22. İLÂ (Eşine Yaklaşmama Yemini) KİTABI 2

83. îlâ'nüı Niteliği ve Sonuçlan. 2

1. Boşanma Veya Yeminden Dönme: 2

2. İlâ Yemininin Niteliği: 3

3.Yeminsiz Olarak Karısına Yaklaşmamak: 3

4. İlâ Yemininde Süre: 3

5.İlâ'dan Doğan Boşanmanın Niteliği: 3

6. ilâ Yemininde Hakimin Rolü: 4

7. Boşandıktan Sonra Yeniden Evlenmede İlâ'nın Rolü: 4

8. İlâ'dan Doğan Boşanmada İddet: 4

9. Kölelerin llâ'sı: 4

10. İlâ'dan Doğan Boşanmada Karıyı Geri Döndürme: 5


22. İLÂ (Eşine Yaklaşmama Yemini) KİTABI

 

Bu bahsin dayandığı temel, "Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler ancak dört ay bekleyebilirler. Eğer yeminlerinden dönerlerse, şüphe yoktur ki Allah bağışlayıcı ve merhamet sahibidir. Şayet boşama­ya kararlı iseler, bilsinler ki Allah işitmekte ve her şeyi bilmektedir" [1]

âyet-i kerimeleridir. [2]

 

83. îlâ'nüı Niteliği ve Sonuçlan

 

İlâ -geleceği üzere- tarifinde edilen ihtilâfa göre, kişinin, kamına ya dört ay, ya daha fazla bir süre için veyahut süresiz olarak yaklaşmamaya ye­min etmesidir.

İslâm fukahası bu bahsin birkaç mes'elesinde ihtilâf etmişlerdir.

1- Bu yemini yapan kimseye, âyet-i kerimede verilen dört aylık mehil süresinin bizzat bitimiyle kansı boşanır mı, yoksa bu süre bittikten sonra ona «Ya sen kannı boşayacaksın, ya da yemininden döneceksin» demek suretiy­le onu iki yoldan birini seçmeye zorlamak mı gerekir?

2- İlâ, her yemin ile olur mu, yoksa şeriatta edilmesi caiz olan yeminle­re mi mahsustur?

3- Kişinin yeminsiz olarak kansma yaklaşmaması da ilâ mıdır?

4- İlâ, yalnız dört ay için yemin etmek demek midir, yoksa bu süreden daha fazla bir süre için veyahut süresiz olarak yemin eden kimse de ilâ etmiş sayılır mı?

5- İlâ sebebiyle olan boşanmalar kesin midir, ric'î midir?

6- İlâ yemini yapan kimse, eğer ne yemininden döner, ne de kansını boşarsa, hakim boşama karannı verebilir mi, yoksa kendisi bizzat kansını boşayıncaya kadar onu hapsetmek mi gerekir?

7- İlâ yemini yapan kimse eğer kansını boşadıktan sonra bir daha onu nikâhı altına döndürürse, yemininin hükmü de döner mi?

8- İlâ yemini süresinin bitiminde boşanan kadına iddet lazım gelir mi?

9- Kölenin ilâsı da hürün ilâsı hükmünde midir?

10- İlâ sebebiyle boşanan kadını bir daha geri döndürmenin sıhhati için, iddet süresi içinde ona yaklaşmak şart mıdır?

İşte bu on mes'ele ülke fukahasımn ihtilâf ettikleri ilâ mes'eleleri içinde en meşhur ve bu babta ana kaideler mesabesinde olanlarıdır. Biz de bu mes'eleleri birer birer ele alıp her biri hakkında ulemanın değişik görüşleriy­le ihtilâflannın neden ileri geldiğim ve her birinin neyle istidlal ettiğini -maksadımıza uygun bir şekilde- anlatmaya çalışacağız. [3]

 

1. Boşanma Veya Yeminden Dönme:

 

îmam Mâlik, İmam Şafii, İmam Ahmed, Ebû Sevr, İmam Dâvûd ve Leys b. Sa'd, «Karısına yaklaşmamaya yemin eden kimseye dört aylık bir sü­re verilir. Eğer bu süre içinde yemininden dönerse ne âlâ, dönmezse ona 'Ya yemininden dönersin, ya karını boşarsm' denilir» demişlerdir. Hz. Ali ile İbn Ömer'den her ne kadar başka şekilde bir rivayet gelmiş ise de, en sahih riva­yete göre onların da görüşü budur. İmam Ebû Hanife ile tabileri, Süfyan Sevrî ve bütün Küfe fukahası ise, «Eğer kendisine verilen dört aylık süre içinde yemininden dönmezse, bu dört aylık sürenin bizzat bitimiyle karısı boşanır» demişlerdir ki, İbn Mes'ud ile Tabiler'den bir cemaat da bu görüşte­dirler.

