten sonra onu üç talâk ile boşayan kimse, boşadığı bu kadın ile Hân edebilir mi, edemez mi diye ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, İmam Şafii, Evzâİ ve bir cemaat, «Liân edebilir» demişlerdir. İmam Ebû Hani'fe ise, «Eğer çocuğun kendisinden olmadığını söylemezse liân edemez» demiştir. Mekhûl, Hakem ve Katâde de «Bu adam cezalandırılır ve Hânı dinlenmez» demişlerdir.

Çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmeye gelince: Bu da -yukarı­da söylediğimiz üzere-iki şekilde olur: Kişi ya "İstibra müddetinden sonra ben ona yaklaşmadım» diyerek davasına delil getirir ya da mutlak olarak «çocuk benim değildir» der. Birinci şekildeki davanın, Hânı gerektirdiğinde ihtilâf yoktur. Ancak İmam Mâlik'ten, kadının gebe olmadığı, kaç kere ayba­şı halini görmesiyle anlaşılır diye iki rivayet gelmiştir. Bir rivayete göre İmam Mâlik, «Üç kere», bir rivayete göre de «Bir kere aybaşı halini görürse rahminin boş olduğu anlaşılır»» demiştir. İkinci şekildeki davanın ise, Hânı gerektirip gerektirmediğinde ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik -kendisinden gelen meşhur rivayete göre- «Gerektirmez» demiştir. îmanı Şafii, İmam Ah-med ve İmam Dâvûd ise, «İmam Mâlik'in bu şartı koşmasında mânâ yoktur. Çünkü kadın bazan gebe olduğu halde aybaşı halini görür» diyerek onun bu görüşüne katılmamışlardır.

Abdülvehhab da İmam Şafii'nin tabilerinden «Kişinin karısına zina is­nad etmeden sadece 'Karnındaki çocuk benim değildir' demesi Hânı gerek­tirmez» dediklerini nakletmiştir.

Bu babın ihtilâf edilen meselelerinden biri de şudur: Kişi, çocuğun kendisinden olmadığını ne zaman iddia edebilir?

Cumhur «Ancak kadın henüz gebe iken bunu iddia edebilir. Kadın do­ğum yaptıktan sonra iddiası dinlenmez» demiştir. İmam Mâlik ise «Eğer ka­dın doğum yapmamışken bu davayı yapmamış ise, doğum yaptıktan sonra -çocuğun kendisinden olmadığını bilse bile- liân yoluyla bu davayı yapmak zorunda değildir» demiştir. İmam Şafii de «Eğer -kadının gebe olduğunu bil­diği ve hakim de ona mülâane imkanını verdiği halde- kadın doğum yapınca­ya kadar liân etmezse, artık çocuğun kendisinden olmadığını liân yoluyla ile­ri süremez» demiştir. İmam Ebû Hanife de, «Kişi karısı doğum yapmadan, karnındaki çocuğun kendisinden olmadığını da iddia edemez» demiştir.

İmam Mâlik ile onun görüşüne katılanların delili; îbn Abbas, İbn Mes'ud, Enes b. Mâlik ve Seni b. Sa'd'dan tevatür yoluyla rivayet olunan hadişlerdir. Zira bu hadislerde, Peygamber (s.a.s) Efendimiz, birbirleriyle Hân eden koca ile kan arasında liân ile hükmederken,

«Eğer kadın şu tipte çocuk getirirse, kocasının aleyhinde açtığı bu da­vasının haklı olduğunda hiç şüphem kalmaz» [6]dediği sabittir. Bu ise, liâ-mn, henüz kadın gebe iken yapılmış olduğunu göstermektedir. İmam Ebû Hanife ise, «Gebelik belli olmaz. Bazan dağılıp yok olur. Bunun için kadının gebe olduğunun kesin olarak bilinmesi lazımdır ki bu da ancak, doğum yap­masıyla mümkün olur» demiştir. Cumhurun bir delili de şudur: Şeriat -nafa­ka, iddet ve benzeri- birçok hükümleri gebeliğe bağlamıştır. O halde Hânın da bu hükümler gibi olması lazım gelir. İmam Ebû Hanife «Kişi -çocuğun kendisinden olmadığını söylemese bile- ancak doğum zamanında veyahut doğumdan sonra yakın bir zamana kadar Hân edebilir» demiş ise de, bu yakın zamanın ne kadar olduğunu açıklamamıştır. Fakat iki talebesi olan İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed, «Doğum gününden itibaren kırk güne ka­dar liân edebilir» diyerek açıklamışlardır.

