8. İTİKAF

34. Niteliği
35. İ'tikâf Yapılabüecek Yerler
36. İ'tikâf in Zamanı
37. Şartları
    1. Niyet
    2.Oruç
    3. Cinsi İlişkiden Sakınma
    4.Adak İ'tikâfı
    5. İ'tikâfi Bozan Haller
 


8. İTİKAF

34. Niteliği

î'tikâf, şer'an mendubtur ve eğer nezredilirse vacib olur. Bunda -şartlarının yerine getirilemeyeceği endişesi ile i'tikâfı mekruh saydığı yolunda İmam Mâlik'ten gelen bir rivayet dışında- ihtilâf yoktur, î'tikâf, Ramazan ayında ve hele Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in son i'tikâfı olduğu için 1Ramazan'in son on gününde daha çok mendubtur. t'tikâf, özel bir yerde, özel bir zamanda ve kendisine has olan birtakım şartlarla yapılan birtakım belli ve özel amellerdir. Bu ameller hakkında iki görüş vardır.
Kimisi «Bu ameller, namaz kılmak, Allah'ı zikretmek ve Kur'an okumaktan başka bir şey olamaz» demiştir. Bu, Îbnü'l-Kasım'm görüşüdür.
Kimisi de «î'tikâfta âhirete ilişkin bütün hayır işleri yapılabilir» demiştir. Bu da İbn Vehb'in görüşüdür. Buna göre i'tikâfta olan kimse -cenaze törenlerine katılmak, hastalara baş vurmak ve ilim öğrenmek gibi- diğer hayır işlerini de yapabilir. Fakata birinci görüşe göre bunları yapamaz. Süfyan Sevrî de bu görüştedir. îmamEbû Hanife ile îmam Şafii ise birinci görüşü benimser.
Bu ihtilâfın sebebi, bu mes'elenin şeriatte meskût geçmesi, yani i'tikâfı tarif eden bir sözlü nass'm bulunmamasıdır. Bir şeye kapanmak demek olan UKÛF masdanndan gelen i'tikâfm mânâsına bakıp da «î'tikâf mescide kapanıp mescide mahsus olan amelleri yapmaktır» diyenler, «î'tikâfta olan kimseye, namaz, zikir ve kıraatten başka bir şey caiz değildir» demişlerdir.
«İ'tikâf, kişinin kendini âhiret işlerine bağlaması demektir» diyenler ise, bu saydıklarımızdan başka hayır işlerini de caiz görmüşlerdir. Abdürrez-zak'm söylediğine göre Hz. Ali'den «İ'tikâfa giren kimse, kötü söz söyleyemez, kimse ile itişip dalaşamaz, Cum'a namazı ve cenaze törenlerine gider ve bir işi olduğu zaman evine kadar gidip işini ayakta söyler ve döner» dediği rivayet olunmuştur. Hz. Aişe'den de bunun tersi, yani i'tikâfm adabının, mescidden çıkmamak, cenaze ve hastalara gitmemek olduğu rivayet olunmuştur. İ'tikâf hakkındaki ihtilâfın sebeplerinden biri de, Hz. Ali ileHz. Âişe arasındaki bu ihtilâftır. 2

