64. KAZİF (İffetliye İftira) KİTABI 2

183. Kazif in Tanımı ve Şartlan. 2

184. Kazif Suçunun Cezası 2

1. Kazif Cezasının Niteliği: 3

2. Kazif Suçunun Tekrarı: 3

3. Kazif Cezasının Düşmesi; 3

4. Kazif Cezasının Uygulanması'. 4

185. Kazif Suçunun Sabit Oluşu. 4


64. KAZİF (İffetliye İftira) KİTABI

 

Bu bahse dair konuşmamız, "KAZÎF nedir? Kazfedeale edilenin şart­ları nelerdir? Kazfedene ne lazım gelir? Kazif suçu neyle sabit olur?" konu­lan hakkındadır. [1]

 

183. Kazif in Tanımı ve Şartlan

 

Başkasına zina isnad etmek veyahut babasının çocuğu olmadığını söy­lemek demek olan KAZİF bahsinin temeli "İffetli kadınlara zina isnad edip de, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen değnek vurun ve ebe-diyyen şahidu'klerini kabul etmeyin. Fasık olanlar bunların ta kendile­ridir" [2] âyet-i kerimesidir.

Ulema -akıl ve buluğ olmak üzere- iki vasfın kazfedenin şartı olduğun­da müttefiktirler. Yani deli olmayan ve ergenlik çağına eren bir kimse -ister erkek, ister kadın, ister hür, ister köle, ister müslüman, ister gayr-i müslim ol­sun- başkasına zina isnad ettiği veyahut babasının çocuğu olmadığını söyle­diği zaman kendisine ceza lazım gelir.

Kazfedilenin şartları da -buluğ, hürriyet, ifffet, müslümanlık ve tenasül aletinin bulunması olmak üzere- beş olduğunda keza ittifak vardır. Yani kaz­feden kimseye ceza lazım gelmesi için, kazfettiği kimsenin çocuk olmaması, köle olmaması, ahlaken mazbut olması, müslüman olması ve tenasül aletinin bulunması şarttır. Bu vasıflardan biri kendisinde bulunmayan kimseye kaz-fetmek cezayı gerektirmez. Ancak bunlardan hürriyet vasfının şart olup ol­madığında ihtilâf edilmiş olabilir. Yani köleye kazfeden kimseye ceza lazım gelip gelmediğinde ulema ihtilâf etmiş olabilirler, tmam Mâlik, kazfedilen kadının zina edebilecek yaşta olmasını da şart koşmuştur.

Cezayı gerektiren kazfın şartlarına gelince: Ulema, başkasına zina isnad etmek veyahut babasının çocuğu olmadığını söylemek suretiyle kazfeden kimseye ceza lazım geldiğinde müttefik iseler de, babasının çocuğu olmadı­ğını söylediği kimsenin annesi cariye veyahut gayri müslim olursa, kazfede-ne yine de ceza lazım gelir mi gelmez mi diye ihtilâf etmişlerdir. îmam Mâlik, «Kazfedilen kimsenin annesi kim olursa olsun, yani ister cariye, ister hür, ister müslüman, ister gayr-i müslim olsun, kendisine kazfeden kimseye ceza lazım gelir» demiştir. İbrahim Nehâî ise «Babasının çocuğu olmadığını söylediği kimsenin annesi, eğer cariye veyahut gayr-i müslim olursa, kendi­sine bir şey lazım gelmez» demiştir ki, îmam Ebû Hanife ile îmam Şafii'nin sözünden de bu anlaşılır.

Ulema başkasına açık bir şekilde, zina isnad eden veyahut babasının ço­cuğu olmadığını söyleyen kimseye ceza lazım geldiğinde müttefik iseler de bunu kinaye yolu ile ve kapalı bir şekilde söyleyen kimseye de lazım gelip gelmediğinde ihtilâf etmişlerdir. İmam Şafii, İmam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî ve îbn Ebî Leylâ, «Başkasına kinaye yolu ile kazfedene serî ceza lazım gelmez» demişlerdir. Bunlardan îmam Şâfıi ile îmam Ebû Hanife, «Bu kim­seye ta'zir lazım gelir, yani hakim uygun gördüğü cezayı ona verir» demiş­lerdir. Ashabtan İbn Mes'ud da buna katılır. İmam Mâlik ile tabileri ise «Başkasına zina isnad etmek veyahut babasının çocuğu olmadığını söyle­mek -kinaye yolu ile bile olsa- şer'î cezayı gerektirir» demişlerdir. Bu mes'ele Hz, Ömer-zamanında vaki olmuş ve Hz. Ömer durumu ashaba danış­mıştır, Ashab ise ihtilâf etmişlerdir. Hz. Ömer neticede ceza lâzım geldiği kanaatına vararak adamı cezalandırmıştır.

