15 DAHÂYÂ (Kurbanlar) KİTABI 2

58. Kurbanın Hükmü ve Mükellefi 2

59. Kurbanın Çeşitleri ve Nitelikleri 2

1. Kurban Olabilen Hayvanlar: 2

2. Kurbanlık Hayvanın Nitelikleri: 3

3. Kurbanlığın Yaşı: 4

4.Kurbanda Ortaklık: 5

60. Kurbanın Kesimi 6

1.KesimZamanı: 6

A- Kesimin Başlangıcı: 6

B- Kesimin Sonu: 7

C- Kesimin Geceleyin Yapılması: 7

2.Kurbanı Kesecek Kişi: 8

61. Kurban Etleri 8


15 DAHÂYÂ (Kurbanlar) KİTABI

 

Bu bahis dört babtan ibarettir:

1- Kurbanın hükmü nedir ve bu hükme muhatab olanlar kimlerdir?

2- Hangi cins hayvanlar kurban edilebilir ve bu hayvanların nasıl ve kaç yaşmda olması gerekir ve bir kurban kaç kişi için kesilebilir?

3- Kurbanı kim keser ve ne zaman kesilir?

4- Kurbanın eti ne yapılır ve kimlere verilir? [1]

 

58. Kurbanın Hükmü ve Mükellefi

 

Ulema; kurban vacib midir, sünnet midir? diye ihtilâf etmişlerdir.

imam Mâlik ile îmam Şâfıi, kurbanın sünnet-i müekkede olduğunu söylemişlerdir. Bununla beraber îmam Mâlik, «Yalnız hacda olan kimse Mi-na'da kurban kesmek zorunda değildir» demiştir.

îmam Şâfıi ise hacda olanlarla olmayanlar arasında hüküm ayınım yap­mamıştır, îmam Ebû Hanife ise «Kurban hazarda olan zenginlere vacibtir, fakat yolcuya -zengin de olsa- vacib değildir» demiştir.

İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed de kurbanın vücubunu benim­semiş değillerdir, imam Mâlik'ten kurbanın vacib olduğu görüşü de rivayet olunmuştur.

Bu ihtilâfın sebebi, iki şeydir: Biri, Peygamber (s.a.s) Efendi-miz'in fiili vücuba mı, yoksa mendubluğa mı mahmuldür diye ihtilâf etmele­ridir. Zira Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den, ne hazarda, ne de yolculukta -bir kere bile olsun- kurban kesmediği rivayet olunmamıştır. Nitekim Sev-ban'ın hadisinde, Peygamber (s. a. s) Efeindimiz'in yolculukta kurban kestiği ve kurban etinin bakımını ona bıraktığı ve onun, Peygamber (s.a.s) Efendi-miz'e bu etten Medine'ye varıncaya kadar yedirdiği bildirilmektedir [2]. ikin­ci sebep de kurban hükümleri hakkında varid olan hadislerin mefhumunda ihtilâf etmeleridir. Zira Ümmü Seleme'nin hadisi ile sabittir ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz,

«Zülhicce ayının on günü girip de biriniz kurban kesmek isterse, kurba­nının ne kıllarından, ne de tırnaklarından bir şey almasın» [3]buyurmuş­tur.

Diyorlar ki: «Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in «Biriniz kurban kesmek isterse» sözünden, kurban kesmenin vacib olmadığı anlaşılmaktadır. Pey­gamber (s.a.s) Efendimiz'in, bayram namazından önce kurbanını kesen Ebû

Bürde'ye bir daha kurban kesmesini emretmesi ise  [4]vacib olduğunu gös­termektedir», îbn Abbas da kurbanın vacib olmadığı görüşünde idi.

Ikrime'den rivayet olunduğuna göre îbn Abbas kendisine iki dirhem ve­rip 'Bununla et al ve rast geldiğin fakirlere: Bu, îbn Abbas'ın kurbanıdır diye­rek ver1 demiştir. Büâl'den de, bir horozu kurban ettiği rivayet olunmuştur. Bütün bunlar kurbanın vacib olmadığını göstermektedirler. Ne var ki ihticac edildiği konuda varid olmayan hadislerle ihticac etmek zayıf bir ihticac-

dır.

Zülhicce ayı girdikten sonra, kurbana tayin edilen hayvanın kıl ve tır­naklarının kesilmesi caiz midir, değil midir diye ihtilâf etmişlerdir. Halbuki bunların kesilmemesi hakkındaki hadis sabittir. [5]

 

59. Kurbanın Çeşitleri ve Nitelikleri

 

Bu babta dört meşhur mes'ele vardır:

1- Hangi cins hayvanlar kurban edilebilir?

2- Kurban edilen hayvan nasıl olmalıdır?

3- Kurban edilen hayvanın kaç yaşında olması gerekir?

4- Bir kurban kaç kişi için kesilebilir? [6]

 

1. Kurban Olabilen Hayvanlar:

 

Bütün ulema hayvanlardan deve, sığır, koyun ve keçinin kurban edile­bildiğinde müttefiktirler. Ancak bunlardan hangisinin daha sevaplı oldu­ğunda ihtilâf etmişlerdir.