Liânın, ancak kadın doğum yapmadan yapılabildiğini söyleyenler de, her ne kadar kişinin karısı nikâhı altında bulunduğu müddetçe, «Çocuk ben­den değildir» diyebildiğinde müttefik iseler de, kadını boşadıktan sonra bu­nu diyebilir mi, diyemez mi diye ihtilâf etmişlerdir, İmam Mâlik «Şeriatın doğan çocuğu döşek sahibine verdiği müddetçe -ki bu müddet ona göre dört veyahut beş senedir- diyebilir» demiştir. İmam Mâlik'e.göre eğer kişi bu sö­zünü öteden beri söyleyegelmiş ise, kadını boşadıktan sonra da diyebilir. İmam Şafii de «Bir cemaat şunu benimser ki: Kişi ancak kadının iddeti esna­sında bunu diyebilir. Eğer iddeti dışında bunu derse, cezalandırılır» demiş­tir. Şu halde cumhura göre, kişinin bu sözü ile hükmedebilmek, gebelik süre­sinin bitimine kadardır. Ancak cumhur, bu sürenin miktarında ihtilâf etmiş­lerdir. Zira Zâhirîler'e göre adamın bu sözü ile hükmetmenin vacib olduğu süre, gebeliğin normal olan süresidir ki dokuz ay civarındadır.

Ulema müttefiktirler ki: Herhangi bir kadın, eğer kocasının kendisini nikahladığı tarihten itibaren değil de, kendisiyle temas ettiği veyahut temasa imkân bulduğu tarihten itibaren en az altı ay sonra çocuk doğurursa, bu ço­cuk kadının kocasına aittir. Fakat İmam Ebû Hanife şâzz bir görüşte bulunup temas tarihini değil de, nikâh tarihini nazara almıştır. Hatta ona göre, eğer doğunun en uzak bir yerinde oturan kimse, baünın en uzak bir yerinde oturan bir kadını nikahlarsa ve bu kadın da nikâh akdi tarihinden alü ay sonra çocuk doğurursa -eğer adam «Bu çocuk benden değildir» diye dava açmazsa- ço­cuk onundur. İmam Ebû Hanife bu mes'elede koyu bir Zâhirî'dir.

«Çocuk kimin döşeğinde doğarsa onundur» [7]hadisinin zahirine uymuştur. Çünkü hadisin zahirine göre bu kadın nikâh akdi ile adamın döşeğine girmiş ve çocuğu onun döşeğinde doğurmuştur. Ebû Hani-fe herhalde bunu, sebebi aranmayan taabbüdi bir hüküm görmüş olacaktır ki bu zayıftır.

îmam Mâlik'ten, karısının zina ettiğini ve fakat karnındaki çocuğun kendisinden olduğunu söyleyen kimse hakkında da üç çeşit rivayet gelmiş­tir. Bir rivayete göre îmam Mâlik, «O adam cezalandın lir, liân yapmasına imkân verilmez ve çocuk kendisine verilir», bir rivayete göre «Liânı dinlenir ve çocuk kendisine verilmez», bir rivayete göre de «Çocuk kendisine verilir ve fakat kendinden cezayı savmak için de liân eder» demiştir. Bu üç görüş arasındaki ihtilâfın sebebi, bir taraftan karısının zinakâr olduğunu, bir ta­raftan da karnında taşıdığı çocuğun kendisinden olduğunu söyleyen bu adam, çelişkiye düştüğü için davası dinlenir mi, dinlenmez mi diye tereddüt edilmesidir.

Bu babta olmak üzere ihtilâf edilen bir mes'ele de şudur: Eğer bir kadı­nın zina ettiğine dair şahidler şahidlik ederlerse, bu kadının kocası kendisiyle liân edebilir mi, edemez mi?