Bu ihtilâfın sebebi, yukarıda geçen âyet-i kerimedeki "Eğer ye­minlerinden dönerlerse, şüphe yoktur ki Allah bağışlayıcı ve merhamet sahibidir" cümlesinin mânâsında ihtilâf etmeleridir. Zira bu cümleyi «Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse» mânâsında anlayanlar, «Bizzat bu sürenin bitimiyle boşanma vaki olur» demişlerdir. Bunlara göre, «Şayet bo­şamaya kararlı iseler...» cümlesi de, «Müddet bitinceye kadar dönmemek» anlamına gelir. «Eğer dört ay bittikten sonra yeminlerinden dönerlerse..» mânâsında anlayanlar ise «Şayet boşamaya kararlı iseler..» cümlesinden za­hir olan mânâsı muraddır, demişlerdir. Bu âyet-i kerimede, Mâlikîlerin gö­rüşüne delâlet eden dört tane delil vardır.

1- Bu âyette dört aylık süre karıya değil, kocaya verilmiştir. Halbuki eğer boşanma bu sürenin bitimiyle vaki olsaydı, «kadınlarına yaklaşmama­ya yemin edenlerin karılan dört ay beklerler» denilecekti.

2- «Eğer boşamaya kararlı iseler...» denilerek boşama fiili erkeklere isnad edilmiştir. îmam Ebû Hanife'nin görüşüne göre ise, boşanma kendili­ğinden vaki olduğu için bu fiilin erkeklere isnadı mecaz olur. Halbuki bir ka­rine bulunmadıkça hakikat dururken mecaza gidilemez.

3- Derler ki: «Şayet boşamaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah işitmek­tedir» sözünden, boşanmanın işitilir bir şekilde vaki olduğu anlaşılmaktadır. İşitilir bir şekilde vaki olması ise, sürenin bitimi ile değil, ancak telaffuz yoluyla vaki olduğu zaman olur.

4- "Eğer yeminlerinden dönerlerse, şüphe yoktur ki Allah bağışla­yıcı ve merhamet sahibidir" cümlesinin başındaki (FE) harfi, yeminden dönmenin sürenin bitiminden sonra olduğunu ifade eder. Zira bu harf takib (izleme) edatı olduğu için âyetin mânâsı şöyledir: «Eğer bu süre bittikten sonra yeminlerinden dönerlerse Allah kabul buyurur. Çünkü Allah bağışla­yıcıdır».

Mâlikiler herhalde bu süreyi, erkeklik kuvveti bulunmayan kocaya ve­rilen bir yıllık süreye benzetmişlerdir. Çünkü bu adama verilen bu süre bitmedikçe nikâhı fesholunamaz. İmam Ebû Hanife ise, bu süreyi ric'î talâk ile boşanan kadının iddet süresine benzetmiştir. Çünkü bu sürenin bitmesiyle boşanma artık kesinleşmiş olur ve pişmanlığın faydası olamaz. Kısacası, Hanefiler, ilâ'yı ric'î boşanmaya, ilâ süresini de ric'î boşanmanın iddet süresi­ne benzetmişlerdir ki, kuvvetli bir kıyastır. Hanefilerin bu görüşü İbn Ab-bas'tan da rivayet olunmuştur. [4]

 

2. İlâ Yemininin Niteliği:

 

İmam Mâlik «İlâ, her çeşit yemin ile olur» demiştir. îmam Şafii ise, «Ancak edilmesi şer'an caiz olan yeminlerle olur ki bu da, ya Allah ile ya Al­lah'ın sıfatlarından biri ile olan yeminlerdir» demiştir.

İmam Mâlik «Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bek­lerler" âyet-i kerimesinin umumuna dayanmıştır. İmam Şafii ise, ilâ yemini­ni de keffareti gerektiren yemine benzetmiştir. Zira her ikisiyle de ilgili bir şer'î hüküm vardır. Edilmesi şer'an caiz olmayan yeminin ise, bir şer'î hükmü yoktur. Şu halde ilâ yemininde, keffareti gerektiren yeminlerden olması lâzım gelir.