İmam Mâlik burada, hedy'ler hakkında söylediğinin tersini söyleyerek, koyunun sığırdan, sığırın da deveden sevaplı olduğunu benimsemiştir. İmam Mâük'ten devenin sığırdan, sığırın da koyundan efdal olduğu görüşü de rivayet olunmuştur. İmam Şâfıi ise, İmam Mâlik'in dediğinin aksini söy­leyerek, «Sevabta, önce deve, sonra sığır, sonra koyun gelir» demiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, kıyas ile Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in fiili arasında bulunan çelişmedir. Zira -bazılarının söylediğine göre- Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den koçtan başka bir şeyi kurban ettiği rivayet olunmamış­tır [7]. Bu ise, kurban için koyunun diğer şeylerden sevaplı olduğunu göster­mektedir. Buhârî ise İbn Ömer'den, «Peygamber (s.a.s) Efendimiz -deve ol-fcun, diğer hayvanlar olsun- kurbanlarını musallada keserdi» diye rivayet et­mektedir [8].

Kıyasın bununla çelişmesine gelince: Çünkü kurban da -hedy gibi- hay­van kesmek yolu ile yapılan bir ibadettir. Bunun için onun da hedy gibi olma­sı lâzım gelir. Hedy'de ise -bilindiği üzere- Önce deve efdaldir. İmam Şafii kendi görüşü için, metni Cum'a namazı bahsinde geçen, «Kim Cuma nama-

zina birinci saatte giderse bir deve, ikinci saatte giderse bir sığır, üçüncü sa­atte giderse bir koç kurban etmiş gibi (sevab kazanmış ) olur» hadisi ile ihti-cac etmiştir. Zira bu hadisten, devenin sığırdan, sığırın da koçtan efdal oldu­ğu açıkça anlaşılmaktadır, tmam Mâlik ise, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in fiili ile kavline dair hadislerin birbirleriyle çelişmemesi için bu hadisi yalnız hedy'e hamletmiştir ki en iyisi budur.

Bu ihtilâfa; bu kurban kesme ibadetimiz, "Ona fidye olarak büyük bîr kurbanlık verdik" [9] âyet-i kerimesinde, kendisine fidye olarak büyük bir kurbanlık verildiği bildirilen İbrahim (a.s,)'den kalma bir hatıra mıdır, yoksa bize emredilen müstakil bir ibadet midir diye tereddüt edilmesi de sebep ola­bilir. Zira eğer, ibrahim (a.s.)'den kalma bir hatıradır diyecek olursak- o ha­disede ibrahim (a.s.) bir koç ile taltif edildiği için- kurbanlığın efdali koçtur dememiz lâzım gelir ve eğer, müstakil bir ibadettir dersek -Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in koçtan başka hayvanları da kurban ettiği sabit olduğu için- ko­çun daha efdal olduğunu gösteren bir delil bulamayız ve bu taktirde imam Şafii'nin görüşünü tutmamız gerekir.

Ulemanın hepsi deve, sığır, koyun ve keçiden başka hayvanların kur­ban edilmesinin caiz olmadığında müttefiktirler. Yalnız Hasan b. Salih'ten «Yabani sığır yedi kişi için ve ceylan da bir kişi için kurban edilebilir» diye söylediği rivayet olunmuştur. [10]

 

2. Kurbanlık Hayvanın Nitelikleri:

 

Ulema, sakat, hasta veyahut bir gözünün kör olduğu açıkça belli olan veyahut zayıflıktan kemiklerinde ilik kalmayan hayvanları kurban etmekten sakınmanın vücubunda ve bu kusurları gözle görülmeyecek kadar hafif olan hayvanları ise kurban etmenin caiz olduğunda müttefiktirler. Zira Berâ b. Azib'den rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e 'Hangi hayvanları kurban etmek caiz değildir?' diye sorulmuş, Efendimiz (s.a.s) eli ile işaret ederek,

«Sakatlığı, hastalığı veyahut bir gözünün kör olduğu açıkça belli olan veyahut zayıflıktan kemiklerinde ilik kalmayan hayvanlar olmak üzere -dört tanedir» [11] diye cevap vermiştir. Fakat bu kusurlardan daha büyük bir kusu­ru bulunan, meselâ her iki gözü kör olan veyahut ayağı kırılmış bulunan hay-

vanlarla -kulağı, ya da kuyruğu kesik veyahut dişi kırık olan hayvanlar gibi-kusuru hayvanın değerini düşürmek bakımından bu hadiste sayılan dört hay­vanın kusuru kadar olan hayvanları kurban etmenin cevazında ihtilâf etmiş­lerdir.

Cumhur, «kusuru, hadiste sıralanan bu dört kusurdan daha büyük olan hayvanları kurban etmek evleviyetle caiz değildir» demiştir. Zahirîlere göre ise, hadiste sayılan dört kusurdan daha büyük kusurlar kurbanın sıhhatine mani değillerdir.