îmam Ebû Hanife ile îmam Dâvûd, «Liân edemez. Zira Cenâb-ı Hak âyet-i kerimesinde 'Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şahidleri bulunmayanlar liân ederler' buyurmuştur.» demişlerdir. îmam Mâlik ile îmam Şafii ise «Liân eden Çünkü kadının kendisinden boşanma­sında şahidlerin tesiri yoktur» demişlerdir. [8]

 

92. Liân Davasında Tarafların Nitelikleri

 

Hangi kan ile koca birbirleriyle liân edebilirler mes'elesine gelince: Bir cemaat «Her kan ile koca -ister hür, ister köle olsunlar, ister biri hür, diğeri köle olsun, ister biri veyahut her ikisi şer'î ceza giymiş olsun, ister olmasın­lar, ister müslüman olsunlar, ister koca müslüman, kan hristiyan veya yahudi olsun- birbirleriyle liân edebilirler. Fakat ikisi de gayr-i müslim olan kan ile koca arasında -eğer bize müracaat etmezlerse- liân yoktur» demiştir ki, îmam Mâlik ile îmam Şafii de buna katılır. îmam Ebû Hanife ile tabileri ise, «Kan ile kocanın liân edebilmeleri için, ikisinin de müslüman, hür ve ceza giymemiş olmalan şarttır» demişlerdir. Kısacası bunlara göre, mahkemede şahidlik edebilen kişiler ancak liân edebilirler. Birinci görüş sahiplerinin de­lili, "O kimseler ki, karılarına zina isnad edip kendilerinden başka şa­hidleri de yoktur..." âyet-i kerimesidir. Zira bu âyette, liân edebilmek için bir şart koşulmamıştır. Hanefiler ise, «Liân bir şahidliktir, Şahidlerde koşu­lan şartlar liân edenlerde de şarttır. Çünkü Cenâb-ı Hak 'Her birinin şahidlt-ğP buyurarak birbirleriyle liân edenleri şahid diye vasıflandırmıştır» demiş­lerdir. Hanefîler aynca, «Liân öyle kimseler arasında olur ki, eğer birbirleri­ne zina isnad ederlerse kendilerine ceza lazım gelir. Köle ile gayr-i müslime zina isnad eden kimseye ise, ceza lazım gelmediğinde ittifak vardır», diyor­lar. Şu halde Hanefiler, kendisine liân vacib olan kimseyi, kendisine zina isnad edilmesi cezayı gerektiren kimseye benzetmişlerdir. Çünkü liân, kansı-na zina isnad eden kimsenin -kadın çocuğun kendisinden olmadığını ispat et­mekle beraber- cezadan kurtulması için vaz'edilmiştir. Hanefiler aynca, Amr b. Şuayb'ın babasından, babasının da dedesinden rivayet ettiği, Pey­gamber (s.a.s) Efendimiz'in,

«İki köle ile iki gayr-i müs­lim arasında liân yoktur» [9] hadisiyle de ihticac etmişlerdir. Cumhur ise, «Liâna her ne kadar şahidlik deniliyorsa da, liân şahidlik değil, yemindir. Çünkü hiç kimse kendine şahidlik edemez. Yemin tabiri yerine, şahidlik ta­birinin kullanılması da yaygın bir şeydir. Nitekim 'İki yüzlüler sana geldikleri zaman 'Senin şüphesiz Allah'ın Peygamberi olduğuna sahicilik ede­riz7 derler. Allah da senin kendisinin peygamberi olduğuna şahidlik eder ve Allah bilir ki iki yüzlüler yalancıdırlar' âyet-i kerimesinde iki yüzlülerin 'Şahidlik ederiz' dedikleri hikâye edilirken, bundan sonraki 'Ye­minlerini kalkan edinerek halkı Allah'ın yolundan ahkoyarlar' âyetin­de, onların bu sözü yemin diye adlandırılmıştır» demiştir.

Ulema, a'mânın liân edebildiğinde müttefik iseler de, dilsizin Hânında ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik ile İmam Şafii, «Eğer kendisinden, ne demek istediği anlaşılıyorsa liânı caizdir» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ise, «Dilsiz -şahidlik edebilen kimselerden olmadığı için- liân edemez» demiştir.