 

3.Yeminsiz Olarak Karısına Yaklaşmamak:

 

Cumhur, «Yeminsiz olarak karısına yaklaşmayan kimseye ilâ hükmü lazım gelmez» demiştir. îmam Mâlik ise «Eğer kadına yaklaşmamakla, ona eza vermek istiyorsa -yemin etmese bile- ona ilâ hükmü lazım gelir» demiş­tir.

Cumhur, âyetin zahirine, İmam Mâlik de ilâ hükmünün hikmet ve se­bebine dayanmıştır. Çünkü kişi, karısına eza vermek için ona yaklaşmadığı zaman -ister bunu yemin ile pekiştirmiş olsun, ister olmasın- kadın her iki durumda da eza görmüş olur, [5]

 

4. İlâ Yemininde Süre:

 

İmam Mâlik ile onun görüşüne katılanlar, «İlâ ancak, dört aydan fazla bir süre için yemin etmektir» demişlerdir. Çünkü İmam Mâlik'e göre dört ay "bittikten sonra da yeminden dönülebilir. îmam Ebû Hanife ise -dört ayın bitimiyle boşanma vaki olduğunu benimsemiş olduğu için- «İlâ süresi dört ay­dır» demiştir. Hasan Basrî ile İbn Ebî Leylâ da, «Kişi, dört aydan az bir süre için de yemin etse, ilâ etmiş olur, yemin ettiği günden itibaren ona dört ay süre verilir» demişlerdir. Rivayete göre İbn Abbas da «İlâ, kişinin karısına hiç yaklaşmamaya yemin etmesidir» demiştir.

İlâ süresinde ihtilâf etmelerinin sebebi, âyetin mutlak olmasıdır. Şu halde, yeminden dönmenin zamanı, yeminin cinsi, yeminin süresi, ilâ eden koca ile ilâ edilen karının hükümleri ve ilâ sebebiyle olan boşanmanın kesin mi, ric'î mi olduğu hakkındaki ihtilâflarının sebebi, âyette bu mânâların âmm veyahut mücmel olarak geçmiş olmasıdır. Bu konuların dı­şında kalan ihtilâflarının sebebi ise, ihtilâf ettikleri konuların meskût geçmesidir. İşte bunlar, yani yeminin cinsi, yeminin süresi, yeminden geri dönebilmenin süresi, ilâ eden ve edilen koca ile karının hükümleri ve ilâ se­bebiyle vuku' bulan boşanmanın hangi çeşit boşanma olduğu, ilâ bahsinin ana mes'elesidir. [6]

 

 5.İlâ'dan Doğan Boşanmanın Niteliği:

 

İmam Mâlik ile İmam Şafii, «İlâ sebebiyle vuku' bulan boşanmalar ric'îdir. Zira şeriatın emriyle vaki olan bir boşanmanın -kesin olduğunu gös­teren bir delil bulunmadıkça- ric'î boşanmaya hamledilmesinin vücubu asıl­dır» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ile Ebû Sevr ise, «Kesindir. Çünkü eğer ric'î olursa, kadın mağduriyetten kurtulmuş olmaz. Adam bir daha onu nikâ­hı altına alarak ona eza vermeyi sürdürecektir» demişlerdir.

Şu halde ihtilâfın sebebi, kadının boşanmasından güdülen gayenin talâkta malum olan kaide ile çelişmesidir. Kaideyi tercih edenler, «Ric'îdir», gayeyi tercih edenler «Kesindir» demişlerdir. [7]

 

6. ilâ Yemininde Hakimin Rolü:

 

İmam Mâlik «İlâ yemini yapan kimse, eğer ne yemininden döner, ne de kansını boşarsa, hakim kadının boşanmasına karar verir». Zahiriler ise «Hapsedilir, ta ki kendisi kadını boşasın» demişlerdir.