Bu ihtilâfın s e b e b i, hâss olan bu hadisin lafzından husus mu, yani sadece bu dört kusur mu murattır, yoksa bunlar birer örnek midir diye ihtilâf etmeleridir.

'Hadisten husus muradtır. Zira eğer husus murad olmasaydı hadiste 'Dörttür' diye belli bir sayı zikredilmezdi' diyenler, «Kurbanın sıhhatine, sadece bu dört kusur mani olmaktadır, bunlardan başkası mani değildir» de­mişlerdir.

Hadis edna (alt sınır) ile a'laya (üst sınır) işaret kabilinden olup bu dört şey örnek olarak gösterilmiştir diyenler ise, «Bunlardan daha büyük kusurlar kurbanın sıhhatine evleviyetle manidir» demişlerdir.

Kusuru -kulak, kuyruk veyahut diş gibi- başka uzuvlarında olup hayva­nın değerini düşürmekte, hadisin sıraladığı bu dört kusurdan aşağı olmayan hayvanlar hakkında ise üç görüş vardır:

1- Bu hayvanları kurban etmek caiz değildir. Mâliki mezhebinin meş­hur kitaplarında görülen görüş budur.

2- Bu hayvanları kurban etmekten sakınmak, müstehab olmakla bera­ber bu hayvanları kurban etmek caizdir. Bu görüşü de, İmam Mâlik'in tabüe-rinden İbnü'l-Kassâr, İbnü'l-Cellâb ve Bağdad ulemasından bir cemaat söylemişlerdir.

3- Bu hayvanları kurban etmek caizdir ve kurban edilmemeleri de müs­tehab değildir. Bu da Zahirilerin görüşüdür.

Bu ihtilâfın sebebi, -yukarıda geçen hadisin mefhumunda ihtilâf etmeleri ile, bu hususta varid olan hadisler arasındaki çelişki olmak üzere-iki şeydir. Yukarıda geçen hadisi, kendisinden husus murad olan hâsslar ka­bilinden görenler, «Hadiste zikredilen kusurlardan başkası -ister daha büyük ister onlar gibi olsun- cevaza mani değildir» demişlerdir. Hadisi, kendisin­den umum murad olan hâslar kabilinden görenler ise iki gruba ayrılmışlardır. Hadisi, müsavi (eşit) ile müsaviye işaret kabilinden değil de, edna ile a'laya işaret kabilinden görenler, «Hadiste zikredilen dört kusurdan daha büyük olanlar manidir. Fakat onlar gibi olanlar mani değildir. Ancak, böyle bir ku­suru bulunan hayvanı kurban etmekten sakınmak müstehabtır» demişlerdir. Hadisi, hem müsavi ile müsaviye, hem de edna ile a'laya işaret kabilinden gö­renler ise, «Hadiste zikredilen kusurlardan daha büyük olanları cevaza nasıl mani ise, onlar gibi olanlar da manidir» demişlerdir.

işte mes'eledeki ihtilâfın sebeplerinden biri, hadisten husus mu, yoksa umum mu muradtır, şayet umum muradsa hangi âmm olan mânâ, yani hadis­te zikredilen kusurlardan yalnız daha büyük olanlar mı, yoksa -Maliki mez­hebinde meşhur olduğu üzere- onlar gibi olanlardan mı muradtır diye ihtilâf etmeleridir.

ihtilâfın ikinci sebebi olan, hadisler arasındaki çelişmeye gelin­ce: Zira senedleri hasen sayılan hadislerden bu hususta birbirleriyle çelişen iki hadis bulunmaktadır. Nesâî, Ebû Bürde'nin Peygamber (s.a.s) Efendi-miz'e 'Ya Rasûlallah, boynuzu veyahut kulağı eksik olan hayvanları kurban etmekten hoşlanmıyorum', diye söylediğini ve Peygamber (s.a.s) Efendi­miz'in kendisine «Sen hangisinden hoşlan­mıyorsan onu kurban etme. Fakat onu başkasına haram da etme» [12] diye buyurduğunu rivayet etmektedir, Hz. Ali de, «Peygamber (s.a.s) göz ve kulaklara dikkat etmemizi, kulağı yarık ya da delik olanları ve kuyruğunun iki.. yanı arka taraftan kesik olanları kurban etmememizi emrederdi» [13] demiş­tir.

Ebû Bürde'nin hadisini tercih edenler, «Hadiste zikredilen dört kusur­dan başka, herhangi bir eksiklik kurbanın sıhhatine mani değildir» demişler­dir. Ebû Bürde'nin hadisini, gözle görülemeyecek kadar az olan kusurlara ve Hz. Ali'nin hadisini de açıkça belli olan kusurlara hamletmek suretiyle bu iki hadisi telif edenler ise, hadiste zikredilen dört kusurun hükmünü, bu kusurlar gibi olan diğer eksikliklere de vermişlerdir. Bunun içindir ki, bu görüş sahip­leri kurbanın sıhhatine mani olan eksikliğin miktarında ihtilâf edip kimisi «Kulak, diş, kuyruk veyahut memelerden üçte birinin», kimisi «Çoğunun gitmesi manidir» demiştir.