Ulema, liân edebilmek için akü ile buluğun da şart olduğunda müttefik­tirler. [10]

 

93. Liân'ın Şekli

 

Ulema cumhurunun, Hânın ne olduğu hakkındaki sözleri birbirine ya­kındır ve bu hususta aralarında büyük bir ihtilâf yoktur. Çünkü âyet-i keri­menin zahirinden anlaşılmaktadır ki liân, erkeğin dört defa Allah'ı şahid tuta­rak, «Kadını zina ederken gördüm ve karnındaki bu çocuk benden değildir» dedikten sonra beşincisinde de, «Eğer ben yalan söylüyorsam Allah'ın la'ne-tine uğrayayım» demesi ve ondan sonra kadının da dört defa Allah'ı şahid tu­tarak kocasının yalan söylediğini ve beşincisinde de «Eğer doğru söylüyorsa Allah'ın gazabına uğrayayım» diye karşılık vermesidir. Liân'ın bu olduğun­da ulema müttefiktirler. Ancak LA'NET ile GAZAB kelimelerinin birbirle­riyle değiştirilmesi veyahut ALLAH ism-i celili yerine Cenâb-ı Allah'ın bir başka isminin ya da «Şahidlik ederim» yerine «Yemin ederim» tabirinin kuk lanılması caiz midir, değil midir diye ihtilâf etmişlerdir. Cumhur, «Âyette ifade edilen tabirlerden başka tabirleri kullanmak caiz değildir» demiştir. Ulema ittifakla «Liânın sıhhati için hakimin hükmü şarttır» demişlerdir. [11]

 

94. Liân'dan Kaçınma ve Dönüş

 

Cumhur «Karısının zina ettiğini söyleyen kimse Hân etmekten çekinir-se, ona iftira cezası olarak seksen değnek vurulur» demiştir, imam Ebû Hani-fe ise, «Ona müfteri cezası verilmez. Fakat hakim uygun gördüğü taktirde onu hapseder» demiştir. Cumhurun delili "İffetli kadınlara zina isnad edip de, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen değnek vurunuz ve hiçbir zaman şahidliklerini kabul etmeyiniz" âyet-i kerimesinin umumudur. Zi­ra âyet, nasıl yabancı erkeklere şamilse, kadının kocasına da şamildir. Ancak eğer kadının kocası dört şahid getiremezse kadınla Hân etmesi onu cezadan kurtarır. O halde Hândan çekindiği zaman o da, iffetli kadınlara zina isnad edip de, dört şahid getiremeyenlerin hükmüne girmiş olur, yani ona müfteri cezası lazım gelir. Cumhur aynca İbn Ömer'le başkalarının Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den Aclânî olayında naklettikleri,

«(Ey Adan! Eğer zina edeni) 'Öîdürürsen öldürülürsün, (eğer) söyler­sen, dayak yersin, sükut edersen, öfke içinde sükut edersin'» hadisidir. İkin­ci grup da «Liân âyetinde 'Adam Hândan çekinirse ona müfteri cezası lazım gelir' diye bir şey yoktur. Bunu söylersek nass'a bir ilâve yapmış oluruz ki ilâve nesihtir. Nesih ise, ne kıyas, ne de tek kişi hadisleriyle sabit olmaz» de­mişlerdir. Bunlar aynca «Eğer ona ceza lazım gelirse, liân yapsa dahi ceza­dan kurtulmaz. Çünkü Hân bir yemindir. Yemin ile ceza nasıl yabancılardan kalkmıyorsa, kadının kocası da yabancılar gibidir» demişlerdir.