«Kinaye yolu ile bile olsa cezayı gerektirir» diyen îmam Mâlik, «Çünkü kinaye -her ne kadar hakiki mânâsında kullanılmıyorsa da- bazan, karine ve lisan örfü yardımı ile açık ifadeden daha açık olur» demiştir. Cumhur da «Hakiki mânâsında kullanılmayan kelimeden hangi mânânın murad olduğu kesinlikle bilinemez. Şer'î cezalar ise, suçun kesin olmadığı durumlarda uy­gulanamaz» demiştir. Doğrusu şudur ki, kinaye bazı yerlerde açık ifade ka­dar açık ise de, bazı yerlerde, yani kelimenin kendisinden murad olan mânâda az kullanıldığı yerlerde zayıftır,

Kazfedilen kimsenin gerçekten zina ettiği, dört kişinin şahidliğiyle sa­bit olduğu zaman, kazfeden kimseden cezanın sakıt olduğunda ihtilâf yoksa da, şahidler dörtten az olduğu zaman, sakıt olup olmadığında ihtilâf etmişler­dir, îmam Mâlik «Şahidlerin sayısı dörtten az olduğu zaman, her biri adama kazfetmiş sayılır» demiş ise de, diğerleri «Şahidlerin sayısı dörtten aşağı ol­duğu zaman her ne kadar adamın zina ettiği sabit olmuyorsa da, dedikodu ya­parak değil, hakimin huzurunda ifade verdikleri için, adama kazfetmiş sayıl­mazlar» demişlerdir. Mâliki uleması da, zina şahidlerinden her birinin ağ­zından şahidlik edenlerin de dörder kişi olmaları gerekli midir, değil midir diye ihtilâf etmişlerdir. [3]          

     

184. Kazif Suçunun Cezası

 

Kazfedene lazım gelen sert ceza hakındaki konuşmamız da, "Ceza ola­rak ne lazım gelir? Kazfın tekerrür etmesiyle ceza da tekerrür eder mi? Kâzif cezası sakıt olur mu, olmaz mı? Şayet sakıt oluyorsa neyle sakıt olur?" konu­larına dairdir. [4]

 

1. Kazif Cezasının Niteliği:

 

Cenâb-ı Hak metni yukarıda geçen âyet-i kerimede, "İffetli kadınlara zina isnad edip de, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen değnek vurun ve şahidliklerini ebediyyen kabul etmeyin" buyurduğu için ulema, hür olan kimsenin başkasına kazfettiği zaman kendisine seksen değnek lazım geldi­ğinde müttefik iseler de, hür'e kazfeden köleye lazım gelen ceza miktarı hak­kında ihtilâf etmişlerdir. Cumhur «Kölenin kazif cezası hür'ün kâzif cezasının yansıdır ki, kırk değnektir» demiştir. Bu görüş dört halife ile İbn Ab-bas'tan da rivayet olunmuştur. Kimisi de «Kölenin kazif cezası hür'ün kazif cezası kadardır» demiştir ki, ashabtan İbn Mes'ud, tabiinden Ömer b. Ab-dülaziz ve fukahadan Ebû Sevr, Evzâî, İmara Dâvûd ve tabileri de buna katı­lır.

Cumhur, kazfeden köleyi zina eden köleye kıyas etmiştir. Zira zina eden kölenin cezası, zina eden hür'ün cezasının yarısıdır. Zahiriler ise, hem âyetin umumuna, hem kazfeden gayr-i müslim'e lazım gelen cezanın seksen değ­nek olduğunda bulunan icmaa dayanmışlardır. Zira kazfeden gayr-i müs­lim'e seksen değnek lazım geldiğine göre, müslüman olan köleye bu cezanın lazım gelmesi evleviyetlc !;*erekir. [5]

 

2. Kazif Suçunun Tekrarı:

 