imam Mâlik «Boynuzdan bir şeyin gitmesi -eğer kanama yapmazsa-eksiklik sayılmaz» demiştir. Zira imam Mâlik'e göre boynuzun kanaması hastalık sayılmaktadır. Ebû Dâvûd, Peygamber (s.a.s) Efendimîz'in kulak veyahut boynuzlan birbirine yapışık olan hayvanı da kurban etmeyi yasakla­dığını rivayet etmektedir [14],

Ulema, yaradılışta kulaksız olan hayvanın da cevazında ihtilâf edip, İmam Mâlik ile İmam Şafii «Caiz değildir», imam Ebû Hanife «Caizdir» de­mişlerdir. Cumhur, kulağın tamamının veyahut çoğunun kesilmiş olmasının eksiklik sayıldığında müttefiktir.

Bu ihtilâfların hepsi, yukarıda geçen sebeble ilgilidir. Câbir el-CahfTnin, Muhammed b. Kuraza'dan, Muhammed'in de Ebû Said el-Hudrî'den, «Kurban etmek için bir koç aldım da kurt kuyruğunu kopardı. Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e sordum. Bana

 «Bir şey olmaz kurban et» dedi» [15] diye rivayet ettiği için, kimisi kuyruğu kesik hayvanı kurban etmenin cevazını benimsemiştir. Hal­buki muhaddislerin çoğu, «Câbir'in bu hadisleri ile ihticac olunamaz» de­mişlerdir. Bir cemaat da Hz. Ali'nin yukarıda geçen hadisine dayanarak caiz olmadığını söylemişlerdir. [16]

 

3. Kurbanlığın Yaşı:

 

Kurbanlarda şart olan yaşa gelince: Ulema bir yaşını doldurmayan ke­çinin caiz olmadığında müttefiktirler. Çünkü Peygamber (s.a.s) Efendimiz bir oğlağı kurban yapan Ebû Bürde'ye,

«Senin için kâfi gelir, fa­kat senden başkası için kâfi gelmez» [17]demiştir. Bir yaşını doldurmayan koyunun ise caiz olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Cumhur cevazını be­nimser. Kimisi de «Koyun da keçi gibidir» demiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, umumun husus ile çelişmesidir. Husus, Müs­lim'in rivayet ettiği Câbir'in «Rasûlullah (s.a.s),

«Bir yaşını dolduran davardan başkasını (kurban olarak kesmeyin. Meğer onu bulmakta güçlük çektiğiniz için koyundan bir yaşını doldurma­yanı kesesiniz» buyurdu» [18] mealindeki hadisidir. Umum da, Peygambei (s.a.s) Efendimiz'in Ebû Bürde hadisindeki «Oğlak senden başka kimseye kâfi gelmez» [19]sözüdür. Bu umumu, Câbir'in hadisindeki hususa tercih edenler -ki bu görüş, bu mes'elede Muhammed b. Hazm'ın görüşüdür. Çünkü Ibn Hazm, Câbir'in hadisini rivayet edenlerderi biri olan Ebû Zübeyr'in mü-dellis olduğunu söylemiştir. Müdellis ise, muhaddislere göre an'anede titiz olmadığı için getirdiği an'ane ile hadis müsnedlik vasfını kazanamayan kimsedir. Ebû Bürde'nin hadisine ise hiç kimse ta'n etmemiştir-, «Bir yaşını dol-

durmayan keçi nasıl kurban olamıyorsa, bir yaşını doldurmayan koyun da kurban olamaz» demişlerdir. Usûl ulemasının cumhuru arasında meşhur olan görüşe uyarak âmm'ı hâss ile takyid edenler ise, bir yaşını doldurmayan koyunu mezkûr umumdan istisna etmişlerdir. Ebû Bekir b. Saffur, «Bu hadis sahihtir» ve zannedersem- îbn Hazm'ı tenkit ettiği bir sözünde, «îbn Hazm, Ebû Zübeyr'in müdellis olduğu iddiasında yanılmıştır» demiştir. [20]

 

4. Kurbanda Ortaklık:      

     

Ulema, bir kurban kaç kişi için kesilebilir mes'elesinde de ihtilâf etmiş­lerdir, îmam Şafii, îmam Ebû Hanife ve bir cemaat, «Deve ile sığır yedi kişi için kesilebilirler. Fakat koç ancak bir kişi için kesilebilir» demişlerdir. İmam Mâlik ise, «Kurbanlığın cinsi ne olursa olsun, eğer ortaklık olmazsa, yani eğer kişi yalnız olarak kurbanlığı satın almış ise, hem kendisi ve hem de beslemekle mükellef bulunduğu hane halkı adına bir tane kurban kesebilir» demiştir. Zira rivayet olunduğuna göre Hz. Aişe, «Biz Mina'da idik. Bize sı­ğır etini getirdiler. Bu et nedir diye sorduk. Rasûl-i Ekrem (s.a.s), zevceleri adına kurban kesmiştir dediler» [21] demiştir. İmam Ebû Hanife ile Süfyan Sevrî de, kişinin hem kendisi, hem de hane halkı adına bir tane kurban kes­mesinin cevazını benimsemiş olmakla beraber «Mekruhtur» demişlerdir.