Doğrusu şudur ki: Liân özel bir yemin olduğu için, özel bir hükme tabi olması gerekir. Kaldı ki âyet-i kerimede liân ile kadının cezadan kurtulması nassen bildirilmiştir. Ancak âyet-i kerimede geçen AZAB kelimesi cezanın her çeşidini kapsadığı için, eğer kadın Hândan çekinirse ona ne gibi ceza la­zım gelir diye ihtilâf etmişlerdir. İmam Şâfıi, İmam Mâlik, îmam Ahmed ve cumhur, «Eğer kocası kendisiyle temas etmiş ve ihsan (evlilik) şartlan ken­disinde mevcud ise, recmedilir, yani taşlanarak öldürülür ve eğer kocası ken­disiyle temas etmemiş ise, ona yüz değnek vurulur» demişlerdir, imam Ebû Hanife ise, «Eğer kadın Hândan çekinirse, Hân edinceye kadar hapsedilir»

demiştir. in^mEbû Hanife'nin delili, Peygamber (m) Efendimiz'in,

«Müslüman kişinin kanı -evlendikten sonra zina etmek, müslüman ol­duktan sonra tekrar küfre dönmek ve haksız yere adam Öldürmek gibi- üç haslet dışında, hiçbir suç ile helal olmaz» [12] hadisidir. îmam Ebû Hanife ay-nca, «Kadını, Hândan çekindiği için ölüme çarpmak îslâmî kaidelere sığma­yan bir hükümdür. Zira fukahadan birçokları 'Yeminden çekinen davalıya, kendisinden istenen hak -sırf yeminden çekindiği için- ödettirilmez' dedik­lerine göre, herhangi bir kimseyi, yeminden çekindiği için ölüme mahkum etmek, hiç havsalaya sığmaz. Kısacası, şeriatta yaygın olarak bilinen bu kai­deyi müşterek bir kelimenin delaletiyle tahsis etmemek gerekir» demiştir. İmam Ebû Hanife'nin bu mes'eledeki görüşü -Allah bilir- daha doğrudur. Ni­tekim Ebu'I-Meâli el-Cüveynî -Şâfîiyü'l-Mezheb iken- Burhan adlı kitabın­da İmam Ebû Hanife'nin bu mes'eledeki üstün kudretini itiraf etmiştir.

Ulema müttefiktirler ki: Kişi karısına zina isnad ettikten sonra kendini yalancı çıkarırsa, müfteri cezasıyla cezalandırılır ve eğer hakim çocuğun kendisinden olmadığına hükmetmişse, bu hüküm bozulur. Ulema ayrıca bir­birleriyle liân eden kan-kocanın ya bizzat liân ile ya da hakimin hükmü ile birbirinden ayrılmalarının vacib olduğunda da müttefiktirler. Fakat liândan sonra birbirleriyle bir daha evlenebilirler mi, evlenemezler mi diye ihtilâf et­mişlerdir, îmam Mâlik, îmam Şafii, Süfyan Sevrî, îmam Dâvûd, îmam Ah-med ve îslâm fukahasımn cumhuru, «Bu kan ile koca, artık birbirleriyle ev­lenemezler» demişlerdir. îmam Ebû Hanife ile bir cemaat, «Kendini yalancı çıkaran adam cezalandırıldıktan sonra, diğer istekliler gibi kadını yeniden isteyebilir» demişlerdir. Bir cemaat da, «Karısı kendisine geri verilir» de­miştir. Birinci cemaatın delili, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, huzurunda karısı ile liân eden adama,

«Artık bu kadın üzerinde bir hakkın yoktur» [13] buyurarak hiçbir istisna yapmamasıdır. ikinci grup da «Adam kendini yalan­cı çıkarınca Hânın hükmü bozulur. Kendisinden olmadığına hükmedilen ço­cuk nasıl kendisine veriliyorsa, kansı da bir daha kendisine verilir. Çünkü bu kadın ile kocasının birbirlerine haram olmaları, muhakkak birinin yalancı olduğu halde bu yalancının hangisi olduğunun bilinmemesi içindi. Adam kendini yalancı çıkarınca, yalancının kendisi olduğu anlaşıldığından, artık birbirlerine haram olmalarına sebeb kalmaz» demişlerdir. [14]

 

95. Liân'ın Sonuçlan

 

Ulema, liân tamamlanırsa ne lazım gelir konusunda birkaç mes'elede ihtilâf etmişlerdir ki, bu mes'eleler şunlardır: Liân sonunda koca ile karı ara­sında ayrılma vaki olur mu, olmaz mı? Şayet vaki oluyorsa ne zaman vaki olur ve Hânın kendisiyle mi, yoksa hakimin hükmüyle mi vaki olur ve bu ay­rılma boşanma mıdır, yoksa nikâhın feshi midir?