35. İ'tikâf Yapılabüecek Yerler

Nerede i'tikâfa girilebilir diye de ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «Mescidü'l-Haram, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Nebevî'den başka yerlerde i'tikâfa girilemez» demiştir ki Huzeyfe ve Said b. el-Müseyyeb bu görüştedir. Kimisi «Her mescidde i'tikâfa girilebilir» demiştir. İmam Şâfîi, îmam Ebû Hanife ve Süfyan Sevrî bu görüştedir. îmam Mâlik'in mezhebinde de meşhur olan görüş budur. Kimisi de «Cum'a namazı kılınmayan mescidlerde i'tikâfa girilemez» demiştir. Abdilhakem'in imam Mâlik'ten rivayeti de bu yoldadır. Mescidden başka yerlerde ise, i'tikâfa girilemeyeceği hususunda icma' vardır. Yalnız îbn Lübâbe «Mescidden başka yerlerde de i'tikâf edilebilir ve kadına yaklaşmak da ancak, mescidde i'tikâfa giren kimse için haramdır» demiştir, imam Ebû Hanife de «Kadın ancak evinde bulunan Özel mescidinde i'tikâfa girebilir» demiştir.
îtikâfın sıhhati için mescidin şart olup olmadığındaki ihtilâfın sebe bi,
"Mescidlerde i'tikâfta iken, onlara (kadınlara) yaklaşmayınız" 3 âyet-i kerimesinde delilü'1-hi-tab var mıdır, yok mudur diye ihtilâf etmeleridir. Yoktur diyenler «Mescidden başka yerlerde i'tikâf yapılamaz ve i'tikâfta iken kadınlara yaklaşıla-maz» demişlerdir. Vardır diyenler ise «Ayetten, mescidden başka yerlerde de i'tikâf etmenin caiz olduğu ve mescidde olmayan i'tikâflarda kadınlara yaklaşılabüdiği anlaşılmaktadır. Zira birisine «Falanca adama evde iken bir şey verme» denildiği zaman, bundan, «evde olmadığı zaman verebilirsin» mânâsı anlaşılır» demişlerdir. Fakat bu şâzz bir görüştür.
Cumhur, «Mescidlerde» kaydı, i'tikâfa şart olduğu için getirilmiştir demiştir, l'tikâfın, bir kısım veyahut bütün mescidlerde yapılabileceği mevzuundaki ihtilâfın sebebi ise, âyetteki umum ile bu umumu tahsis eden kıyas arasındaki çelişmedir. Ayetin zahirindeki umumu tercih edenler, «Bütün mescidlerde i'tikâf caizdir» demişlerdir. Yaptıkları kıyas neticesinde bu
umumun bazı mescidlere has olduğu kanaatine varanlar ise, «Cum'a namazına gitmek üzere mescidden çıkmakla i'tikâf amelinin kesilmemesi için Cum'a namazının kılındığı mescidleri şart koşmuş veyahut -Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in bizzat içinde i'tikâf ettiği kendi mescidi gibi- namaz kılmak bahtiyarlığına erişmek için uzun mesafelerden gelinen üç mescidden, 'Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Nebevi' başka mescidlerde i'tikâf yapılamaz. Zira diğer mescidler kudsiyette bu üç mescid gibi değillerdir» demişlerdir.
Kadının i'tikâfı hakkındaki ihtilâfın sebebi de, kıyasın bu mevzü-daki hadisle çeİişmesidir. Zira Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in zevceleri Hafsa, Âişe ve Zeyneb'in mescidde i'tikâf etmek için Peygamber (s.a.s) Efendimiz'den müsaade istedikleri ve Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, bu iş için mescidde çadır kurduklarını görünce onlara müsaade ettiği sabittir 4. Bu ise, kadının mescidde i'tikâf edebileceğini gösteren bir delildir. Bununla çelişen kıyas ise, i'tikâfın namaza kıyas edilmesidir. Zira camide kılınan namaz dışarıda kılınan namazdan daha sevaplı olduğu halde, -hadiste geldiği üzere- kadının kendi evinde namaz kılması camide kılmasından sevaplıdır. Bundan ise, kadının kendi evinde i'tikâf etmesinin de camide i'tikâf etmesinden sevablı olması lâzım gelir.
Kadının camide i'tikâf yapmasını benimseyenler, -hadiste geldiği üzere, nasıl ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in zevceleri kendisi ile birlikte i'tikâf etmişlerdir 5 ve kadın ancak kocası ile birlikte yolculuk yapar ve tek başına yapamaz- i'tikfta da yalnız kocası ile birlikte olmasını şart koşmuşlardır ki bu, kıyas ile hadisi bir çeşit te'lif etmektir. 6