Bu ihtilâfın sebebi kurbanı hedy'e kıyas etmekte ihtilâf etmeleri­dir. Zira Câbir'den «Biz Rasûlullah (s.a.s) ile birlikte Hudeybiye yılında yedi kişi adına bir deve kestik» [22] diye rivayet olunmuştur. Bu hadisin bazı riva­yetleri «Rasûluîlah (s.a.s) deve ve sığırın yedi kişi adına kesilebildiğini söy­ledi» şeklindedir. İmam Şafii ile İmam Ebû Hanife kurbanı da hedy'e kıyas etmişlerdir. İmam Mâlik ise, kurbanda bulunan aslı kıyasa tercih etmiştir. Çünkü kurbanda asıl, bir kurbanın ancak bir kişiye kâfi gelmesidir. Zira eğer şer'î bir delil bulunmazsa, birden çok kişiler ortaklaşa bir hayvanı kestikleri zaman her birine «kurban kesmiş» denilemez. İmam Mâlik'in, bu aslı, kurba­nı hedy'e kıyas etmeye tercih etmesinin sebebi de şudur: Çünkü Peygamber (s.a.s) Efendimiz ile ashabı Hudeybiye'de, umrelerini tamamlamaktan men edildikleri için bu hedy'i vermişlerdi [23]. Bunun için verdikleri hedy ihsar hedy'i idi. îhsar hedy'i, ise îmam Mâlik'e göre vacib değil, sünnettir. Bunun için kurban ona kıyas edilemez. Fakat kurbanın sünnet olduğu görüşüne göre onu bu hedy'e kıyas etmek mümkündür. İbn Kasım İmam Mâlik'ten, «Ortak­lık hedy'de de caiz değildir» dediğini rivayet etmiştir ki buna göre îmam Mâlik bu hedy'i -asla muhalif gördüğü için- reddetmiş olur. Her ne kadar on

kişinin bir devede ortak olabildiği, gerek Rafı b. Hadic'in [24] hadisi ile ve ge­rek İbn Abbas [25] ile başkalarının tariki ile rivayet olunmuşsa da, ulema yedi­den fazla kimselerin bir kurbanda ortak olamayacakları görüşünde müttefik­tirler.

Tahâvî, 'Ulemanın, yediden fazla kimselerin bir kurbanda ortak olama­dıklarında müttefik olmaları, bu husustaki hadislerin sahih olmadığının deli­lidir' demiştir.

îmam Mâlik, kişinin kendi aile efradını kurbanına ortak edebildiği gö­rüşünde, îbn Şihâb'tan «Peygamber (s.a.s) kendi hane halkı adına kurban keserken ya bir deve, ya bir sığır keserdi» [26] mealinde rivayet ettiği hadise dayanmıştır. Diğer ulemanın bu görüşte İmam Mâlik'e muhalefet etmeleri­nin sebebi de, kişinin kendi kurbanına yabancıları ortak kılmasının caiz ol­madığında ulemanın ittifakıdır. Zira.yabancılarla akrabalar arasında fark yoktur. Kurbana yabancıları ortak kılmak caiz olmadığına göre, akrabaları da ortak kılmanın caiz olmaması lâzım gelir. îmam Mâlik ise kurbanı hedy'e kıyas etmiştir. Zira Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in bütün hane halkı için bir deve veyahut bir sığır hedy ettiğini bildiren İbn Şihâb'm hadisinden, hedy'de de hane halkını ortak kılmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. [27]

 

 

60. Kurbanın Kesimi

 

Bu bab, kurban ne zaman kesilir ve kurbanı kim kesmelidir? diye iki mevzudur. [28]

 

1.KesimZamanı:

 

Ulema, birinci mevzu ile ilgili olarak -kurban kesme zamanının başlan­gıcı, sonu ve bu iki vakit arasındaki gecelerde kurban kesmenin caiz olup ol­madığı- olmak üzere üç hususta ihtilâf etmişlerdir. [29]

 

A- Kesimin Başlangıcı:

 

Bayram namazından önce kurban kesmenin caiz olmadığında mütte­fiktirler. Zira -Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,

«Kim namazdan önce keserse o, ancak bir et davarıdır» [30]ve:

«Bu günümüzde ilk yapacağımız iş namaz kılmak, sonra (kurbanları­mızı) kesmektir» [31]diye buyurduğu ve namazdan önce kurbanını kesen ada­ma bir daha kurban kesmesini emrettiği gibi- bu hususta birçok sabit hadisler vardır.

Fakat bayram namazı kılındıktan sonra ve fakat tmam daha kurbanını kesmemişken kesilen kurbanın hükmünde ihtilâf etmişlerdir.

îmam Mâlik «Hiçbir kimse kurbanını imamdan önce kesemez» demiştir. İmam Ebû Hanife ile Süfyan Sevrî ise, «İmam kurbanını kesmiş olsun ol­masın, bayram namazı kılındıktan sonra kurban kesmek caizdin> demişler­dir.