Kazfin tekerrürü ile cezanın da tekerrür edip etmediği mes'elesine ge­lince: Fııkaha, tek bir kişiye birkaç kez kazfeden kimseye, eğer ettiği her kaz-

fin cezası kendisine verildikten sonra bir daha kazfetmiş ise, kendisine her bir kazfı için bir ceza ve eğer ettiği her kazfîn cezası uygulanmadan bir daha kazfetmiş ise, bütün kazifleri için sadece bir ceza lazım geldiğinde müttefik: iseler de, birden çok kişilere kazfeden kimseye kaç ceza lazım geldiği hak­kında ihtilâf etmişlerdir. Kimisi «Birden çok kişilere kazfeden kimseye -is­ter hepsine birlikte, ister ayrı ayn kazfetmiş olsun- bir ceza lazım gelir» de­miştir ki, İmam Mâlik, İmam Ebû Hanife, Süfyan Sevrî, İmam Ahmed ve bir cemaat bu görüştedirler. Kimisi de «Kendisine kazfettiği her bir kişi için bir ceza lazım gelir» demiştir. İmam Şafii, Leys b. Sa'd ve bir cemaat da buna ka­tılır. Hatta Hasan b. Huyey'den, «Eğer bir kimse 'Kim bu eve girerse zinacı-dır' derse, dediği eve girenlerin her biri için kendisine bir ceza lazım gelir» dediği rivayet olunmuştur. Kimisi de «Her birine ayn ayn kazfettiği zaman, kendisine her biri için bir ceza, hepsine birlikte kazfettiği zaman da, hepsi için yalnız bir ceza lazım gelir» demiştir.

Birden çok kişilere kazfeden kimseye bir ceza lazım geldiği görüşünde olanlann dayanağı, Enes b. Mâlik ile başkalannın «Hilâl b. Ümeyye, karısı­na 'Serik b. Seniha ile kötü münasebette bulunmuş' diye kazfetmişti. Karısı Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e başvurdu. Peygamber (s.a.s) Efendimiz ara-lannda mülâane yaptı da Hilâl'ı Serik'e kazfettiği için cezalandırmadı» [6] mealindeki hadisleridir. Kansına herhangi bir kimse ile zina etmiş, diye kaz­feden kimseye Ceza lazım geldiğinde -bu hadise dayanılarak- icma' edilmiş­tir.

Birden çok kişilere kazfeden kimseye, her biri için bir ceza lazım geldi­ğini söyleyenler de, «Ceza her birinin hakkıdır. Zira eğer biri, hakkını bağış­larsa diğerlerinin hakkı sakıt olmaz. Bu ise, kendisine, her biri için bir ceza lazım geldiğini göstermektedir» demişlerdir.

Birden çok kişilere bir sözle veyahut bir yerde kazfeden kimse ile, deği­şik sözlerle veyahut değişik yerlerde kazfeden kimse arasında ayınm yapan­lar da, «Çünkü kazif taaddüd edince (sayısı artınca) cezanın da taaddüd etmesi gerekir. Hele hem kazfın, hem kazfedilenlerin taaddüdü halinde ceza­nın taaddüd etmesi evleviyetle lazım gelir» demişlerdir. [7]

 

3. Kazif Cezasının Düşmesi;

 

Kazif cezasının sakıt olup olmadığı mes'elesine gelince: İmam Ebû Ha­nife, Süfyan Sevrî ve Evzâî, «Kazif cezası bağışlanamaz», İmam- Şâfİi de «İster hakim duymuş olsun, ister olmasın, kazfedilen kimse kazfedeni bağış­larsa, kazif cezası sakıt olur» kimisi de «Hakim henüz duymamışken bağış­lanabilir. Fakat hakim duyduktan sonra bağışlanamaz» demiştir. İmam

Mâlik de değişik görüşlerde bulunarak bir kez İmam Şafii gibi, bir kez de «Henüz hakim duymamışken bağışlanabiliyorsa da, hakim duyduktan sonra bağışlanamaz. Ancak eğer kazfedilen kimse rüsvay olmamak için davayı ka­patmak isterse, o zaman hakim duymuş olsa bile bağışlayabilir» demiştir ki, onun meşhur olan görüşü budur.