Cumhur «Bizzat Hân ile birbirinden ayrılmış olurlar. Zira liân hakkında varid olan hadislerde meşhur olan şudur ki, Peygamber (s.a.s) Efendimiz, liân biter bitmez Onları birbirinden ayırmıştır»'demişlerdir. îbn Şihâb'ın rivayetine göre İmam Mâlik de «Liânın bitmesiyle birbirinden ayrılmaları, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den kalma bir sünnettir. Ayrıca Peygamber (s.a.s) Efendimiz adama 'Senin bu kadın üzerinde artık bir hakkın kalmadı' buyurmuştur» demiştir.

Osman el-Betti ile Basra ulemasından birkaçı ise, «Kan ile kocanın bir­birinden aynlması hükmü, ne Hân âyetinde, ne de açık olarak bir hadiste bu­lunmaktadır. Zira bu husus hakkında varid olan meşhur hadise göre adam, kansmı, liân bittikten sonra Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in huzurunda üç talâk ile boşamış ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz ona bir şey dememiştir. Ayrıca liân, sadece adamın iftira cezasından kurtulması için vaz'edilmiş bir hükümdür. Kadın, zina işlediği şahidlerle sabit olduğu zaman kocasının nikâhı altından çıkmıyorsa, liân ile de onun nikâhı altından çıkmıyor» şek­linde ihticac ederek, «Liân ile birbirinden aynlmazlar» demişlerdir.

Cumhur da «Evlilik, karşılıklı sevgi ve dayanışmaya bağlı bir şeydir.-Bunlar ise, birbirlerini öylece kötülemişler ve birbirlerini öyle yüz kızartıcı suçlarla suçlamışlardır ki, birbirlerinin yüzlerine bakmalan dahi doğru-de-ğildir. Bu çirkin davranışın cezası, en az, birbirinden aynlmalandır. Zira bunlar, mutluluk içinde birarada yaşamalan için gereken her şeyi yitirmiş­lerdir. Kısacası bunlar, ileri derecede çirkin bir davranışta bulunduklan için mutlu bir evlilik hayatı sürdürmelerine imkân yoktur» demiştir.

Birbirinden aynlmalan ne zaman vacib olur mes'elesine gelince: İmam Mâlik, Leys b. Sa'd ve bir cemaat, «Koca ile karının liânlan bitince», İmam Şafii de «Yalnız kocanın Hânı bitince birbirinden aynlırlar» demişlerdir.

îmam Ebû Hanife ise, «Hakim, ayrılmalarına hükmetmedikçe birbirinden ayrılmazlar» demiştir ki, Süfyan Sevrî ile imam Ahmed de buna katılır.       j imam Mâlik'in imam Şafii'ye karşı olan delili, Ibn Ömer'in «Peygam- '] ber (s.a.s) Efendimiz, birbirleriyle mülâane eden karı ile kocayı birbirinden ayırarak onlara,

«Ey eşler! Artık 'Sorgunuz hesabınız Allah'a aittir. Biriniz yalancıdır.. Artık bu kadın üzerinde senin bir hakkın yoktur' buyurdu» hadisi ile, «Liân tamamlanmadan Peygamber (s.a.s) Efendimiz onları birbirinden ayırma­dı» diye rivayet olunan bir diğer hadistir.

İmam Şâfîi de «Kadın, kendini cezadan kurtarmak için liân yapar. Ço­cuğun zina mahsûlü olduğuna hükmedilmeşi, erkeğin liânıyla olduğuna gö­re, birbirinden ayrılmalarının da -boşanmaya kıyasen- erkeğin liânıyla ol­ması lazım gelir» demiştir.

imam Mâlik ile imam Şafii'nin İmam Ebû Hanife'ye karşı olan delilleri de, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, birbirleriyle liân eden kan ile kocaya liânîan biter bitmez, «Siz birbirinizden ayrıldınız» diye buyurmasıdır. Zira bu söz «Sizin Hânınız sizi birbirinizden ayırdı» demektir.

imam Ebû Hanife'ye göre ise, kan ile kocanın birbirleriyle liân edebil-. meleri nasıl hakimin hükmüne bağlı ise, Hândan sonra birbirinden ayrılma-lan da hakimin hükmüne bağlıdır. Ona göre, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in erkeğe «Artık bu kadın üzerinde bir hakkın yoktur» buyurması, bildiri değil, hükümdür. Yani bu söz «Madem ki sen bu kadınla liân ettin. Ben de kadının senden ayrılmasına hükmettim» demektir.