Bu ihtilâfın sebebi, -bu mevzuda varid olan hadislerin çeşitli olma­sıdır. Zira bu hadislerin birinde Peygamber (s.a.s) Efendimizin, kurbanını namazdan önce kesene, bîrinde de Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den önce kesene bir daha kurban kesmesini emrettiği bildirilmektedir. İkinci hadis Müslim tarafından kaydedilmiştir [32]. Onun için, bu iki hadisin ayrı ayrı olay­lara ait olduğunu söyleyenler, kurban kesmenin cevazı için, bayram namazı­nın kılınmış olmasından başka, îmam'ın kurbanını kesmiş olmasını da şart koşmuşlardır. Bu iki hadisin aynı olaya ait olduğunu söyleyenler ise yalnız bayram namazının kılınmış olmasını kâfi görmüşlerdir. Ebû Bürde'nin hadi­si hakkındaki rivayetler de değişiktir. Zira bu hadisin bir rivayeti, «Ebû Bür-de kurbanını namazdan önce kesmişti de, Peygamber (s.a.s) Efendimiz ken­disine bir daha kurban kesmesini emretti», bir rivayeti de« Ebû Bürde kurba­nını Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den Önce kesmişti de, Efendimiz (s.a.s) kendisine bir daha kurban kesmesini emretti» şeklindedir. Bunun için bu iki rivayeti aynı olaya hamletmek daha uygundur. Zira -malumdur ki- kurbanım namazdan önce kesen adam Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den de önce kes­miştir. Şu halde bu adamın kestiği kurbanın kâfi gelmeyişi, onu Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den önce kesmiş olması için değil namazdan önce kesmiş olması içindi.

Nitekim Enes b. Mâlik ile başka ashabtan sıhhatli rivayetlerle gelen, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, «Kim namazdan önce keserse bir daha kes­sin» mealindeki hadisi de bunu göstermektedir. Zira bu hadisin mefhum-u muhalifinden, namazdan sonra kesilen kurbanın kâfi geldiği anlaşılmakta­dır. Çünkü, eğer kurbanın sıhhati için, namazdan sonra kesilmesinden başka bir şart daha olsaydı Peygamber (s.a.s) Efendimiz onu da bildirecekti. Zira bildirmek onun görevi idi. Enes b. Mâlik'in rivayet ettiği hadisin tamamı «Rasûlullah (s.a.s) bayram günü dedi ki:

«Kim (kurbanını) namazdan önce kesmiş ise bir daha (kurban) kessin» şeklindedir.

Bu babın fer'ilerinden biri de, 'imamı bulunmayan bir köy halkı kurban­larını ne zaman kesebilirler?* mes'elesidir. Bu mes'ele hakkında senVî bir de­lil bulunmadığı için ulema bunda da ihtilâf etmişlerdir.

İmam Mâlik «Kendilerine en yakın olan köy imamının kurbanını kesip kesmediğini araştırmadan kesemezler» demiştir. İmam Şafii «Namaz ile hutbe miktarını bekledikten sonra kurbanlarım keserler» İmam Ebû Hanife «Fecirden sonra kesebilirler», bir kitle de «Güneş doğduktan sonra kesebi-

lirler» demiştir.

İmam Mâlik'in tabileri kendi aralarında bir diğer mes'elede de ihtilâf et­mişlerdir ki, o da şudur: Eğer imam, musallada kurbanını kesmezse ne yap­malıdır? Kimisi 'İmam musalladan ayrıldıktan sonra kesilebilir', kimisi de 'İmamın musalladan ayrılmasını beklemek gerekmez' demiştir. [33]

 

 

B- Kesimin Sonu:

 

Kurban kesme zamanının sonu hakkındaki ihtilâfa gelince: İmam Mâlik «Kurban bayramının üçüncü günü akşamına kadar kesilebilir» demiş­tir. Şu halde ona göre kurban, ancak «malum günlerde» kesilebilir ki malum günler -ona göre- bayramın birinci günü ile ondan sonraki iki gündür. İmam Ebû Hanife, İmam Ahmed ve bir cemaat de buna katılır.

İmam Şâfıi ile Evzâî, «Kurban, bayramın dördüncü günü akşamına ka­dar kesilebilir» demişlerdir. Çünkü onlara göre bayramın dördüncü günü de malum günlerdendir.

Bir cemaatin de «Bayramın birinci gününden başka, kurban kesilemez» dediği rivayet olunmuştur. Kimisi de «Zülhicce ayının sonuna kadar kurban kesilebilir» demiştir. Fakat bu görüş, şâzz ve delilsizdir. Bu görüşlerin hepsi de seleften naklolunmuşum

Bu ihtilâfın sebebi iki şeydir. Biri,

"Tâ ki birçok menfaatler görsünler ve Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken onun adını ansınlar"

[34] âyet-i kerimesinde geçen «Belli günler» hangi günlerdir diye ihtilâf etme­leridir. Kimisi «Bayramın birinci günü ile ondan sonraki iki günüdür» de­miştir ki meşhur olan görüş budur. Kimisi de «Zülhicce ayının ilk on günü­dür» demiştir.