36. î'tikâf in Zamanı

İ'tikâfın zamanı hakkında ise, her ne kadar ulemanın hepsi, «İ'tikâf için en faziletli olan vakit Ramazan'm son on günüdür» demişlerse de, ulemanın ekseriyetine göre i'tikâf için belli bir vakit yoktur, yılın oniki ayı da i'tikâf için vakittir. Ancak i'tikâfın sıhhati için oruçlu olmayı şart görenler, «Oruç tutulması caiz olmayan günlerde i'tikâfa girilemez» demişlerdir.
İ'tikâfın ne kadar zamandan az olmaması gerektiğine gelince, -Zira bunda da ihtilâf etmişlerdir. Nasıl ki i'tikâfa ne zaman girilebileceği ve i'tikâftan ne zaman çıkılabileceği konusunda da ihtilâf vardır.
İmam Şâfıi, İmam Ebû Hanife ve fukahanm çoğu, «İ'tikâf için belli bir süre yoktur» demişlerdir. Fakat İmam Mâlik'ten bu hususta çeşitli rivayetler gelmiştir. Bir rivayete göre İmam Mâlik, 'Bir gün bir geceden', İbnü'1-Kasım'ın rivayetine göre de «On günden aşağı olamaz» demiştir. Bağdatlı olan tabilerine göre ise, on gün müstehabtır. Şart olan, bir gün bir geceden az olmamasıdır.
Bu ihtilâfın sebebi, kıyasın hadisle çelişmesidir. Çünkü oruçlu olmanın i'tikâf için şart olduğuna inananlar "Bir gece i'tikâf caiz değildir", dediklerine göre en az bir günle bir gece olması lâzım gelir. Çünkü gündüzün orucu ancak gecenin gelmesi ile tamamlanır. Bununla çelişen hadis ise, Buhârî'nin «Hz. Ömer bir gece i'tikâf etmeyi nezrelmişti. Rasâl-i Ekrem (s.a.s)'de nezrini yerine getirmesini kendisine emretti» 7 mealinde de getirdiği hadistir. Halbuki sabit olan hadisler karşısında kıyas yapmak manasızdır.
Kişi, bir gün veyahut sayısı belli bir kaç gün için i'tikâf etmedi nezreder-se, ne zaman i'tikâfa girebilir, mevzuundaki ihtilâfa gelince:
İmam Mâlik, İmam Şafii ve İmam Ebû Hanife: «Bir ay i'tikâf etmeyi nezreden bir kimse, günün batışından önce. mescide girer» demişlerdir. Bir gün i'tikâf etmeği nezreden kimse ise, İmam Şafii'ye göre fecirden önce mescide girmesi ve gün battıktan sonra mescidden çıkması lâzımdır. İmam Mâlik ise, bir ay ile bir günü nezredenler arasında fark görmemiştir.
Züfer ile Leys de «Nezir ister bir ay, ister bir gün olsun, fecirden önce
camiye girer» demişlerdir.
Ebû Sevr de, gece ile günün nezirleri arasında ayırım yaparak 'On gün i'tikâf etmeyi nezrettiği zaman fecirden Önce, on gece nezrettiği zaman da günün batmasından Önce camiye girer' demiştir.
Evzâî de «Sabah namazından sonra i'tikâfa girer» demiştir.
Bu ihtilâfın s e b e b i, hem kıyasların birbirleriyle, hem de hadisin bu kıyasların hepsiyle çelişmesidir. Zira ayın başını gece kabul edip ayı gecelerden ibaret görenler, «Günün batışından önce girer», gecelere itibar etmeyenler ise «Fecirden önce girer» demişlerdir.
'YEVM (gün) kelimesi bir gün ile bir gecedir' diyenler, bir gün i'tikâf etmeği nezredene güneşin batmasından Önce girmeği vacib görmüşlerdir. Yevm kelimesinin gündüze ve leyi kelimesinin de geceye mahsus olduğunu söyleyenler ise gece ile günün nezirleri arasında ayırım yapmışlardır. Bana kalırsa doğrusu şudur ki, yevm kelimesi Arap dilinde bazan yalnız gündüz mânâsında, bazan da gece ile gündüz (yirmidört saat) mânâsında kullanılır. Fakat akla Öyle gelir ki, esas delâleti birinci mânâya olandır. îkinci mânâya olan delaleti ise iltizamî'dir. Bu kıyaslarla çelişen hadis ise, Buhârî ile diğer sıhhatli hadis ravilerinin Hz. Aişe'den «Rasûlullah (s.a.s) Ramazan'da i'tikâf eder ve i'tikâf etmek istediği yere sabah namazından sonra giderdi» mealinde getirdikleri hadistir 8.
î'tikâf tan ne zaman çıkılması gerektiği mes'elesine gelince: îmam Mâlik, Ramazan'ın son on gününü i'tikâf eden kimse için, Bayram namazına mescidden gitmesini müstehab görmekle beraber, «Şayet gün battıktan sonra da mescidden çıksa kâfi gelir» demiştir.
İmam Şafii ile imam Ebû Hanife de «Güneş batar batmaz çıkar» demişlerdir. Sahnun ile İbnü'l-Mâcişûn ise, «Eğer Bayram namazından önce giderse i'tikâfı fesada giden> demişlerdir.
Bu ihtilâfın s e b e b i de, Bayram gecesinin Ramazan'ın son on gününden sayılıp sayılmadığmda ihtilâf etmeleridir. 9