Buna göre «Liân ile ayrılma vaki olur» diyenlerle «Vaki olmaz» diyen­ler arasındaki ihtilâfın sebebi, bunun açık olarak hadisten anlaşılma-masıdır. Çünkü adam karısıyla liân eder etmez -Peygamber (s.a.s) Efendi­miz henüz kendisine, «Birbirinizden ayrıldınız» dememişken- karısını üç talâk ile boşamışür. Kaldı ki şeriatta asıl, koca ile karının boşanmadan başka bir yolla birbirinden aynlamamasıdır. Şu halde «Liân ile ayrılma vaki ol­maz» diyenler, bu aslı -hadiste kesinlik olmadığı için- hadisin mefhumuna üstün kılmışlardır.

«Hakimin hükmü şarttır» diyenlerle şart olmadığını söyleyenler arasın­daki ihtilâfın sebebi de, bu hükmün, hakimin hükmünün şart olduğu mes'elelerle şart olmadığı mes'elelerden hangisine daha çok benzediğinde tereddüt etmeleridir.

«Bu ayrılma, boşanma mıdır, yoksa nikâhın feshi midir?» diye dördün­cü mes'eleye gelince: «Liân ile ayrılma vaki olur» diyenler, bunda ihtilâf edip imam Mâlik ile İmam Şafii «Nikâhın feshidir», imam Ebû Hanife de «Kesin boşanmadır» demişlerdir. İmam Mâlik «Çünkü liân ile birbirine ebe-

diyyen haram olurlar. O halde bunlar da; soy, sop, süt veyahut sıhriyet nede­niyle birbirine ebediyyen haram olan erkek ile kadının hükmüne tabidirler. Onların -birbirleriyle evlendikleri taktirde nikahlan nasıl münfesih ise- bun­ların da birbirinden ayrılmaları nikâhın infisahı demektir» demiştir. İmam Ebû Hanife ise, bunu da, erkeklik kuvvetine sahip olmayan kimsenin karı­sından ayrılmasına kıyas ederek, «Onunki nasıl boşanma yolu ile ise, bunun-ki de boşanma yolu iledir» demiştir. Çünkü ona göre -yukarıda da söylediği­miz gibi- liân sebebiyle ayrılma, hakimin hükmüyledir. [15]

 



[1] Nur, 24/4.

[2] Mâlik, Talâk, 29/13, no: 34; Buhârî, Talâk, 68/4, no: 5259; Müslim, Liân, 19, no: 1492; Ebû Dâvûd, Talâk, 7/27, no: 2245.     

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/125-126.

[4] Nûr, 24/6.

[5] Ebû Dâvûd, Talâk, 1/21, no: 2256; Ahmcd, 1/238; Tayâlisî, Minhatü'l-Ma'bud, 1/319, no: 1620.

[6] Buhârî, Tefsir, 15/24, no: 4747; Müslim, Liân, 19, no: 1495; Ebû Dâvûd, Talâk, 7/27 no: 2248.

 

[7] Buhârî, Buyu\ 34/3, no: 2053; Müslim, Radâ, 17/10, no: 1457.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/127-130.

[9] lbn Mâcc, Talâk, 10/27, no: 2071; Dârakutnî, 3/163, no: 240; Beyhâkî, 7/396.

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/131-132.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/133.

[12] Tirmizî, Diyât, 14/10, no: 1402; Nesâî, 7/103.

[13] Buhârî, Talâk, 68/53, no: 5350; Müslim, Liân, 19, no: 1493.

 

[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/135-136.

[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/137-139.