İkinci sebeb de, bu âyet-i kerimenin Delilü'l-Hitab'ı ile, Cübeyr b. Müt'ım'ın hadisi arasında bulunan çelişmedir. Zira bu hadiste Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den,

«Mekke'nin bütün vadileri kurban kesme yeridir ve teşrik günlerinin hepsi kurban kesme zamanıdır» [35] buyurduğu rivayet olunmuştur. «Malum

günler» bayramın ilk günü ile onu takibeden iki gündür deyip âyetin delilü'l-hitab'mı hadise tercih edenler, «Bu üç günden başka kurban kesilemez» de­mişlerdir.

Âyet-i kerime ile hadis arasında çelişme yoktur, âyette bulunmayan bir hüküm hadiste bulunmaktadır. Kaldı ki âyetten maksat, kurban kesme gün­lerini bildirmek değildir. Fakat hadisten maksat bu günleri bildirmektir diyenler ise, «Bayramın dördüncü günü de kurban kesmek caizdir. Çünkü bay­ramın dördüncü günü –ittifakla teşrik günlerindendir» demişlerdir.

Ulema, «Sayılı günler»in teşrik günleri olduğunda ve teşrik günlerinin bayramın birinci gününden sonraki üç gün olduğunda müttefiktirler. Bayra­mın birinci gününün teşrik günlerinden olduğu, yalnız Said b. Cübeyr'den rivayet olunmuştur. Ulema, ancak -yukarıda geçtiği üzere- «Malum günler» hangileridir. Bayram'ın ilk üç günü müdür, yoksa zülhicce ayının ilk on günü müdür diye ihtilâf etmişlerdir.

Bayramın birinci gününden başka kurban kesilemez diyenler ise, «Ma­lum günler Zülhicce ayının ilk on günüdür. Fakat bu günler içinde onuncu günden başka kurban kesmenin caiz olmadığında icma' bulunmaktadır. Şu halde kurban kesmek için ancak ayın onuncu günü kalır, ki o da bayramın bi­rinci günüdür» demişlerdir. [36]

 

C- Kesimin Geceleyin Yapılması:

 

Geceleyin kurban kesmenin hükmü hakkındaki ihtilâfa gelince: îmam Mâlik, meşhur olan kavlinde «Caiz değildir» demiştir. îmam Şafii ile bir ce­maat ise; cevazını benimsemiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, yevm (gün) kelimesinin müşterek olup iki mânâda kullanılmasıdır. Zira bu kelime Arap dilinde kâh,"Yurdunuzda ancak üç gün daha yaşayacaksınız" [37] âyet-i kerimesinde olduğu gibi, bir gece ile bir gündüz demek olan yirmi dört saat mânâsında kâh

 "Allah onların kökünü kes-

mek için üzerlerine o rüzgârı yedi gün sekiz gece estirdi" [38] âyet-i kerime­sinde olduğu gibi yalnız gündüz mânâsında kullanılmaktadır.

Bunun için,

"Ta ki, malum günlerde Allah'ın adını ansınlar" [39] âyet-i kerimesinde geçen bu kelimeyi birinci mânâya yorumlayanlar, «Teşrik günlerinin gecelerinde de kurban kesmek caizdir» demişlerdir, ikinci mânâda anlayanlar ise, «Geceleyin kurban kes­mek caizdir» demişlerdir. Şu halde bu meseledeki ictihad, bu kelimenin bu iki mânâdan hangisinde daha zahir olduğu hususundadır. Akla öyle geliyor ki gündüz mânâsında daha zahirdir. Fakat böyle de olsa, geceleyin kurban kesmenin caiz olmayışı, ancak delilü'l-hitab yolu ile anlaşılmış olur ki; bu, zayıf bir istidlaldir. Çünkü bu delilü'l-hitab, kelime medlulüne verilen hük­mün zıddını kelime medlulünden zıddına vermektir. Bu tür delilü'l-hitab ise, deliîü'l-hitab çeşitlerinin en zayıfıdır. Hatta derler ki: Dakkâk'tan başka, ke­lam ulemasından hiçbiri bir delilü'l-hitab'in delaletini benimsememiştir. Meğer birisi, «Asıl, rastgele vakitlerde kurban kesmenin caiz olmadığını söyleyenler değil de caiz olduğunu söyleyenler delil getirmelidir» demiş ola. [40]

 

2. Kurbanı Kesecek Kişi:

 

HCüfbam kim kesmelidir mes'elesine gelince: Ulemanın hepsi, «Ku£ba_ri sahibinin kurbânım kendi eli ile kesmesi müstehab olmakla beraber^feaşka-sım yekü^etmesi de caizdir» demişlerdir.