Bu ihtilâfın sebebi, yine talâkta bilinen kaide ile, bu boşanmadan güdülen gaye arasında bulunan çelişmedir. Talâkta bilinen kaideyi gözönün-de bulunduranlar, «Kadının kocasından başka bir kimse kadını boşayamaz» demişlerdir. Kadının mağduriyetini düşünenler ise, «Hakim boşayabilir» demişlerdir. Bunlar genel maslahata bakmışlardır ki buna «MÜRSEL KI­YAS» denilmekte ve İmam Mâlik'ten, mürsel kıyas ile amel ettiği naklolunmaktadır. Fukahadan birçokları ise, mürsel kıyasa kabul etmemişlerdir. [8]

 

7. Boşandıktan Sonra Yeniden Evlenmede İlâ'nın Rolü:

 

İmam Mâlik «İlâ yemini yapan kimse, eğer karısını boşadıktan sonra bir daha onu nikâhı altına döndürüp de, ona yaklaşmazsa, ilâ'nın hükmü tek­rar döner» demiştir. İmam Mâlik'e göre boşanma ister ric'î, ister kesin olsun, durum böyledir. İmam Ebû Hanife ise «Yalnız ric'î boşanmada kadının geri döndürülmesiyle ilâ'nın hükmü döner» demiştir ki bu, İmam Şafii'nin iki kavlinden biridir. Müzeni ile fukahadan bir cemaat İmam Şafii'nin bu kavlini benimsemişlerdir. İmam Şafii'nin diğer kavline göre, kişi bir daha yemin et­mezse eski yeminin hükmü dönmez.

Bu ihtilâfın sebebi, maslahatın, ilâ şartının zahiri ile çelişmesidir. Zira ilâ'nın ilâ olabilmesi için aynı evlilikte yemin edilmiş olması şarttır. Ye­min edilmeyen bir diğer evlilikte şer'î ilâ yoktur. Fakat eğer biz bunu düşünürsek, ilâ'nın hükmüyle giderilmesi istenen kadının mağduriyeti giderilmiş olmaz. Bunun içindir ki İmam Mâlik bunu düşünerek, «İkinci evlilikte -kişi bir daha yemin etmese bile- eski yeminin hükmü döner» demiştir. [9]

 

8. İlâ'dan Doğan Boşanmada İddet:

 

Cumhur, ilâ süresinin bitiminde boşanan kadına iddet lazım geldiği görüşünde ise de, Câbir b. Zeyd'den, «Bu kadına -eğer geçen döıt ay içinde üç defa aybaşı adetini görmüş ise- iddet lazım gelme-z» dediği rivayet olunmuştur. Bir cemaat da bu görüştedir ve aynı zamanda bu görüş İbn Abbas'tan da rivayet olunmuştur.

Bu son görüşü savunanlar, «İddet, kadının gebe olup olmadığını öğ­renmek için vaz'edilmiştir. Bu kadının gebe olmadığı ise, zaten bilinmekte­dir» demişlerdir. Cumhur da «Bu kadın -gebe olmadığı biliniyorsa da- bo­şanmış olduğu için, diğer boşanan kadınlar gibi iddete tabidir» demiştir.

Şu halde ihtilâfın sebebi iddetin, hem taabbüdî bir emir, hem de maslahat için vaz'edilen bir hüküm olmasıdır. Maslahat için vaz'edilmiş ol­ma yönünü düşünenler, «Bu kadına iddet gerekmez», taabbüdî bir emir olma yönünü düşünenler ise «Gerekir» demişlerdir. [10]

 

9. Kölelerin llâ'sı:

 

İmam Mâlik kölenin ilâ süresini, kölenin suç cezalarıyla sahip olduğu talâk sayısına kıyas ederek, «Kölenin ilâ süresi, hür'ün ilâ süresinin yarısı, yani iki aydır» demiştir. İmam Şâfıi ile Zahirîler ise âyetin umumuna daya-