37. Şartlan

î'tikâf in şartlarına gelince: Bunlar da üçtür. Biri niyet, biri oruç, biri de kadınlara yaklaşmamaktır. 10

1. Niyet:

Niyetin şart olduğunda herhangi bir kimsenin muhalefet ettiğini işitmedim. Fakat orucun şart olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. 11

2. Oruç:

imam Mâlik, îmam Ebû Hanife ve bir cemaat «Oruçsuz i'tikâf olamaz» demişlerdir, imam Şafii ise «Oruç tutmadan da i'tikâf edilebilir» demiştir. Ashab-ı Kiram'dan îbn Ömer ve -bir rivayete göre- Ibn Abbas birinci görüşü, Hz. Ali ile Ibn Mes'ud da ikinci görüşü benimsemişlerdir.
Bu ihtilâfın sebebi, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in hep Ramazan'da i'tikâf etmiş olmasıdır. Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in i'tikâfta iken tuttuğu oruç her ne kadar i'tikâf için değil idiyse de, hep oruçlu iken i'tikâf ettiğinden, i'tikâf için orucun şart olduğunu söyleyenler, «Oruçlu olarak i'tikâf etmek lâzımdır» demişlerdir.
"Efendimiz (s.a.s)'in orucu ile i'tikâfının bir arada bulunması bir tesadüftür. Yoksa i'tikâf için oruç tutmamıştır", diyenler ise «îtikâf için oruç şart değildir» demişlerdir.
Bu ihtilâf için bir başka sebep daha vardır ki o da, i'tikâfın oruçla beraber aynı âyette yer almasıdır. îmam Şafii, Hz. Ömer'in yukarıda geçen hadisi ile de ihticac etmiştir. Zira bu hadiste Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, bir gece Mescid-i Haram'da i'tikâf etmeği nezreden Hz. Ömer'e nezrini yerine getirmesini emrettiği bildirilmektedir. Gece ise orucun mahalli değildir. Mâîikî-ler de, Abdurrahman b. îshak'ın Urve'den, Hz. Âişe'nin «î'tikâf a giren kimsenin hastalara gitmemesi, cenaze törenlerine katılmaması, kadınlara do-
kanmaması ve zaruri birici olmadıkça eve gitmemesi lâzımdır. Ayrıca i'tikâf oruçsuz olamaz ve Cum'a namazı kılınmayan mescidlerde i'tikâf edilemez» 12 dediğine dair rivayet ettiği hadise dayanmışlardır. Ebû Ömer b. Abdilberr, «Bu hadiste Hz. Aişe'nin bu şekilde konuştuğunu Abdurrahman b. Ishak'tan başka, kimse söylememiştir. Mâlikîler de bunu ancak Zührî'nin sözünden öğrenmiş bulunuyorlar. Eğer Hz. Aişe gerçekten böyle söylemişse, onu Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in ağzından hadis olarak değil, kendi görüşü olarak söylemiştir» demiştir. 13