Bu ihtilâfın sebebi, kâzif cezası kamu hakkı mıdır, yoksa şahsî bir hak mıdır, veyahut ikisinin de hakkı mıdır diye ihtilâf etmeleridir. «Kamu hakkıdır»'diyenler, «Zina cezası nasıl bağışlanamıyorsa, kazif cezası da bağışlanamıyor», «Şahsî bir haktır» diyenler de «Bağışlanabilir» demişlerdir. «İkisinin de hakkıdır» deyip de, kamu hakkını şahsî hakka üstün görenler ise, hakimin duyup duymaması halleri arasında ayınm yapmışlardır. Bunlar aynca hırsızlık hakkında varid olan rivayete kıyas yapmışlardır. Kazif ceza­sının şahsî bir hak olduğunu söyleyenler -ki zahir olan görüş budur- aynca, «Kazfedilen kimsenin kazfedeni doğrulaması halinde kazif cezasının düş­mesi de, kazif cezasının şahsî bir hak olduğunu göstermektedir» demişler­dir. [8]

 

4. Kazif Cezasının Uygulanması'.

 

Ulema, kazif cezasını hakimden başka bir kimse uygulayamaz, diye

müttefiktirler.

Ulema, kazfeden kimseye ceza lazım geldikten başka, bir de -eğer tevbe etmezse- şahidliği de kabul olunmaz, diye keza müttefiktirler. Fakat tevbe ettiği taktirde şahidliğinin kabul olunup olunmadığında ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik ile İmam Şâfıi, «kabul olunur», İmam Mâlik ise «Tevbe etse bi­le, ölünceye kadar şahidliği kabul olunmaz» [9] demişlerdir.

Bu ihtilâfın sebebi, yukanda geçen âyet-ikerimeyi takibeden âyetin başındaki, "Ama bundan sonra tevbe edip düzelenler bunun dışındadır" istisnası, önceki âyetin her iki cümlesine de mi, yoksa istisnaya en yakın olan cümleye mi döner diye ihtilâf etmeleridir. «En yakın cümleye döner diyenler 'kabul olunmaz' demişlerdir. «İstisnadan önceki her iki cümleye de dö­ner» diyenler ise, «tevbe ile fasıklık vasıflan kalktığı gibi şahidliklerinin ka­bul olunmaması için de bir sebeb kalmaz. Zira kişinin fasıklık vasfı kalktığı halde şahidliğinin kabul olunmaması, şeriatın usulüne uygun düşen bir du­rum değildir. Çünkü fasık olmayan kimse adil olan kimse demektir. Adil olan kimsenin şahidliği ise, şer'an makbuldür» demişlerdir. Tevbe ile ceza­nın kalkmadığında ise, ihtilâf yoktur. [10]

 

185. Kazif Suçunun Sabit Oluşu

 

Ulema, kazif suçunun, adaletli, erkek ve hür olan iki kişinin şahidliğiyle sabit olduğunda müttefik iseler de, Mâliki uleması, 'Bir kişinin şahidliğiyle davacının yemini veyahut kadınların şahidliğiyle de sabit olur mu, olmaz mı? Davacının hiç şahidi bulunmadığı zaman -diğer davalarda olduğu gibi-davalıya yemin teklif edilir mi, edilmez mi? Ş ayet teklif ediliyorsa, davalının yemin etmekten çekinip de davacının yemin etmesi halinde şer'i ceza lazım gelir mi gelmez mi ?' diye ihtilâf etmişlerdir.

İşte bu babın ferileri için temel olan ana mes'eleler bunlardır.

(Kadı -îbn Rüşd- diyor ki): Allah ömür verirse, furu1 hakkında Mâliki fıkhına göre ve ilmî usul ile sıralanmış ve her bir bahsi için ayrı bir bölüm açılmış bir kitap yazacağız. Zira bugün için burada, yani Endülüs yarım ada­sında uygulanmakta olan mezheb, Mâliki fıkhıdır. Ta ki okuyan her kişi Mâliki mezhebi içinde, bir rnüctehid olsun. Çünkü bütün rivayetleri herhan­gi bir kitabta toplamaya kalkışmak -kanaatimce- ömrün vefa edemeyeceği bir şeydir. [11]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/303.

[2] NÛr,24/4.

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/305-306.

[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/307.

[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/307.

[6] Ebû Dâvûd, Buyu\ 17/23, no: 3381.

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/307-308.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/308-309.

[9] Hanefi mezhebi de bu görüştedir

[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/309.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/311.