Fafca.t başkasrtarafmdan -kurban sahibinderUzin almaksızın- kesilen kurbanın cevazı hakkında ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «Caiz değidir» demiş­tir. Kimisi de «Eğer o başkası, kurban sahibinin dostu veyahut onun gibi bir yakını olursa caizdir, yabancı olursa caiz değildir» demiştir. Kurban sahibi­nin izni olmaksızın bir yabancı tarafından kesilen kurbanın caiz olmadığında mezheb uleması -kanaatimce- ihtilâf etmemişlerdir. [41]

 

61. Kurban Etleri

 

Ulema kurban sahibinin kurbanının etinden bir kısmını yemek, bir kıs­mını da dağıtmakla emrolunduğunda müttefiktirler. Zira Cenâb-ı Hak,

"Kurbanlarınızdan siz de yiyin ve çaresiz kalmış yoksula da yedirin" [42] ve

"Kurbanlar kesilince onlardan yiyin ve isteyene de, istemeyene de verin" [43] buyurmuştur. Peygamber (s.a.s) Efendimiz de «Yiyin, tasadduk edin ve kendinize kaldırın» [44] buyurmuştur.

Mâlikî mezhebinde, kurban sahibi kurbanının etinden hiç yemeyip hep­sini dağıtırsa veyahut hiç vermeyip hepsini yerse caiz midir, yoksa bir kısmı­nı yiyip bir kısmını dağıtmak gerekli midir diye ihtilâf edilmiştir.

îmam Mâlik «Kurban sahibi kurbanının hepsini yiyemediği gibi, hepsi­ni dağıtamaz da, ancak bir kısmım yer bir kısmını dağıtır» demiştir. İbnü'l-Mevvâz ise, «Kurban sahibi muhayyerdir: isterse hepsini yer, isterse hepsini dağıtır, isterse bir kısmını yer, bir kısmını dağıtır» demiştir.

Ulemanın çoğu, «Kurbanı üç bölük yapıp bir bölüğünü yemek, bir bölü­ğünü dağıtmak, bir bölüğünü kaldırmak müstehabtır» demişlerdir. Mâlikî ulemasından Abdülvehhab, «Kurban sahibinin kurbanından yemesi vacib değildir» demiş ise de mezhebin diğer bazı uleması bunun vücubunu benim­semişlerdir. Zannedersem zahiriler, kurbanın, yukarıda geçen hadisin ge­rektirdiği üç kısma bölünmeyi benimsemişlerdir.

Benim bildiğime göre, ulema kurbanın etini satmanın caiz olmadığında müttefiktirler. Fakat derisi ve tüyü gibi yenmeyen diğer şeylerinin satılıp sa­tılmadığında ihtilâf etmişlerdir.

Cumhur, «Satılması caiz değildir», Atâ «Caizdir» demişlerdir. îmam Ebû Hanife ise: «Para ile satılması caiz değildir, fakat eşya ile değiştirilmesi caizdir» demiştir. Çünkü ona göre bir şeyi bir başka şeyle değiştirmek o şeyin aynını kullanmak kabilindendir. Kurbanın deri ve tüylerini kullanmanın cevazında ise icma' edilmiştir. Kurban bahsinin ana kaideleri hakkında bu kadar kâfidir. Allah'a hamd ve senalar olsun. [45]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/319.

[2] Müslim, Edâhî, 35/5, no: 1975.

[3] Müslim, Edâhî, 35/7, no: 1977.

[4] Buhârî, Edâhî, 73/8, no: 5556.

[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/321-322.

[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/323.

[7] Halbuki, Rasûlullah'm sığır kestiği de sabittir: Buhârî, Edâhî, 73/3, no: 5548; Müslim, Hacc, 15/17, no: 1211.

[8] Buhârî, Edâhî, 73/6, no: 5552.

[9] Sâffât, 33/107.

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/323-324.

[11] Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10/6, no: 2802.

[12] Nesâî, 7/214.

[13] Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10/6, no: 2804.

[14] Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10/6, no: 2805.

[15] Ibn Mâce, Edâhî, 26/9, no: 3146.

[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/324-327.

[17] Buhârî, Edâhî, 73/12, no: 5563.

[18] Müslim, Edâhî, 35/2, no: 1963.

[19] Mâlik, Dahâyâ, 23/3, no: 4.

[20] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/327-328.

[21] Buhârî, Edâhİ, 73/3, no: 5548.

[22] Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10/7, no: 2809.

[23] Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10/7, no: 2809.

[24] Buhârî, Şirket, 47/16, no: 2507.

[25] Tirmizî, Edâhî, 20/8, no: 1501.

[26] Muvatta1,Dahâyâ,23/5,no: II.

 

[27] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/328-329.

[28] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/331.

[29] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/331.

[30] Buhârî, EdâhU 73/1, no: 5546.

[31] Buhârî, EdâhU 73/1, no: 5545.

[32] Müsüm, EdâhU 35/2, no: 1964.

[33] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/331-333.

[34] Hacc, 22/28.

[35] Müslim, Hacc, 15/19, no: 1218.

[36] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/333-334.

[37] HÛd, 11/65.

[38] Hakka, 69/7.

[39] Hacc, 22/28.

[40] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/334-335.

[41] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/335.

[42] Hacc, 22/28.

[43] Hacc, 22/36.

[44] Buhârî,Edâ/ıf, 173/16, no: 5559.                                                 

[45] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/337-338.