3. Cinsi İlişkiden Sakınma:

Kadınlara dokunmak ve öpmek gibi, cima' kadar ağır olmayan diğer şeylerle i'tikâfın bozulup bozulmadığı mevzuunda da ihtilâf etmişlerdir.
imam Mâlik «Bunların hepsiyle i'tikâf bozulur» demiştir. İmam Ebû Hanife ise:«Eğer bunlardan dolayı meni boşalması olmazsa bozulmaz» demiştir. İmam Şafii'nin ise bu hususta iki kavli vardır. Birisinde İmam Mâlik gibi, birisinde de imam Ebû Hanife gibi söylemiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, hakiki mânâ ile mecazi mânâdan hangisinde kullanıldığı kesin olarak bilinmeyen bir kelimede -ki bu da birden çok manâlı müşterek kelimenin bir çeşididir- umum var mıdır, yok mudur diye ihtilâf etmeleridir. Böyle bir kelimede umum vardır diyenler,
14âyet-i kelimesindeki «mübaşeret (dokunmak) kelimesi hem cimaı, hem de -öpmek ve benzeri- cima1 kadar ağır olmayan diğer şeyleri içine almaktadır» demişlerdir.
Umum yoktur diyenler ise -ki en çok ve meşhur olan da budur-, «âyetteki mübaşeret kelimesinden ya cima', ya da saydığımız diğer şeylerden ancak birisi anlaşılır. İttifakla cima1 anlaşılır desek, diğer şeylerin de kelimeden anlaşıldığını iddia edemeyiz. Zira bir kelime, bir kullanışta hem mecazi, hem hakiki mânâlara delâlet edemez» demişlerdir.
Öpmek ve benzeri şeyler neticesinde meninin boşalması ile i'tikâf bozulur diyenler, onu da cima* yerine koymuşlardır. Zira o da cima1 gibi guslü gerektirir. Bu görüşe katılmayanlar ise, «Çünkü meninin boşalması cima'ın hakiki mânâsı değildir» demişlerdir.
İ'tikâf ta iken cima' eden kimseye, i'tikâf inin bozulmasından başka bir şey lâzım gelmediğinde de ihtilâf etmişlerdir.
Cumhur, «Başka bir şey lâzım gelmez» demiştir. Kimisi de «Keffaret lâzım gelir» demiştir. Bunlar da birkaç gruba ayrılmaktadırlar. Bir grup «Ramazan'da cima' eden kimseye lâzım gelen keffaret lâzım gelir» demiştir. Hasan Basrî bunu benimser. Kimisi «İki dinar sadaka verir» demiştir. Mücâhid bu görüştedir.
Kimisi de «Bir köle azadlar, eğer bulamaz veyahut buna gücü yetmezse bir deve kurban eder, eğer bunu da bulamazsa sadaka olarak yirmi sar hurma dağıtır» demiştir.
Bu ihtilâfın da aslı, «Keffaretlerde kıyas yapmak caiz midir, değil midir?» şeklindeki ihtilâftır ki en zahir olanı caiz olmamasıdır. 15

4.Adak İ'tikâfı

Mutlak olarak nezredilen i'tikâflarda tetabu1 (peşpeşelik) şart mıdır (Meselâ: «On gün i'iikâf etmeği nezrettim» diyen bir kimse, on gün arka arkaya i'tikâf etmesi lâzım mıdır?), değil midir diye ihtilâf etmişlerdir.
İmam Mâlik ile İmam Ebû Hanife: «Şarttır», İmam Şafii «Şart değildir» demişlerdir.
Bu i h t i 1 â f da, i'tikâfın, mutlak olarak nezredilen oruca kıyas edilmiş olmasından doğmuştur. Zira bu ihtilâf oruç hakkında da mevcuttur. 16

5. İ'tikâfi Bozan Haller:

İ'tikâfın manilerine gelince: Namaz, Zikir ve Kur'an tilaveti gibi yukarıda i'tikâfın amelleri olduğunu söylediğimiz şeyler dışında, bütün iş ve hareketler i'tikâfm manileridir. Mecburi bir iş için olmazsa, i'tikâfta olan bir kimse mescidden çıkamaz. Bütün ulema bunda müttefiktirler. Çünkü sabittir ki Hz. Âişe «Rasûlullah (s.a.s) i'tikâfta iken başını pencereden hücreme sokar ve eğerdi de saçını tarardım. İ'tikâfta iken eve girmezdi. Ancak bir ihtiyaç üzerine girerdi» 17demiştir. Mecburi bir ihtiyaç olmadan mescidden çıkan kimsenin i'tikâfı ne zaman bozulur, diye ihtilâf etmişlerdir.
İmam Şâfıi «Çıkar çıkmaz bozulur» demiştir. Kimisi «Ayni saatte dönmezse», kimisi de «Aynı günde dönmezse bozulur» demiştir, t'tikâfta olan kimsenin i'tikâf ettiği mescidin hücresinden başka yerlere girip-giremediğinde de ihtilâf etmişlerdir.
İmam Mâlik, İmam Şafii ve İmam Ebû Hanife «Girebilir» demişlerdir.
Kimisi de 'Girerse i'tikâfı bozulur' demiştir.
İmam Mâlik 'İ'tikâfta olan kimse, alım satım ve nikâh akitlerini yapabilir» demişse de, diğerleri «Yapamaz» demişlerdir.
Bu ihtilafın sebebi, bu hususu açıklayan birnass'ın bulunmayışı ve ihtilâf ettikleri şeyi ittifak ettikleri şeye kıyas etmeleridir.
î'tikâf etmek isteyen kimse, i'tikâf ta yapılması caiz olmayan bir şeyi şart koşabilir mi? Yani böyle bir şeyi şart koştuğu zaman, o şart ona, i'tikâfta o şeyi yapmanın cevazını sağlar mı? Meselâ «On gün i'tikâf etmeği nezrettim. Fakat hasta ve cenazelere gidebilmek şartı ile» der ve i'tikâfa girerse, hasta ve cenazelere gidebilir mi, gidemez mi diye ihtilâf etmişlerdir.
Fukahamn çoğu «Böyle bir şartın faydası yoktur, giderse i'tikâfı bozulur» demişlerdir.
îmam Şafii ise .«Faydası vardır ve giderse i'tikâfı bozulmaz» demiştir.
Bu ihtilâfın da s e b e b i, i'tikân hacca tayas etmeleridir. Çünkü hacc ile i'tikâfın ikisi de, mubah olan birçok şeylere mani birer ibadet oldukları halde, hacc'da böyle bir şart koşulabilir. Zira Peygamber (s.a.s) Efendimiz Dubaa ismindeki kadına, «Hacc'a niyet edip ihrama gir ve nerede hac menasikini tamamlamaktan alıkonursan ihramdan çıkmayı şaft koş» buyurmuştur. Şu halde i'tikâfa girmekte de böyle bir şart koşulabilir. Fakat bu kıyasın aslı olan hac, aynı ihtilâf bulunduğu için bu kıyas zayıftır.
î'tikâfta tetabu' (peşpeşelik) nezredilirse veyahut -bazılarının dediği gibi- «mutlak olarak nezredilen i'tikâfta da tetabu' şarttır» dersek, tetabu1 ne ile kesilir ve kesildiği zaman, i'tikâfı yeni baştan yenilemek mi, yoksa ondan kaç gün kalmışsa sadece o günleri tamamlamak mı lâzımdır diye ihtilâf etmişlerdir. Çünkü kimisi, «Hastalıkla tetabu' kesildiği zaman, sadece kalan günleri tamamlamak lâzımdır» demiştir. Bu, İmam Mâlik, îmam Ebû Hanife ve îmam Şafii'nin görüşüdür.
Kimisi de; «Yeni baştan i'tikâf etmek lâzımdır» demiştir. Bu da Süfyan Sevrî'nin görüşüdür. î'tikâfta aybaşı haline giren kadının sadece kalan günleT rini tamamlayacağında -zannedersem- ihtilâf etmemişlerdir. î'tikâfta deliren veyahut baygın düşen kimse hakkında da, 'Yalnız kalan günlerini mi tamamlayacak yoksa yeni baştan mı i'tikâf edecek?' diye ihtilâf etmişlerdir.
Bu ihtilâfın da s e b e b i, bunlar hakkında herhangi bir nassın rivayet olunmayışıdır. Bunun için ulema da, bunu «zihar» keffaretinin orucu gibi aralıksız olarak tutulması şart olan ibadetlere kıyas edip etmemekte ihtilâf etmiş ve bu yönden aralarına bu niza' (ihtilâf) girmiştir.
Cumhur nafile olarak i'tikâfa giren kimseye, özürsüz olarak i'tikâfını kestiği zaman kaza lâzım geldiği görüşündedir. Zira sabittir ki, Peygamber (s.a.s) Efendimiz Ramazan'ın son on gününde i'tikâf etmek istemiş ve fakat bundan vazgeçtiği için Şevval ayında bunu kaza etmiştir.
Nezir ile vacib olan i'tikâfın kesilmesi halinde ise, kaza lâzım geldiğinde -kanaatimce- ihtilâf yoktur. Cumhur, «î'tikâfta büyük bir günah işleyen kimsenin de i'tikâfı kesilir» demiştir.
Bu bab'ın asıl ve kaideleri arasında yer alan mes'eleler işte bunlardır. Basan veren ve yegâne yardımcı Cenâb-ı Allah'tır. 18


1 Buharı, î'tikâf, 33/1, no: 2026.
2 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/71.
3 Bakara, 2/184.
4 Buharı, İ'tikâf, 33/6, no: 2033.
5 Buharı, İ'tikâf, 33/10, no: 2037.
6 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/73-74.
7 Buhîm, İ'tikâf 33/15, no: 2042.
8 Buhârî, î'tikâf, 33/14, no: 2041; Müslim, î'tikâf, 14/2, no: 1172.
9 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/75-76.
10 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/77.
11 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/77.
12 Ebû Dâvûd, Savm, 8/80, no: 4273.
13 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/77-78.
14 Bakara, 2/187.
15 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/78-79.
16 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/79.
17 Müslim, Hayd, 3/3, no: 297.
18 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/79-81.