narak, «Hür'ün ilâ süresi nasıl dört aysa, köleninki de dört aydır» demişler­dir. Zahir olan şudur ki yeminlerin hürlerle kölelerle ilişkisi aynıdır. İlâ ise, bir yemindir. Ayrıca, ilâ süresini, erkeklik kuvveti yok olan kimseye verilen süreye kıyas etmek de bunu gerektirir. Zira erkeklik kuvveti yok olan hür ile köleye aynı süre verilir. İmam Ebû Hanife de «İlâ'dan zarar gören, erkek de­ğil, kadındır. Bunun için eğer kadın cariye olsa, erkek de hür olsa ilâ süresi iki aydır. Fakat eğer kadın hür olsa -erkek köle de olsa- ilâ süresi dört aydıp> de­miştir. Halbuki köle olan erkeğin ilâ süresini hür olan erkeğin süresine kıyas etmek, iyi bir kıyas değildir. Çünkü hüre verilen cezanın yansının köleye ve­rilmesi, kölenin zina işlemesi, hüre nisbetle daha az çirkin görüldüğü içindir. Halbuki ilâ eden kimseye süre verilmesinin sebebi, kadının mağduriyeti ön­lenirken, diğer taraftan da erkeğin yemininden geri dönmekle karısını boşa­maktan hangisinin kendisi için daha iyi olacağını düşünebilmesine imkân vermektir. Eğer bu süreden daha az bir zaman farzedersek, her ne kadar o za­man kadın daha çabuk mağduriyetten kurtuluyorsa da, erkeğin düşünme imkânı daraltılmış olur. Bunun için -ister hür, ister köle olsun- ona bundan az bir süre vermek uygun değildir. Meğer erkek köle, kadın da hür olsa ki, bunu da kimse dememiştir. Şu halde hür ile köle arasında bu hususta ayırım yap­mamak gerekir.

Hür ile köle arasında ayırım yapanlar da, ilâ'dan sonra kölelik kalkmış olursa, süre değişir mi değişmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, «Değişmez», İmam Ebû Hanife ise «Hürlerin süresine dönüşür» demiştir. Şu halde İmam Ebû Hanife'ye göre eğer bir cariye, kocası onu ilâ ettikten sonra azadlanırsa, ilâsı hür kadınların ilâsına dönüşür. Îbnü'l-Kasım da, «Emsaliyle cima' edilmeyen küçük kızların ilâsı yoktur. Şayet böyle bir şey vaki olup da kız baliğ oluncaya kadar ilâ devam ederse, dört aylık süre, kızın baliğ olduğu günden itibaren sayılır» demiştir. İbnü'l-Kasım'ın böyle deme­sinin sebebi: Çünkü ilâ'nın küçüklere zararı yoktur. İbnü'l-Kasım, «Hadım olanların ve cima1 edemeyen kimselerin de ilâlarının hükmü yoktur» demiş­tir.

geri dönmüştür ya dönmemiştir. Eğer geri dönmüşse, eski ilâ artık muteber olmayıp kadım geri döndürdüğü günden itibaren yeniden başlamış olur ve eğer geri dönmemişse -eğer yeminsiz ilâ da olur, demezsek- zaten muteber değildir. Yeminsiz ilâ olur, desek de, dört aylık süreyi, kadının geri döndü­rülmesi tarihinden itibaren saymak gerekir» demiştir. İmam Mâlik ise «Ka­dının mağduriyetini önlemek için vuku' bulan her boşanmadan geri dönme­nin sıhhati için, kadının duçar olduğu mağduriyetin kalkması şarttır. Nite­kim karısını besleyemediği için boşayan kimse, zenginleşmedikçe onu tek­rar nikâhı altına geri döndüremez» demiştir.

O halde ihtilâfın sebebi, KIYAS-I ŞEBEH'dir. Zira bu boşanmadan geri dönmeyi yeni baştan kıyılan nikâha benzetenler, «Eğer bir daha ilâ et­mezse eski ilâ dönmez» demişlerdir. «Bu da, karısı mağduriyete uğradığı için onu boşamak zorunda kalan ve mağduriyetini önlemek imkânına sahip olmadan onu tekrar nikâhı altına döndüren kimsenin geri dönmesi gibidir» diyenler ise, «Eski ilâ tekrar döner» demişlerdir. [11]

 

10. İlâ'dan Doğan Boşanmada Karıyı Geri Döndürme:

 

Cumhur, «İlâ sebebiyle boşanan kadını, bir daha geri döndürmenin sıhhati için iddet süresi içinde ona yaklaşmak şan değildir» demiştir. İmam Mâlik ise «Eğer adam -hastalık gibi- bir mazereti olmadığı halde, iddet süre­si içinde kadına yaklaşmazsa, kadın geri döndürülmüş olmaz ve iddet süresi bittikten sonra adam artık ona yaklaşamaz» demiştir.

Cumhur, «Çünkü bu adamın karısını geri döndürmesiyle, ya ilâsı da[12]

 



[1] Bakara.2/226.

[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/93.

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/95.

[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/96-97.

[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/97.

[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/97-98.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/98.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/98.

[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/99.

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/99.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/99-100.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/100-101.